Temel ilkeler ve tavsiyeler
Eğitim sistemindeki merkeziyetçi ve tekçi yapıya son
verilerek; eğitim politikalarını geliştirme ve hayata geçirme konusunda yetki
merkezden yerele ve okullara kaydırılmalı ve buna bağlı olarak yerelde ve
okullarda kapasite güçlendirilmeli.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredattan
kaldırılmalı. Kaldırılmaz ise de bu ders nesnel, çoğulcu ve eleştirel bir
"dinler hakkında eğitim" dersi olarak düzenlenerek seçmeli ders
statüsüne alınmalı ve yalnızca tercih eden öğrenciler bu dersi almalı. Bu dersi
tercih etmeyen öğrencilere başka alternatif seçmeli dersleri tercih etme şansı
tanınmalı. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersiyle ilgili soruların
TEOG yerleştirme sınavlarında sorulmasına son verilmeli. Ders kitaplarında yer alan, bazı gruplara karşı önyargı
ve kalıpyargı oluşturan ve/veya bazı grupları zararlı gösteren ifadeler
çıkarılmalı. Türkiye'de yaşayan bütün halkların anadillerini öğrenme
ve anadillerinde öğrenim görme hakları anayasal güvenceye kavuşmalı...
***
"Türkiye Eğitim Sisteminde Renk, Etnik Köken, Dil,
Din ve İnanç Temelli Ayrımcılık" raporu kamuoyuyla paylaşıldı.
Tarih Vakfı ve Uluslararası Azınlık Hakları Grubu (MRG)
ortaklığında Avrupa Birliği'nin mali desteğiyle yürütülen "Türkiye'de
Eğitim Sisteminde Eşitliğin İzlenmesi" adlı proje kapsamında hazırlanan,
"Türkiye Eğitim Sisteminde Renk, Etnik Köken, Dil, Din ve İnanç Temelli
Ayrımcılık" raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Türkiye'de Formel Eğitim Sisteminde Eşitliğin İzlenmesi
için Sivil Toplumun Mobilize Edilmesi (Eğitimde Eşitliğin İzlenmesi) adlı
projenin alan araştırması ve izleme ağı bileşenlerinin derlediği verilere
dayanılarak hazırlanan rapor, 2014-2015 Eğitim ve Öğretim Yılında Türkiye'de
resmi eğitim sisteminde renk, etnik köken, dil, din ve inanç temelli ne tür
ayrımcılıkların var olduğunu ortaya koydu. Eğitimde Eşitliğin İzlenmesi Projesi
Uluslararası Azınlık Hakları Grubu (MRG) ile Tarih Vakfı ortaklığında, Avrupa
Birliği'nin mali desteğiyle 1 Mart 2014'ten bu güne yürütülen projenin
sonuçları yakın zamanda Milli Eğitim Bakanlığı'na sunulacak. 30 Eylül 2015 Çarşamba günü Türkiye "Milli"
Eğitim Sisteminde "Gayri Milliler" adı altında düzenlenen basın
toplantısı ile kamuoyuna sunulan rapor kapsamında incelenen konular arasında
öne çıkan bazı başlıklar şöyle;
Türk "Milli" Eğitiminin Amacı
Milli Eğitim Temel Kanunu'nda Türk milli eğitiminin temel
ilkeleri sıralanırken, milli eğitim hizmetinin Türk vatandaşlarının istek ve
kabiliyetleri ile Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlendiği belirtiliyor.
Anayasa ve Milli Eğitim Temel Kanunu'nda ülkedeki çoğulculuğa, farklılıklara ve
barışa herhangi bir referans yapılmazken, aksine defalarca Türklük vurgusu
yapılıyor; Atatürk milliyetçiliğine bağlılık temel bir amaç olarak
düzenleniyor. Nitekim müfredat, ders programları ve ders kitaplarının içeriği
de kanunda belirlenen amaca göre düzenleniyor. Son yıllarda müfredatta, ders
kitaplarında ve etkinliklerde dini referansların arttığı dikkat çekerken,
"Türk İslam" sentezi ideolojisinin yeniden kurgulanarak öğrencilere
empoze edildiği gözlemleniyor. Eğitim-Sen'in 2014-2015 öğretim yılı ile ilgili
raporuna göre eğitimde 4+4+4 sistemine geçilmesiyle beraber "dindar"
ve "itaatkâr" bir nesil yetiştirmek hedeflendi, okulların önemli bir
kısmının imam hatip lisesi ve ortaokuluna çevirmek konusunda önemli adımlar
atıldı. Aynı rapora göre felsefe, bilim, sanat ve beden eğitimi derslerinin
saat sayısı azalırken, dini içerikli derslerin sayısında artış görüldü.
Anadilde eğitim yoluyla anadilin öğrenilmesi
Anadilini eğitim sistemi dâhilinde öğrenmenin, daha
önemlisi anadilinde eğitim görmenin, devletin resmi dilinden başka bir dili
anadilleri olarak tanımlayan toplulukların dillerini korumalarının en önemli
aracı olduğu söylenebilir. Bunun için günümüzde Türkiye'de de yok olmaya yüz
tutmuş veya konuşan sayısı azalan dilleri anadilleri olarak kabul eden
topluluklar başta olmak üzere pek çok topluluk, anadillerinin resmi eğitim
sistemi içinde çocuklara öğretilmesini talep ediyor.
Katılımcılıktan uzak planlama ve uygulama
Öncelikle Yaşayan Diller ve Lehçeler seçmeli dil
derslerinin müfredata alınması, uygulama ve planlaması sırasında, dili konuşan
grupların temsilcileriyle herhangi bir istişare yapılmamıştır. Dolayısıyla bu
dersler katılımcılıktan uzak bir şekilde geliştirilmiştir.
Seçmeli bir dersin açılması için en az 10 öğrencinin o
dersi seçmiş olması şartı, söz konusu dersin açılmasını zorlaştırıyor
Diğer seçmeli derslerde olduğu gibi, seçmeli derslerden
birinin bir okulda açılabilmesi için en az 10 öğrencinin dersi tercih etmesi
gerekiyor. Özellikle nüfus olarak daha az veya dağınık olan ve anadili öğrenme
konusunda henüz yeterli ilgiyi gösterebilecek durumda olmayan toplumsal gruplar
için bu sınırlama büyük bir sorun olarak görülüyor.
Anadilinde eğitim yalnızca azınlık okullarında yapılıyor.
Azınlık okulları da ciddi sorunlar yaşıyor.
Türkiye'de anadilinde eğitim yalnızca Ermeni, Rum, Musevi
ve geçen yıldan itibaren Süryani okullarında yapılabiliyor. Bu okullar maddi
sıkıntılar olmak üzere pek çok sorun yaşıyorlar. Devlet okullarında Türkçe
dışında kalan anadillerde eğitim yapılmıyor. Bu durum, milyonlarca çocuğun hiç
veya yeterince bilmediği bir dilde öğrenim görmesine ve anadilinde eğitim gören
çocuklara göre dezavantajlı duruma düşmesine neden oluyor.
Dezavantajlı – yoksul gruplar eğitim hakkında gereken
şekilde yararlanamıyor.
Toplumun en dezavantajlı kesimleri arasında yer alan
Romanlar, Afro-Türkler, mevsimlik işçi çocuklar (çoğu Kürt ve Roman) öğrenim
hayatlarına toplumun diğer kesimlerine kıyasen daha az oranda devam edebiliyor.
Bölgeler arası eşitsizlik henüz giderilmiş değil. Doğu ve güneydoğu
bölgelerinde okullulaşma ve okula devam etme oranı Türkiye ortalamasının
altında.
Müfredat ve ders kitaplarında çoğulculuk
Bir ülkedeki eğitim sisteminin amacı, müfredatın ve ders
kitaplarının içeriği ülkede farklı kimliklere saygının geliştirilmesine ve
farklılıkların teşvik edilmesine katkıda bulunabileceği gibi, toplumdaki
önyargıların ve düşmanlığın derinleşmesine de etki edebilir. Örneğin;
• Ders kitapları Türkiye'deki toplumsal çeşitliliği
yansıtmaktan çok uzak. Kitaplarda Kürtler, Ermeniler, Museviler, Rumlar,
Abazalar, Lazlar, cinsel yönelim grupları ve başörtülüler yer almazken;metinler
dışlayıcı bir Türklük anlayışıyla yazılıyor.
• Ders kitaplarında "biz" derken yalnızca
kökleri Orta Asya'ya dayanan ve Müslüman olan Türkler kastediliyor.
• Ders kitaplarında bazı gruplara karşı önyargı ve
kalıpyargı oluşturan ifadeler yer alıyor. Örneğin ateistler topluma zarar
vermekle suçlanıyor.
Temel ilkeler ve tavsiyeler
Eğitim sistemindeki merkeziyetçi ve tekçi yapıya son
verilerek; eğitim politikalarını geliştirme ve hayata geçirme konusunda yetki
merkezden yerele ve okullara kaydırılmalı ve buna bağlı olarak yerelde ve
okullarda kapasite güçlendirilmeli.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredattan
kaldırılmalı. Kaldırılmaz ise de bu ders nesnel, çoğulcu ve eleştirel bir
"dinler hakkında eğitim" dersi olarak düzenlenerek seçmeli ders
statüsüne alınmalı ve yalnızca tercih eden öğrenciler bu dersi almalı. Bu dersi
tercih etmeyen öğrencilere başka alternatif seçmeli dersleri tercih etme şansı
tanınmalı.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersiyle ilgili soruların
TEOG yerleştirme sınavlarında sorulmasına son verilmeli.
Ders kitaplarında yer alan, bazı gruplara karşı önyargı
ve kalıpyargı oluşturan ve/veya bazı grupları zararlı gösteren ifadeler
çıkarılmalı.
Türkiye'de yaşayan bütün halkların anadillerini öğrenme
ve anadillerinde öğrenim görme hakları anayasal güvenceye kavuşmalı.
Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde 'Ayrımcılığı İzleme
Kurulu' oluşturulmalı.
Zorunlu verilmesi gereken ders dışındaki konularda;
örneğin ders programları, eğitim dili gibi konularda farklı eğitim modellerinin
uygulanmasına olanak tanınmalı.
Eğitim sistemine ilişkin politikaların geliştirilmesinde
ve uygulanmasında merkezi ve yerel düzeyde katılımcılık ilkesine uyulmalı ve
eğitim hakkının öznesi olan çocukları da süreçlere dâhil eden demokratik karar
verme mekanizmaları oluşturulmalı. Bu konuda faaliyet yürüten akademik
birimlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve farklı renge, etnik kökene, dile,
dine ve inanca mensup toplulukların karar alma süreçlerine dâhil edilmeleri
sağlanmalı.
Ayrımcılığa maruz kalan öğrencilerin başvurabilecekleri,
kolay erişilebilir ve hızlı sonuç alınabilir idari ve yargısal koruma
mekanizmalarının mevzuatta açıkça tanımlanması ve bu mekanizmalara başvuru
yapma konusunda öğrencilerinin ve ailelerinin yardım alabilecekleri birimlerin
oluşturulması sağlanmalı.
Ayrımcı bir muamelenin şikâyet edilmesi veya duyulması
halinde idari ve yargısal usulleri harekete geçirmeyen ve gerekli tedbirleri
almayan öğretmenler ve okul idarecileri hakkında caydırıcı yaptırımlar öngören
yasal işlemler yapılmalı.
Temel eğitimin parasız olması ilkesinden hareketle
okullarda 'bağış' adı altında kayıt ücreti alınması yasaklanmalı.
Eğitim fakültelerindeki müfredatta ayrımcılık yasağı, çok
kültürlülük gibi konulara yer verilmeli; görev yapan öğretmenlere bu konularda
hizmet içi eğitim verilmeli.
Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerdeki azınlık
hakları ve kültürel haklar ile ilgili maddelere koyduğu çekinceleri kaldırması;
henüz taraf olmadığı Ulusal Azınlıklar için Çerçeve Sözleşme, UNESCO Eğitimde
Ayrımcılığa Karşı Sözleşme, Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı gibi
sözleşmeleri onaylaması sağlanmalı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.