HAYATTA KALAN VOSKEHAT AZOYAN’IN, VAN SANCAĞININ VAN
KAZASINDA BULUNAN ARÇAK NAHİYESİNİN ARÇAK KÖYÜ KATLİAMIYLA İLGİLİ TANIKLIĞI.
[1916], Bakü. Ben, Van vilayetinin Arçak köyünden Voskehat Azoyan,
yaşım 50, günümüzde Bakü yakınlarındaki Ermeni köyünde bulunuyorum, bana Göçmen
Komitesi yardım ediyor. Memlekette, kendi evimizde yaşıyorduk, ailemiz 13
şahıstan oluşmaktaydı, şimdi 12 kişi hayattayız, biri Bakü’de öldü.
Seferberlikten başlayarak her şey değişti, Ermeni-Kürt
arasındaki yılların dostluğu, bir kerede düşmanlığa dönüştü, gelecek olan
facianın silueti uzak görüşlü insanlar için belirgindi, hatta bu seferki savaş
alanının Ermenistan olacağı.
Savaş başlamıştı, Türk, aceleyle sınırlara ordu
naklediyordu. Kotol Kale’ye (3) nakledilen birlikler mutlaka Arçak’ta istirahat
edeceklerdi. Hükümetin resmî garnizonu olmadığından, zaptiyeler ve askerlere
vermek için sürekli evleri boşaltıyorlardı; kış ortasında, gece yarısı,
çocukların evden eve taşınması açılıydı.
1914 Kasım ayında, köyün durumu daha şüpheli olduğundan
dolayı, gelinimi ve iki çocuğunu, kızlarım Heğine, Seneke, Bersabe, Mariam ve
oğlum Armenak’ı kalmaları için Van’a yolladım, çünkü tecrübe, bize köyün
olaylar esnasında saldırılara daha açık olduğunu öğretmişti.
Köyde ben, kocam Harutyun ve oğlum Haykak kaldık, hükümet
haber alır diye hepimiz gidemiyorduk. Sonbaharda, Andranik’in ordusunun Saray
hattından geri çekilmesi ve Halil Bey’in Vözmia hattı üzerinden ilerlemesi,
Türk hükümetini azdırdı. Ermeni firari askerler, silahlarına el konulduğundan
dolayı dönüyorlardı.
1915 baharında olaylar derinleşti, firari Ermeni askerler
öldürülüyor, müdür köylülere gizlice, ellerinden geldiği oranda çocukları ve
kadınları köyden uzaklaştırmalarını duyuruyordu. Birçoğu, olaylardan birkaç gün
önce sözünü dinleyip, çocuklarını Van’a yolladı.
Ermenilerin imhası planının her yerde önceden hazır
olmasının kanıtı: Daha Van’da hiçbir şey yokken Saray Kaymakamı (adını
bilmiyorum), 5 Nisan’da birliğiyle köyümüze geldi, herhangi bir şüpheli hareket
göstermeden her zamanki gibi birliğiyle geceledi. O günü geceyi köyde
geçirerek, köylülerden hiçbirinin haberi olmadan bilinmeyen bir yöne doğru
gitmişti, bu yüzden köyde kalanlar, tehlikeyi geçmiş kabul ediyorlardı, fakat…
Geceleyin komşumuz Ermeni köyü Mandan’a [Hendil] girerek, köyde bulunan tüm
gençleri katleder (bu Mandan köyü, Arçak’ın 7-8 mil uzağında, Arçak’ın
kuzeyindeydi), kadın ve çocuklara dahi acımadan gecenin sessizliğinde kılıçtan
geçirir.
İşte Avrupalı devletlere, “Soykırımın ayaklanma sebebiyle
gerçekleştirildiği” konusunda ısrar eden Türkler tarafından kanıtların
çarpıtılmasının bir ispatı daha. Lâkin o zamana kadar Van henüz savunmaya
geçmemişti. Van savunmasının karışıklığı 7 Nisan’da gerçekleşti, Saray
Kaymakamı ise Mandan’la olan hesaplaşmasını 6 Nisan sabahında sonlandırmıştı.
Aynı günün akşamı, saat 4’te köyümüze döndü. Korkunç bir
kargaşa ve haykırış koptu. Bulunduğum yerden başım açık dışarıya fırladım ki ne
göreyim? Köy kuşatılmış, kalan erkekler kurtulmak için deli gibi kurşun yağmuru
altında sağa sola koşuşturuyordu, fakat boşuna… Cani, tuzağı sıkı tutmuştu,
insanların cesetleri yerlere serildi. Akşam güneşinin kanı kurutmaya gücü yoktu
ve kaymakam, kanlı ayakkabılarıyla, birliği ve Hamidiye Kürtleriyle gururlu,
işini bitirerek, Arçak ve Mandan’da yapabildiklerini orada da gerçekleştirmek
için Kharakonis’e geçti. Aynı gece, saat 7’de başlamak için Kharakonis’i
kuşatmıştı, fakat onların kaderi tüfeğin namlusuna bağlıydı… başaramadı…
Bunu başkası anlatsın, ben gözlerimle gördüğümü
anlatayım, evrenin yazıcısı, biz canlı ölülerin gördüğü o kanlı günlerin
olaylarını tarih sayfalarına kaydetsin.
Her birimiz, yuvaları bozulan kuşlar gibi köyde dolanıyor
ama birbirimizi bulamıyorduk. Bizi oradan millilerin denetiminde, Vanlı
Karo’nun evine yolladılar. Kalemlerin gücü, geçen olayları serinkanlılık ve
doğrulukla tasvir etmeye yetmez… 3-10 yaş aralığındaki erkek çocukları
mezbahaya götürmek için annelerinin kucağından kopartıyorlardı. Böylece 25-30
kadarını ayırdılar. Kaç anne, sevgili çocuklarından ayrılmak istemediği için
kurşunlandı.
Annelerin ağlaması, iniltiler içindeki gözyaşları
vahşilerin yüreklerini yumuşatamazdı, tecavüz… yetersiz bir kelime ve çok
tekrarlanmış, bunu anlattıklarıma katmak istemiyorum, çünkü insanlar çok duydu
ve Osmanlı haritasını silemediler, o kelimeyi duymak istemeyen ve yüzsüz Türk
hükümetini [kötülük] yapmaması için ikna etmeye çalışan o vicdanlı Avrupa.
Onları etkisizleştirmek gerekir.
Ve masum kurbanlardan kaçını, kaçını götürdüler. Dualar
acizdi. Tanrı, o da kaçmıştı köyümüzden, muhakkak Andranik’le gitmişti… Çünkü
onda sıcak çelik parçaları vardı. Ey benim Ermeni halkım, bundan böyle bil ki,
en güçlü Tanrı çeliğin olduğu yerdedir.
Eziyetlerimiz yirmi beş gün sürdü, aç, susuz; yemeğimiz
kavrulmuş buğdaydı. Bizi iskelete dönmüş bir şekilde Van’a yolladılar. Orada,
ailemizin kalan kısmını bulduk. Genel göçte Bakü’ye geçtik, kızım Mariam orada
öldü. Kalanımız hayattayız ve Göçmen Komitesi’nden yardım alıyoruz.
Annemin yerine: S. Harutyunyan
EMA, fon 227, liste 1, dosya 437, yapraklar 27, arka yüzü
26, orijinal, el yazısı.
Ermenistan Ulusal Arşivi
Kedername
Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni Soykırımı
1915
Hayatta Kalanların Tanıklıklarına Dair Belge Koleksiyonu
Belge Yayınları 2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.