Sait Çetinoğlu / cetinoglus@gmail.com
Abdülhamid döneminde Ermenilere karşı gerçekleşen 1894-96
katliamları 1915 Soykırımının gölgesinde kalmaktadır. Bunun nedeni 20. Yüzyılın
ilk büyük soykırımının boyutu ve vahşetinden kaynaklanmaktadır. Oysa 1894-96
katliamları ve ardında bıraktığı izler son derece derin ve önemlidir.
Bunlardan birkaçını sayarsak: Bu katliamların arkasında
kitlesel olarak Ermeniler İslam’a geçirilmişlerdir. Diyarbakır İngiliz konsolos
Yardımcısı bu sürecin altını çizerek örnekler verir; “Osmanlı İmparatorluğu
içinde iki buçuk asırda meydana gelen olayları hatırlayalım. Türkiye denilen
kanlı ve harap ülkede serbestçe katliamlar kırımlar talanlar devletin keyfi
hareketleri ve baskılar devam etmektedir. Bu durum sonucunda Rıştuni Ermeni
aşireti din değiştirerek Kürt Reşkota aşireti adını alır ve yaşadıkları yeri
terk etmek istemezler. Ermeni Pakraduniler, Kürt Bakıra aşireti, Mamikonyanlar
Mamıka, Alyanlar Alıka, Moka’lılar Motka adlarını alarak İslamlaşır,
Kürtleşirler. Masis (Tur Abdin) Ermeni ve Süryani nüfusu Yakubi Patrik İsmail
öncülüğünde inançlarını değiştirip Kürt Mahallemi Bekliğini kurdular. Patrik
İsmail Şeyh İsmail adını alır ve İslamlaşmış Kürtleşmiş halkın başına geçer.
Böylece kendi dağ ve tepelerinde yaşamaya devam ettiler. Bu dağın bahtsız
çocukları Hayga ırkının acı kırıntılarıdır.”[1]
İkincisi bu katliamlar Ermeni erkeklere, daha çok Ermeni
genç erkeklerine yöneliktir ve bunun sonucunda 1915 Soykırımında Ermeni
toplumunun tehcir sırasında korumasız kalmasının ve Soykırımın çok kolay
gerçekleştirilmesinin başlıca etkenlerinden biridir.
Wolfgang Gust Türk sultanı Abdülhamit’in kendi tebaası
olan Ermenilerden binlercesini öldürttüğü 1894’ten 1896’ya değin süren büyük
katliamlardan sonra Ermeni dullara iş temin eden bir halı fabrikası ve
İsviçreli Diyakon (hastabakıcı) Jakob Künzler’in yönettiği bir hastaneden
oluşan bir sosyal yardım örgütü”nden[2] söz eder. Bir üçüncüsü de bu katliamlar
bir anlamda 1915’in provalarından biridir. Liste uzatılabilir.
George A. Bournoution, Ermeni Tarihi adlı kapsamlı
çalışmasında 1894-96 katliamlarını şu sözlerle özetler; “ İstanbul’dan gelen
emir doğrultusunda, Ermeni köylerine ve altı Ermeni vilayetindeki Ermeni
mahallelerine sistematik saldırılar başladı. Katliamlar, zor kullanarak din
değiştirmeler ve yağmalar 1896 yazına kadar sürdü. Kaynaklarda, 100.000 ila
200.000 arasında Ermeni’nin öldürüldüğü, yarım milyondan fazlasının sefalete
terk edildiği ifade edilmektedir.[3] Yüzlerce manastır ve kilisenin kutsiyetine
saygısızlık edilmiş, yıkılmış ya da camiye çevrilmiş; sayısız köy ihtidaya
mecbur edilmişti. Silahlı Ermenilerin kendini savunduğu Van ve Zeytun daha az
hasar gördü. Tüm bunlar olup biterken, İngiliz, Fransız ve Rus elçiler
protestoyla yetinip, eyleme geçmeyi reddettiler. Sason, Bitlis, Van ve Muş’ta,
kendini savunabilen bir avuç silahlı fedainin haricinde, Ermenilerin büyük
çoğunluğu tepki veremeyecek kadar şaşkındı. On binlercesi Arap topraklarına,
Avrupa’ya ve ABD’ye göç etti. Siyasi gösteriler bir anda siliniverdi.”[4]
Bournoution, Katliamların Ermeni toplumu üzerindeki
yıkımı ve süregelen katliamların önlenmesi için bu katliamlara büyük
devletlerin dikkatini çekmek amacıyla 1896 Osmanlı Bankası baskınını ve
ardından gelen İstanbul katliamlarından da söz ederek bu katliamlarda
katledilen 6.000 ermeni gencine dikkat çeker; “[1894-96 katliamlarında]
Armenagan Partisi’nin ve Hınçakların üst kadroları büyük ölçüde yok edildi;
hayatta kalan tek Ermeni siyasi Örgütü Taşnak’tı. Avrupalıların kayıtsızlığı, o
zamana kadar Hınçakların düzenlediği gösterilere katılmayan Taşnakları harekete
geçmeye sevk etti. 26 Ağustos 1896’da yirmi altı Taşnak, genç Papken Suni
önderliğinde, patlayıcılarla donanarak İstanbul’daki Osmanlı Bankası’nı işgal
etti.[5] Talepleri arasında genel af, el konulan mülklerin iadesi, altı
vilayette Avrupalı yetkililerin gözetiminde reformların hızla hayata
geçirilmesi ve kurulacak karma bir Müslüman-Ermeni zabıta gücü yer alıyordu.
İçlerinden 10’u kuşatmada öldürüldü. Kalanlar, taleplerinin dikkate alınacağı
hususunda Avrupalı diplomatlarca ikna edildikten sonra eyleme son verdiler.
Güvenliklerinin sağlanacağı konusunda güvence alarak gemiyle Avrupa’ya
gittiler. Tepki de gecikmedi; hükümetin kışkırtmasıyla çıkan İstanbul’daki
ayaklanmalar yaklaşık 6.000 Ermeni’nin canına mal oldu. Avrupa’nın, olayları
protesto etmesine Osmanlı inkârla ve suçu Ermeni tedhişçilere yüklemekle cevap
verdi.”[6] Taşnak militanlarının bu eylemi de Batı’yı harekete geçirememiş,
Ermeni gençliğinin Hamid yönetimince kırılması önlenememiştir. Hamid, Ermeni
vilayetlerinde Hamidiye alayları vasıtasıyla Kürtleri tetikçi olarak kullandığı
gibi İstanbul’da da “Ermenilere yönelik şiddet hareketlerinde ön sırada
“baltacılar” adı verilen Kürt hamallar bulunmaktaydı. Bazı kaynaklar
Abdülhamit’in Kürt hamalları özellikle Ermenilere karşı mevzilendirmek için
İstanbul’a yerleştirdiğini yazmaktadır.[7] Bu olaylar sonucunda Kumkapı’da
yoğun olarak bulunan Ermeni hamalların yerini Kürt hamalları almış, meslekte
İstanbul egemeni olmuşlardı.[8]”[9]
Hans-Lukas Kieser, katliamların öncesinde, “[B]aşkent de
dâhil ülkenin geri kalan tüm bölümlerinin aksine, Tanzimat’la beraber Doğu
Vilayetleri’ne atanan tüm Ermeni memurların görevden alındığının belirtilmesi
de gerek[tiğinin]” altını çizer.[10]
Tüm kurbanları Ermenilerden oluşan pogroma neden olan
olay, eski Van valisine kim tarafından düzenlendiği belli olmayan bir
suikasttı. Osmanlıda reform’un ardından katliam’ın gelmesi bir gelenektir.
Reformların telaffuzu ve antlaşmaların yapılmasının ardından gelen katliamların
bir kronolojisini çıkaran Levon Vartan[11], Katliamlar ve reformlar arasındaki
bağıntıyı ortaya koyar.
Kıyımların büyük çoğunluğu, “Avrupalıların reform
taleplerinin sultan tarafından şaşılacak bir şekilde kabul edildiği 17 Ekim
1895 tarihinden sonraki günlerde ve haftalarda gerçekleşti. Düzinelerce şehirde
ve yüzlerce köyde, Müslümanlar Hıristiyanlara karşı katliamlar düzenlediler.
Erzurum’da, alışılmadık uzunlukta bir öğle namazı sonrasında işitilen borazan
25 Ekim pogromunun başlangıcını haber verirken, üç saat sonra işitilen borazan,
katliamın sonunu, akşam işitilen borazan ise yağmanın sonunu bildiriyordu.
Askerî devriyelerin de katıldığı pogrom, sadece valinin
direnişi sayesinde belli sınırlar içinde kalabilmişti (yaklaşık dört yüz Ermeni
öldürülmüştü). Bölgedeki Amerikan misyonunun yöneticisi ve görgü şahidi olan
William Chambers’in bildirdiğine göre, iki gün sonra beyaz sarıklı Sünniler
tarafından çıkartılan bir karışıklığın pogroma dönüşmemesi de, ancak valinin
engelleme çabalarıyla mümkün olabilmişti. Chambers, aynı zamanda, bir zamanlar
Şakir Paşa’nın komisyonuyla beraber ziyaret ettiği Erzurum’un doğusundaki
Eleşkirt’te katliam yapılmamasını da şaşkınlıkla karşılıyordu. Sonradan
Eleşkirt kaymakamıyla yaptığı bir görüşmede, hem onun hem de sorumlu subayların
katliam politikasına karşı çıktıklarını ve başarılı korkutma yöntemleriyle
Sünni Kürtleri, Ermeni köylerinde pogrom düzenlemekten alıkoyabildiklerini
öğrenmiş, böylece şaşkınlık nedenini açıklığa kavuşturmuştu.[12] Demografik
anlamda en geniş grup olarak pogromlara bilhassa Kürtler -sadece Hamidiye
Alayları değil- katılmaktaydı. Harput’tan gönderilen misyoner raporlarından
anlaşıldığına göre, Alevi Kürtler sadece yağmaya katılmakla yetiniyorlardı. Bu
olaylar Aleviler için maddi anlamda çıkar sağlayabilecekleri sosyal bir patlama
niteliği taşırken, Sünniler için dinî temelde iktidar sorunu daha önemli bir
rol oynuyordu. Birçok belirti, katliamların yerel zeminde camilerde özenle
planlanmış olduğunu ortaya koymaktadır. Gâvur asilerin katledilmesi -genellikle
sadece erkekler ve erkek çocuklar[13] -, radikal Sünniler tarafından kutsal bir
görev addediliyordu. Cinayetlerin bu dinî karakterine pek çok görgü şahidi
işaret etmekteydi. Sözlü bir şahadet sonrasında, İslâm’ı kabul edenlerin ve
sünnet olanların hayatlarının bağışlanması dikkat çekicidir; ancak böyle bir
şahadet, erkekler için ümmete dönüşü olmayan bir bağlılığı da beraberinde
getiriyordu. Birinci Dünya Savaşı esnasında, din değiştirme sayesinde gelen
kurtuluş, ancak istisnai durumlarda gerçekleşebiliyordu.[14] Katliam sonrasında
kurbanlar hakkında “Türkler tarafından deklare edilen -örneğin sekiz bin gibi-
çok daha düşük sayılar,[15] söz konusu sosyal depremin büyüklüğüyle ciddi bir
tezat oluşturmaktadır. Bu sosyal deprem, haklı olarak partial genocide [kısmi
soykırım][abç]olarak nitelendirilmekte, misyon raporları sayesinde detaylı
olarak tasvir edilmekte, büyüklüğü misyon şubelerindeki yüzlerce, hatta
binlerce öksüz ve yetim[16] ile istatistiksel olarak tahmin edilmektedir.
Batılıların ve Ermenilerin yaptığı pek çok tasvirdeyse, ölü sayısı üç yüz bin
olarak geçmektedir; Açlık, hastalık ve yokluk nedeniyle sonradan ölenlerin
sayısı da hiç şüphesiz çok yüksektir, ancak tam bir rakam vermek çok
güçtür.[17] Büyük maddi değerler, geri dönüşü bir daha mümkün olmayacak şekilde
Hıristiyanlardan Müslümanlara geçmişti; özellikle Kürtler kırsal alandaki büyük
Ermeni arazilerine el koymuşlardı, bu da ileride Genç Türkiye’nin
politikalarını Doğu Vilayetleri’nde ciddi şekilde zorlayacak toprak meselesinin
temelini oluşturacaktı.”[18]
1915 Soykırımının gölgesinde kalan 1894-96 katliamları
ile ilgili Charmetant’ın raporunun[19] yayınlanması neredeyse unutulan 1894-96
katliamlarını tekrar gündeme taşıyarak Ermeni toplumunun 19.yüzyıl sonunda
maruz kaldığı kitlesel katliamları gün ışığına çıkararak sonuçlarını göz önüne
serer. Rapor’un alt başlığı da İstanbul’da görevli altı büyükelçinin ortak
hazırladığı istatistik olup bu istatistik yerel güvenilir kaynakların raporları
ile desteklenerek raporun hazırlayıcısı Charmetant tarafından açıklamalı
bilgilerle de desteklenmiştir.
Charmetant raporun sunumunda: “Bir insanlık ve
yurtseverlik görevi saydığımız bu dokümanı yayınlamakla Ermenistanlı
kardeşlerimize Avrupa’nın kayıtsız gözleri önünde yapılan bu korkunç işleri
içinde bulundukları ciddi ve tehlikeli durum hakkında Avrupa kamuoyunu daha
önceki raporlarımızdan daha etkili şekilde bilgilendireceğimizi, onları daha
çok aydınlatacağımızı biliyoruz” derken kullandığı sözler dahi katliamın
boyutunu ve niteliğini anlatmaktan uzak olduğu gibi, sonucunda gerçekleşenler
karşısında bu raporun dahi Avrupa’da gözlerin açılmasında bir fayda temin
etmediğini görmekteyiz. Nitekim çok geçmeden büyük güçlerin donanmalarının
gözleri önünde ve İngilizlerin kolaylaştırıcılığında Kilikya’da 1909
katliamları gerçekleştirilecektir. Burada büyük güçlerin gözlerini kamaştıran
Kilikya pamuğundan çıkan çiğitin savaş öncesi barut sanayi için önemi Kilikya
Ermenilerinin ölüm fermanının imzalanmasına neden olacak katliam Avrupalıların
gözleri önünde gerçekleştirilecektir. Bu kayıtsızlık ise 1915 Soykırımını
kolaylaştıran en büyük etmenlerden biridir. Jöntürk yöneticilerini pervasız bir
şekilde Ermeni halkını ve diğer kadim Hıristiyan halkların (Pontos, Elen,
Süryani) tarihsel topraklarından sökülmesinde bir an bile tereddüt etmemelerine
neden olacaktır.
Charmetant’ın sunumunda ayrıca, işbirlikçi batılı
gazetecilerden de söz etmektedir ki; bu gazeteciler -mensup oldukları
devletlerinin 1909’da Kilikya’daki Ermeni zenginliği ve Kilikya çiğitinin[20]
cazibesine kapılarak 30.000 Ermeni’nin katledilmesine seyirci kaldıkları gibi-
Sultan Hamid’in altınlarının cazibesine kapılmışlardır. “Birçok gazetecinin
dindaş kardeşlerimizin kanı ile lekelenmiş birkaç altın uğruna düştükleri
sessizlik” gibi, Alman İmparatoru Wilhelm II. de Almanların bölgedeki çıkarları
gereği sessizliğin ötesine geçmekten çekinmeyecektir.
1894-96 Ermeni katliamlarından sonra “hissizleşmiş Avrupa
onlardan [Hamid ve ekibinden] nefret eder ve katliamların mimarı Kızıl Sultanı
lanetlerken, imparatorluk çapındaki katliam dizisinin sona ermesinden yaklaşık
iki yıl sonra,1898’de II. Wilhelm’in, Türkiye’ye yaptığı ikinci ziyarette büyük
tantana ve törenlerle karşılanmasının Almanları memnun etmesi, onların bir
tebaa milliyetinin boğazlanmasını affetme eğiliminde olduğunun işaretiydi. Bu
hoşgörü için, imparator ev sahiplerince cömertçe ödüllendirilecekti. Fransız
Büyükelçi Cambon’un dilinde, Sultan konuklarına paha biçilmez hediyeler
vermekle tam bir sağmal inek olduğunu göstermişti[r].”[21] Bugün yabancı resmi
tarihçilerin ödüllendirildiği gibi Hamit de Alman İmparatorunu hediyelere
boğmaktan çekinmeyecektir. Alman politikasının Soykırıma uzanan süreçte Osmanlı
ile işbirliğinin sistematik olduğunu söylemek mümkün. Alman İmparatorunun
yanında başkaları da vardır: Osmanlı İmparatorluğu’nu ziyaret eden politik
papaz Naumann, Almanların yüksek çıkarlarının Türk imparatorluğundaki
Hıristiyanların ızdıraplarına politik olarak kayıtsız kalmalarının gerekli
olduğunu söylemekten çekinmediği gibi,[22] Soykırım sürecinde, Ermeni Tehciri
ve katliamlarıyla ilgili belgelerden bir seçki hazırlayan Dr. Lepsius da Alman
devletini sorumluluktan kurtarmak için bazı belgeleri karartmaktan
çekinmeyecektir.[23]
Almanların bölgedeki çıkarları, Katliamlardan soykırıma
giden süreci görmezden gelmelerinin yanında, tutumları katliamları ve soykırımı
kolaylaştırıcı bir etken olmuştur. “Abdülhamid çağı katliamlarının son
evresinin (Kasım 1896) ardından Alman Dışişleri Bakanlığı Siyasi Sorunlar
Dairesi Yakındoğu İşleri Başdanışmanı Alfons Mumm von Schwarzenstein tarafından
açıklanmıştı. Almanya’nın duruşu özlü ama oldukça pervasız bir biçimde yazılan
on iki sayfalık bir direktifte açıklanmıştı. Argümanın başlıca üç çizgisi bu
dokümanın içeriklerini vurguluyordu: 1) Kurnaz ve fesat bir ırk olan Ermeniler,
kendi ulusal varlıklarının tehlikeye düştüğü duygusunu yaşayan Türkleri kışkırttılar.
2) Almanya’nın mutlak olarak hiçbir çıkarı olmayan bir ırkın lehine duruma
müdahale etmesi için hiçbir neden olmadığı gibi, bir Hıristiyan halkın lehine
hilale karşı bir haçlı seferi başlatmak Alman siyasetinin vazifesi de olamaz;
zira geçen yıl müdahaleci Güçlerin lehte araya girme girişimleri bu halkın
acılarını daha da artırmıştır ve 3) Türkiye’nin bütünlüğünü başka şekillerde
tehdit eden tehlikeler ve Türkiye’deki çok sayıda Alman’ın ekonomik çıkarları
düşünülürse, ne kadar üzücü olursa olsun Ermenistan’daki kıyımlar genel tablo
içinde küçük kötülükler olarak görülmelidir. Bu politik beyanname, Almanya’nın
sorunları içinden çıkılamayacak bir hale sokabilecek her türlü eylemden
kaçınarak olay sahnesinin bir seyircisi olarak kalması gerektiği sonucuna
varılarak sona eriyor.”[24]
Bu konumun derin ahlaki temellere dayalı olduğunu
söyleyen papaz Naumann, 1894- 1896 döneminin Ermeni katliamlarına bir gerekçe
bulmak için şöyle devam eder:
“Sayıca azalan, sürekli geri çekilme halindeki Türkler
belki de eskiden sahip olmadıkları bir nitelik kazandılar. Onlar, özünde
yıkılmış bir halk olan ama dış dünyayı ilgilendirdiği kadarıyla var olmak
isteyen bir halkın becerisini edindiler. Tüm zayıflığına karşın içgüdüsel
olarak dişlerini ve pençelerini hala nasıl kullanabileceğini bilen küçük bir
hayvan gibi, Türkler de bir kez daha nasıl barbar olarak davranıp, kan
döküleceğini biliyorlar. Ermenilerin soykırımı (Armeniermord) Türklerin
barbarca davranışının sağlayabileceği son fırsattı.”[25]
Savaş dönemi Başbakanı Lloyd George’un ifadesinin aslında
Batı’nın politikasını özetlediğini söyleyebiliriz:
“Ermeniler bizim kurduğumuz zafer atlarında kurban
edildiler…[P]erişan Ermeniler, Ermeni vilayetlerinde iyileştirmeler ve ıslahat
yapılacak” vaadiyle bir defa daha eski efendilerinin insafına bırakıldılar.
Ermenistan’ın Osmanlı hükümranlığına bırakılmasının esas itibariyle mesulü
memleketten gelen daim protestolara rağmen, bu vaatlerin kırk senedir nasıl
tutulduğunu gayet iyi biliyoruz. İngiliz Hükümetinin faaliyeti 1895-97, 1909
katliamlarına ve asıl korkuncu da 1915 katliamlarına sebep oldu…”[26]
Lloyd George bu zulümlerin mümkün olmasında paylarını
teslim eder lakin olan olmuş reel politik’e Ermeniler feda edilmiştir.
Dadrian, “Ermenistan ve Ermenilerin çıkarlarına İngilizler
belki zorunlu olarak kısmen ikincil mesele olarak yaklaşıyorlardı. Bu çıkarlar
tıpkı bir satranç oyunundaki piyonların kullanılması gibi, aldatıcı oyunlar
sergilemesine müsaitti.”[27] sözleriyle dönemin dünya politikasını yöneten
Emperyal gücün politikasını özetler. Diğer ülkelerin tutumu bu politikanın bir
parçası ve izdüşümünden başka bir şey değildir. Hatta bazıları daha açık
sözlüdürler! “ Almanya’nın Avusturya Büyükelçisi Prens Philipp 3. Eulenburg,
Fransa’nın Viyana Maslahatgüzarı Marchand ile bir görüşmesinde, bizim için
Ermeni Sorunu diye bir şey yoktur diyerek”[28], Avusturya’nın politikasını
özetler. Avusturya dış işleri bakanı Kont Agenor Goluchowski, “1894-96
katliamları sırasında söz konusu kitlesel katliamın trajik boyutları ne olursa
olsun Sultan’a karşı herhangi bir zorlayıcı eyleme karşı çıktı.”[29]Bu durumda
Rapor’un siyasi bir yönünün olmadığını söylemekle birlikte, tarihe tanıklık
bakımından son derece önemlidir. Olayları sıcağı sıcağına tanıklarıyla
kaydetmekte ve 1894-96 Ermeni katliamlarının bir bölümünü (1895
güz)aydınlatmaktadır.
Rapor, yer, olay tarihi, ölü sayısı, olayların özeti ve
nedenleri ile halkın ve yetkililerin tutumu belirtilerek tablolar halindedir.
Raporda sistematik katliamların başlangıcı neredeyse her yerde aynıdır. Bu da
Ermenilerin, merkezden yönlendirilmiş sistematik bir katliam, yağma ve zorla
Müslümanlaştırma karşısında olduklarının delilidir.
Trabzon’da [8 Ekim 1895] Öğlene doğru şehrin her
tarafında birden bire kargaşa başlar ve her taraftan silah sesleri yükselir.
Konsolosların araştırmaları, şehrin Ermenileri tarafından herhangi bir tahrik
olmadığını göstermektedir. Bir borazan sesi ile verilen işaret üzerine olaylar
hemen başlamıştır. O işaret verilinceye kadar şehir sakindir. Öğleden sonra üçe
kadar süren yağma ve katliam o saatte verilen öncekine benzer bir işaretle
aniden durmuştur. Saat üçe kadar sokaklarda yakalanan Ermenilerin hepsi
katledilmiştir. Katiller Ermeni mağazalarına da girip satıcıları öldürdükten
sonra malları yağmalamışlardır. Dikkat çeken bir husus yabancıların
ikametgâhlarına dokunulmadığıdır. Bu da her şeyin önceden verilen emirlerle
yürütüldüğünü göstermektedir. Katliamdan kaçabilen 150 kişi Rus konsolosluğuna
sığınmıştır. Şehirdeki öteki konsoloslukların hepsi katiller tarafından kovalanan
sığınmacıları kabul etmiştir. Halkın ve yetkililerin tutumu: Borazanla, verilen
işaret üzerine rıhtımdaki Lazlar silahlarını almak için kayıklarına koşarlar.
Birçok yerde askerlerin de yağmalara katıldığı, yağmacı katillere yardım
ettiğine tanık olunmuştur. Üst rütbeli subayların yağma malları arabalara
yükleyip evlerine götürdükleri görülmüştür.
Gümüşhane’de, Müslümanlar Gümüşhane çevresindeki yerleşim
yerleri ve köylerdeki Ermenileri katlediyorlar. Katliama başlamadan önce
meydana topladıkları Hıristiyanlardan Ermenileri ayırarak ayrı bir sıra
yapıyorlar. Kurbanlarını böylelikle önceden ve ötekilerle karıştırmadan
belirlemişlerdir. Bu kargaşada birkaç Rum da hayatını kaybeder. Dikkat edilirse
güvenlik güçleri ortada yoktur. Ortada olanlar da Trabzon ve Samsun’da olduğu
gibi olayların bizzat failleridir. Çarşambaya bağlı Ağca Güney’de o bölgeyi
çetelere karşı korumakla görevlendirilen redifler aksini yaparak Ermeni
evlerini kendileri talan ediyor. Kiliseyi soyduktan sonra bağladıkları papazın
önünde kutsal dini objelere saygısızlık ve hakaretler ediyorlar. Çaresiz papaza
ve cemaatine, İslam’a geçmezlerse tüm Ermenilere de aynı şeyleri yapacaklarını
söylüyorlar… Kayıkçıoğlu çetesi Kabaceviz köyünü basıyor, birkaç Ermeni köylü
öldürülüyor. Kalanlar kırsal alanlara sığınıyor.
Erzurum’da, Pakariç: 200 ev yağmalanıyor. Katliamdan
kaçabilenler İslami kabule zorlanırlar. Pulk: 80 ev yağmalanıyor İslami kabul
edenlerin canları bağışlanıyor. Pirij: 120 ev yağmalanıyor. Ancak İslamı kabul
edenler sağ bırakılıyor. Halkın ve yetkililerin tutumuna gelince: Ekim ayının
başlarında asayiş güçlerinin takviyesine rağmen sonuç alınamıyor. Konsoloslarca
Ermenileri sakinleştirme ve Müslümanların silahsızlaştırma çabaları ve önerilen
tedbirlere rağmen otorite kayıtsız kalıyor ve sadece Ermenileri tutuklamakla
yetiniyor. Oysa Türk nüfusu o sıra saldırı günü için hazırlık yapmaktadır.
Talan ve katliamlara subay ve erlerin de alenen katıldığını konsoloslar
görmüşlerdir. Karmaşa ve saldırılan bir defalığına tamamen dükkânlar yağmalandıktan
sonra ve yerleşiklere saldırıldıktan sonra müdahale ediliyor.
Pirij’de bu şekilde ancak 30 Ekim ve 31 Ekimde tüm gece
boyu ve izleyen gece kuşatılmış mahallelerde yağma v cinayetler bitince
yetkililer duruma el koyuyorlar… Kürt lider Haydaranlı Hüseyin Paşa olayların
sorumlusu olmasına ve görev ihmali görülmesine rağmen kötü yönetimin hesabını
vermek üzere askeri mahkemeye çıkarılmıyor… Olaylar olup bittikten sonra
çağrılan redifler daha kötü bir duruma neden olur. Onlara göre sultanın emirleri
gereğince ülkeyi Hıristiyanlardan temizlemek gerekir… Yerli Müslüman nüfustan
çok sayıda soyguncu çete mensuplarına silah temin ediyor ve katliama askerler
de katılıyor… Erzurum’daki Fransız konsolos mösyö Brgeron izinli olarak gittiği
Fransa’dan dönünce dehşet içinde bölgeyi dolaştı. Bayburt ve Trabzon’a bağlı
Gümüşhane arasındaki bölge tamamen yakılıp yıkılmıştır. Narzahan yakınlarından
geçerken bir çukura 100 kadar Ermeni’nin cesedinin atıldığına tanık olur.
Yollar evsiz barksız kalmış, üstü başı çıplak, aç susuz dolanıp duran kadın ve
çocuk kafileleri ile doludur. Yıkımdan kurtulmak için çok sayıda köy İslam’a
geçmeyi kabul etmiştir.
Bitlis’te de aynı senaryo hâkimdir: “Ermeniler tarafından
yapılmış hiçbir tahrik yok iken Türkler camiden çıkışta Ermenilere saldırıyor.
Daha önce ve başka yerlerde de olduğu gibi olaylar önceden planlandığı şekliyle
borazan sesi ile verilen işaret üzerine başlar ve aynı sesle biter… Şehre bağlı
nahiye ve köylerde çok sayıda Ermeni’nin zorla İslamiyet’e döndürüldüğü belirtiliyor.”
Çapakçur’da katledilmeyen bütün Ermeniler Müslüman olmak zorunda bırakılıyor.
Muş’ta katliam tehditleri, ortamın hazırlanması ve olayların çıkış nedenleri
Muş kadısına mal ediliyor. İlin tam bir felaketten kurtulmasının nedeni il
müftüsü ve mutasarrıf Fehim Paşa’nın birlikte gösterdikleri çabadır.
Adilcevaz’da Emin ve Temir Paşaların komutasındaki
Haydaranlı Kürtler 18 köyü yağmalarlar. Erciş’te Mesrop manastırı Emin Paşa’nın
babası Hasan tarafından yağmalanır. Saray’da Hakkâri sancağına bağlı Mahmudiye
kazası merkezi özellikle Kürtlerden oluşan Hamidiye birliklerince Kaymakam
Hüseyin Takuri Bey’in komutasında yağmalanıyor. Muş mutasarrıf tarafından
kurtarılırken burası kaymakam tarafından yağmalanıyor.
Mamuret-ül Aziz vilayetinde Kürtler ve Müslümanları
Ermeni mahallelerine saldırırlar ve bütün Ermenileri katlederler. Kapuçin
misyonunun lideri de öldürülmekten kurtulamaz. Amerikan misyonu yerle bir
edilir ve ölümden kurtulabilen Hıristiyanlar İslam’a dönmeyi kabul etmek
zorunda bırakılırlar. Halkın ve yetkililerin tutumuna gelince; Subaylar ve
askerler de ganimetten paylarını alırlar, yağmalara katılırlar. Kürtler
yetkililerle anlaşmalı hareket ettiklerini söylüyorlar. Otorite yapılacak iş
konusunda hemfikirmiş ama çok daha geç bir zamanda yapılmasını istemekte imiş.
Ayrıca subaylar, askerler ve jandarmalar da talana katıldığı için olaylar
karşısında daha sert davranamamış… Katliamdan kurtulan erkekler tutuklanıyor ve
bunları akıbeti belli değildir.
Arapgir de Hıristiyan nüfusun çok olduğu bu bölgede
kurban sayısının tahminlerin de üstünde olmasından korkuluyor. Silahlanmış
Kürtler ve Türkler Hıristiyanlara saldırıp şehri yakıp yıkarlar.
Eğin’de Dersim Kürtleri Gamaragah köyüne saldırıyor. 300
ev yağmalanır. 30 evlik bir mahalle ateşe verilir. Oturanların bir bölümü
katledilir. İslamiyet’i kabul edenler sağ bırakılır. Pingan, Armudan, Licik,
Zimara, Teğut, Muşeşgak ve Narver köylerindeki insanların bir bölümü
katledildi, İslamiyet’e geçenler canlarını kurtarabildiler.
Siirt’te diğer Hıristiyan topluluklar da pogromun dışında
tutulmayacaktır: Müslümanlar önemli sayıda Kildani ve Ermeniyi katlediyor.
Süryaniler ve Jakobitlerin oturduğu evler yağmalanır. Çevredeki önemli miktarda
Süryani, Kildani ve Jakobit köyü yakılıp yıkılır. Bunlar; Mor Yakup, Berke, Tel
Meşar, Beynkof idi.
Malatya’da Kürtler ve Türkler Hıristiyanlara saldırıyı
başlattıktan sonraki 6 gün boyunca talan ve katliam yapıyorlar. Yangın ve
katliamlardan kaçan Ermeniler kiliselere sığınıyorlar. Katolik kapuçinler
dövülür ve hakarete uğrarlar. Evleri, okulları ve kiliseleri yakılıyor… Ölü
sayısı en az 3000 olarak hesaplanmaktadır… Ermenilerin önemli bir bölümüne de
İslam zorla kabul ettirilmiştir.
Diyarbekir vilayetinde, 01 Kasım sabahı kırsaldaki
Kürtler şehre girerler ve şehirde yerleşik Müslümanlarla birleşerek pazarı
yağmalarlar, ateşe verirler. Daha sonra mezhebine bakılmaksızın Hıristiyanları
katlederler. Kürtler, zaptiyeler ve askerler, hepsi bir arada Hıristiyanlara
ateş yağdırırlar. İnsan kırımı üç gün sürer. Türkler, Hıristiyanların camilere
girerek Müslümanları öldürdüklerini böylelikle onları katliam yapmaya
kışkırttıklarını iddia etmektedirler. Bu iddia kesinlikle yalandır. Fransa
konsolosu 30 Ekimde Cemil denen bir kişinin evinde Şeyh Zeylan ve oğlunun
bulunduğu toplantılara dikkat çekiyordu. Daha önceki oğlu ki oğlu bu yakınlarda
Sason katliamında yer almıştır. Bu toplantılarda Hıristiyanlara yapılması
mümkün olabilecek en korkunç projeler tartışılmış, camilerin duvarlarına
duyurular yapıştırılmıştır. Bu duyurularla Sultan’ın Hıristiyanlar hakkında
uygulamayı kabul ettiği reformlar hakkında yanlış bilgiler verilmiştir. Bunları
okuyan Müslümanlar Sultan’a bir protesto telgrafı gönderirler. Telgrafta eğer
verilecek cevap tatmin edici bulunmaz ise, 1 Kasım Perşembe günü
Hıristiyanlardan öç almak niyetinde oldukları belirtilir. Yani her şeyin
önceden planlandığı ve Hıristiyanların paniğe kapılış nedeni apaçıktır. Ayrıca
Müslümanların daha önce görülmemiş miktarda silah ve cephane satın almaları da
ortalığı tahrik etmeye yetmiştir.
Mardin, Şehir büyük bir tehlike içindedir. Ama katliam
olmaz. Yine de bölgenin tümü yakılıp yıkılır. Katolik Ermenilerin büyük ve
önemli bir köyü Tel Ermen’de taş üstünde taş bırakılmaz. Köy sakinleri Mardin
merkezine sığınırlar.
Ortodoks-Rum 100 hanelik Pakoz Köyü’nün sakinleri
rahipleri ile birlikte İslamiyet’e geçmek zorunda bırakılırlar.
Sivas, Katliam akşamı müezzinler Müslümanları Allah adına
insan kıyımına davet ediyorlar. Bu katliam çağrıları özellikle dervişler
tarafından yapılarak halkın kışkırtıldığı belirtilmektedir…
Gürün’de Redif kılığında 2000 Kürt içinde 4000 Ermeni’nin
yaşadığı kenti kuşatıyorlar. Dört günlük direnişten sonra Kürtler şehri zapt
ediyor… Kurtulan Ermeni sayısını belirlemek mümkün değildir. Bu sıralar
Sivas’tan ulaşan haberlere göre bu ilçedeki ölü sayısı çoktur. Katliamlardan 14
gün sonra bile yani 28 Kasımda yollarda gömülmemiş cesetler bulunuyordu.. 150
genç Ermeni kadını ve kızı Kürtler tarafından kaçırılıyor.
Amasya, Müslümanların Ermenilere saldırmasıyla değirmen,
ev ve dükkânlar yağmalanıyor. Hıristiyanlar rastgele katlediyorlar.
Konsolosların verdikleri bilgilere göre ölü sayısı 1000 kişidir. Resmi rakamlar
ise sadece 80 kişinin öldüğünü söylüyor. Yeşilırmak’ın cesetlerle dolu olduğu
görülmüştür.
Merzifon, Müslüman bir güruh Hıristiyanlara saldırıyor.
Öldürülen Ermeni sayısı 150. Yaralı sayısı ise 500’dür. 400 ev ve dükkân
yağmalanıyor. Katiller, öldürülenlerin üzerindeki giysileri bile alıp
götürüyorlar. Cesetler gömülmeden çırılçıplak yollara atılıyorlar… Yağma ve
katliamlara askerler de katılmıştır. Kaymakam, Cizvit din adamlarını olayların
Ermenilerin tahriki ile meydana geldiğine dair beyanatı imzalamaya zorluyor.
Urfa, 28 Ekim: Kürtler ve Hamidiyeliler büyük bir Hıristiyan
katliamı yapıyorlar. Yaralı sayısı da çok fazladır. 1500 dükkân yağmalanmıştır.
Olayların çıkış nedeni olarak bir Türkle bir Ermeni arasında çıkan kavgaya
dayandırılıyor. Kavgadaki Ermeni, öldürülünce hemşerileri de Müslümanı
öldürüyorlar. 2 ay sonra 28 Aralık’ta katliam tekrarlanır. Yeni bir Ermeni
katliamı oluyor. Yetkililere göre ölü sayısı 800’dür. Konsoloslara göre bu
rakam 2000’den çoktur. Kürtler ve Bedeviler daha önce eşine rastlanmamış
derecede korkunç insan l kıyımı yapıyorlar… Öldürülme tehdidi ile İslama
geçmeye zorlanan Hıristiyan sayısı fazladır. Bu emre itaat edenlerin evine
beyaz bayrak çekilir ve başları türbanla örtülür. Sözde düzeni sağlamakla
görevli redifler de yağma ve katliama katılırlar. Yenicekale’de bir borazan
sesiyle müfreze Hıristiyanlara saldırır. Sonrası ateşe verme, talan ve
katliamdır.
Rapordaki anlatımlar neredeyse her ilde aynı cümlelerle
devam etmektedir: Mersin, Adana, Tarsus[30], Ankara, Masis, Hacin, Payas,
Kayseri, Çorum, Yozgat, Akhisar, İzmit…
Charmetant, raporunda yukarıda örneklerini verdiğimiz
katliama dair bilgilerden sonra bu tabloyu tahlil eder: “Buraya kadar okunan
tablo ve bundan sonra okunacak istatistikî bilgilere ek olarak birkaç
düşüncenin eklenilmesi zorunlu görülmektedir… Bizler ait olduğumuz ulusların
tarihinde, yaklaşık iki yıldır gözlerimizin önünde cereyan eden bu kadar
korkunç zamanlar bulunabileceğine inanmıyoruz. Şimdiye kadar Hıristiyanlara
karşı anlayışlı ve mülayim sanılan Türkler Hıristiyanlara karşı bu yakın
geçmişte önceden planladıkları hedef ve amaçlarını, başlangıç ve bitiş
işaretlerinin dahi ne olacağı belirlenmiş olayları gerçekleştirdiler. Bu
olaylarda ve saldırılarda amaç, yaradılışında var olan anlayışlı, yumuşak
başlı, barışçı tutumları ile başlarındakilere tabiiyetlerini her zaman
ispatlamış Ermeni ırkının kökünü kazımaktı. Oysa yukarıda belirtildiği gibi bu
iyi niteliklere sahip ırka bu canavar barbarlığın reva görülmesini
gerektirecek, yapanları haklı kılacak hiçbir neden yoktur.
Türk yönetimi bir zamanlar çok zengin olan bu ülkeyi her
yerde ve her zaman olduğu gibi köleleştirme ve haraç alarak sömürme
uygulamalarıyla kısırlaştırdı. Bu şekilde, zavallı Osmanlı Hıristiyanları, zapt
edilmiş toprakların asıl sahipleri, yüzyıllardır yaşadıkları kırsal bölgelerin
yalnızlığında, yöneticilerinin baskı ve aşağılamaları altında, uzaktan
bakanların acıyan bakışlarına maruz kalarak böylesine rezil şartlarda
yaşıyorlar. Bugün bu koşulların, bu aşağılanma durumunun yerini şiddetli bir
zulme bıraktığı gündür. Şu sıralar Türklerin başka bir taktik kullandığına da
şahit oluyoruz: İmparatorluklarındaki Hıristiyanları fiziksel olarak yok etmek
yerine taşra illerindeki Hıristiyan yerleşim birimlerini yakıp yıktıktan sonra,
önceden katliam dışı tuttukları kadın ve kızları ahlaksız işlerine alet etmek,
ahlaklarını bozmak, Ermeni ailelerini baskı ve tehditle dinlerinden döndürmeye
çalışmak. Osmanlı’da her işin daha önceden hazırlanmış ve her yerde aynı
biçimde uygulandığı gözlemlenmiştir. Amaç. Hıristiyan kadınlarının kirletilmesi
ve Ermenilerin Müslümanlaştırılmasıdır. Hıristiyan dünyasının her yerinde
olduğu gibi Doğu’da da kadın erkekten daha çok dinine bağlıdır. Bunun için
Türkler sistematik, zorunlu ve ahlaksız yöntemlerle Hıristiyan kadınları
lekelemeye çalışmakladır.
Bu dönemde özellikle uzak köylerdeki Hıristiyanlara,
sahipsiz ailelere etkin bir propaganda ile İslamiyete geçmeleri için tehditler
yapılıyor. Birçoğu yaşamak için bu fırtına geçer geçmez yeniden atalarının
dinine dönebilmek umuduyla baskılara boyun eğiyorlar. Ancak bu da çoğu zaman
yetmiyor. Şu sıralarda Muş, Maraş ve etrafındaki yerlerde çok sayıda aile zora
boyun eğmektedir. Ama sükûnete kavuşur kavuşmaz Hıristiyanlıklarında ısrar
ettiklerini açığa vuruyorlar ve o zaman da katlediliyorlar. İslam yasası
Şeriat’ın bu konudaki hükmü kesindir. Bir defa Müslüman olanın dininden dönmesi
mümkün değildir. İslamiyeti terk eden birinin cezası ölümdür!
Bu hükme dayanarak Türk yetkililer Kürtlerin bu son
katliamları yapmalarına göz yumuyorlar. Çünkü Türklere göre bu katliamlar
geçerli bir İslami hükmün uygulanmasıdır. Bu nedenle Türk devleti Avrupa
nezdinde suçlu görülmekten kurtulmaktadır. Zorlanarak bile olsa Hıristiyanların
Müslümanlığı kabul ettikleri andan itibaren vaftiz edildikleri eski dinlerine
dönmeleri İslam dini nazarında ölümle cezalandırılacak bir suçtur.
Rapor, din değiştirmelerinin boyutunun altını çizer: Din
değiştirenlerin durumu da endişe vericidir. Korkunç şeriat gereklerine göre
mecburi olarak din değiştirenleri Ermeni ulusu kayıp olarak kabul etmelidir.
Raporun özel istatistik bölümündeki, Ermenistan’daki
onbir vilayette, son zamanlarda kiliselere yapılan hakaret ve saygısızlıklar,
Papazların katledilmeleri, kadın ve genç kızların kaçırılması! başlığı
altındaki kesiminde, bu vilayetlerdeki Hıristiyanların içinde bulunduğu
çaresizlikler, koşullar, katliamlar ve din değiştirmeler görgü tanıklarına
dayanılarak nakledilmektedir, bu konuda verilecek birkaç örnek katliam dışında
din değiştirmelerin boyutunu gözler önüne sermektedir. Charmetant, her ne kadar
din değiştirmelerin sayısını 40- 50 bin civarında verse de raporda belirtildiği
gibi gerçek rakam bunların çok üzerindedir:
Trabzon: Alçakdere, Maktilla, Gromela, ve Kortanez
köylerinin sakinleri olan Gregoryenler İslamiyete geçmeye zorlandılar. Kadın ve
kızları vahşi ve rezil işlere kurban gittiler…
Erzurum: Kırsal alanda yaşayan Gregoryen nüfusun katil
kılıcından kaçan kısmında İslama geçenler oldu. Papaz Der Husik, piskopos
vekili de aynı akıbete uğrayarak İslama geçmek zorunda bırakıldı. Ertesi gün
taze dönmelerin yeni dinlerini pekiştirmek üzere toplu sünnetlerinin yapılması
için merasim hazırlıklarına başlandı. Bayburt’ta, Ksanta köyünde Kilise camiye
çevrildi. 400 civarında insan katledildi, çoğu kadın olmak üzere katliam
kaçaklarına İslamiyet zorla kabul ettirildi. Plur, Plurak, Buşdi, Surp Toros,
Nik ve Balakor köylerindeki altı kilise camiye çevrildi. Papazları Der Magar,
Der Krikor ve adı öğrenilemeyen bir papaz öldürüldü. Üç papaz da kayboldu.
Yukarıdaki köylerin yanı sıra, Varzahan, Karavirak, Çakmak, Averek, Gopus,
Osdek, Varin Kerzi ve Verin Kerzi köylerinin ahalisi zorla İslamiyete
döndürüldü. Plur köyü Gregoryenleri islamiyete geçmeyi çaresiz kabul etmelerine
rağmen gözü dönmüş müslüman sürüsü tarafından kurşuna dizilmekten kurtulamadı.
Gerekçeleri şuydu; bu Hıristiyanlar Müslüman görünerek yaşamaya devam etseler
bile ruhlarının derinliklerinde yine de Hıristiyan dinini devam
ettireceklerdir. İşe, dinden döndükleri için kafalarına şapka yerine sarık
geçirilmesiyle başlandı, namaz öğretildi, uygulamalara girişildi, bunun için de
camiye götürür gibi kiliselerine götürüldüler. Onların katli burada ve bu
seremoniyle yapıldı.
Bayburt’ta ve tüm çevresinde Hıristiyan dini ve ibadeti
tamamen bitti. Erzincan, Megvetzik köyünde katliamdan arta kalanlar zorla
sünnet edilip dinleri değiştirildi. Dantzi köyü Ermenileri zorla
Müslümanlaştırıldı ve erkekleri toplu halde sünnet edildi…
Van vilayeti: Aşağı Gargar kasabasına bağlı olan Çakog,
Dzogu, Dap, Ksoktentz, Meçgantz, Mülk, Gici, Argantz, Kakt köylerinin sakinleri
arasında yaşayan üç papaz da dâhil olmak üzere islamiyete geçirildi. Moks
(Bahçesaray) ilçesinde Paykner, Varek, Yukarı Sarin, Şadossen, Varentz,
Paşavank, Padagantz, Deşok, Atanan adlı 9 köyün Ermenileri ölüm tehdidiyle
dinlerinden döndürülüp Müslümanlaştırıldılar.
Kürtler, Pasin-Taht ilçesindeki Gagazis, Şidan, Areg,
Gaynamiran, Korner, Darentz ve Nar adlı yedi köyün halkını İslama zorladılar.
Çatak ilçesinin tüm köyleri yağmadan nasibini aldı. Bu köylerde yaşayan herkes
yine ölüm tehditleriyle İslama geçmeyi ve sünnet olmayı kabul etti. Gandijgan
ilçesinde Sembon, Usut, Pigant ve daha birçok Ermeni nüfusu ve Sembon Ermeni
kilisesinin papazı zorla Müslüman yapıldı…
Bitlis’te, Kuyt kilisesinin başrahibi Der Mikhitar’ın
cesedi Müslüman olarak görülüp Müslüman mezarlığına defnedildi. Şehirde buna
benzer hile ve yöntemlerle ve zorlamayla çok sayıda din değiştirme oldu. Yerum
ilçesinde 13-15 Ekim arasında katliam yapıldı. Bu esnada ilçenin 12 Ermeni
köyünün kilisesi her türlü hakarete maruz kaldı. Daha sonra da camiye çevrildi.
İslamiyeti kabul ederek sünnet olanlar ölümden kurtulabileceklerdir. Papazların
başlarına sarık kondu. Kadınlar evlendirilmek üzere Müslüman Mollalara teslim
edildi, hem de karşılıklı olarak. Yani papazların kendileri de Müslüman dul
kadın almak zorunda bırakıldılar. Bu papazlara üstelik fazladan bir veya iki
Kürt kadın verildi. Amaç papazların din değiştirmesini sağlamaktı.
Müslümanlarla çok yönlü ilişkiler içine sokmak, onları tamamen ve katiyen
Müslümanlaştırmaktı. Hatta çok kardeşli Hıristiyan ailelerde bu kardeşlerden
bir veya ikisi öldürülerek dul kalan karıları yaşayan kardeşlere verildiler ki
durum şeriat yasalarına uygun olsun. Şirvan ilçesi kırsalında aralarında Sarus,
Avin, Avar, Napahn, Sermek ve Temenk köyleri olmak üzere yirmiden fazla
Hıristiyan köyünde katliamdan kurtulan Ermeniler Müslüman olmaya zorlandılar.
İçlerinde bu köylerin bir kısmı yıkılıp öteki kısmı camiye çevrilen
kiliselerinin papazları da vardır. Hizan ve Sipagert ilçelerinde, Sgavaray
Gregoryen Manastırı başpapazı Ohannes’e yapılan bir dizi hakaret ve işkenceden
sonra papaz İslamı kabul etmek ve iki karı almak zorunda kaldı. Hizan’da
yerleşik konumda ve kalabalık miktardaki Ermeni nüfusu aynı yerdeki Müslüman
tekkesine zorla konduktan sonra İslamiyete geçirildiler. Aynı şekilde Horkhotz
köyünün üç Gregoryen papazına din değiştirmeleri zorla kabul ettirildi. Ondan
sonra da başlarına sarık bağlanarak yollarda gezdirildiler. Şenitzor nahiyesine
bağlı sekiz köyün ahalisi İslama geçmeye zorlandı. Bu köyün okul ve kiliseleri
kapatıldı ve çok sayıda kadın ve kız kaçırıldı. Hizan ve Sipagert ilçelerine
bağlı, aşağıda adı verilen altmış köyün sakinleri toplu halde İslamiyete geçmek
zorunda bırakıldı: Hizan ilçesi: Darontz, Aşağı Darontz, Karason, Yukarı
Karason, Şen, Harit, Klup, Tagik, Palassor Haçugontz, Zigu, Antentz, Kamagiel,
Surp Haç, Di, Norşen, Yegondz, Anabat, Broşent-Tars, Motentz, Mamtentz, Gassar,
Hagir, Korklotz, Nan, Hodz, Gadinak Bagsar, Li, Hucuk. Sipagert ilçesi:Yukarı
Huruk, Aşağı Huruk, Candican, Aşağı Godentz, Yukarı Godentz, Nerpan, Oghant,
Sevkar, Pagentz, Sonar, Tag, Kagis, Dantzis, Şoson, Hargnin, Taloro, Bedrantz,
Huş, Kut, Şort, Pagt, Sagantz, Arençik, Duag, Geran, Taht, Mad, Zemen.
Mamduruk ilçesindeki Gregoryen nüfusun çoğunluğu islamlaştırıldı.
Bu ilçeye bağlı adları aşağıda yazılı on yedi köyün ahalisi toplu halde İslama
dönmek zorunda bırakıldı; Ov, Seg, Perganto, Abarank, Kedantz, Huvandantz,
Dantz, Miloti, Şenağpür, Mont, Gugentz, Honis, Horont, Paramons, Hagons, Garna,
Bargantz.
Segert şehrindeki Halkın bir bölümü İslamiyeti mecburen
kabullendi. Genç ilçesine bağlı Gernos, Valer, Tarepnis, Duzmalan, Kupar adlı
köylerin sakinleri zorla Müslüman edilerek katliamdan kurtuldular. Çapakçur
ilçesinin Çevlik, Madrak, Sinfor ve Köşem köylerinin Hıristiyan ahalisi ve yine
Peçar Nahiyesinin Mıguk, Anti, Murdarik, Norşen, Tiç, Peçar köylerinin
Hıristiyan sakinleri İslama geçmeye zorlandılar. Bu köylerin papazları da din
değiştirmek zorunda kalanlardandır. Bu köylere ait kiliseler bugün cami olarak
kullanılıyor ve buralarda Kuran okutuluyor.
Sivas Vilayeti, Koyulhisar ilçesinin Ermeni sakinleri
evlerinin yakılma, zincire vurulma gibi zorbalık tehditleri altında zorla
müslümanlaştırıldılar. Genç Ermeni kızları Türklerle evlenmek zorunda bırakıldılar.
Divriği’de Şehrin içinde olduğu kırsal alanda da Ermeni nüfus toptan İslamiyete
geçirildi. Din değiştirmeye direnenler de katledildiler. Armudag köyü kilisesi
papazı da öldürüldü. Surp Hagop Manastırı harabeye döndürüldü. Zımara ve Gasma
köylerindeki kiliseler kısmen yıkıldılar. Çoğu camiye çevrildi Gasma köyü ve
çevresinde yaşayan 650 insan zorla İslamiyete geçirildi. Erkeklerin başına
sarık sarıldı. Günde 5 defa namaz kılmak üzere zorla camilere götürüldüler.
Ölen Krikor Balyan adlı bir Hıristiyan Müslüman mezarlığına defnedildi. Yine
katliam tehditleri altında Gurasin ve Apuşan köyleri sakinleri İslamiyeti kabul
etmek zorunda kaldılar. Zimara köyü sakinleri de papazları ile birlikte aynı
sonu paylaştılar…
Mamuret ül Aziz vilayeti, Eğin nahiyesi köylerinden,
Licik, Narver ve Azni köyleri kiliseleri yağmalandı, yıkıldı. Bu köydeki Ermeni
nüfus bir araya toplandı. Sonra gerekli baskı ve tehditler yapıldı. Hepsi
islamiyete geçmek zorunda kaldı. Licik köyü sakinleri ayrıca papazları ile
birlikte din değiştirdi. Aynı şey Ağın nahiyesinin 14 Ermeni köyünde de
yapıldı. Hemen İslama geçmeye ve sünnet olmaya zorlandılar. Nahiye yönetici ve
yetkilileri zorla din değiştirip sünnet ettikleri erkeklere bu işleri kendi rızalarıyla
yaptıklarına dair beyanlar imzalatıyorlar. Ançerti köyü sakinlerine de aynı
amaçla aynı konuda bir bildiri imzalatıldı. Bu köylülerin hepsine zorla yeni
müslüman adları verildiğini belirtmek gerekmektedir. Bununla da yetinilmeyip
şimdilerde yeni dindaşları ile karşılıklı evlendirilerek aralarında yeni
akrabalık bağları oluşturmaya çalışılıyor. Gamaragah köyündeki Hıristiyanların
hepsi namaz kılmaya zorlandı. Onlara namaz ve dualar öğretildi. Gamaragah
erkeklerinin hepsi sarık takmaya, kadınlar ise yüzlerini bile peçeyle kapatmak
zorunda bırakıldılar. Türk kadınının kıyafeti Hıristiyan kadını için de mecbur
kılındı. Garmir köyü sakinlerine zorla Müslümanlık kabul ettirildi ve
erkeklerin hepsi sünnet edildi. Bu köylüler arasında köyün Gregoryen kilisesi
papazı Der Daçat da vardı. Arapgir’in 20 kadar Gregoryen köyü sakinlerine ölüm
tehdidiyle islamiyet kabul ettirildi. Köylerin adları şunlardır; Sagmega,
Maşgert, Ehnetzik, Vahzen, Zabelvar, Kuhna, Yagavir, Agen, Vank, Grani,
Hatzgeni, Zak, Sincan. Bunların içinde adları bilinemeyen birkaç köy daha
vardır. İslamiyete geçirilen köylerin ahalisi içinde bu köylerin papazları da
bulunmaktadır. Köylü erkeklerin hepsi ayrıca sünnet edilmiştir…
Diyarbekir Vilayetindeki, Surp Astvadzadzin
Partzirarahayatz’ı soyup soğana çevirdikten sonra yıktılar. Manastır cemaatinin
hepsi öldürüldü, din adamı Der Hagop hariç. Çünkü korkutmak için onun önce bir
kulağını kestiler ve bu yöntemle korkuttuktan sonra çaresiz islamiyeti kabul
etti ve sünnet oldu. Diyarbekir çevresindeki Silvan, Beşiri, Zerivan ve Paravan
yönetim bölgelerine bağlı 105 köyün Hristiyan ahalisi ile Hani ve Lice
ilçelerinin Hıristiyan nüfusunun bir bölümü zorla İslamlaştırıldı. Palu’daki
köylerde katliamlardan arta kalanlar İslamiyeti kabule zorlandılar. Mevcut
kiliselerin hepsi camiye çevrildi. Havav köyü kilisesi soyulduktan sonra ateşe
verildi. Bu köyün Ermeni nüfusu, papazları Der Bogos da dahil
Müslümanlaştırıldı… liste uzar gider…
1896 yılında hazırlanan Charmetant’ın raporu’nun bir
özelliği de 20 yıl sonra gerçekleşecek Soykırıma işaret etmesidir , ki Jöntürk
yönetimi bu kehaneti doğrulayacaktır: Boğaziçi’nde tutulacak zırhlı sayısının
tartışması ile meşgul olan Avrupa diplomasisin Bizans oyunlarına kanması veya
öyle gözükmesi, kendi güçsüzlüğünün, etkin olamadığını kabul etmesinin
resmidir. İşin en tehlikeli yönü de budur. Çünkü açığa çıkan bu güçsüzlük daha
yeni bitmiş gözüken ama yenilerinin hazırlanacağından emin olduğumuz
katliamlara Türk’ü cesaretlendirmiştir. Türk böylece Hıristiyan devletlerden korkmasına
gerek olmadığına emin olunca Ermenileri tamamen ortadan kaldırma amacında
ısrarlı olacaktır. Avrupa bu şekilde pasif ve etkisiz kalmakla müslüman
barbarlığının da suç ortaklığı durumuna düşmüştür. Charmetant, 1915 Soykırımını
açık bir dille ifade etmiştir.
Download Report →
____________________________________________________
[1] Tovmas Mıgirdiçyan, Diyarbakır Vilayeti Katliamları
ve Kürtlerin Vahşeti, Kahire 1919
[2] Wofgang Gust, Alman Belgeleri, çev. Z. Hasançebi, A.
Takcan, Belge uluslar arası Y. 2012 s 27.
[3] “Sultan Abdülhamit bütün ulusalcı hareketlenmeleri
özellikle Müslüman-Hıristiyan çelişmesini hareket ettirerek, katliamlarla,
kitle terörü yaratarak sindirmeyi denemiştir. Bu sistemli kargaşalıklar sonucu
1894-96 yılları arasında resmi kaynaklara göre 10 binden fazla insan hayatını
kaybetmiştir. Bunun 2 bini Müslüman’dır. Ama, bunlar resmi Osmanlı
kayıtlarıdır. Katliamların gerçek boyutu ise daha büyüktür ve yüz binleri
bulmaktadır. Lepsius, 88 bin 243 Ermeni’nin öldürülmüş olduğunu yazmaktadır.
Zartaryan 300 bin civarında olduğunu belirtir.” ( Recep Maraşlı, Ermeni ulusal
Demokratik Hareketi ve 1915 Soykırımı, Peri Y. 2008, s 159)
[4] George A. Bournoution, Ermeni Tarihi, Ermeni halkının
Tarihine Kısa bir Bakış, çev. E. Abadoğlu, O. Kılıçdağı, Aras Y. 2011, s
219-220
[5] Bu konuda geniş bilgi,bu baskını gerçekleştirenlerden
Karekin Pastırmacıyan (Armen Garo) anılarında bulunmaktadır; Armen Garo’nun
Anıları, Osmanlı Bankası, çev. Attila tuygan, Belge uluslar arası Y. 2009.
“Osmanlı Bankası baskınının bir diğer sonucu da, batılı devletlerin bir süre
daha Ermeni reformunu görüşmelerine karşı, Ermeni örgütlerinin
radikalleşmesinden ve kendilerini de hedef almaya başlamasından rahatsız
olmaları ve aralarına daha soğuk bir mesafe koymaya başlamaları oldu.”( Recep
Maraşlı, Ermeni ulusal Demokratik Hareketi ve 1915 Soykırımı, Peri Y. 2008, s
159)
[6] George A. Bournoution, Ermeni Tarihi… s 220
[7] Edvvin Pears, “Forty Years in Constantinople”,
London, 1916, s.162; “life of Abdul Hamid. London, 1917,
s.2S7 (Aktaran: Rohat Alakom, “Eski İstanbul Kürtleri,
1453-1925″, Avesta, İstanbul, 1998
[8]Donalt Quataert, Osmanlı imparatorluğunda Iggücü
Politikası ve Siyaset: Hamallar ve Babıâli, Tarih ve Toplum, no.33, 1986
[9] Recep Maraşlı, Ermeni ulusal Demokratik Hareketi ve
1915 Soykırımı, Peri Y. 2008, s 159
[10] Beylerian, Arthur, “Uimperialisme et le mouvement
national armenien (1885-1890),” in: Relations internationales, Nr, 3, s. 19-54,
Genf-Paris, 1975. S 38 aktaran: Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış, çev.
Atilla Dirim, İletişim Y. 2005, s 210
[11] Levon Vartan, The armenian 1915, Atlas Printing
Press Beirut, 1970, s 85-86
[12] Erzurum hakkında: Chambers 1988 (1928), s. 36, 75
vd., 88 vd. Eleşkirt hakkında: Chambers 1988 (1928), s. 33-35, 89 vd. Akt HL
Kieser, İskalanmış Barış, s 211
[13] Altını ben çizdim (SC)
[14] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış, çev. Atilla
Dirim, İletişim Y. 2005, s 216-217
[15] Kamuran Gürün tarafından verilmektedir.
[16] İhtiyatlı gözlemciler dahi 1896 yazında, kitle
katliamları sonrasında on iki yaş altında en az elli bin öksüz çocuktan söz
etmektedirler.
[17] Charmetantraporuda kurban sayısı hakkındadoğru bilgi
vermekten uzaktır. Bu durum raporda da belirtilmekte mağdur sayısısının
belitilen rakamın çok üzerinde olduğu teslim edilmektedir.Her yerleşim
birimindeki kurban sayısına gelince . Bu dökümanı hazırlayan komite sadece
doğru değerlendirmeyi mümkün kılacak nitelikleri verileri hesaba katarak rakamı
tesbit etmiştir. Yani alınan her bilgi hesaba katılmamış, nesnel ve resmi
olanlara rağbet edilmiştir. Komite, duygusal ve abartılı durumlardan
sakınmıştır. Araştırmacıların kendileri bile bölgenin tümündeki maktul
sayısını, birkaç yere ait olanlar hariç, tam olarak, kesin biçimde tespit
edememiştir. Bu rakamlar özellikle tamamen yok edilen binlerce köye ve
Diyarbekir, Van ve Harput yörelerindeki katliam yapılan nahiye ve köylere
aittir. Bölgedeki temel yerleşim birimlerinin dışındaki ölü sayısını kesin
olarak belirlemek asla mümkün olmamıştır. Bu sıralarda aldığımız bilgilere
göre tam da bu yerlerde katliamların en korkunçlarının yapılığı ve buralarda
oluk oluk akıtılan Hristiyan kanının ötekilere nazaran çok daha fazla olduğu
anlaşılmaktadır.
[18] Hans-Lukas Kieser, Age, s 217-218
[19] Ermeni Katliamları Raporu, Haz. P.F. Charmetant,
Çev. Mehmet Baytimur, Peri Y. 2012
[20] Çiğit barut üretiminde kullanılan temel maddelerden
biridir. Savaş öncesi Avrupa’nın mühimmat ihtiyacını karşılayacak Kilikya
pamuğu Avrupa’ya en yakın bölgedir. Bu bakımdan Ermenilerin kontrolündeki
Kilikya pamuğuna el koyabilmek,bu bölgedeki Ermenilerin yok edilmesiyle
olanaklıdır.
[21] Vahakn N. Dadrian İttifak Devletleri Kaynaklarında
Ermeni Soykırım, toplu Makaleler kitap 3 çev. Ali Çakıroğlu, Belge Uluslar
arası Y. 2007, s 118-119,
[22] Vahakan N. Dadrian Age, s. 120
[23] Vakan N. Dadrian Age, s 114-115,
[24] Vakan N. Dadrian Age, s 121
[25] Vakan N. Dadrian Age, s 120
[26] D. Lloyd George, Memoirs of The Peace Conference, 2.
Cilt Londra 1939, 811. Aktaran Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırımı Tarihi, çev.
Ali Çakıroğlu, Belge Uluslar arası Y. 2008 s 111-112
[27] Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırımı Tarihi, çev. Ali
Çakıroğlu, Belge Uluslar arası Y. 2008 s 114
[28] Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırımı Tarihi… s 121
[29] Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırımı Tarihi… s 123
[30] Tarsus’taki hareketi kışkırtan Kayseri’den gelmiş
Türklerdir. Bunlar Kayseri’deki katliamları anlatarak Tarsusluları aynı işleri
yapmaya ikna etmeye çalışırlar.
KAYNAK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.