Ümit Kurt
Kervanlara refakat eden jandarmalar, onları bir-iki gün
yürüttükten sonra bir su kaynağı veya nehrin yanında kervanları durduruyor ve
susuzluktan perişan olmuş bu zavallıların su içmesine ya da serinlemesine mani
oluyordu. Suya kavuşma izni elde etmenin karşılığı, bilmem kaç tane bakire ya
da genç kızın kendilerine teslim edilmesi bedelindeydi. Bu korkunç yöntem
sistematik bir biçimde uygulandı. Özellikle de Kemah-Halep, Konya-Tarsus
yollarında bu yapıldı ve bir de Fırat boylarında.
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden
sonra,savaştan yenik çıkan Osmanlı Devleti, Ekim 1918 itibariyle sürgün ettiği
Ermenilerin memleketlerine geri dönüşüne ilişkin bir talimatname hazırlar.(1)
Bu arada Ermeni Patrikliği -ki o dönem patrik, Zaven Der Yeghiayan’dır-
Paris’te eğitim görmüş, Darülfünun’da kimya hocası olan Arakel Çakıryan
başkanlığında bir komisyon kurar.(2) Komisyonun en önemli görevi Ermeni Tehciri
sürecinde yetim ve dul kalmış çocuk ve kadınların aile ve akrabalarına teslim
edilmesi;yine sürülen, katledilen Ermenilere ait olup da el konmuş taşınır ve
taşınmaz malların asıl sahiplerine geri verilmesidir.(3)
Çakıryan başkanlığındaki sözkonusu komisyon Osmanlı
Dahiliye Nezareti ve İtilaf devletlerinin İstanbul’daki yüksek
komiserlikleriyle, özellikle de İngiliz Yüksek Komiserliği bünyesinde kurulan
Ermeni-Rum seksiyonuyla işbirliği halinde çalışır.(4) Çakıryan 4 Nisan 1919’da
bu çalışmanın raporunu Patrikliğe sunar.
Paris’te bulunan Nubarian Kütüphanesi’ndeki
araştırmalarım sırasında karşıma çıkan bu önemli belge 8 Mart 1919’da, Ermeni
ulusunun en seçkin kadın edebiyatçı ve yazarlarından Zabel Yesayan(5)
tarafından, Paris’teki Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar Paşa nezdinde
kaleme alınmış bir rapor.(6)
Zabel YesayanAslında Zabel Yesayan’a ait tarihsel olarak
muazzam önemi haiz bu rapordan daha önce Vahé Tachjian’ın(7) ve Lerna
Ekmekçioğlu’nun(8) muhtelif çalışmalarında bahsedilmiştir. Ancak 11 sayfalık bu
raporun tamamı Türkçe tercümesi ile daha önce hiçbir yerde yayımlanmamıştır.
1909 Adana katliamlarını da yakından takip eden ve hatta o katliamları
soruşturmak saikiyle dönemin İttihatçı hükümetince kurdurulan komisyonda da
görev alan Zabel Yesayan’ın raporu sürgün ve katliamlara tabi tutulmuş Ermeni
yetim çocuklara, genç kızlara ve dul kadınlara yapılan korkunç şiddet
gösterilerini aktarıp bu zavallı insanlarla ilgili olarak neler yapılması
gerektiğine dair öneriler içeriyor. Boghos Nubar Paşa,raporun yazıldığı tarihten
kısa süre önce Ermenistan’dan Paris’e gelmiş olan Yesayan’ın kaleme aldığı bu
çarpıcı ve hayati metni Ermeni Milli Delegasyonu adına Paris Barış
Konferansı’nın dikkatine sunmuş, raporda yer alan bilgilerin “en gerçekçi
tanıklıklarla bizzat yerinde” tespit edildiğinin altını çizmiştir.
Zabel Yesayan’ın Raporu
Ermeni Milli Delegasyonu
12, Avenue du President Wilson
Telephone, Passy, 39-85
Türkiye’deki gayrimüslim kadın ve çocukların kurtuluşu
(Türkler tarafından kaçırılan ve bugüne kadar Müslümanlar tarafından alıkonan
gayrimüslim kadın ve çocuklar sorunu üzerine notlar)
-Zabel Yesayan’ın Tebliği-
Türkler savaşın başından itibaren hakimiyetleri altındaki
gayrimüslim milletleri sistematik biçimde imha etti. Tehcir ettiklerini ya
oldukları yerde ya tehcir yolunda ve o yoldaki istasyonlarda katlettiler. Genç
kadınlar, genç kızlar ve her iki cinsten çocuklar zorla kaçırılıp götürüldü ve
Müslümanlara dağıtıldı. Bu zavallıların sayısını tam olarak söylemek mümkün
değil. Ama bu rakamın 200 binden fazla olduğuna ilişkin tahmine inanmak
durumundayız. Bunların büyük çoğunluğu Ermeniydi, yine büyük rakam olarak
Rumlar vardı aralarında, ayrıca Süryani ve Nasturi çocuk ve kadınlar da vardı.
Çocuk ve kadınlar farklı biçim ve koşullarda kaçırıldı:
1-Birçok kadın ve çocuk doğdukları şehir ve köylerden
kaçırıldı. Tehcir kararı duyurulduğunda terörize olan halk kesinlikle ölüme
gittiğini biliyordu. Bu sırada komşu Müslümanlar onlara gelip genç kadın ve
kızları ya da çocukları saklamayı önerdi. Panik halindeyken başıboş çocuklar
anında kaçırıldı, genç kızlar da zorla götürüldü; nitekim Erzurum’da Türk
subaylar şehrin önde gelenlerinin kızlarını kaçırdı. Bir Alman subay Erzurum’un
en güzel kızı olan Kalfayan’ı kaçırdı. Ve onun çığlıklarına ve tepkisine
aldırış etmeden onu sürüyerek götürdü.
Erzincan’da, önde gelen Türkler şahsen ya da araya aracı
katarak tehcir konvoylarının yanına gittiler ve zengin ailelerin mirasçıları
olan kızları zorla kaçırdılar.
Trabzon’da sivil ve asker kıyafetli subaylar, şehrin en
değerli eşrafının en gözde, en iyi eğitimli kızlarını bir evde toplayıp İttihat
ve Terakki Komitesi üyelerine sundular. Rum Metropoliti’nin evine ya da yabancı
kurumlara sığınmış olanlar aynı amaçla zorla kaçırıldı. Bunların bir kısmı
Müslüman evlere dağıtıldı.
Küçük Asya’nın en önemli merkezlerinde aşağı-yukarı aynı
şey yaşandı.
2-Bu nüfus şehrinden veya köyünden uzaklaştırıldıktan
sonra Türk hükümetinin önceden belirlediği kesin olan bir yerde aşağı-yukarı
aynı karanlık emellerle aynı muameleye tabi oldu; erkekleri, kadınlardan ve on
yaşına kadar kimi yerde de altı yaşına kadar olan küçük çocuklardan ayırdılar;
erkekler acımasızca katledildi,çocuk,genç kız ve genç kadınlar caniler
tarafından kaçırıldı. Bu onursuz durumdan kaçmayı başaranlar bu kez de yollarda
katledildi. Bu kervanlara refakat eden jandarmalar, onları bir-iki gün
yürüttükten sonra bir su kaynağı veya nehrin yanında kervanları durduruyor ve
susuzluktan perişan olmuş bu zavallıların su içmesine ya da serinlemesine mani
oluyordu. Suya kavuşma izni elde etmenin karşılığı bilmem kaç tane bakire ya da
genç kızın kendilerine teslim edilmesi bedeliydi. Bu korkunç yöntem sistematik
bir biçimde uygulandı. Özellikle de Kemah-Halep, Konya-Tarsus yollarında bu
yapıldı ve bir de Fırat boylarında.
3-Bu zavallılar herhangi bir toplanma yerine
vardıklarında Kürtler, Çerkesler, Çeçenler ve Rumeli göçmeni Müslümanlar jandarmanın
göz yummasıyla tehcir edilenlerin kamplarına saldırıyordu. Üzerlerinde ne
bulurlarsa alıp götürüyor, elbiselerini bile soyup çıkarıyorlardı. Zavallı
kadınlar çıplak yerlerini örtmek için bedenlerini çamurla kaplıyorlardı.
Karanlık katiller onları dans etmeye ve şarkı söylemeye zorluyordu.
Çocuklarının ya da kardeşlerinin yasını tutan ve düştükleri bu aşağılayıcı
durumun utancını yaşayan kadınları, kırbaç zoruyla gülmeye ve şarkı söylemeye
zorluyorlardı. Bunu yapmayı reddedenleri anında, tarifi imkânsız bir biçimde
öldürüyorlardı. Bu infazlar ötekilere ibret olsun diye diğer kadınların yanında
yapılıyordu. Bir Avrupa kolejinde okumuş önde gelen bir Tokat ailesinin kızı,bu
cellatların fantezilerine alet olmayı reddetti; 25 Türk (jandarmalar, askerler,
vb.) kendisinin ırzına geçtikten sonra neredeyse kızı parçalarına ayırarak
öldürdü.
Bu katillerin ne çocuklara ne de yaşlılara saygısı vardı.
Olayların başında Türkler en güzelleri, en hoşları, en zenginlerin
mirasçılarını ve en sağlıklıları seçiyordu. Geçtikleri şehirlerin Türkleri
kadın ve çocukları tıbbi muayeneden geçirerek seçiyordu. Ama tehcir edilenler
önemli büyük merkezlerden uzaklaştıkça, artık hiçbir ayrım yapılmadı, öyle ki
ırzına geçilen kadınlar arasında on-onbeş yaşındaki genç kızlar olduğu gibi
yaşlı kadınlar da vardı.
Gayrimüslim Kadınlar Pazarlarda Satıldı
Refakatçi jandarmaların çoğu kanun kaçağıydı, çoğu
tehlikeli katillerdi. Jandarma birliği ve çeteci gruplar oluşturmak için
hapishanelerden çıkarılmış kişilerdi. Bu jandarmaların tehcir edilenlerin
üzerinde her türlü tasarrufta bulunma hakkı vardı. Yaşadığı şehirden çıkarılan
herkes, kitlesel bir ölüme mahkûm edilmiş oluyordu. Böyle olunca da
jandarmalar, bu zavallıları istismar etmek konusunda her türlü özgürlüğe
sahipti. Ve çıkarları neyi gerektiriyorsa sürgünlere öyle davranıyorlardı.Aklın
alabileceği en karanlık muameleyi ve ırklarının en kötücül dehasını açığa
çıkarmayı böyle becerdiler. Dolayısıyla kendilerine emanet edilen kadınları
aşağıdaki biçimlerde istismar ettiler:
1-Daha önce söylediğimiz gibi kervanlardan belli
miktarlarda bakire ve genç kızı kendilerine teslim edilmediği sürece
sürgünlerin su içmesine ya da serinlemesine izin vermiyorlardı.
2-Çevredeki çetelerle ve Müslümanlarla önceden anlaşıp
belli bir saat belirliyor ki neredeyse bu hep geceyarısına denk
geliyordu;çeteler ve Müslümanlar kamplara saldırırken jandarmalar da oradan
uzaklaşıyordu. Ve sonra ganimeti paylaşıyorlardı. Bu paylaşım genellikle
silahlı çatışmalara varıyordu. Ve kazara bir jandarma öldürülecek olsa bunun
suçu tehcir edilenlerin üzerine kalıyordu.
3-Jandarmalar, kızlarının muhtemel onursuzluğu yaşamasını
önlemek için her türlü -inanılmaz- fedakârlıkta bulunan dehşet içindeki
annelerden kızlarını kurtarmaları için aklın almayacağı bedeller/talepler
istiyorlardı.
4-Ya da basitçe jandarmalar bu kadın ve çocukları
bölgedeki Müslümanlara, onlar da bu amaçla uzaklardan gelmiş insanlara
satıyorlardı. Kadın ve çocuk başına alınan para yirmi ile beş kuruş arasında
değişiyor; bu fiyat yerine göre iki kuruşa kadar düşüyordu.
Kadınlar tıpkı bir meta gibi şehrin meydanlarında ya da
pazarlarında satışa çıkarılıyordu.
Toplu Tecavüzler
Bir Müslüman tarafından götürülmedikçe ya da satılıp
kaderi belli olmadıkça her kadın kolektif/toplu bir tecavüzün muhtemel
kurbanıydı.
Türklerin özel bir borazan çalma biçimi vardı. Bu
işaretin sinik bir ismi vardı ve bu işareti alan/duyan kadınlar önceden
belirlenen bir yerde toplanmak zorundaydı. Bu iğrenç emel için tespit edilmiş
asker toplulukları da oraya geliyor ve güpegündüz ve birçok kişinin gözlerinin
önünde -ki o birçok kişi arasında Müslüman kadın ve çocuklar da vardı- bu
kadınlara tecavüz etmeye başlıyorlardı. Biz kolektif tecavüzlerin büyük ölçüde
bunu yapanların aşağılık duygularını tatmin etmek ve bu şekilde milletimizi
aşağılamak amacıyla yapıldığını düşünme eğilimindeyiz. Çünkü bu suçlar belirli
kurallara bağlı olarak ve düzenli bir biçimde işlendi.
Ermeni Kadınlarının Tutumu
Bu dehşetengiz muamelelere/aşağılamalara maruz kalan
kadınlar sadece eğitimsiz köylü kadınlar değildi. Aralarında iyi eğitilmiş,
yüksek tabakalara mensup kadınlar da vardı ve bunların sayısı hiç de az
değildi. Birçoğu Avrupai okullarda okumuştu, Fransızca ve İngilizce’yi sular
seller gibi konuşuyorlardı. Bütün bu yaşadıklarının bilhassa ataerkil bir
ailede yetişmiş; evinde edindiği ve yaşadığı ahlaki geleneklere sıkı sıkıya
bağlı Ermeni kadınında nasıl bir etki yarattığını gözümüzün önünde bulundurmak
lazım.
İnfazlar ilk başladığında çoğu intihar etti. Pek çok anne
genç kızlarını Fırat’ın sularına fırlattı, attı. Genç kadınlar yeni doğmuş
çocuklarıyla birlikte aynı sulara kendilerini attılar. Öyle anlar oldu ki
intihar edecek bir yol bulamayarak umutsuzluğa kapılan genç kızlar,kendilerini
kaçıranlara bütün mücevherlerini vererek onları kafalarına bir kurşun sıkıp
kendilerini öldürmeye razı etmeye çalıştılar. Pek çoğu delirdi. “Gözyaşları,
sızlanmalar, yalvarmalar bu karanlık canilerin neşesini ve hayvanlığını
artırmaktan başka bir işe yaramıyordu” diye anlatır bir görgü tanığı.
Aralarından bazıları tecavüzden sonra kaçmayı başardı; bunlardan çoğu kaçarken
öldürüldü. Kimileri, ki bunların sayısı çok azdı, mütecavizleri öldürmeyi
başardı. Elde silah kendilerini savunanların sayısı da az değildi.
Sivas kökenli bir genç kız olan Matmazel Şahinyan,
mavzeriyle on mermi sıktıktan sonra tüfekle vurularak durdurulabildi.
Şebinkarahisar kadınları ise tehcir kararına uyan kendi erkeklerine isyan
ettiler. Tehcir yolunda binbir türlü aşağılanmaya maruz kalmaktansa sevgili
evlerinde ölümü seçtiler. Aynı duygularla hareket eden Urfa’nın genç kız ve
kadınları bu şehirdeki muharebelere katıldı. Şehrin Türklerin eline geçmesinden
sonra, üstlerinde ne var ne yoksa almak için ceset aramaya çıkan subay ve
askerler ölüler arasında çok sayıda kadın cesedi gördüler. Ve hepsinin göğsünde
mücevher yerine fişeklikler vardı. (Bir Türk subayının tanıklığı)
Urfalı birçok kadın, düşmanın iğrenç eline düşmektense
zehir içmeyi tercih etti.Birçok bölgede anneler teslim olmaktansa içinde
oldukları evleri genç kızları ve çocuklarıyla birlikte ateşe verdi.
Küçük Asya’nın birçok vilayetinde infazların ilk birkaç
haftasında henüz fiziki ve moral güçlerini kaybetmemiş gayrimüslim kadın ve
genç kızlar kahramanca bir direniş gösterdi ve ölümü aşağılanmaya tercih etti;
ama öyle ya da böyle hayatta kalmayı başaranlar sürgün yollarında yıpranıp
güçten düştü, cesaret ve direncini kaybetti ve birçoğu ahlaken tamamen çöktü.
Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin ve Nasturilerin
yaşadığı ve sonra katledildiği veya sürgüne zorlandığı bütün vilayetlerde,
Müslümanlar tarafından kaçırılmış ve bugün de hâlâ onlar tarafından alıkonan
gayrimüslim kadın ve çocuklar var.Ayrıca bu milletlerin sürgün yolunu da takip
etmekte fayda var. Rumlar Marmara’dan Konya’ya kadar olan yolu izlemek zorunda
kaldı;Ermeniler ise Erzurum,Erzincan-Kemah-Malatya-Halep ya da Musul;
Sivas-Harput, Mezopotamya yolunu izlemek zorunda kaldı.İstanbul ve civarı,
Eskişehir, Konya, Pozantı’da farklı tarihlerde olmakla birlikte Rumlar ve
Ermeniler tehcir edildi; Bitlis, Van, Diyarbakır vilayetlerine komşu Kürt
aşiretleri de çok sayıda Hristiyan kadın ve çocuğu kaçırdı. Bunların
arasındakilerin bazıları Nasturiydi ve hepsi hâlâ köle muamelesi görerek
alıkonuluyor.
Arap Mezopotamya’sında çok sayıda Ermeni kadın ve çocuk
var. Müslüman Araplar tehcir edilen Ermenilere karşı daha insanca yaklaştı.
Ancak, onların da halen alıkoyduğu ve iade etmeleri gereken çok sayıda Hristiyan
kadın bulunuyor. Yine de Araplara Türklerden farklı davranmak gerekiyor. Çünkü
çoğunun bu kadınları cani Türklerin elinden kurtardığını ve genellikle onlara
karşı iyi niyetli davrandıklarını düşünmemiz gerekir. Doğru olan buradaki
şeyhlerle müzakere yürütmektir ve öyle umuyoruz ki bunu bizzat kendileri
kolayca ve gecikmeksizin çözeceklerdir.
Müslümanlar tarafından alıkonulan kadın ve çocukların
geri dönüşünü sağlamak için onları iki kategoride değerlendirmek gerekir: Reşit
olanlar ve olmayanlar. Bütün çocuklar ve kaçırıldıkları tarihte reşit olmayan
kadınlar koşulsuz biçimde geri getirilmeli. Bu kadın ve çocuklar ailelerine
geri verilmeli; ailelerin bulunamaması ya da aile ve yakın akrabalarının ölmüş
olması halinde ilgili milletlerin korumasına verilmelidir. Reşit kadınların
teslimi komplike bir sorun. Çünkü onlar aşağıdaki sebeplerle evlendikleri
Müslüman erkeklerden ayrılmak istemiyorlar:
Bir kısmı jandarmalar tarafından görece katlanılabilir
bir hayat va’deden iyi niyetli Müslümanlara satıldı ya da teslim edilmiş,
dolayısıyla bu kadınlar kendilerini korkunç bir sondan kurtaran bu insanlara
minnet duyuyor.
Bir kısmı bütün ailesini kaybetmiş ve nasıl bir gelecek
sahibi olacaklarını bilemiyor.
Bir kısmının Müslüman kocalardan çocukları var,onları
terketmek istemiyorlar.
Bir kısmı yaşadıkları onca aşağılamadan sonra
millettaşları arasına geri dönmeye utanıyor.
Birkaçı ise tam tersine her türlü haysiyet ve ahlaki
değerlerini kaybetmiş durumda. Ülkenin sağlayacağı güvenlikten emin değiller.
Bu kategorideki kadınların cesaretini yeniden yükseltmek
ve morallerini ayakta tutmak için ve her türlü komplike vakayı adaletli,
insancıl bir biçimde ve sükûnetle çözmek için, özel olarak kendileriyle ilgilenecek
kadın komisyonları kurmak şart.
Anadillerini, aile ve milliyet mensubiyetlerini unutan ve
dahası kendilerini alıkoyanlar tarafından terörize edilen daha küçük yaştaki
çocukları aramak içinse, ki bunlar genellikle Ermeni ya da Rum olduklarını
inkâr ediyorlar, çok özel ve durumlarına uygun önlemler almak gerekiyor.
Gayrimüslim çocuk ve kadınların kurtarılması bir
adalet,insanlık ve uygarlık görevidir.
Böyle bir kurtarma girişiminin başarı kazanmasının
garantisi, her şeyden önce, ülkenin tümüyle askeri olarak işgal edilmesidir.
Müttefik güçlerin desteğine sahip uluslararası bir kadın
komisyonunun kurulması gerekiyor.
Ya hemen düşmanın saklanmasına fırsat bırakmadan harekete
geçeceğiz,bütün bu zavallı köleleri onlardan uzaklaştıracağız ya da yeni sorun
ve komplikasyonlara sebep olacağız.
Türklerin elinden kurtarılacak çocukların barınacağı
yetimhanelerin sayısını hızla artırmalıyız. Müslümanların yanından
kurtaracağımız kadınlar için onları yeniden doğdukları topraklara
yerleştirinceye kadar yeni sığınaklar oluşturmalıyız.
Özellikle kadınların muayenesine ağırlık verecek bir
sağlık hizmeti oluşturmalıyız; ne yazık ki onların büyük çoğunluğu tehlikeli ve
bulaşıcı hastalıklara yakalanmış durumda. Onları durumlarına göre
gruplandırmalıyız.
Hamile kadınlar için özel bir hizmet örgütlemeliyiz.
Kadınlara ve yetişkinlere istihdam sağlayacak yeni işlikler açmalıyız.
Bütün bu görevleri yerine getirmek ve bu amaçla kurulacak
uluslararası kadın komisyonu içinde yer almalarını sağlamak için Rusya
Ermenistan’ı, İstanbul, İzmir, Avrupa kolonileri, Mısır ve ABD’ndeki bütün
Ermeni kadınları seferber olmalı ve örgütlenmelidir.
Yazılı ya da sözlü gerekli her türlü ayrıntıyı vermeye,bu
notlarda belirtilen gerçekleri birinci ağızdan aktaracak Ermeni ya da yabancı
çok sayıda tanık ibraz etmeye ve gerektiğinde yerinde araştırmalar yapmayı
kabul etmeye hazırız…
Zabel Yesayan
Ben aşağıda imzası olan Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı
Boghos Nubar Paşa şahadet ederim ki bu tebliği kaleme alan ve en seçkin kadın
edebiyatçı ve yazarlarımızdan biri olan Madam Yesayan kısa süre önce
Ermenistan’dan geldi. Bu tebliğte anılan en gerçekçi tanıklıkları bizzat
yerinde tespit edip derledi…
Paris, 8 Mart 1919.
*Zabel Yesayan’a ait sözkonusu raporun önemli bölümlerini
içeren bir haberi Agos gazetesi, 22 Ağustos 2014 tarihli nüshasında “Bu feryat
yüz yıldır bekliyor” [http://www.agos.com.tr/tr/yazi/7811/bu-feryat-yuz-yildir-duyulmayi-bekliyor-agos-un-manseti]
başlığıyla manşetten vermiştir.
1-Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü,Osmanlı
Belgelerinde Ermenilerin Sevk ve İskânı, (Ankara:Osmanlı Arşivi Daire
Başkanlığı Yayını,2007), s.403-404.
2-Zaven Der Yeghiayan, My Patriarchal Memoirs, Mayreni
Publications, Barrington, R.I., 2002, s.181-182.
3-Bu konuyla ilgili yazılmış en nüanslı ve tafsilatlı
makale Lerna Ekmekçioğlu’na aittir, bkz. Lerna Ekmekçioğlu,”Kız kaçırma,kız
kurtarma:Birinci Dünya Savaşı sırasında ve Mütareke yıllarında İstanbul’da
Ermenilik ve Müslümanlık”, Toplum ve Bilim, Sayı:129, 2014, s.225-256.
Ekmekçioğlu,”Müslüman hanelerinde ve yetimhanelerinde el konulmuş çocuk ve
kadınları bulmak,özgürlüğüne kavuşturmak ve yeniden topluma kazandırmak için
Ermenilerin yürüttükleri çalışmalara Ermenice ‘vorpahavak’ (‘yetimleri
toplama’) adı verildiğini” belirtir.(s.235)
4-Sözkonusu seksiyonun raporları Vartkes Yeghiayan’ın
İngiliz Ulusal Arşivleri’ndeki titiz çalışmaları neticesinde British Reports on
Ethnic Cleansing in Anatolia,1919-1922: the Armenian-Greek Section başlıklı
kitapta toplanmıştır.(2007)
5-İstanbul Üsküdar’da dünyaya gelen Yesayan’ın ilk edebi
eseri 1895’te yayımlandı.Aynı yıl Paris’e gitti; Sorbonne’da edebiyat ve
felsefe derslerini takip etti. İstanbul’a ancak 1908’de, Meşrutiyet ilan
edilince kesin dönüş yaptı. Yazarlık kariyerinin bu en verimli yıllarında
kaleme aldığı öykü, deneme ve romanlarında, kadın hakları ve kadınların
toplumsal yaşamdaki konumlarına geniş yer ayırdı. 24 Nisan 1915’te, Ermeni
aydınlarının çıkarıldığı ölüm yolculuğundan bir hastanede saklanarak kurtuldu.
Bir süre Bulgaristan’da kaldıktan sonra Bakü’ye geçti; Ermeni mülteci ve
yetimler için yardım faaliyetlerine katıldı. 1921’de Paris’e döndü. Sovyet
Ermenistan hükümetinin daveti üzerine 1933’te Yerevan’a göç etti. Yerevan
Devlet Üniversitesi’nde edebiyat dersleri verdi. 1937’de Stalin kovuşturmaları
sırasında tutuklanıp Sibirya’ya sürüldü. Ölüm tarihi ve yeri kesin olarak
bilinmemektedir.
6-Zabel Yesayan, La liberation des Femmes et Enfants
Nonmusulmans en Turquie, Nubarian Kütüphanesi, (Ermeni) Milli Delegasyon
Arşivi, Şubat-Mart 1919 yazışmaları ve Boghos Nubar Paşa’ya 18 Mart 1919’da
iletilen 11 sayfalık rapor.Yesayan’ın raporunun Fransızca’dan Türkçe’ye
tercümesindeki önemli katkılarından dolayı Alev Er’e teşekkür borçluyum.
7-Vahé Tachjian,”Gender, Nationalism, Exclusion:The
Reintegration Process of Female Survivors of the Armenian Genocide”, Nations
and Nationalism 15, (1), Ocak 2009, s.60-80.
8-Lerna Ekmekçioğlu,”A Climate for Abduction,a Climate
for Redemption:The Politics of Inclusion during and after the Armenian
Genocide”, Comparative Studies in Society and History, 55 (3), Temmuz
2013,s.522-553.
Ümit Kurt,1915 Kıyımları Sonrası Zabel Yesayan’ın Raporu,
Toplumsal Tarih,Sayı:250,Ekim 2014, s.84-87.
1 yorum:
Bundan 1400 yil önce de böyle yapiyorlardi, bugun de öyle yapiyorlar. Ellerinden gelse, yarin da öyle yapacaklar. Ondan dolayi, namusu, serefi olan dislerine kadar silahlanmali!
Ara/Isvec
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.