Etyen Mahçupyan / etyen.mahcupyan@aksam.com.tr
Balkon konuşmasında partinin genel başkanı altını çizerek
söyledi. Parti sözcüsü de basın toplantısında özellikle vurguladı… AKP
‘dersimizi aldık’ dedi. Sadece Haziran’la ilgili değil, Kasım seçimindeki
olağanüstü başarı ile ilgili de aynı kanaati belirttiler. “Biz öğrenen bir
partiyiz” dediler. Topluma ‘gözüm kulağım sende’ dediler… Muhalefet partileri
de aynı saatler ve günlerde açıklamalar yaparak değerlendirmelerini kamuoyuna
sundular. İktidarın tutumu başarısız kalmalarının temel nedeni olarak sunuldu. Burada
epeyce sakat bir durum var. Düşünün ki yüzde elli oy almış olan parti ‘hatalar
yaptık’ tespitinden hareketle özeleştiriye yönelirken, apaçık bir yenilginin
altında kalmış olanlar hala kendi dışlarından bahane arayabiliyorlar.
Sadece bu bile AKP’nin bu ülkede iktidarı hak eden tek
siyasi hareket olduğunun ve mümkünse bu iktidarı paylaşmamasında yarar
olduğunun kanıtı.
Pedagojinin basit eğitimsel ilkelerinden biri çocuğun
belirli bir erken yaştan itibaren kendisine objektif bakmasının sağlanmasıdır.
Eğer istemediği bir durum ortaya çıkmışsa, hayatı reddetmemesi, başkalarıyla
diyalog kurabilmesi, onları da anlaması ve ikna edebileceği yollar bulması
telkin edilir. Bunu yaparken çocuk başkalarının da kendisinden nasıl
etkilendiğini, hareketlerinin ne anlama geldiğini dışarıdan bir gözle
değerlendirme yoluna girer. Olgunlaşma anlamında ‘büyümek’ esas olarak zaten
budur…
Bu yaklaşımı Türkiye siyasetine taşırsak,
söyleyebileceğimiz ilk şey bizdeki muhalefet partilerinin henüz ‘çocukluk’
dönemini aşamamış olmaları. Siyaset onlara istedikleri oyuncakları tahsis eden
bir oyunmuş gibi davranıyorlar. CHP ve MHP için Cumhuriyet’in başından bu yana
gelen bir zihni vesayet hali var. Sanki onların ‘tepesinde’ bulunan fiziksel ya
da manevi bir güç siyasetin nasıl ‘oynanacağını’ belirliyor ve onlara da uygun
oyuncaklar ‘takdir’ ediyor. CHP için fiziksel olan asker/yargı bürokrasisi,
manevi unsur ise Kemalizm/Mustafa Kemal oldu. MHP açısından fiziksel unsur
‘derin devlette’, maneviyat ise Turancılıktan beslenen bir milliyetçilikte
arandı. HDP için ise aynı işlevi fiziksel olarak PKK, manevi olarak ise sol
ideoloji görüyor.
Her üç muhalefet partisi de kendi kişiliğini, bırakın
ortaya koymayı, henüz arama cesaretine bile sahip değil. Bir seçim
başarısızlığından sonra ‘bazı hatalarımız oldu, sorumluluk bizimdir, bir daha
yapmamaya çalışacağız’ diyebilmek için gereken içsel enerji ve özgüvenin çok
uzağındalar. Bu durumu beklenmeyen bir yenilgi karşısında savrulma, çaresiz
hissetme veya insani olarak görülebilecek bir kaçış ihtiyacı olarak
değerlendirmek zor. Çünkü sonuç alınmadan da aynı tavrı sergilediler… Diğer bir
deyişle sonucu az çok öngördükleri halde kendilerini düzeltme çabası içine
girmektense, suçu başkalarına atmanın zeminini oluşturmaya çalıştılar.
CHP başkanı doğru işler yapacağı kesin olan partisine
toplumsal teveccühün olmamasından yakındı. MHP başkanı ‘saraya’ yüklenmenin
kendi partisine bir makbul siyasi duruş getireceğini sandı. Leninist sol
siyasetin takipçisi HDP başkanı ise oportünizme sığındı. Savaşın AKP tarafından
çıkarıldığı için siyasi sonucun kendi lehlerine olacağı teziyle son güne kadar
gelip, yenilince savaşın iktidara yaradığını söyleyebildi. Sonradan medya
baskısı altında olduklarını iddia edebilmek için televizyonlara bile çıkılmadı…
Hepsi de gelen yenilginin farkındaydı. Çünkü iç
dünyalarında bu işte ‘kötü’ olduklarını biliyorlar. Ne yapalım ki ancak bu
kadar oluyor… ‘Büyümek’ cesaret istiyor. ‘Büyümeyende’ de kişilik gelişmiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.