Burcu Karakaş / brckarakas@gmail.com / @burcuas
Hrant Dink Vakfı tarafından dört yıl önce başlatılan
‘Anadolu Ermenileri Sözlü Tarih Projesi’ kapsamında bir kitap daha yayımlandı.
Daha önce İstanbul, Ankara ve Diyarbakırlı Ermenilerin hikayelerine yer verilen
‘Sessizliğin Sesi‘ adlı seriye bu kez İzmitli Ermeniler konuk oldu.
Gazeteci Ferda Balancar tarafından derlenen mülakatlardan
bazıları şöyle:
‘Bana memleketimde küçük çiftlik yapmayı bile çok
gördüler‘
Taksim Feridiye’de doğdum. Annem de babam da şimdi
Bahçecik olarak bilinen Bardizag’da doğmuşlar. Babam Sirkeci’deki Kınacıyan
Han’da hem han görevlisiydi hem de kahvecilik yapardı Annem de evlere temizliğe
giderdi. Babam 1915’te askerdeymiş. O sıralar ailesinden hiç haber alamamış.
Haber alamayınca merak ediyor, köye geliyor. Uzun süre
akrabalarını arıyor. Annesi sürgün sırasında kaçmış, İstanbul’da bir evde
saklanırken buluyor onu. Babası daha Bardizag’dan çıkarken ölmüş. Babam
öldükten sonra bir gün bir minibüs kiraladım. Annemi de alıp Bardizaglı
tanıdıklarla beraber şimdiki Bahçecik’e gittik. Annem ağlama krizine girdi.
Toparlandık, döndük.
Daha sonra ben bir kez daha gittim. Bahçecik’e yakın
Ulaşlı’dan iki dönüm toprak aldım. Küçük bir çiftlik yapacaktım oraya. Tam
inşaata başladık, dediler ki “Burası askeri alandır, çiftlik kuramazsın.” Bana
memleketimde küçük bir çiftlik yapmayı bile çok gördüler.
‘İnşaatın temel çukuru kazılırken iki tane kafatası
çıkmış’
Müslüman ve Türk olan bir müdür yardımcımız vardı.
Önceleri beni çok seviyordu. Ermeni olduğumu öğrenince kadın benden nefret
etmeye başladı. Bir gün kapısını çaldım, “Hocam siz eskiden beni severdiniz.
Şimdi sevmiyorsunuz, Ermeni olduğum için mi” diye sordum. Kıpkırmızı oldu. “Ne
münasebet” dedi fakat bana hiçbir zaman iyi davranmadı.
Armaş’ta bir evim var. Dağın başında, kuş uçmaz kervan
geçmez bir araziydi burası. İnşaatın temel çukuru kazılırken iki tane kafatası
çıkmış. Ürkmeyeyim diye benden saklamışlar o zaman. Muhtarın kapısının önünde
mermer bir alınlık, üstünde de Ermenice harfler. Köylülere sordum, “Buranın Ermeni
köyü olduğunu söylüyorlar” dediler. Köyün şimdiki adı Akmeşe. Ondan sonra
araştırmaya başladım. Etrafta başka Ermeni köyleri de varmış.
‘Müdür yardımcımız ‘Kapısında Agop yazan dükkandan
alışveriş yapmam’ demişti’
Işık Lisesi’nde bir müdür yardımcımız vardı. Sınıfta
benim gözümün içine baka baka, “Kapısında Hristo veya Agop yazan bir dükkandan
alışveriş yapmam” demişti bir gün. Ortaokul yıllarında bir çocukla bana ‘gâvur’
dediği için kavga ettik. Askerliğimi Ağrı’da yaptım. Bölük komutanım
yüzbaşıydı. İstanbullu olduğunu duyunca sevindim önce ama beklediğim gibi biri
çıkmadı. Ermeni olduğumu öğrenince beni tuvalet sorumlusu yaptı. Bir tuvalet
bendeydi, diğer tuvalet ise bir başka Ermeni’de.
‘Ermeni olduğumu öğrenince define haritası sordular’
Doktor olduktan sonra zorunlu hizmet için Yozgat’ın bir
köyüne gittim. Orada yaşayanlar Ermeni olduğumu öğrenince, “Bizim burada Artin
vardı, sen onun oğlu musun” diye sordular. Köyün bağlı olduğu ilçede zamanında
çok Ermeni varmış. Oradan göçen Ermenilerin gömdükleri altınları bulmak için
uğraşan pek çok defineci vardı. Hemen hemen hepsi yanıma gelip, haritamın olup
olmadığını sordu, altınları birlikte aramayı teklif etti. Köken olarak Yozgatlı
olup olmadığımı sordular. Oralardan olmadığımı öğrenince soru sormayı
bıraktılar.
İlk gün Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü’nün kapısında bir
müstahdem oturuyordu. O yaşlı adam durup dururken, “Bak görüyor musun, şu
karşıdaki evlerde hep Ermeniler otururdu. Bir kesim yaptık, hepsi dağıldı. İyi mi
yaptık sanki… Eskiden Ermeniler varken Yozgat daha güzeldi” dedi. Adamın Ermeni
olduğumu bilmesi imkânsızdı.
Diyorlar ki “Doğuda Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı’nda
Ruslara yardım etmiş.” Peki kardeşim, diyelim ki öyle… İzmit’teki, Bursa’daki
Ermeni çocuğunun ne kabahati vardı bunda? Bardizag’da tarlasında tütün eken
dedemi neden yerinden yurdundan koparıyorsun?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.