Mehmet Fatih Öztarsu*
Mujica'nın Türkiye temasları biter bitmez, artık
asparagas durumuna alıştığımız medyada ilginç bir haber başlığıyla karşılaştık.
Uruguay'ın 1965'te Ermeni iddialarını ilk tanıyan ülke olduğu, Mujica'nın ise
yakın dönemlerde Ermenistan'ın soykırım propagandasına alet olduğu gibi
birbirinden kopuk gerekçeler sıralanıyordu.
Bir avuç Ermeni'nin yaşadığı Uruguay'daki Ermeni faaliyetlerinin onda
birini yapamayan Türkiye'nin devletçi ve milliyetçi yakınmalarının hiçbir
anlamı yoktur.
Dünyanın en yoksul ve en mütevazı devlet başkanı olarak
anılan eski Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica'nın Türkiye ziyareti çok ilginç
tartışmalar meydana getirdi.
Maaşının yüzde doksanını hayır kurumlarına vermesiyle
bilinen ve oldukça sıradan bir hayat tercihinde bulunan Mujica, geçtiğimiz
yıllarda 1800 dolarlık mal varlığını açıkladığında dünyanın hayranlığını
kazanmıştı. Böylesine erdemli yaşama tercihi ülkemizde pek rağbet görmeyen bir
durum olduğu için, Mujica'nın Türkiye ziyareti akla hayale gelmeyecek komplo
teorileriyle süslendi.
Mujica'nın Türkiye temasları biter bitmez, artık
asparagas durumuna alıştığımız medyada ilginç bir haber başlığıyla karşılaştık.
“Mujica'nın gerçek yüzü” başlığıyla sunulan haberi okumadan önce bu kişinin
yolsuzluk mu yaptığı, gizli bir malikânesinin mi olduğu yoksa insan ticareti
gibi işlere mi bulaştığını aklımdan geçirdim. Aynı halkanın parçası olan medya
organlarında benzer başlıklarla sunulan haberde Mujica'nın azılı bir Türkiye
düşmanı olduğundan bahsediliyordu. Uruguay'ın 1965'te Ermeni iddialarını ilk
tanıyan ülke olduğu, Mujica'nın ise yakın dönemlerde Ermenistan'ın soykırım
propagandasına alet olduğu gibi birbirinden kopuk gerekçeler sıralanıyordu. Bir
başka medya organı ise Mujica'nın Türkiye'ye darbe için geldiğini ve bunun
planlı bir ziyaret olduğunu vurguluyordu. Sırasıyla soykırım, Ermenistan,
askerî darbe gibi anahtar kelimelerin hakim olduğu haberleri okuyunca niyet anlaşılıyor.
Bir de bu işe CHP'nin öncülük ettiğini özel ifadelerle sunan haberleri okuyunca
Türkiye'nin ciddi bir travmaya sahip olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.
Mujica'yı “CHP'nin ithal fakiri” olarak haberleştirenler neyden korkuyordu?
Elbette mesele başka.
Ermeni meselesine Mujica üzerinden aşırı hassasiyet
göstermeye başlayan medyamız nedense Ermeni iddialarını tanıyan otuza yakın
ülke ile ilgili hassasiyet geliştirmiyor. ASALA terörüne destek veren ve
katliamlarına ses çıkarmayan ülkelerle ilgili de herhangi bir hassasiyete
rastlamıyoruz. Halbuki Türkiye'ye “hain planlar” için geldiğini ısrarla
haberleştiren medyamız, Mujica'nın dünyayı kana bulayan siyasi sisteme yönelik
eleştirilerini, Nobel Barış Ödülü'nü neden reddettiğini ve mütevazı devlet başkanının
ne tür özelliklere sahip olduğunu anlattığı sohbetlerine kesinlikle yer
vermiyor. Ancak üçüncü dünya ülkelerinde görülebilecek bir paranoya ve
düşmanlaştırma yoluyla, halkımızın da sempatisini kazanmış bir ismin
karalanması yoluna gidiliyor. Bu, kesinlikle sağlıklı bir düzenin işareti
olamaz.
Devletçilik ve Türklüğe Sahip Çıkan Muhafazakârlık
Bu haberlere eşzamanlı olarak rastladığımız, Serra
Yılmaz'ın Türklükle ilgili sözü de büyük kıyamet kopardı. Yabancı bir kanalda
esprili bir şekilde “Türk olmak benim hatam değil.” diyen Yılmaz'ın ifade
özgürlüğü bu ülkede teminat altındadır. Ayrıca Yılmaz'ın neden böyle bir
yaklaşıma sahip olduğunu anlamak için dar kalıplardan sıyrılıp ve yabancı dil
öğrenip dünyanın bizimle ilgili düşüncelerini anlamak faydalı olur. Ancak bu
söze en büyük tepkiyi gösteren ve linç kampanyası başlatan muhafazakâr medyanın
Mujica olayında olduğu gibi, Türklük damarı birden kabarmaya başladı. Halbuki
iki yıl önce aynı mahalleden gelen “…Sana demişler ki, ‘Sen Türk'sün'. Ne demek
Türklük? İşte Orta Asya'dan gelmişsin. Bir bakıyorsun, kaçımızın dedesi Orta
Asya'dan gelmiş? Bir sor bakayım gerçekten. Var mı böyle bir şey?... Türk diye
bir ırk yoktur, Türk dediğin sentezdir…” ifadesine sahip çıkılmıştı.
Mujica ve Serra Yılmaz örneğinde görüldüğü üzere, şimdiye
kadar Türklükle barışmayan, milliyetçiliğin ayaklar altında olduğunu söyleyen
kesimler son yıllarda canı pahasına sahip çıktığı devletçilikle birlikte artık
Türklüğü de benimsemiş görünüyor. Aslında Türklükle ilgili düşünceleri asla
değişmeyecek olan bu kesimlerin sahip olduğu mantık, gücün artık kendilerinde
olduğu ve aykırı bir görüş çıkacaksa dahi kendilerinden çıkması gerektiğine
yönelik inançtır. Paranoyak bir yaklaşımla herkes ve her düşünce zan altında
olmalıdır. Çünkü Mujica'nın Türkiye düşmanı olduğunu ve Uruguay'ın Türkiye
karşıtı faaliyette olduğunu büyük bir korku havasında sunanların, dünyanın en
ücra yerlerindeki Türk okullarını terörist ilan etmesini hiçbir mantık
açıklayamaz. Türkçe Olimpiyatları'nın da aynı yaklaşımla ele alındığı bir
Türkiye'de bu kesimlerin devletçiliği ve Türklük hassasiyeti inandırıcı olamaz.
Bir avuç Ermeni'nin yaşadığı Uruguay'daki Ermeni faaliyetlerinin onda birini
yapamayan Türkiye'nin devletçi ve milliyetçi yakınmalarının hiçbir anlamı yoktur.
Travmadan kurtuluş için içe kapanık, paranoyak bir duruş yerine bilgi ve beceri
ile dünyayı çok iyi anlayabilen bir Türkiye'ye ihtiyaç vardır.
*Araştırmacı, Yazar
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.