Levon Panos Dabagyan
Evet! Şu “Sözde Soykırımı” meselesi!... Öyle bir mesele
ki, hemen hiçbir lâbirent onun kadar karmaşık değildir!... İlk şu deyim
üzerinde duralım; “Sözde Soykırım”... “Sözde” tabirini kullanmak, mezkûr
meselede neyi değiştirir?... Böylesi bir vak’a şayet zuhur etmişse ki, etmiş
olduğunu ciddi belgeler açıklıkla göstermektedir!.. O zaman sözde-mezde
tabirleri havada kalmaya mahkûm demektir!... Her zaman söyledim. Yine
söylüyorum; Bu uğursuz vak’a ne Ermenistan’ı ve ne de bir başka üçüncü ülkeyi
ilgilendirmektedir. Bu Türkiye-Ermenileri ile sadece Türkiye Türklerini
alakadar eden bir konudur. Zira vak’a, Osmanlı İmparatorluğu hudutları
dahilinde zuhur etmiş pek talihsiz bir siyasi icraatın ürünüdür ki, hâlâ çilesi
çekilmektedir...(Bu kesin bir bilgisizlik örneği. İnsan haklarını ilgilendiren
her konu bütün devletleri ilgilendirir. Soykırım ise en ağır insanlık suçudur. Ermenistan'ın muhatap olmaması ise tam bir hezeyandır. HYETERT)
***
Evet! Şu “Sözde Soykırımı” meselesi!... Öyle bir mesele
ki, hemen hiçbir lâbirent onun kadar karmaşık değildir!... İlk şu deyim
üzerinde duralım; “Sözde Soykırım”... “Sözde” tabirini kullanmak, mezkûr
meselede neyi değiştirir?... Böylesi bir vak’a şayet zuhur etmişse ki, etmiş
olduğunu ciddi belgeler açıklıkla göstermektedir!.. O zaman sözde-mezde
tabirleri havada kalmaya mahkûm demektir!...
Biz Ermeniler bu dehşet verici vak’aya “Soykırım” tabiri
kullanmış değiliz. Biz, (Metz Yeğerini) yani, “Büyük Felâket” deriz.
“Soykırımı” tabiri kim veya kimlerin uydurmasıdır bilemem
ama, hemen her “24 Nisan”da, ABD Başkanları için: (Soykırımı tabirini
kullanmadı) diyerek, Türkiye’yi sevindirmeye kalkışanlar, ne yaman bir yanılgı
içinde olduklarını bir türlü bilememektedirler.
Demem odur ki, bazıları Devlet ve Milletimizi diğer bir
çok mesele gibi bu konuda da yanlışa sürüklemeye çalışmaktadır!...
Her zaman söyledim. Yine söylüyorum; Bu uğursuz vak’a ne
Ermenistan’ı ve ne de bir başka üçüncü ülkeyi ilgilendirmektedir. Bu
Türkiye-Ermenileri ile sadece Türkiye Türklerini alakadar eden bir konudur.
Zira vak’a, Osmanlı İmparatorluğu hudutları dahilinde zuhur etmiş pek talihsiz
bir siyasi icraatın ürünüdür ki, hâlâ çilesi çekilmektedir...
Osmanlı Devleti’nin son döneminde Hükûmet icra eden
İttihat ve Terakki Fırkası tarafından icra edilen bu hazin trajedinin meydana
getirdiği içler acısı vak’a, nice masum Türkiye Ermenisinin maddi, manevi
kayıplara uğramasına başlıca sebep olmuş ve böylece bu kanlı vak’anın trajik
hikâyesi, zaman içinde muhtelif siyasi merhalelerden geçerek, “Sözde Soykırımı”
yakıştırmasıyla günümüze kadar varlığını sürdürebilmiştir!...
Ben, hangi taraf haklıdır, hangi taraf suçlu olmaya daha
müsaittir? gibi demagojilere girecek değilim. Zira, olsun Türkiye ve olsun
Ermenistan böylesi bir ortam içinde zaten bocalayıp durmaktadırlar.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim; Türkiye’nin bu
meseleye Ermenistan’ı muhatap almaya kalkışma yanlışıdır!...
Vak’a Türkiye’de zuhur etmiş olduğuna göre, Türk
tarafının kendi vatandaşları olan Ermenilere bu konuyu sormamakta, müşterek bir
masaya oturarak her iki tarafı memnun kılacak bir anlaşmanın teminine gitmemiş
olmasıdır!...
Anadolu Selçuklu Devleti’nden Osmanlı’ya, iç içe bir
hayat yaşamış ve bu beraberliği Osmanlı’da da devam ettirmiş ve bu beraberliği;
Kuvay-ı Milliye’den İstiklal Harbine ve Cumhuriyet Devletimize kadar devam
ettirilebilmiş olmasına rağmen, nasıl olmuştur da, son yıllarda Türk Millet ve
Devleti’nin baş düşmanı(!) gözüyle değerlendirilmeye başlanmışsa? Özür dilerim
benim bir türlü aklım almamıştır?!..
Günümüz Ermenistan’ı hemen hiçbir tabii kaynağı olmayan
adeta taş üzerine yerleştirilmiş bir toprak parçası Azerbaycan ile savaş durumu
zuhur etmeden (6 buçuk milyon nüfusu) olan Ermenistan günümüzde (Bir buçuk milyonu)
geçmeyen bir nüfusla yetinmek zorunda. Halkının çoğunluğu yurt haricinde olup,
zar, zor hayatını kazanmaya çalışmakta, gurbette kazandıklarını memleketine
göndererek ailelerini ayakta tutabilme gayreti içindedirler ki, bunların
takriben (bir milyonu) Türkiye’de bulunmakta, Devletimizin müsaadesiyle ekmek
parasını çıkartmaya çalışmaktadır.
Bütün bunları, daha doğrusu alenen bilinenleri niçin
yazıyorsun diyecek olanlara, gayet ciddi bir mesaj verebilmek için yazıyorum ve
“Sözde Soykırımı” deyimleri devam ettiği sürece de yazmaya devam edeceğim.
Ve bu mecburiyeti iki sebep yüzünden hissediyorum:
1: “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı konumundaki
Ermeni’lerin hiç mi hiç ciddiye alınmaması.”
2: “Türk Ermeni’si ile iç içe yaşayıp sosyal hayatı
paylaştıkları halde, hâlâ onların “dış kökenli” olduklarına inanmaları!..”
Bu sıradan bir mesele değildir. Zira Hükûmetimizin Azeri
yanlısı bir politika uygulaması ve diğer taraftan Azerbaycan’ın da Türkiye’nin
bu tutumundan azami derecede istifade ederek, ülkemiz içinde tecridi şekilde
gelişen “Ermeni düşmanlığını” bir şekilde körüklemesi vs. bizleri haklı olarak
endişelendirmektedir. Unutmayalım ki, yakın tarihimizde “6-7 Eylül” gibi pek
tatsız bir trajik vak’a istemezsek de zuhur edebilmiştir!...
Kimine göre “İskoç Locası”, kimine göre dönemin Hükûmeti
tarafından tertiplenmiş olduğu inançları, hâlâ günümüze kadar çatışıp durduğu
cümlemizce bilinmektedir.
Kaldı ki, günümüz şartları böylesi ortamlara hiç mi hiç
uygun değildir!... En yeni misal, Fransa’nın Başkenti Paris’te meydana
getirilen vahşet numunesidir!...
Ancak, Türkiye’deki Ermeni vatandaşlarımızın; böylesi
ortamlarda Türk düşmanları için biçilmiş kaftan sayılabilecek bir sahipsiz
cemaattir. Bunun böyle olduğunu gayet iyi bilen bir genç kalemimiz, Uruguay’ın
eski Cumhurbaşkanı “Jose Mujica” Türkiye’ye davet edilmesi bahsinde, bu şahısın
Cumhurbaşkanlığı yıllarında, “Ermeni Soykırımı”nı ilk kabul eden Devlet Başkanı
oluşunu dikkatlere çekerek, hayli tenkit etmişler!..
Kendileri, değerli bir “Tarih araştırmacısı” olmalarına
rağmen, her ne hikmeti var ise, “Tarihçi değil, Gazeteci olduklarını” ileri
sürerek, böyle kabullenilmeyi arzu etmelerinden, biz de Gazetecilik sıfatı
üzerinde hassasiyet göstermekteyiz. Merhum babaları da tanınmış “Gazeteci ve
Tarihçi” idi ki, bendeniz Tercüman’da birlikte çalışabilme şansını elde
etmiştim.
Kendi tabirleriyle, “Sözde Ermeni Soykırımı” ilk bu zat
tarafından kabullenilmiş olmasına rağmen, “CHP Belediyeleri ile Sivil Toplum
Kuruluşlarınca” Türkiye’ye davet edilmiş hayli alâka görmüş, Türk
misafirperverliğinden yeterince nasibini almış... Ve tabii ki, böyle olmaması
lâzım olduğunu hatırlatmışlar hem de sitem ederek...
Biz diyoruz ki; Bu zat koyu bir Ermeni taraftarı olmasına
rağmen, Türkiye’ye getirilebilmiş ve konferanslar da verdirilebilmiş veya
iştirak etmesi sağlanabilmişse, bu siyasî bir başarı değil de nedir?...
Hemen her ülkede olduğu gibi, bizim ülkemizde de güdülen
politika icabı, nice insanlıktan nasibini alamamış üst düzey bürokrat ülkemizde
resmİ merasimle karşılanmış ve aynı şekilde uğurlanmıştır. Milletler arası
münasebetlerde, bu gibi olaylar istenmezse de zuhur edebilmektedir ve zaten
adına, “Diplomasi” denen nesnenin asıl garabeti bu noktada başlar!...
Efendim ülkemize şu gelmişti, bu gitmişti gibi
demagojilerle sözü uzatmak istemiyorum. Çünkü, görünen köye kılavuz aramaya
kalkacak kadar basiretsiz değilim.
Bu adamın diğerlerinden tek bir farkı meseleye “Ermeniler
lehine” eğilmiş olmasıdır. Aslında mesele, “Soykırımı” vs. değil, Türk-Ermeni
münasebetlerinin düzelebilmesi endişesidir. Nitekim, önceki Cumhurbaşkanımız
Sayın Gül’ün Ermenistan ziyaretleri de hayli eleştiriye muhatap olmuştu.
Halbuki Sayın Cumhurbaşkanımız siyasî olmaktan ziyade, iki devlet arasında bir
yakınlaşma gayesiyle tertiplenmiş bir futbol karşılaşması sebebiyle
Ermenistan’ı ziyaret etmiş ve iki Devlet Başkanı, sıcak bir ortam içinde yan
yana birlikte karşılaşmayı izlemişlerdi.
Bu meyanda olsun Erivan-Yerevan’da ve olsun Türkiye’de
Ermenistan ve Türkiye aleyhlerinde tezahürat yapılmış olması ise, bazı
kliklerin özel tertipleri olmasından kimsenin şüphesi olmamıştır. Türkiye’de bu
o hale getirilmiş ki: “Milliyet Gazetesi”nin, “31 Temmuz 2015 Cuma” tarihli
“Ekonomi Servisince: Dünya çapındaki en önemli Ekonomistleri arasında birinci
sırada yer alan Prof. Dr. Daron Acemoğlu bahsinde: “DÜNYANIN ZİRVESİNDEKİ TÜRK”
başlığı geçilmiş, “İstanbul’lu bir Türk Ermeni”si olduğu, yazı içinde geçilmiştir.
Ben sayın Gazete’yi tenkit etmiyorum. Yaptığı hareket
doğrudur. Ancak, Türkiye Ermeni’lerinin böylesine ucube duruma gelmelerinde,
Cağaloğlu Basınının büyük rolü olmuştur ki, bu hususun da ayrıca unutulmaması
lazımdır.
GENÇLERİ TERÖRÜN KUCAĞINA İTEN SEBEPLER başlıklı Sayın
Abbas Güçlü refikimizin Paris olayı ile alâkalı makalesinde şu enteresan pasaj
geçmektedir ki, hiçbir katkıda bulunmadan aynen alıyor ve ibret alınabilmesi
için sunuyorum:
(... Öyle veya böyle, dünya bu terör belasından bir an
önce kurtulmak zorunda. Nasıl olacağını elbette uzmanlar bilir. Ama sanki ilk
önce, terörü besleyen “kaynakların ve sorunlarının” kurutulması gerekiyor!
Gelelim en önemli meseleye: Teröre en çok bulaşanlar
neden gençler? Bu konu özellikle incelenmeli: Kaybolan kimliklerini orada mı
buluyorlar? Onları terörün kucağına iten ve bu kadar acımasız hale getiren
nedenler neler?
Eğer o gençlere yeterince sahip çıkılsaydı, dünyanın dört
bir yanından terör örgütlerine katılım yine bu kadar yüksek olur muydu?
Üniversiteler ve bilim insanları, sosyoloji, psikoloji
bunun için var. Neredeyse hemen herkes para getiren alanlara yöneldi, sosyal
bilimler unutuldu.
Savaşların, göçlerin, sosyal adaletsizliğin gençleri
hangi yönde etkilediğine, ne kadar kafa yoruldu, üniversitelerimizde kaç
araştırma yapıldı?
Ortadoğu bataklığına dünyanın dört bir yanından gençler
koşuyor. Neredeyse hemen hepsi ölümü daha en başından göze almış durumda.
Önemli güzergâhlarından biri de ülkemiz. vs.)
Biz Türkiye Ermenilerini, siyasî açıdan menfi değerlendirme
ile teröristlerin oyuncağı haline getirdik. Nitekim merhum Hırant Dink, böyle
bir icraatın hedefi durumuna getirilerek, kurban edilmiştir.
Hürmet ve saygılarımla. Mutlu yarınlar dilerim efendim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.