Koç Üniversitesi'nin ardından Boğaziçi Üniversitesi'nde
de Bizans Araştırmaları Merkezi kuruluyor. Koç Üniversitesi ve Stavros Niarchos
Vakfı iş birliğiyle Rumeli Feneri Kampüsü'nde Geç Antik Çağ ve Bizans
Araştırmaları Merkezi (GABAM) kuruldu. GABAM'ın açılış töreninde katılan Taraf
gazetesi yazarı Prof. Murat Belge, "Baktım, Nevra Necipoğlu da oradaydı.
Nevra da parlak bir Bizans tarihçisidir. Meğer yarın, öbür gün, Boğaziçi’nde de
bir Bizans incelemeleri merkezi resmen ve fiilen açılacakmış" diyerek,
Boğaziçi Üniversitesi'nde de bir Bizans Araştırmaları Merkezi'nin kurulacağını
söyledi.
Prof. Belge, "Şimdi, evet ve nihayet, iki Bizans
merkezinin çalıştığı bir toplum olmanın kapısını açtık. Bunu sağlamakta katkısı
olanlara tebrikler ve teşekkürler" dedi.
Prof. Murat Belge'nin Taraf gazetesinin bugünkü (17 Kasım
2015) nüshasında yayımlanan yazısı şöyle:
Koç Üniversitesi’nde bir “Bizans Araştırmaları Merkezi”
kurulmuş. Geçen gün açılış törenindeydim. Bir rastlantı sonucu haberim oldu.
Kadim arkadaşım Judith Herrin’i bu törendeki konuşmalardan birini yapmak üzere
İngiltere’den çağırmışlar. Ben de onun davetlisi olarak gittim.
Baktım, Nevra Necipoğlu da oradaydı. Nevra da parlak bir
Bizans tarihçisidir. Meğer yarın, öbür gün, Boğaziçi’nde de bir Bizans
incelemeleri merkezi resmen ve fiilen açılacakmış.
Çok tuhaf toplum Türkiye. “Tek” tuhaf herhalde değil,
“en” tuhaf olacağını da sanmıyorum. “Tuhaf”lık deyince, herkesin var bir ya da
birçok marifeti. Ama biz de, bir sıralama yapılabilirse, epey yukarılarda
oluruz sanıyorum.
“Araştırma Merkezi” derken, tuhaflık nereden mi çıktı?
2015 yılındayız. Bu iki “Bizans merkezi” açılıyor, kuruluyor, her ne oluyorsa,
ama bu, ilk kez oluyor.
Bizans neresi? Burası! Adı “kentte” demek olan “eis tin
polis”ten gelen İstanbul. İstanbul’un daha eski adı. Bütün Anadolu, Bizans
İmparatorluğu’nun, yani Doğu Roma İmparatorluğu’nun bin yıl yaşadığı yerdi.
Tabii Trakya da öyle. Bu eski imparatorluğun zamanında yayıldığı toprakların
üstünde bugün çeşitli yeni ülkeler kurulu. Bunların hiçbiri, Türkiye kadar,
“eski Bizans toprağı” üstünde kurulu değil.
2015’te, ilk kez, “Bizans Araştırmaları Merkezi”
kuruyoruz. Buna da şükür. Aslında hâlâ egemen olan zihniyet buralarda da
hükmünü icra etse, Koç Üniversitesi veya Boğaziçi Üniversitesi’nde böyle
merkezler bugün bile açılmayabilirdi.
Açılışta konuşan Judith Herrin Bizans’ın bu dünyada tek
bir “varis”i olmadığını, mirasının da bir dünya mirası olduğunu söyledi. Evet,
bütün eski medeniyetler için söylenmesi gereken bir söz bu. Sümer medeniyetinin
varisi Mezopotamya’nın bugünkü halkı ya da Mısır medeniyetinin varisi bugün
Mısır’da yaşayan halk mı? İstiyorlarsa, evet, elbette onlar da varisi; ama
bütün insanlık da varisi.
Bu, bizim eğitim sistemimizde olan bir şey değil. Onun
için de “sokaktaki adam”a sorduğumuza, Bizans’ın “kahpe Bizans” olduğunu
söyleyecektir. Ama “sokakta olmayan adam” da bundan çok farklı konuşmayacaktır.
Koskoca Köprülü, Osmanlı kurumlarının aslında Bizans’a bir şey borçlu
olmadığını kanıtlamak için bin dereden su getirmişti.
Bizans’ın varisi, Yunanistan’dır. 2015 yılına kadar bu
ülkede bir “Bizans Araştırmaları Merkezi” olmamasının başlıca nedeni bu inanç.
Dil ve din gibi iki çok önemli alanda Bizans’tan Yunanistan’a bir süreklilik
olduğu doğrudur. Ama öncelikle devlet kurumlarında, bugünkü Yunanistan’dan çok
Türkiye Bizans’ın “devam”ı olmuştur. Şüphesiz, yalnız “devlet” ve “kurum”
düzeyinde kalan bir devamlılık değil bu. Örneğin, tavla oynarken de devam
ettiriyoruz.
“Osmanlı musikisi” dediğimiz, “Klasik Türk musikisi”
dediğimiz, bence çok incelmiş musiki içinde Bizans’ın payını ciddiyetle çalışan
kaç kişi çıktı? Yani, 19. yüzyıl ve sonrasının milliyetçi ideoloji çağında
Bizans’ı sadece unutmak değil, unutturmak, bir “ulusal görev” olarak karşımıza
çıktı. Bu, “öz”ümüzü “yabancı” etkilerden arındırmak için gerekli göründü. Ama
aynı zamanda, belki “93 Harbi” sonrasında başgösteren, “Hıristiyan medeniyetini
yıkan barbar Türk” imgesinin yarattığı korkuyla da, Bizans’ı silme politikası
izlendi.
Şimdi, evet ve nihayet, iki Bizans merkezinin çalıştığı
bir toplum olmanın kapısını açtık. Bunu sağlamakta katkısı olanlara tebrikler
ve teşekkürler. Daha önce de kaç kere yazmıştım, gene tekrar edeyim: örneğin
Hipodrom’un güney ucunu meydana getiren Sphendon’u araştırmaya uzun boylu gerek
yok. Orada duruyor. Kapalı! Roma’da Colosseum’un kapalı tutulması anlamına
gelecek bir durum! Gene fazla araştırmaya gerek yok: Cağaloğlu, Acımusluk
Sokağı’na giderseniz Bizans’tan kalma çok ilginç bir yapının bir harabe halinde
durduğunu görürsünüz.
Yalnız ikisini söyleyip bırakayım. Aslında liste bayağı
kabarık. Ama bu konu benim içinde devamlı bir burkuntu duyduğum bir konudur;
onun için, herhalde başlamışken birkaç “Bizans” yazısı daha yazarım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.