Murat Bebiroğlu
Görevi, “Lozan Antlaşması ve ikili antlaşmalarla ülkemiz
tabiiyetinde kalmaları kabul edilen Ermeni, Rum, Yahudi asıllı gayrimüslim vatandaşlarımızın
başta Lozan Antlaşması olmak üzere, uluslararası sözleşmelerden doğan
haklarının korunması ve bu yöndeki taleplerinin değerlendirilmesine yönelik iş
ve işlemleri yürütmek ve azınlıklara ait dini, hayri, sıhhi, içtimai ve
kültürel müesseseler ile bunların kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgili iş ve
işlemlerini yürütmek” olarak tanımlanan Azınlık Sorunları Değerlendirme
Kurumunda maalesef azınlık temsilcisi yoktur. Çağdaş katılımcı demokrasilerde
böyle bir sonucu kabul etmek mümkün değildir. Toplam nüfusu, ülke nüfusunun
binde bir buçuğu civarında olan Müslüman olmayan toplulukları hala potansiyel
iç düşman olarak görmek ve “yurt güvenliği açısından” kontrol altında tutmak ne
hukukla ne mantıkla ne de demokrasi ile bağdaşır.
Tarihe Bakış
Lozan Anlaşmasından günümüze azınlıklarla ilgili
sorunların çözümü çağdaş ve demokratik bir çizgiye gelememiş, Anlaşmanın
uygulanması hükumetlerin görüş ve insafına bırakılmıştır.
Lozan Anlaşmasında, Müslüman olmayan azınlıkların aile ve
şahıs hukuku ile ilgili sorunların çözümü için çağına göre çok gelişmiş ve bu
gün bile demokratik sayılabilecek bir çözüm önermiştir. Lozan Anlaşmasının 42.
Maddesinin[i]
ilk fıkrasında Türk hükumetinin Müslüman olmayan azınlıkların aile ve şahıs
hukukun azınlıkların gelenek ve göreneklerine göre çözülmesine elverecek bütün
tedbirleri almayı kabul ettiği belirtilmektedir. 42. Maddenin ikinci fıkrasında
ise bu tedbirlerin ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerden
kurulu özel komisyonlarca düzenleneceği ve anlaşmazlık halinde, Türk hükumeti
ile Milletler cemiyeti meclisi, Avrupalı hukukçular arasından seçecekleri bir
üst hakem atayacaklardır.
Ancak hükumet 42. Maddenin bu fıkralarının
kendi hükümranlık haklarına karşı olduğu düşüncesi ile olacak, Medeni Kanunun
yürürlüğe girmesinden önce söz konusu özel komisyonların çalışmasını
engellediği gibi tamamen hukuksuz olarak bu fıkra hükümlerini yürürlükten
kaldırmıştır. “1926 Yılında yürürlüğe
girecek olan Medeni Kanun hazırlanırken, hükumet Medeni Kanuna aykırı olduğunu
düşündüğü Lozan Antlaşmasının 42. Maddesinin ilk fıkrasında yer alan hakları
geri almak için gizli açık girişimler başlatmıştı. Lozan Antlaşması’nın
42.maddesinin kurulmasını emrettiği üç komisyon 1925 yılının Mayıs ayında
kurulmuştu. “Bu komisyonların Rum, Ermeni ve Yahudi üyeleri hükumet tarafından
tayin edildi. Uzun tartışmalar ve hükumet çevrelerinden gelen yoğun baskılardan
sonra, 10 Eylül 1925 tarihinde Yahudi üyelerin bulunduğu komisyon, Yahudi
cemaatinin Lozan Anlaşması’nın 42. Maddesinin verdiği haklardan vazgeçildiğine
dair kararını açıkladı. Bunu Ermeni cemaatinin aynı yönde aldığı karar takip
etti. Rum cemaati de bir miktar direndi ama sürekli olarak “tasfiye kararı
alacak” alt komiteler kuruldu. Bazen alt komitenin de üyeleri değiştirildi ve
yönetim açısından daha “mülayim” üyeler atandı. Nihayet alt komite içinde
oylamanın yapılacağı günden bir gün önce 42. Maddenin sağladığı haklardan
vazgeçilmesine açıkça karşı olan üç delege polis tarafından gözaltına alındı.
Ve sonunda, 27 Kasım 1925 günü, alt komitedeki 72 üyeden 55’inin oyu ile Rumlar
da aynı haklardan vazgeçtiklerine dair belgeyi imzaladı”([ii])
Uluslar arası bir analaşmanın azınlıkların kabulü ile yürürlükten kakması ne
hukukla ne de mantıkla bağdaşır.
1962 yılına kadar, Müslüman olmayan
azınlıkların bütün sorunları devletin iç potansiyel düşman paradigmasına uygun
olarak, MİT’in, askerin ve de dış işlerinin de katıldığı milli güvenlik
ışığında günlük hükumet politikalarına göre belirlenmiştir.
27 Mayıs ihtilali sonrası bu paradigma
geliştirilerek azınlıkların sorunlarının çözümü gizli kararname ile kurulan
Azınlık Tali Komisyonuna bırakıldı. Başbakanlığın 07.11.1962 tarih ve 28-4869
sayılı kararı ile kurulan Azınlık Tali Komisyonu İçişleri
ve Dışişleri bakanlıkları,
MİT, Genelkurmay ve Milli Güvenlik Kurulu temsilcilerinden oluşuyordu. İstanbul’da
ise azınlık sorunları Emniyet Müdürlüğü bünyesinde kurulan Azınlık Masası
tarafından yürütülüyordu. Bu komisyonun görevlerini tam bilmiyoruz ama temel
görevinin azınlıkların “yurt güvenliği” bakımından kontrolü olduğu açıktır.
Nitekim bu komisyonun azınlıklarla ruhban okulu açılması gibi pek çok konuda
her türlü iyileştirmeye karşı çıktığı da biliniyor. Böyle gizli kararname ile
kurulan gizli bir komisyonda elbette azınlıkların temsili söz konusu
olmayacaktır.
2004
yılında Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığının yazısı ile bu komisyon
kaldırılmış ve yerine yeni bir komisyon kurulmuştur.
“ Ülkemizde azınlıkların yurt güvenliği bakımından kontrolü amacıyla 07.11.1962 tarih ve 28-4869 sayılı talimatı ile kurulan ‘Azınlık Tali Komisyonu’ günün değişen ve gelişen şartlarına paralel olarak, Başbakanlığın 05.01.2004 tarih ve 3530 sayılı yazı ile adı ‘Azınlık Sorunları Değerlendirme Kurulu’ olarak değiştirilmiştir. Kurulun koordinatörlüğü İçişleri Bakanlığına verilmiş olup; Bakanlık makamının 27.02.2004 tarih ve 286 sayılı onayı ile Azınlık Sorunları Değerlendirme Kurulunun sekretarya görevi de İller İdaresi genel Müdürlüğüne verilmiştir. Kurul içişleri Bakanlığının koordinatörlüğünde Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanlığı, Dışişleri bakanlığı ve Milli Eğitim bakanlığının temsilcilerinden oluşması uygun görülmüştür.([iii])
“ Ülkemizde azınlıkların yurt güvenliği bakımından kontrolü amacıyla 07.11.1962 tarih ve 28-4869 sayılı talimatı ile kurulan ‘Azınlık Tali Komisyonu’ günün değişen ve gelişen şartlarına paralel olarak, Başbakanlığın 05.01.2004 tarih ve 3530 sayılı yazı ile adı ‘Azınlık Sorunları Değerlendirme Kurulu’ olarak değiştirilmiştir. Kurulun koordinatörlüğü İçişleri Bakanlığına verilmiş olup; Bakanlık makamının 27.02.2004 tarih ve 286 sayılı onayı ile Azınlık Sorunları Değerlendirme Kurulunun sekretarya görevi de İller İdaresi genel Müdürlüğüne verilmiştir. Kurul içişleri Bakanlığının koordinatörlüğünde Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanlığı, Dışişleri bakanlığı ve Milli Eğitim bakanlığının temsilcilerinden oluşması uygun görülmüştür.([iii])
Görüldüğü gibi her iki kararnamenin
temel amacı da yurt güvenliği bakımından azınlıkların kontrolüdür. Yani
paradigma değişmemiştir. Ancak Avrupa Birliğinin taleplerine uyulmak amacıyla, kurul
üyeliğine Milli Eğitim bakanlığı eklenirken, MİT, genel Kurmay ve MGK
temsilcisi kuruldan çıkarılmıştır. Azınlık Değerlendirme kurulunun
kurulmasından sonra İstanbul’da azınlık işleri Emniyet Müdürlüğünden alınarak
Vilayet içinde oluşturulan Azınlık İşlemleri Bürosuna devredilmiş, daha sonra
bu büro da kaldırılarak, azınlık işleri Valilik Hukuk İşleri tarafından
yürütülmeye başlanmıştır.
Azınlık Değerlendirme Kurulunun görevleri ilgili şube müdürlüğünde
şöyle sıralanmaktadır.([iv])
a)Bakanlık Makamının 27/02/2004 tarihli ve 286 sayılı
onayı ile oluşturulan Azınlık Sorunlarını Değerlendirme Kurulunun sekretarya
hizmetlerini yürütmek,
b)Lozan Antlaşması ve ikili antlaşmalarla ülkemiz
tabiiyetinde kalmaları kabul edilen Ermeni, Rum, Yahudi asıllı gayrimüslim
vatandaşlarımızın başta Lozan Antlaşması olmak üzere, uluslararası
sözleşmelerden doğan haklarının korunması ve bu yöndeki taleplerinin
değerlendirilmesine yönelik iş ve işlemleri yürütmek,
c)Azınlıklara ait dini, hayri, sıhhi, içtimai ve kültürel
müesseseler ile bunların kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgili iş ve işlemlerini
yürütmek,
ç)Ülkemizin maruz kaldığı asılsız soykırım iddiaları ile
mücadele kapsamında Bakanlığımızı ilgilendiren iş ve işlemleri yürütmek,
d)Şubenin görev alanına giren konularla ilgili yazılı ve
sözlü soru önergeleri ile bilgi edinme ve diğer başvuruları cevaplandırmak,
e)Şube Müdürlüğünde iç kontrol sisteminin etkin bir
şekilde işlemesini sağlayacak tedbirleri almak ve stratejik planlamayla ilgili
iş ve işlemleri yapmak,
f)Şubenin görev alanına giren konularla ilgili ihtiyaç
duyulan mevzuat düzenlemelerine ilişkin çalışmaları yürütmek ve bu konulara
ilişkin görüş bildirmek,
g)Standart dosya planı dâhilinde şubenin yazışmalarına
ilişkin evrak kayıt, dağıtım, dosyalama, gönderme ve arşivleme iş ve
işlemlerini yürütmek,
ğ)Genel Müdür tarafından verilen diğer görevleri yapmak.
SONUÇ
Kuruluş ile ilgili başbakanlık ve bakanlık yazılarında
görüleceği gibi Müslüman olmayan azınlıkların her sorununu çözmekle görevli
kurul, azınlıkları potansiyel iç düşman olarak gören ve temel amacı yurt
güvenliği açsından azınlıkların kontrolü olan bir kuruldur. Yetmiş sekiz
milyonluk bir ülkede toplam nüfusu yüz bin kişiyi geçmeyen Müslüman olmayan
Azınlıkları potansiyel iç düşman olarak görmek bir paranoya değilse, olsa olsa homojen
bir ulus devlet kurmak için Müslüman azınlıkları asimile etmek, Müslüman
olmayan azınlıklardan kurtulmak isteyen ırkçı, şoven arkaik düşüncenin bir devamıdır.
Böyle bir kurulda azınlıkların temsil edilmesi de, kurulda İrlandalı
bulundurmak anlamına geleceğinden düşünülmemiştir.
Avrupa Birliğine girmeyi hedefleyen, hukuk devleti olma
iddiası taşıyan hükumetin bu kurulun yapısını değiştirmesi gerekir. Öncelikle azınlıkların ‘ülkemiz tabiiyetinde kalmaları kabul edilen’
topluluklar değil, bu toprakların otokton halkı ve T.C. vatandaşı olduğu belirtilerek
kurul yeniden yapılandırmalıdır. Lozan Anlaşmasında belirtilen komisyonlar gibi
komisyonlar kurulabileceği gibi daha farklı komisyonlar da kurulabilir. Bu
kurul ya da komisyonlarda her Müslüman olmayan cemaat kendilerini ilgilendiren
konularda temsil edilmelidir. Bu kurul varlığını aynen sürdürse bile çağdaş
demokrasiyi hedefleyen hükumet tarafından bu kurula azınlıkların katılması
sağlanmalıdır.
Uluslararası sözleşmeler de devlete bu görevi
vermektedir.
“BM "Ulusal veya Etnik, Dinsel ve
Dilsel Azınlıklara Ait Bireylerin Hakları Bildirisi"
Madde 2. 3. Azınlık mensubu kişilerin
ulusal düzeyde ve gerektiğinde bağlı bulundukları azınlıkla ilgili veya
yaşadıkları bölgeler hakkında alınan kararlara, bölgesel düzeyde ve ulusal
yasalara ters düşmeyecek bir biçimde etkin olarak katılma hakları vardır.
Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin
Çerçeve Sözleşme
Madde 15.- Taraflar, ulusal azınlıklara
mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik yaşama ve özellikle de onları
ilgilendiren kamusal işlere etkin katılımı için gerekli koşulları yaratırlar.[v]”
Uluslar arası sözleşmelerin ve Başbakanlığın 13 Mayıs 2010
tarih ve 13 sayılı genelgesi([vi] )
dikkate alınarak Azınlık Değerlendirme Kurulu yeniden yapılanmalıdır. Genelgeye göre, “Anayasamızın
eşitlik ilkesi çerçevesinde; ülkemizde yaşayan gayrimüslim azınlıklara mensup
Türk vatandaşları, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi, ayrılmaz
parçası oldukları ulusal kültür ve kimlik yanında, kendi kimlik ve kültürlerini
yaşama ve yaşatma imkanına sahip” olabilmesi için Vakıflar Meclisinde (yetersiz
de olsa ) olduğu gibi azınlıkların her türlü sorununu çözmekle görevli Azınlık
Değerlendirme Kurulunun yapısının değiştirilmesi, azınlıklarla ilgili konularda
alınacak kararlarda seçilmiş ilgili azınlık temsilcilerinin bulunması
sağlanmalıdır.
Murat Bebiroğlu
Aralık 2015
[i] MADDE 42.-
Türk Hükümeti, Müslüman olmayan azınlıkların aile durumlarıyla [statüleriyle,
aile hukukuyla] kişisel durumların [statüleri, kişi halleri] konusunda, bu
sorunların, söz konusu azınlıkların gelenek ve görenekleri uyarınca
çözümlenmesine elverecek bütün tedbirleri almağı kabul eder.
Bu tedbirler, Türk Hükümetiyle ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden kurulu özel Komisyonlarca düzenlenecektir. Anlaşmazlık çıkarsa, Türk Hükümetiyle Milletler Cemiyeti Meclisi, Avrupalı hukukçular arasından birlikte seçecekleri bir üst-hakem atayacaklardır.
Türk Hükümeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir. Bu azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacak ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayır kurumları kurulması için, bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiç birini esirgemeyecektir.
./.
Bu tedbirler, Türk Hükümetiyle ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden kurulu özel Komisyonlarca düzenlenecektir. Anlaşmazlık çıkarsa, Türk Hükümetiyle Milletler Cemiyeti Meclisi, Avrupalı hukukçular arasından birlikte seçecekleri bir üst-hakem atayacaklardır.
Türk Hükümeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir. Bu azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacak ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayır kurumları kurulması için, bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiç birini esirgemeyecektir.
./.
[ii] Ayhan
Aktar- Varlık Vergisi ve “Türkleştirme’ Politikaları- İletişim yayınları Sayfa
113

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.