Ayşe Hür
Cumhuriyet tarihi boyunca, devlet, 'tenkil'
(cezalandırma), 'tedip' (terbiye), 'harekat' adı altında, 'isyancı' diye
nitelediği Kürtlere karşı yürüttüğü 'operasyonlarda' kaç kişiyi öldürmüştür,
bunu hiç merak ettiniz mi? Son yılların en önemli tartışmalarından biri, Orhan
Pamuk’un, 2005 yılında Das Magazin adlı haftalık İsviçre dergisine verdiği bir
röportajda, "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü.
Benden başka kimse bundan bahsetmeye cesaret edemedi" demesiyle patlak
vermişti.
O güne kadar resmi
çevrelerin ağzından düşmeyen “PKK’ya karşı mücadelede 30 bin şehit verdik”
ifadesinin başına Orhan Pamuk, 1 milyon Ermeni’yi ekleyince kıyamet kopmuştu.
Pamuk hakkında “Türklüğe hakaret” davası açılmış, dava zaten nazik olan AB ile
Türkiye ilişkilerini germiş, içerdeki ve dışardaki tepkiler sayesinde 2006
yılında dava düşürülmüştü. Pamuk’a karşı yürütülen linç kampanyası azalarak da
olsa yıllarca sürdü. Hala da milliyetçi çevrelerin kara listesinde…
DEMİREL’İN AÇIKLAMASI
Demirel’in açıklaması: ’1 milyon Ermeni’ meselesi hala
açıklığa kavuşmadı ama PKK ile devlet arasındaki kanlı savaşta kaç kişinin
öldüğünü aşağı yukarı biliyoruz. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1998'i
değerlendirdiği basın toplantısında, "Terör eylemlerinin başladığı 15
Ağustos 1984'ten Aralık ayının başına kadar bilanço; meydana gelen 32 bin 853
olayda güvenlik güçlerinden 5 bin 555'i şehit oldu, 11 bin 168'i yaralandı.
Sivil halkın uğradığı saldırılar sonucu 5 bin 302 vatandaş şehit oldu, 5 bin
877 vatandaş da yaralandı. Teröristlere verdirilen toplam zayiat ise 35 bin
384'tür. Bunların 23 bin 938'i ölü, 749'u yaralı, 8 bin 693'ü sağ olarak ele
geçirilmiş, 2 bin 304'ü teslim olmuştur" demişti. (28 Aralık 1998,
Cumhuriyet)
Bu sayılardan da anlaşılacağı üzere, devlet görevlileri
yıllarca “35 bin şehit verdik” diyerek, kamuoyunda, tüm ölümlerin Türk/devlet
cephesinden olduğu kanısını yerleştirmeye çalışmışlardı. (Ya da Kürt ölülerine
de “şehit” diyorlardı!) Halbuki, Süleyman Demirel’in ve daha sonra TSK’dan bazı
yetkililerin paralel açıklamalarından öğrenilmişti ki, ölümlerin ezici bölümü
Kürt tarafındandı. (Güvenlik güçlerinin veya sivil halkın da bir bölümünün Kürt
olduğunu tahmin edebiliriz.) Yani bunları ‘ilk söyleyen ünlü’ Orhan Pamuk, az
bile söylemişti. Nitekim, bu tartışmadan sonra, hiçbir devlet yetkilisi “PKK’ya
karşı savaşta 35 bin şehit verdik” demedi. Onun yerine “PKK’ya karşı savaşta 35
bin vatandaşımızı kaybettik” dedi. “Vatandaşımızı” derken yüzlere sahte bir
merhamet ve üzüntü ifadesi yerleştirilmesi de unutulmadı.
KAÇ ‘FAİLİ MEÇHUL’ VAR?
Ayrıca yıllardır çeşitli çevrelerce dile getirilen ’17
bin faili meçhul’ meselesi var ki, bu rakama “çok az” diyen de oldu, “o
dönemdeki tüm ölümleri Kürt hanesine yazmak doğru değil” diyen de oldu, “bu
rakam tümüyle uydurma” diyen de… Nitekim İnsan Hakları Derneği (İHD) bir
raporunda 1989-1999 arasındaki faili meçhul cinayet sayısını 1964 olarak
verirken, İHD Diyarbakır Şubesi 2011 yılında, 348 toplu mezarda 4.201 kişinin
gömülü olduğunu iddia etti. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ise 1990-2011
arasında 1901 kişinin faili meçhul cinayete gittiğini açıkladı. Rakamlar farklıydı
ama maktullerin neredeyse tamamının Kürt kesiminden olduğunda ittifak vardı.
(Yazının tamamında Zaza/Dersimli/Kürt ayrımlarına girmedim çünkü devletin bu
gruplar için kullandığı kod adı: ‘Kürt’…)
2003-2011 ARASININ KAYIPLARI
1999’da Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanarak
Türkiye’ye getirilmesi ve yargılanarak İmralı’ya hapsedilmesinden sonra sakin
bir döneme girildi. Ancak 2004 yılında çatışmalar yine başladı. 19 Aralık 2015
tarihli Milliyet gazetesinde “28 yılın acı bilançosu: 35 bin 300 kişi terör
kurbanı oldu” başlıkla haberin “Terör hız kesmedi” başlıklı kutucuklarında
kaynak belirtilmeden, 2003 ila 2011 yılları arasındaki bilanço 1348 “ölü
terörist”, 433 “ölen vatandaş”, 714 “şehit asker”, 88 “şehit polis” ve (sıkı
durun tam) 62.145 “yakalanan terörist” şeklinde verilmiş. Eğer bu son rakamlar
doğruysa, ya Kürt gençliği akın akın PKK’ya katılıyor ya da devletimiz önüne
gelen Kürt gencini ‘terörist’ diye yaftalayarak hapse atıyor.
SON BEŞ AYIN KAYIPLARI
Peki, 7 Haziran 2015’ten sonraki kanlı bilanço nedir?
(Başlıkta da kullandığım ‘bilanço’ terimini çok yakışıksız biliyorum ama daha
uygununu bulamadım, özür) Bu konuda değişik rakamlar dolaşıyor ortada ama
devletin resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı’nın (AA) 21 Kasım 2015 tarihli
açıklamasına göre son dört ayda “102 teröristin ölü olarak ele geçirildiği,
etkisiz hale getirilen 304 teröristin cesetlerinin diğer örgüt mensuplarınca
kaçırıldığı, 77 teröristin yaralı olarak yakalandığı bildirildi. Buna karşın
polis sorumluluk bölgesinde bu dönemde 53 polis memuru ile 10 asker, jandarma
bölgesinde de 20 polis şehit oldu.” “79 ilde PKK, DAEŞ ve diğer terör
örgütlerine üye 7 bin 303 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.” Mahkemeye
sevk edilen 10'u yabancı uyruklu bin 602 PKK'lı terörist tutuklandı.” AA henüz, devletin Aralık 2015 raporunu
açıklamadı.
Gayri resmi kaynaklara göre ise son beş ayın rakamları
devletin açıkladığından çok daha yüksek. Sonuç olarak yürek paralayan bir tablo
ile karşı karşıyayız. Benim muhayyilemde Türkiye, kanın oluk oluk aktığı bir
salhaneye benziyor. Üstelik Diyarbakır-Sur, Şırnak-Cizre ve Silopi’de günlerce
süren hukuk dışı sokağa çıkma yasakları ile birlikte tanklarla “ev ev temizlik
harekatı” (terim Başbakan Davutoğlu’na ait) yürütülüyor. Demek ki daha çok kan
akacak. Daha çok gözyaşı dökeceğiz…
Peki, Cumhuriyet tarihi boyunca, devlet, ‘tenkil’
(cezalandırma), ‘tedip’ (terbiye), ‘harekat’ adı altında, ‘isyancı’ diye
nitelediği Kürtlere (o zamanlar ‘terörist’ terimi icad edilmemişti) karşı
yürüttüğü ‘operasyonlarda’ kaç kişiyi öldürmüştür, bunu hiç merak ettiniz mi?
Ben ettim. Bazılarınız “niye geçmişi deşeliyorsun, niye yaraları
kanırtıyorsun?” diyorsunuzdur. Kürtler için anlatacaklarım ‘geçmiş’ değil, hala
kanayan bir yara. Kürtlerin çoğu 100 yılın kanlı bilançosunu sadece sayı olarak
değil, güçlü bir duygu olarak biliyor. Sözlü tarih kaynaklarından biliyor.
Dedesinin göz yaşlarından biliyor, nenesinin ağıdından biliyor. Yıkık evinden,
çorak toprağından biliyor. Hapisteki oğlundan, dağdaki kızından biliyor.
Bilmeyenler, devletin söylediklerinden başkasını duymayanlar, gösterdiklerinden
başkasını görmeyenler… Genelleştirerek söylersem başını devekuşu gibi kuma
sokan ‘Türk tarafı’ için yazıyorum bu yazıyı.
Merak ettim ama, sayıyı çıkarmak kolay olmadı. Çünkü
öldüren de devlet, kayıtları tutan da devlet. Üstelik erken dönemlerde çoğu
zaman devlet ölüleri saymaya kalkmamış. Atmış uzaktan topu, atmış havadan
bombayı, dizmiş uçurum kenarına tetiklemiş mitralyözü, doldurmuş mağaraya
vermiş gazı, doldurmuş samanlığa, yakmış ateşi… Yine de elimizde bazı veriler
var. Bunları kabaca bir araya getirmeye çalıştım. (Unuttuğum olaylar olabilir,
ayrıca aşağıdaki harekatların bahanesi olan olayların niteliğine dair bilgi
vermedim çünkü Şeyh Said ve Ağrı İsyanı hariç, hepsini daha önce ayrıntılı
şekilde şu yazımda anlatmıştım: Okumak
için tıklayın)
1925 ŞEYH SAİD İSYANI
Cumhuriyet tarihinin ilk Kürt isyanı 13 Şubat 1925’te
patlak veren Şeyh Said İsyanı idi. İsyan kısa sürede bastırılmış, jet hızıyla
yapılan yargılamalar sonucu, 27 Mayıs’da altı kişi, 29 Haziran 1925 günü Şeyh
Said’in de içinde bulunduğu 47 kişi idam edilmişti. Ancak idamlardan sonra da
cezalandırma harekatları devam etmişti. Milletler Cemiyeti’nin bir raporuna
göre bu harekatlarda 15-20 bin isyancı öldürülmüş, 206 köy, 8.758 ev
yıkılmıştı. Resmi rakamlara göre ise isyan bölgesindeki İstiklal Mahkemeleri,
12 Nisan 1925’ten 1 Mart 1927’ye kadar 5.110 kişi yargılanmış, 420 idam, 1911
çeşitli hapis cezası verilmişti. 1927’de çıkarılan bir sürgün kanunu ile
Diyarbakır ve Bayazit (Ağrı) Vilayeti’nden 1400 kişi Batı illerine sürülmüş,
bunların yerine Dobruca’dan, Bulgaristan’dan, Kıbrıs’tan, Kafkasya’dan gelen
Müslümanlar yerleştirilmişti.
1924 NASTURİ TENKİLİ
Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları I-II (Kaynak
Yayınları, 1992) adlı kitaba göre 12-28 Eylül 1924 tarihleri arasında
Nasturilere karşı devam eden tenkil harekatında ne kadar Nasturi’nin öldüğü
açıkça belirtilmiyor ama şu ifadeler var: “22 Eylül 1924 Durumu: Nuhup deresi
dolayında Semdar sırtları hattına kadar olan kısımda Nasturilerden eser
kalmamıştı.” “24 Eylül günü Valto dağı üzerinde Nuhup deresi kuzeyindeki
tepelere kadar olan kısımda Nasturilerden eser kalmamıştı.” Türk/devlet
tarafının kayıpları konusunda şu bilgi veriliyor kitapta: “20 Eylül 1924
Durumu: (…) Bu hava taarruzunda 6 er şehit, 15’i ağır, 10’u halif olmak üzere
25 er ve 9 hayvan yaralanmıştı.” “Dört gün içinde biri subay olmak üzere 14
şehit 15’i ağır olmak üzere 43 er yaralı.”
Raçkotan, Raman, Koçuşağı tedibi
Genelkurmay kitabına göre 9-12 Ağustos 1925’teki Raçkotan
ve Raman Tedip Harekatı’nda kaç köyün yakıldığını, kaç kişinin öldürüldüğünü
belirtmiyor ama 7-30 Ekim 1926 arasındaki Koçuşağı Tedip Harekatı’nda
“mağaralara sığınmış isyancılar teker teker imha edildiler” deniyor. Koçuşağı
harekatına paralel olarak yürütülen Bicar Tenkil Harekatı’nın bilançosu
ise “280’den fazla köy yakıldı, 2 binden
fazla asi kurşuna dizildi” diye veriliyor.
1925-1937 Sason ve Mutki harekatları
Yine aynı kaynakta 1925-1937 arasında aralıklarla
yürütülen Sason harekatlarının bilançosu da atlanarak verilmiş. Ayrıca bazı
olaylarda ölü sayıları yazılırken, bazı olaylarda “çok sayıda eşkıya
öldürüldü”, “çok sayıda kişi imha edildi” gibi ifadeler var. Bu yüzden tüm
sayıyı bulmak mümkün değil ama rakamlar toplandığında “eşkiyadan” 451 ölü, 79
yaralı, 380 yakalanmış, 2497 kişi kendiliğinden teslim olmuş, 2.400 kişi bölgeden sürülmüş olduğu
öğreniliyor.
Yine aynı kaynakta Mutki bölgesindeki harekat 25 Ağustos
1927’de bittiğinde Genelkurmay’ın başarısını (!) anlatan cümle şöyle:
“Birliklerin, emir esasları dahilinde ve eşkıya muharebeleri taktiğine uygun
yaptıkları harekatta, asiler kısmen kaçmış, çoğu yok edilmiş ve bir kısmı da
yakalanmış, ayaklanma bölgesinde taranmamış yer kalmamıştı.”
“Yok edilen” nüfusun ne kadar olduğunu bilemiyoruz.
1929 Tendürük, 1930 Savur tenkilleri
Aynı şekilde 14-17 Eylül 1929’daki Tendürük Harekatı’nda
sırasında kaç kişinin öldürüldüğünü öğrenemiyoruz ama şu ifadelerden bir
fikrimiz oluyor: “20 Eylül 1929’da Tümen Komutanlığı, Şeyh Abdülkadir ve
aşireti üzerinde yaptırdığı hava keşiflerinde: Saat 10.00’a kadar Abdülkadir ve
aşiretinin bir kısmı ile Tendürük tepesindeki göl civarında, diğer kısım ile de
Gevrişemyan civarındaki vadilerden İran’a doğru gitmekte olduklarını ve her iki
kolun havadan bombalandığını…”
20 Mayıs-9 Haziran 1930 arasında Savur Tenkil Harekatı
sırasındaki bilanço da meçhul: “Kaymaz, Haçan, Kölesor, Cilli ve Osmanlı
köyleri havadan bombalanmış, Patnos bölgesinde ayaklananlara katılan köyler
bomba ve makineli tüfek ateşi altına alınmıştı…”
1930 Zeylan (Ağrı) harekatı
Zeylan Ayaklanması’nın (ayrıntı için şu yazıma
bakılabilir: Okumak için tıklayın) 1927-1930 arasında çeşitli safhaları var.
Bunlarda kaç asker, kaç isyancı öldü, girişte adını andığım Genelkurmay kitabı
belirtmemiş ama son aşamanın bilançosunu dönemin gazeteleri benzer ifadelerle
aktarmış kamuoyuna. Bunlardan biri 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesi:
“Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1.500 kadar şaki kalmıştır.
Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi
olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türkün demir kartalları asilerin
hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır.
Zeylan harekâtında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zeylan Deresi
lebaleb [ağzına kadar] ceset dolmuştur (...) Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil
harekâtına başlanacaktır. Kumandan Salih [Omurtak] Paşa bizzat Ağrı’da tarama
harekâtına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkânı tasavvur edilemez.”
Yazarın müjdelediği yeni aşamada kaç kayıp var bilmiyoruz.
Resmi kaynaklar, 17 Eylül 1930’da ‘tenkil harekatı’nın bittiğini ilan
etmişlerdi ancak bombardıman Kasım’a kadar sürmüştü, bu dönemde de ne kadar
ölüm olduğunu bilmiyoruz. Devletin kayıpları konusunda da resmi bir açıklama
yok. Ermeni örgütü Hoybun’un bir raporunda Türk tarafının 50 bin kayıp
verdiğini söylüyor ki, bu kadar büyük bir kaybı iç ve dış kamuoyundan saklamak
da, esas olarak hava bombardımanı ile yürütülen bir harekatta bu kadar kayıp
vermek de mantığa sığmıyor.
‘İsyancıların’ yargılanmasına ait dosyalar halen
açılmadığı için mahkeme safahatı da bilinmemekle birlikte, 23 Mayıs 1932
tarihli İsveç gazetesi Dagens Nyheter’deki bir habere göre, Adana’da yapılan
yargılamalar sonunda 44 ölüm cezası verilmiş, firardakiler ve yaşı küçük
olanlar dışında kalan 31 kişi (adları bilinmemektedir) idam edilmişti. Celali
Aşireti’nin bir bölümü İran’ın Tebriz ve Tahran bölgelerine; bir bölümü
Türkiye’nin Ege ve Trakya bölgelerine sürgün edilmişti. Bazı Kürt kaynakları
sözlü tarihe dayanarak daha fazla sayıda kişinin tutuklandığını, bu kişilerin
bir bölümünün Adana cezaevinde kitlesel olarak zehirlendiğini iddia ediyorlar
ki buna dair de somut bilgi yok elimizde. Kısacası, Ağrı İsyanı araştırmacısını
bekliyor hala…
1937-1938 DERSİM HAREKATLARI
Hazırlık olarak 1926 yılında, fiilen 1937 yılının Mayıs
ayında başlayan I. Dersim Harekatı’nın bilançosunu dönemin Başbakanı İsmet
İnönü 18 Eylül 1937 günü TBMM’de yaptığı konuşmada vermişti. “Şimdi size,
Tunceli’ndeki vaziyetin bugünkü halini arzetmek isterim. Cumhuriyet’in imar ve
ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber, altı aşirettir.
Bugün bu altı aşiretin ne kadar adamı varsa, bunlar reisleriyle beraber
faaliyet imkanından tamamen mahrum bırakılmıştır. (…) Buna göre 1 subay 28 er
ve bir bekçi şehit 4 subay 46 er ve bir bekçi de yaralıdır. İsyana iştirak eden
zavallılardan zayiat ise 265 maktul ve 20 yaralı 27 kişi yakalanmış ve 849 kişi
de teslim olmuştur. Bilerek bilmeyerek muhalefet yoluna sapıp kanın şiddetli
tedibatına maruz kalmış olarak hayatlarını kaybedenler hakkında da Büyük Millet
Meclisinin teessürlerini ve bunun diğer vatandaşlara ibret olmasını temennileri
ifade ediyorum.”
15 Kasım 1937’de devletin ‘şakilerin başı’ diye
nitelediği Seyit Rıza ve altı arkadaşı idam edildiği halde 1938’in Ocak ayında
Ovacık ilçesinde asker kaçaklarının izini süren jandarma birliklerine ateş
açılması ve yedi jandarmanın öldürülmesi üzerine yeniden kez harekat kararı
alındı ancak kışın atlatılması beklendi. 16 Haziran 1938’de başlayıp 16 Eylül
1938’de bitirilen II. Dersim Harekatı sırasında kullanılan imha yöntemlerinden
birini dönemin Malatya Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil 1986 veya 1987
yılında o sıralar bürokrat olan Kemal Kılıçdaroğlu’na şöyle anlatmıştı:
“…Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların
kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim
Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti…”
İkinci harekatta devletin kaç kişiyi öldürdüğünü kabul
ettiğini çok yakın bir tarihte öğrendik. 2011 yılında, dönemin Başbakanı
Erdoğan, Jandarma Umum Kumandanlığı antetli bir kağıt gösterdi basına. Bu
kağıtta harekat sırasında 13.806 ‘isyancı’ öldürülürken hükümet güçlerinin 104
‘şehit’ ve 175 yaralı verdiği yazılıydı. Ayrıca 10 binden fazla kişi
sürülmüştü. Dersimli yazarlara göre bu sayılar çok daha yüksek. İki hafta önce
bu sayfada anlattığı gibi Dersimli olmayan Necip Fazıl Kısakürek’e göre ise 50
bin Dersimli öldürülmüştü. (Dersim’de olan biten neydi merak edenlere: Okumak
için tıklayın)
KÜRT KOLEKTİF HAFIZASI
Rakamları alt alta yazıp topladığımızda bilanço korkunç!
Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt Meselesi’ni ‘çivi-çekiç’ mantığı içinde çözmeye
çalışan devletin asker, polis ve korucu olarak kayıpları (resmi terminoloji ile
‘şehit’ sayısı) 6-7 bin civarında. (Bu kesime Kürt tarafının verdiği ad ise
‘işgalci, sömürgeci ordusu’ dolayısıyla öldürülmeleri mübah.) Devlet veya PKK
tarafından öldürülenlerin (resmi terminoloji ile ‘siviller’in sayısı resmi
rakamlara göre 12 bin civarında. Bunların etnik kökenine dair istatistik yok.
Kürt tarafı ise (resmi terminolojide bunların adı ‘isyancı’, ‘terörist’) en az
100 bin kadar ferdini kaybetmiş (resmi terminolojiye göre ‘etkisiz hale
getirilmiş’). Bir bu kadarı yaralanmış, sakatlanmış, onbinlercesi evinden
yurdundan sürülmüş. Binlerce köy, mezra yakılmış. Hayvan, ekin, tarla imha
edilmiş. Resmi kaynaklarda rakam verilmeden “temizlendi”, “imha edildi”,
“öldürüldü” türü genel ifadelerin sayıca neye tekabül ettiğini bilmek mümkün
olmadığı için Kürt tarafının ‘en fazla’ ne kadar ferdini kaybettiğini söylemem
de mümkün değil. Bazı Kürt kaynaklarında sayı 200-300 bine kadar çıkıyor. Doğru
mu yanlış mı, başta da söylediğim gibi bilemiyorum… Ama Kürt kolektif
hafızasında durum bu merkezde… Bunu bilelim, buna göre davranalım…
Yazımı, Nazım Hikmet’in girişteki Türkçü tınıya rağmen,
genel mesajını sevdiğim Davet’iyle bitireyim:
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.