İsmail Haboğlu
“...Gezegenimizde yaklaşık 1,5 milyar Müslüman
yaşamaktadır. Bu nüfusun yaklaşık 1 milyar küsuru Asya’da; 400 küsur milyonu
Afrika’da; 50 küsur milyon’u Avrupa'da ve yaklaşık 10 küsur milyonu da Amerika
kıtasındadır. Yani, toplam dünya nüfusu içinde her beş kişiden biri
Müslüman’dır. Müslümanların, bu kadar kalabalığa rağmen neden güçsüz
olduklarını hiç merak ettiniz mi? Nedeni şudur:
* İslam Konferansı Örgütü'ne (OIC ) üye 57 ülkenin
tümünde 500 adet üniversite vardır. Yani, üniversite başına üç milyon Müslüman
düşmektedir. Oysa sadece ABD'de, 5758 üniversite vardır.
* Shanghai Jiao Tong Üniversitesi, 2004 yılında, ‘Dünya
Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi’ni hazırlamış. Bu listeye göre
Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden, ilk 500’e giren üniversite
yoktur.
* UNDP tarafından toplanan verilere göre; Hıristiyan
çoğunluğa sahip15 ülkede okuma-yazma oranı, yüzde100’dür. Diğer Hıristiyan
dünyasında da okuma-yazma bilenlerin oranı yüzde 90’ın üzerindedir.(.)
Müslüman dünyasında ise bu oran, yüzde 40 civarında olup;
yüzde yüz okuma yazma oranına sahip tek bir Müslüman ülke yoktur. (...)
* Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerde her 1 milyon
Müslüman’a 230 bilim adamı düşmektedir. Oysa ABD’de, her 1 milyon Amerikalıya
4000; Japonya’da her 1 milyon Japon’a 5000 bilim adamı düşmektedir.
* Tüm Arap dünyasındaki tam-zamanlı çalışan araştırmacı
sayısı 35 000 kişidir. Her bir milyon Arap nüfusa 50 teknisyen düşmektedir.
Oysa Hıristiyan dünyasında her bir milyon kişiye, 1000 teknisyen düşmektedir.
* * *
Okurum Sayın Merdivenci de, aynı duygu ve düşüncelerle,
“Niye?” diye sormuş bana.
“Niye?” diyor, Sayın Merdivenci, “Niye Batılı buluyor,
Batılı keşfediyor, Batılı üretiyor da; biz niye sadece ‘hu çekip’, yan gelip
yatıyoruz? Bizim aklımız, izanımız yok mu? Niye bir Türk, bir Müslüman çıkıp
da, örneğin bir kansere çözüm bulamıyor? Teknolojik bir buluşun, bulanı
olamıyor? Niye? Biz bu denli beyinsiz miyiz!?...”
* * *
Pakistanlı Bilim İnsanı Dr. Faruk Saleem de bir grup
bilim insanı ve kanaat önderleriyle birlikte yaptıkları çalıştayın sonuçlarını,
aynı ruh haliyle kaleme almış; benzer soruları sormuş, o soruları da kendisi yanıtlamış.
İşte o yazı...
“Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi var, Kuzey ve Güney
Amerika'da yedi milyon, Asya'da beş milyon, Avrupa'da iki milyon ve Afrika'da
100 bin kişi.
Tek bir Yahudi’ye 100 tane Müslüman düşmektedir. Buna
rağmen Yahudiler, tüm Müslümanların toplamından yüz kez daha güçlüdürler.
Nedenini hiç merak ettiniz mi?” diye başlıyor, Dr. Faruk
Saleem’in yazısı...
Ve şöyle devam ediyor..
“Tüm zamanların en etkin bilim adamı (Time dergisi tarafından da ‘Yüzyıl'ın Adamı’ seçilen) Albert Einstein,
bir Yahudi’ydi.
Psikanalizin babası Sigmund Freud da bir Yahudi’ydi. Karl
Marx, Paul Samuelson ve Milton Friedman da öyle...
* *
İşte size ‘ürettikleriyle’ tüm insanlığa zenginlik katmış
olan Yahudilerden bazıları:
Benjamin Rubin, insanlığa aşı iğnesini verdi.
Jonas Salk, ilk çocuk felci aşısını geliştirdi.
Albert Sabin, çocuk felci aşısını daha da geliştirdi.
Gertrude Elion, lösemiye karşı ilaç buldu..
Baruch Blumberg Hepatit
B aşısını geliştirdi.
Paul Ehrlich, frengi’nin tedavi yöntemini buldu.
Elie Metchnikoff, bulaşıcı hastalıklarla ilgili
çalışmalarıyla Nobel ödülü kazandı.
Bernard Katz, nöromüsküler iletişim ( kas -sinir sistemi
arası iletişim ) alanında Nobel ödülü kazandı.
Andrew Schally, endokrinoloji ( metabolik sistem
rahatsızlıkları, diabet, hipertiroid ).
Aaaron Beck Cognitive Terapi (akli bozuklukları depresyon
ve fobi tedavilerinde kullanılan psikoterapi yöntemi) geliştirdi.
Gregory Pincus, ilk doğum kontrol hapını geliştirdi.
Gerald Wald, insan gözü hakkındaki bilgilerimizi
geliştirerek Nobel ödülü kazandı.
Stanley Cohen, embriyoloji ( embriyon ve gelişimi
çalışmaları ) dalında Nobel aldı.
Willem Kolff, böbrek diyaliz makinesini yarattı.
Peter Schultz, optik lif kabloyu; Charles Adler, trafik
ışıklarını; Benno Strauss, pazlanmaz çeliği; Isador Kisse, sesli filmleri;
Emile Berliner, telefon mikrofonunu; Charles Ginsburg, videotape kayıt
makinesini; Leo Szilard, ilk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi; Stanley
Mezor ilk mikro-işlem çipini icat etti.
Son 105 yılda 14 milyon Yahudi, çeşitli bilim dallarında
100’ün üzerinde Nobel ödülü kazanırken, 1,5 milyar Müslüman yalnızca üç Nobel
kazandı.”
* *
Dr.Faruk Saleem, yazısının bu bölümünde, onlarca Yahudi yatırımcının adlarını ve
akçaladıkları bilimsel ve teknolojik yatırım alanlarını sıralıyor.
Sonra da soruyor;
“Neden Yahudiler bu kadar güçlü ?”
Sorusunu kendisi yanıtlıyor.
“Çünkü...” diyor, “Çünkü aldıkları eğitim böyle…
Araştırıcı, sorgulayıcı, yaratıcı ve özgür...”
Ardından da bir başka çarpıcı ve de kahredici soruyu
yöneltiyor.
“Pekiii.... Neden Müslümanlar bu kadar güçsüz?”
Onu da yine kendisi yanıtlıyor.
“Çünkü...” diyor, “Çünkü Müslümanlar, din eksenli
eğitiliyor. Yaşamının her anında, her dakikasında dini hurafe bombardımanına
tutulup, kafası karıştırılıyor... Mutlak biat kültürüyle ve sıfıra yakın eğitim
yüzdesiyle yetiştiriliyor. Dolayısıyla da ortaya; din eksenli, sorgusuz,
sorumsuz, araştırmaktan korkan ve araştırmaktan hoşlanmayan, beyni klişe
ezberlerle biçimlendirilmiş, ezberci bir insan modeli çıkıyor...”
* Yazımızın kalanına yarın devam edeceğiz...
----------------------------------------------------------
Yazarın Notu. Dr Saleem’in, Yahudi ve Müslüman
nüfuslarıyla ilgili olarak verdiği rakamlar, küsuratlı rakamlardı. Dr. Saleem
bu yazıyı 2008 Nisan’ında kaleme almış. Rakamları güncelleme ve yuvarlama
gereksinimini duydum. Yuvarlayarak güncellerken, hata yapmış olabilirim...
Bu yazı, gazetemizde, 28 Aralık 2010 ve 10 Aralık 2014
tarihlerinde de yayımlanmıştı. Yine yayınlama gereğini duydum, çünkü değişen
hiçbir şey yok… Hâlâ her Aralık ayında,
‘Müslümanlar yeni yılı kutlar mı, kutlamaz mı?’ , ‘Kırmızı don caiz mi değil
mi?’tartışmalarını yapıyoruz. Bir tık ilerleme yok.
Niye bilim ve teknolojinin hiçbir dalında yokuz? (2)
İsmail Haboğlu
DÜNKÜ yazımızda, okurum Sayın Merdivenci’nin; “Niye her
bir şeyi Batılı buluyor, Batılı keşfediyor, Batılı üretiyor da; biz niye sadece
‘hu çekip’ yan gelip yatıyoruz? Bizim aklımız, izanımız yok mu? Niye bir Türk,
bir Müslüman çıkıp da, örneğin bir kansere, bir ülsere... çözüm bulamıyor?
Niye?...” sorularından hareketle, Pakistanlı Bilim İnsanı Dr. Faruk Saleem’in
bir araştırma yazısına yer vermiştik.
Bugün, o araştırma yazısına (özetleyerek) yer vermeye
devam edeceğiz.
* * *
Dr.Saleem, şöyle devam ediyor yazısına;
“...Gezegenimizde yaklaşık 1,5 milyar Müslüman
yaşamaktadır. Bu nüfusun yaklaşık 1 milyar küsuru Asya’da; 400 küsur milyonu
Afrika’da; 50 küsur milyon’u Avrupa'da ve yaklaşık 10 küsur milyonu da Amerika
kıtasındadır.
Yani, toplam dünya nüfusu içinde her beş kişiden biri
Müslüman’dır.
Müslümanların, bu kadar kalabalığa rağmen neden güçsüz
olduklarını hiç merak ettiniz mi?
Nedeni şudur:
* İslam Konferansı Örgütü'ne (OIC ) üye 57 ülkenin
tümünde 500 adet üniversite vardır. Yani, üniversite başına üç milyon Müslüman
düşmektedir.
Oysa sadece ABD'de, 5758 üniversite vardır.
* Shanghai Jiao Tong Üniversitesi, 2004 yılında, ‘Dünya
Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi’ni hazırlamış. Bu listeye göre
Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden, ilk 500’e giren üniversite
yoktur.
* UNDP tarafından toplanan verilere göre; Hıristiyan
çoğunluğa sahip15 ülkede okuma-yazma oranı, yüzde100’dür. Diğer Hıristiyan
dünyasında da okuma-yazma bilenlerin oranı yüzde 90’ın üzerindedir.(.)
Müslüman dünyasında ise bu oran, yüzde 40 civarında olup;
yüzde yüz okuma yazma oranına sahip tek bir Müslüman ülke yoktur. (...)
* Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerde her 1 milyon
Müslüman’a 230 bilim adamı düşmektedir. Oysa ABD’de, her 1 milyon Amerikalıya
4000; Japonya’da her 1 milyon Japon’a 5000 bilim adamı düşmektedir.
* Tüm Arap dünyasındaki tam-zamanlı çalışan araştırmacı
sayısı 35 000 kişidir. Her bir milyon Arap nüfusa 50 teknisyen düşmektedir.
Oysa Hıristiyan dünyasında her bir milyon kişiye, 1000 teknisyen düşmektedir.
* İslam dünyası
gayrı safi milli hâsılasının yalnızca binde 2’sini araştırma-geliştirme fonuna
ayırırken; Hıristiyan dünyası, yüzde 5’ini araştırma-geliştirme fonuna
ayırmaktadır.”
* *
Pakistanlı Bilim İnsanı Dr.Saleem, Müslüman ve Hıristiyan
dünyasında kitap ve günlük gazete okuma oranlarını, mal ve hizmet üretim
oranlarını da ortaya döküp, karşılaştırdıktan sonra, şu kahredici gerçekleri,
tokat gibi vuruyor insanların yüzüne yüzüne...
“...Dünya üzerinde kalkınmış tek bir İslam devleti
yoktur, çünkü
İslam dünyası, bilgi yayılmasını gerçekleştirmekte
başarısızdır.
İslam dünyası, bilimsel bilgi üretebilecek kapasiteden
yoksundur.
İslam Dünyası, bilimsel bilgi uygulamasını
gerçekleştirememektedir.
İslam dünyası, bilgiyi yaymakta ve uygulamakta miskin ve
maksatlı davranmaktadır.
İslam dünyasının, eğitim ve öğretim sisteminde istikrar
yoktur.
Bunu tam anlamıyla ifade edersek, “kaliteli bilimsel
eğitim” yoksunudur.
Çok kesin biçimde ifade edersek de; İslam dünyası; eğitim
ve öğretime, akılcı olmayan, çağdışı ölçütlü ve din eksenli yaklaşmaktadır.
İslam dünyasında yapılan eğitim ve öğretim; ağırlıklı olarak hurafelerin gölgesinde
kaldığı ve bilimsel olmadığı için; İslam dünyası, bugün bu durumdadır.
Yani?
Yani bu tablo, bu mantık değişmediği sürece, sittin sene,
Batılının ürettiğine, Batılının bulduğuna ve bulacağına muhtaçtır...”
* *
Araştırmacı Yazar ve Bilim İnsanı Dr. Faruk Saleem, sonuç
olarak, kendisi gibi bilim insanlarıyla
birlikte yaptıkları bu çalıştay sonuçlarına da;
(yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için) yine kendisi yorum getiriyor.
Ve özetle şöyle diyor yorumunda.
“Bu çalıştayda, bu yazının ana fikrine uygun anlamda
birçok başlık açılmış ve tartışma yapılmıştır. Bu tartışmalarda, bazı
(Müslüman) arkadaşlarımız, hemen savunmaya geçmişler; suçu, İslam’ı, yanlış anladıklarını veya yanlış
uyguladıklarını düşündükleri ‘diğer Müslümanlara’ atmışlar; hiç bir zaman
özeleştiriye, sorunu görüp, kabullenmeye yanaşmamışlardır. Oysa hatayı veya
eksiği kabul etmek, o hatanın ya da eksikliğin giderilmesi için mutlaka gerekli
olan bir aşamadır.
Yine bazı
(Müslüman) arkadaşlarımız da aymazlıkta daha da ileri giderek, bu tür
eleştirilerin amaçlı olduğunu, aslında İslam’ın, bilimi koruduğunu, teşvik
ettiğini söylemişler; hatta tarihten örnekler vererek Müslümanların bilimde ve
edebiyatta ne kadar ileri gittiklerini anlatıp durmuşlar, ama nedense; “Neden,
tek bir kalkınmış İslam Devleti yok?” sorusuna yanıt verememişlerdir.
(...)
Yukarıdaki yazıda özellikle ve çoğunlukla Yahudi bilim
adamı, sanatçı ve işadamlarından örnekler verilmiştir. Bunun nedeni, dünyada en
az nüfusa sahip bir dinin, ne denli çok sayıda önemli isimler çıkardığını
vurgulamak içindir. Yoksa dinleri birbirleriyle kıyaslamak, ne bizim, ne
başkalarının haddidir.”
YAZARIN NOTU: Dr. Saleem’in Yahudi ve Müslüman
nüfuslarıyla ilgili olarak verdiği rakamlar, küsuratlı rakamlardı. Dr. Saleem
bu yazıyı 2008 Nisan’ında kaleme almış. Rakamları güncelleme ve yuvarlama
gereksinimini duydum. Yuvarlayarak güncellerken, hata yapmış olabilirim...
Bu yazı, gazetemizde, 28 Aralık 2010 ve 10 Aralık 2014
tarihlerinde de yayımlanmıştı. Yine yayınlama gereğini duydum çünkü değişen
hiçbir şey yok… Hâlâ her Aralık ayında,
‘Müslümanlar yeni yılı kutlar mı, kutlamaz mı?’ tartışmalarını yapıyoruz. Bir
tık ilerleme yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.