Prof. Dr. Ersan Şen
Coğrafi tanımdan hareketle “Türkiyeli olmak” da ne demek;
din, mezhep, ideoloji, ırk, coğrafi bölgeler üzerinden farklılaşmaya gitmek ne
yarar getirecek? “Herkes bu vatanın bir parçası, çimentosu, burası bir
mozaiktir” diyerek, farklılıkları bir çatı altında “Türkiyeli” kimliği ile
birleştirmek mümkün olabilir mi? Ayrılık varmış da, zorunlu ve suni bir
birleşmenin sağlanmasında “Türkiyeli” demek işe yarar mı? Din, mezhep, ideoloji, ırk veya coğrafi bölge
farklılığının ayrışmayı derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağı, sorunlara
çözüm getirmediği ve getiremeyeceği anlaşılmalıdır.
“Türk Milleti” bir ırkın öne çıkarıldığı ve diğerlerinin
“yok” sayıldığı veya ötekileştirildiği unsur olarak görülemez. “Ulus ruhu”
kavramının temelini; birleştirici olan, millet olma bilincini geliştiren ve
milli kimliği öne çıkaran, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında aidiyet, birlik
ve beraberlik duygularını geliştiren, bireyleri aynı ilke, esas ve yararlar
etrafında toplayan “Türk Milleti” oluşturur.
“İşte siyaset budur” diyerek, milletvekilinin Meclis
kürsüsünde “Türk Milleti” yerine “Türkiye Milleti” ifadesini kullanmakla nereye
varılır ve hangi sorun çözülür? İşin; “And içme” başlıklı Anayasa m.81’e
aykırılığı bir yana, “hepimiz Türkiye denilen ülkenin yurttaşlarıyız, burası
bizim vatanımız, kimse bana ait olmadığım bir kimliği dayatamayacağı gibi,
başkasına da bu yapılmamalı, herkes kendisini eşit ve özgür hissetmeli, ben Türk
değilim, ama Türkiyeliyim” diyenlere birkaç hususu hatırlatmak gerekir;
1. Coğrafi tanımdan hareketle millet tanımlaması
yapılamaz. Burası Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlık ve aidiyet açısından
dileyenin gelip geçtiği, girip çıktığı, yerleştiği, vatandaş olmanın sağladığı
hak ve hürriyetlerden yararlandığı bir memleket değildir.
2. Yer işaret eden “Türkiyeli” denildiğinde ne çözülecek?
Sorun din, mezhep veya etnik kimlikten kaynaklanmakta ise, “Türkiyeli” kavramı
kullanıldığında bu sorun aşılmış olacak mıdır?
Kelime anlamı ile Türkiye; Türklerin yaşadığı yer,
Türklerin yurdu demektir. Türkiyeli dediğinizde, ya Türk veya Türklerin
yaşadığı yerde veya Türklerin yurdunda bulunan insan anlaşılacaktır. Bu
durumda, “Türkiye Milleti” diyenler kimlik dayatması sorununu veya kompleksini
yaşamayacaklar mı, ardından başka talepler gelmeyecek mi? Herkes aklını başına
alıp şapkasını önüne koysun, bu tür suni kavramları Türkiye Cumhuriyeti’ne
kabul ettirmeye çalışmak veya bu Millete uymayacak elbiseyi giydirmek hatadır ve
karşılık bulmayacaktır.
“Türkiyeliyim”, “Türkiye’denim”, “Türkiye vatandaşıyım”,
“Alman asıllı Türk’üm”, “Hıristiyan Türk’üm” denilebilir. İnsan; kendisini bu
kavramlardan birisini kullanarak mutlu hissediyorsa, bırakalım söylesin. Ancak
bunlardan hareketle “Türk Milleti” yerine “Türkiye Milleti” denilmesi doğru
olmayacaktır. Türk Milleti; bir ırkı temsil etmeyip, Türkiye Cumhuriyeti
Coğrafyasında yaşayan insanların, Türk vatandaşlarının oluşturduğu birlik ve
beraberliğin adıdır.
Belki kavramlar üzerinde bu kadar tartışmamak, oynamamak
ve bu kavramlara önem atfetmemek gerekir. Ancak mesele ulus ruhu ve ulusal
birlik olduğunda; özellikle ırkları, yani etnik kimlikleri ön plana çıkarma
işlevini yerine getirmeye yarayan, bir milleti temsil etmeyen ve anlatmayan
“Türkiye Milleti” kavramının yanlışlığını da ortaya koymak gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ana sorun veya sorunlardan
birisi, Milletin adı veya “Türk” kelimesinden mi kaynaklanmaktadır? Mesele bu
kadar basit midir? Bu kelimeyi kaldırıp yerine “Türkiye” veya “Türkiyeli”
ifadeleri kullanıldığında, kimisine göre insan hak ve hürriyetleri kavgası,
kimisine göre de kalkışma ve parçalanma senaryoları son bulacak mıdır? Elbette
hayır. Vatanın birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğu, ortak yararlar etrafında
toplanan Türk vatandaşlarının bir kimlik çatısı altında yaşaması gerektiği,
“Türkiye Milleti” gibi sözde eşitliğe, esasında farklılaşmaya, ayrışmaya,
uzaklaşmaya ve ötekileşmeye hizmet eden kavramdan beklenen faydanın
sağlanamayacağı, “ne olacak canım, barış gelecekse her yolu deneyelim ve her
şeyi değiştirelim” tarzında hakikatten uzak, yüzeysel ve kalıcı çözüm içermeyen
sözlerle bir yere varılamayacağı unutulmamalıdır.
Memleketin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir, ancak Milletin
adı “Türk Milleti” olup, sonuçta ulus ruhu, birlik ve beraberlik adına bu isim
tercih edilmiştir. Türk Dili açısından da anlam ifade etmeyen “Türkiye Milleti”
kavramı, bir milleti tanımlamaz.
Ayrıca Türk Dili’nde; “Türkiyeli” ve “Türkiye Milleti”
kavramlarının karşılık bulmadığı, bugüne kadar bu ve benzeri kelimelerin
kullanılmadığı görülmektedir. İngiliz Dili’nde ise; “Switzerland” yanında
“Swiss”, “Holland” yanında “Dutch”, “Sweden” yanında “Swedish” kelimeleri,
milli kimliği ve vatan aidiyetini tanımlarken, “Swiss”, “Dutch” ve “Swedish” kelimelerinin
Türkçe’de bu tür karşılıklarının olmadığını, yerine “İsviçreli”, “Hollandalı”
ve “İsveçli” kavramlarının kullanıldığını ifade etmek isteriz. İngilizce’de
“Turkey” yanında “Turkish” kullanılırken, Türkçe’de “Türkiye” yanında “Türk”
kelimesinin kullanıldığı ortadadır. Tüm bu hususlar; o dilin kültürü ve
kullanımı ile ilgili olup, bir etnik kimliğin öne çıkarılması veya dayatılması
sayılamaz.
Almanya Milleti, Fransa Milleti, İtalya Milleti,
Bulgaristan Milleti, Yunanistan Milleti, İngiltere Milleti, Rusya Milleti ve
daha niceleri bir milletin karşılığı olarak söylenmediğine ve söylenemeyeceğine
göre, basit cevapla “Türk Milleti” yerine “Türkiye Milleti” denilmesi de
yanlıştır. “Batıla kıyas cari olmaz, onlar hata yapmışsa biz de mi yapalım”
diyenlere verilecek cevap ne olabilir? Herhalde “komik olmayın” yeterli bir
cevaptır. Onurlu ve kalıcı bir barışın yolu, Türk Milleti’ne Türkiye Milleti
denilerek bulunamaz.
Anayasa m.81’de milletvekilinin göreve başlaması için
öngörülen yemin içeriğine aykırı hareket etme ve normlar hiyerarşisinde tepede
olan Anayasayı gözardı etme çabası ise ayrı bir dramdır. “Hukuk kuralını
koyalım, dilediğimizde uyalım ve uygulayalım, dilemediğimizde çöpe atalım”
felsefesi, öncelikle “hukuk devleti” ilkesi ile bağdaşmaz. Bir kanun
yürürlükten kaldırılabilir veya değiştirilebilir, bunun yolu da yeni kanundan
geçer. Anayasa m.81 veya bir başka Anayasa veya emredici kanun hükmü yürürlükte
iken, ona uymamak veya siyasi veya başka mülahazalarla farklı uygulamak doğru
değildir. Bu sübjektif ve keyfi anlayış; hukuka, kanuna ve hukuk düzenine olan
inancı ve bağlılığı sarsar. Yürürlükte olan bir kanunun bilinçli şeklde hatalı
uygulanması ve buna müsamaha gösterilmesi, yalnızca kanun tanımazlığı ve hukuk
düzenine itaatsizliği körükler. Bu da bir yöntemdir; ancak mevcut düzene ve
sisteme uymayan bu tür yöntem hakkında, Anayasa ve kanunda öngörülen yaptırım
ne ise onun uygulanmasının zorunluluğu da bir gerçektir.
Ayrışmayı derinleştiren, tahrik eden, görüntüde masum,
fakat toplumda derin yaralar açmaya elverişli kavram ve ibarelerin;
vatandaşlığı, vatana aidiyeti ve milli kimliği tanımlamada kullanılmasının
fayda sağlamayacağını ifade etmek isteriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.