Hacı Bektaş Veli Dergahı Başkanı Veliyettin Ulusoy, Alevi
dedelerine maaşın kabul edilemez olduğunu savundu. Hacı Bektaş Veli Dergahı
Başkanı Veliyettin Ulusoy, devletin doğrudan Aleviliğin inançsal yapısı ve
dedelik kurumuna müdahalesinin son derece tehlikeli ve özellikle kaçınılması
gereken bir tutum olduğunu söyledi. Ulusoy, "Devlet eli ile yapılmak
istenenin Alevileri ‘terbiye etme’ adına bir ‘fetva’ makamı oluşturmak olduğunu
iddia etti.
Veliyettin Ulusoy, Alevi dedelerine maaş verilmesinin kabul edilmez
olduğunu savunarak, gerekçesini şöyle açıkladı:
“Çünkü Alevilikte Yol hizmetini yürütenlere, talipleri
tarafından gönüllerinden geldiği oranda cerağ veya hakkullah verilir. Ödenen bu
meblağın ederi hiçbir zaman hizmeti yürüten kişi veya kişiler tarafından da
belirlenemez.”
Dedelerin nasıl yetiştirileceği, kimlerin dedelik yapıp
yapmayacağı, dedelerin yapacağı hizmetlerde aranan ölçüt, özellik ve koşullar
bir bütün olarak Alevi öğretisinin iç meselesi olduğuna dikkat çeken Ulusoy,
“Devlet eli ile dedelik kurumuna müdahale edilmesinin Alevi toplumuna pozitif
hiçbir katkısı olmayacaktır” dedi. Dergah Başkanı Ulusoy, devlet eli ile
yapılmak istenenin Alevileri ‘terbiye
etme’ adına bir ‘fetva’ makamı oluşturmak olduğunu ifade etti.
"Devletin Aleviliğe müdahalesi tehlikelidir"
Hacı Bektaş Veli Vakfı Başkanı Veliyettin Ulusoy’un
değerlendirmeleri şöyle:
“Mevcut hükümetin geçmiş yıllara ait çalışma ve
söylemleri dikkate alındığında Aleviliğin inançsal yapılanmasına yönelik resmi
ve hukuksal birtakım girişimlerde bulunulmak istenmekte ve bu girişimler
dâhilinde Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurumsallaştırılmaya
gidilmesinin gerekliliği savunulmaktadır. Ancak, gerek Aleviliğin temel
kurumları ve gerekse bu temel kurumlar içerisinde yer alan “Dedelik Kurumu”,
devletin doğrudan düzenleyici müdahalesine maruz kalmamıştır. Bu aşamada,
devletin doğrudan Aleviliğin inançsal yapısı ve dedelik kurumuna müdahalesi son
derece tehlikeli ve özellikle kaçınılması gereken bir tutum olmalıdır.
Dedelik kurumuna müdahale edilmesi, bu kurumun kendi
inançsal meşru meşruiyetini ve bu meşruiyet dâhilinde varlığının anlamını
bütünüyle imha edecek ve yerine devlet merkezli bir kurumsallaşmaya yer
verilecektir. Böyle bir girişim, laiklik ilkesi ile tümüyle çelişeceği gibi,
bir inancın kurumsal yapısının devlet eli ile düzenlemesi kabul edilemez.
Yapılması düşünülen böyle bir düzenleme olsa olsa mevcut eşitsizliğin,
yanlışların ve ayrımcılığın daha da ağırlaşmasına katkısı olur.
"Aleviliğin iç meselesi"
Dedelerin nasıl yetiştirileceği, kimlerin dedelik yapıp
yapmayacağı, dedelerin yapacağı hizmetlerde aranan ölçüt, özellik ve koşullar
bir bütün olarak Alevi öğretisinin iç meselesidir ve bu mesele zaten belirli
bir düzene bağlanmış durumdadır. İşlenmekte olan bu düzene müdahale edilmesi
açıkça Aleviliğin devlet eli ile yeniden inşası demektir. Bu da Alevilerin
temel hak ve özgürlükler bağlamında talep etmiş oldukları hiçbir sorunu çözmez
tam tersine kronikleşen sorunlara birinin daha eklenmesi ile sonuçlanır.
Devlet eli ile dedelik kurumuna müdahale edilmesinin
Alevi toplumuna pozitif hiçbir katkısı olmayacaktır, tam tersine aşağıda yer
alan sonuçları beraberinde getirir:
* Dedelere devlet bünyesi veya bunun dışında yer alan
herhangi bir kuruluş aracılığı ile kadro tahsis edilip, maaşa bağlanmaları
Diyanet’in resmi verilere göre sayısı 140 bini aşan kadrosundan sonra maaşlı
yeni bir dinsel kesimin yaratılması ile sonuçlanır. Ebed ve ezel olan Yolumuzun
hiçbir düsturunda böyle bir uygulama bugüne kadar yer verilmemiştir ve bundan
sonra verilmesi de kabul edilemez.
* Dedelik kurumu, devletin gördüğü ve anlamak istediği
şekilde yalnızca dededen ibaret değildir. Tersine dedelik kurumu pir, rehber,
mürşit, zakir, ana, sultan ana, baba vb. öğeleri de kendi içinde barındırır. Bu
anlamda devletin, dedelik kurumuna müdahale etmesi Alevi inancının
terminolojisinde yer alan bazı kavramların da imha edilmesi anlamına gelir.
* Alevi inancı cinsiyet farkı gözetmeksizin kendi içinde
eşitlikçi bir yapıya sahiptir. Eşikteki, beşikteki, döşekteki birdir ve hepsi
candır. Devlet eli ile yapılacak bir müdahale ve düzenleme Diyanet’in sayısı
140 bini aşan kadrosunun eşitlik anlayışından hiçbir farkı olmayacaktır.
Örneğin, DİB Strateji Geliştirme Başkanlığı “2014 Yılı Performans Program
Raporu”na göre Genel Personel Durumu Tablo 11 - Hizmet Sınıfları ve Tahsis
Durumlarına Göre Kadro Dağılımı:
Merkez Teşkilatı’nda görev yapan personel sayısı: 1040
(Kadın: 67, Erkek: 973), Taşra Teşkilatı’nda görev yapan personel sayısı:
103560 (Kadın: 16.456, Erkek: 87.104), yüzdelik oranı (Kadın:%15.79, Erkek: %
84.2)
Bu verilere bakıldığında Diyanet bünyesinde kadro tahsis
edilmesi düşünülen dedelerin toplumsal cinsiyet eşitliğindeki görüşleri başta
Alevi toplumuna zarar vereceği gibi Türkiye toplumuna da pozitif yönde hiçbir
katkısının olmayacağı açıktır.
"Vay halimize"
* Alevi Bektaşi inancında “Yetmiş iki fırkayı bir nazar
ile görmeyen halka müderris olsa hakikatte asi” sayılır. Diyanet’in resmi web
sayfasında yer alan Dini Kavramlar Sözlüğü bölümüne bakıldığında Gayr-i Müslim:
“Müslüman olmayan anlamına gelen gayrimüslim, din ıstılahında kâfir, müşrik ve
münafık kimseyi ifade eder” şeklinde bir tanım ve bakış açısı ile hangi ortak
noktada buluşacağız ya da hangi sorun üzerine ortak bir zeminde görüş birliğine
varacağız? Eğer dedeler için böyle bir görüş ya da fikir düşünülüyorsa vay
halimize ve tabii bir o kadar insan olma gerekçemize.
* Alevi tarihinin hiçbir döneminde “dedelere maaş” adı
altında herhangi bir ödeme yapılmamıştır, yapılması da kabul edilmez; çünkü
Alevilikte Yol hizmetini yürütenlere, talipleri tarafından gönüllerinden
geldiği oranda cerağ veya hakkullah verilir. Ödenen bu meblağın ederi hiçbir
zaman hizmeti yürüten kişi veya kişiler tarafından da belirlenemez.
"Aleviliğin temeli haktır"
* Devletin belirleyeceği ve ödeme yapacağı maaş Alevi
öğretisindeki hakullah anlayışı ile tamamen zıt noktalarda yer alır, çünkü
devletin bütçesi bu ülkede yaşayan bütün toplumsal kesimlerin ödediği
vergilerden oluşur. Alevi toplumunun hizmetini yürüten herhangi bir kişinin
bütün toplumsal kesimlerin ödediği vergilerden olan bir bütçeden maaş alması
yürütmüş olduğu hizmetin inkârı anlamına gelir ki bu durum aynı zamanda diğer
toplumsal kesimlerin haklarının yenilmesi ve ihlal edilmesi demektir. Oysa
Aleviliğin temeli haktır, hizmeti yürütenler ise bu hakkı korumak ile
mükkelleftirler.
* Alevilikte ve Aleviler’de Yol hizmetini yürütenler talipleri
gibi işinde, gücünde, tarlasınsa, bağında, bahçesinde, özel sektörde, devlet
dairesinde (son dönemlerde bu daire Aleviler için hayli daraldı) çalışır ve
üretirler. Devlet eli ile dedelik kurumuna müdaha edilmesi halinde ise Alevi
toplumu içindeki bu eşitlik olgusunu zedeler ve aynı zamanda Aleviler
içerisinde bir “fukaha takımının” oluşmasına neden olur. Alevilikte ve
Aleviler’de hiç kimse veya hiçbir organ “fetva makamı” değildir, devlet eli ile
yapılmak istenen ise Alevileri “terbiye etme” adına bir “fetva” makamı
oluşturmaktır. Oysa Alevi öğretisinin düsturları net ve açıktır. Örneğin,
“eline, beline, diline sahip olmak.” Bunun için herhangi bir “fetva” makamına
gerek var mı? Kesinlikle hayır.
"Alevilerin devletten talebi yoktur"
* Yol’a talip olmak ile bir devlete yurttaş olmak farklı
olgusal gerçekliklerdir. Devletin ödev ve sorumluluğu yurttaşlara eşit haklar
perspektifinde yaklaşmasıdır. Aleviler’in devletten beklentisi talebi de bu
yöndedir. Uzunca bir süredir Alevi toplumu tarafından dile getirilen taleplerin
hiçbir yerinde “dedelerimizi maaşa bağlayın”, “dedelerimize kadro tahsis
edilsin”, “dedelerimizi yetiştirin” vb. ifadeler yer almamıştır. Devletin
burada yapmak istediği Alevi yurttaşlara olumlu yönde herhangi bir hizmet
yapmaktan öte kendinin konrol ettiği ve yeri geldiğinde dileği gibi müdahale
ettiği bir Alevi toplumunu inşaa etmektir. Bunun sadece ismi Alevilik olur.
Oysa dedeler Yol’a hizmet için talibe gider, devlete hizmet için değil. Devlet
hizmeti ise yurttaşlık temelinde kendisine verilen veya üstlenilen görev ve
sorumluluğu liyakatı ve yaptığı hizmetin niteliği yerine getirilir.
* Dedelerin, talipler ile birlikte yürütmüş olduğu Yol,
Hak-Muhammed-Ali Yolu’dur. Buna ne Diyanet, ne ilahiyat fakülteleri ve ne de
devletin asimilasyon amaçlı yetiştirmiş olduğu kadrolar müadahele edebilir.
Devletin mevcut Anayasası, kanun ve kaidelerinde dahi böyle bir uygulama yer
almamaktadır.
* Devlet, dedelerin ayin-i cem yaptığı yeri ibadethabe
olarak tanımıyorsa, dedenin yürütmüş olduğu cemi ibadet olarak kabul etmiyorsa,
mantıksal olarak dedenin kendisini de bizzat inkâr ettiği sonucuna varılmaz
mı?"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.