Tamer Çilingir
Öncelikle belirtmeliyim ki; hiç bir halk diğerinden ne
üstün ne de aşağıdadır, yeryüzünün bütün halkları sınıflı toplumlarla birlikte
egemen sınıfların sömürü ve baskısı altında nice acıları çeşitli biçimlerde
yaşamışlar ve yaşamaya devam ediyorlar. Ancak bu yazıya konu olan Zohrab ve
Levon’dan ötürü Ermeni halkına iltimas geçeceğimi de baştan belirteyim,
Pontoslu Rum bir ailenin çocuğu olarak.
Bu yazıyı yazarken karşımda Zohrab’ın ve Levon’un
fotoğrafları var; demli çayların biri gidiyor biri geliyor, sigaraların ise
biri sönüp diğeri yanıyor, yani sohbetteyiz Zohrab ve Levon ile… (Sarkis
HATSPANIAN’a özellikle teşekkür etmek istiyorum; bu iki devrimciyi daha
yakından tanımamızı sağlayan bilgilendirmeleri için.)
Zohrab Sarkisyan’ın 7 Ağustos 1982 günü yaşamının son
saatlerine sığdırdığı kahramanlık hikâyesi ve 29 Ocak 1983’te Ankara Mamak
Cezaevi’nde idam edilerek yaşamı sonlanan Levon Ekmekçiyan’ın hikayeleri koca
Ermeni halkını tanımamız için yeterlidir bence.
Ermeni halkına karşı yeminli düşmanlık eden faşistlere
anlatmak istediğim hiçbir şey yoktur bu yazıda… Bu yazıda seslenmek
istediklerim başta ben olmak üzere bu ülkede sosyalizm adına mücadele yürütüp,
Ermeni Ulusu’na yönelik yapılan zalimliği kimi zaman samimi, kimi zaman ‘laf
olsun’ diye eleştiren, kimi zaman ise hiç sesini çıkarmayan örgüt, kurum ve
insanlardır; onların vicdanlarıdır…
SOSYALİZMİN TARİHİ MUSTAFA SUPHİLERDEN ÖNCE BAŞLAMIŞTIR
Bu toprakların sosyalist tarihini yazarken
”Jön-Türkler”le başlattık, Mustafa Suphi ile devam ettirdik, Osmanlı’nın son
dönemlerindeki sosyalist örgütlenmelerden hiç bahsetmedik; Ermeni, Rum,
Bulgarlar vardı aralarında kurucu ve önderlerin. (Jön-Türkler ki bu topraklarda
yaşanan nerdeyse hemen tüm acıların sorumluları idi) Ermeni sosyalistleri
Paramaz ve 19 yoldaşı 15 Haziran 1915 tarihinde Beyazıt Meydanı’nda idam
edilmişlerdi; ‘’Siz yalnız bizim vücudumuzu ortadan kaldırabilirsiniz, bizim
ideallerimizi asla… Bu ideallerimiz yakın gelecekte gerçekleşecek ve bütün
dünya bunu görecek, ideallerimiz sosyalizmdir…”diyorlardı savunmalarında. İdam
sehpasında ‘’Yaşasın Sosyalizm’’ diye haykıracaklardı. Çok değil altı yıl sonra
Amasya’da idam edilen Pontoslu devrimci gençlerin, idam sehpasında ‘’Aşkolsun
Adaletinize’’ diye haykırarak ölüme gitmeleri gibi.
Özeleştiri vermenin zamanı gelmiştir. Dünyanın en büyük
soykırımını, Ermeni, Süryani, Pontos Rum ve Küçük Asya Rumlarına yapılanları
görmeden gelemeyiz artık. Sosyalistler olarak bu topraklarda sadece Türklere
yakıştırdığımız sosyalizm anlayışımızı gözden geçirmeliyiz. Jöntürkleri,
Kemalistleri bir kez daha analiz etmeliyiz. Sınırlı kaynaklara sahip 70’li
yılların devrimci önderlerinin yaptığı analizlerle yetinmemeliyiz. Jön-Türklere
ilerici misyonlar yükleyip, bir kurtuluş savaşı masalının, yalanının savunucusu
olmamalıdır sosyalistler.
Ama bu yazının konusu daha yakın bir tarihe damgasını vuran
bir örgütlenmeye, ASALA’ya ilişkin sosyalistlerin tavrına değinmektir.
ASALA (ERMENİSTAN’IN KURTULUŞU İÇİN ERMENİ GİZLİ ORDUSU)
Zohrab ismi birçok insana tanıdık gelmeyecektir
biliyorum. Bu nedenle ASALA adından bahsederek başlayayım; hoş ASALA’nın da özellikle
orta yaş altındaki insanlarca tanıdık olmadığını biliyorum.
ASALA, yani ”Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli
Ordusu” adlı örgüt 1975-85 yılları arasında yaptığı silahlı eylemleriyle Ermeni
Sorunu’nu dünya kamuoyunun gündemine sokmuş ve özellikle 1915 yılında yapılan
Ermeni Soykırımı’nı reddeden Türkiye Cumhuriyeti’ni uluslararası kamuoyunca
baskı altına alınmasını sağlamıştır. (Bu noktada çeşitli emperyalist
devletlerin parlamentolarında Soykırımı kabul eden kimi yasaların
çıkarılmasından yola çıkarak aslında bu işin arkasında emperyalist güçlerin
olduğunu iddia edenlerin bu safsatalarının tam aksine, bahsi geçen bu
emperyalist ülkelerdeki aydın, devrimci güçlerin ve emekçileri etkisiyle bu
parlamentolarda bu kararlar alınabilmiştir.)
ASALA adı Anadolu’daki egemenlerce en basitinden ”eli
kanlı Ermeni terör örgütü” olarak anılır. ASALA’yı kimse ama hiç kimse
savunmaya dahi cesaret edemez. Birincisi Ermeni’dir, ikincisi silahlı
mücadeleyi temel alan bir örgütlenmedir.
Egemen sınıfların kendilerine yönelik hareketlere, hangi
nitelikte ve güçte olursa olsun aldığı tavır her zaman aynıdır. Kendisine karşı
çıkanlar, dış güçlerce yönlendirilirler, teröristtirler, düşünceleri yoktur,
masum insanlara zarar verirler vb…
Aslında bu topraklardaki tüm sosyalist ve devrimci
örgütler de egemenlerce benzer tanımlara maruzdurlar. Ve bu nedenle de
ASALA’nın yanında en çok onlar yer almalı iken, adeta böyle bir örgüt hiç
olmamış gibi davranmayı tercih etmişlerdir.
Cumhuriyetle beraber kaç nesil Ermeni ve Rum uluslarına
karşı çocukluğumuzdan başlayarak tüm hücrelerimizle düşmanlıkla büyütüldük?
Sosyalistler, devrimciler egemen sınıf iktidarlarına
karşı hem de azımsanmayacak derecede mücadeleler örgütleyip, bedeller ödediler,
ödemeye de devam ediyorlar. Ama ”dünyadaki temel çelişki egemen sınıflarla
emekçi sınıflar arasındadır” deyip, diğer çelişkileri görmezden gelmek,
önemsememek, geçiştirmek; ulusal sorunları yeterince ciddiye almamak bize
pahalıya patlayacaktır… Ulusların bir yanını o ulusların egemen sınıfları
oluşturuyor olsa bile büyük bir yanını da o ulusların emekçi sınıflarının
oluşturduğu görmezlikten gelinebilir mi?
ANKARA’DA BİR DİRENİŞ DESTANI: ZOHRAB SARKİSYAN
7 Ağustos 1982’de Ankara’da bir kahramanlık destanı
yazılmıştır. 7 Ağustos 1982’de Ankara Esenboğa havaalanında yaşananlar adı
“devlet güvenlik güçleri” olanların 3, TRT tarafından olay yerine ulaşan 2 ayrı
gazeteci ekibinin 2 kamerası, yani toplam 5 kamerayla baştanbaşa filme alınmış
olunmasına rağmen o güne dair Türkiye kamuoyu yaşanan gerçekleri hiç
öğrenememiş, daha doğrusu geniş kamuoyunun yaşananları öğrenmesi istenmemiştir.
O kayıtlar halen TRT’nin ve devletin arşivinde mevcuttur; kim bilir bir gün bu
kayıtlar belki de birilerince yayınlanacaktır…
Sosyalistlerin, devrimcilerin o gün yaşananlara dair,
olan biteni bilmemek gibi bir mazeretleri olamaz. Biliriz ki faşizme karşı
yiğitçe savaşan nice devrimcinin direnişi, egemenlerce karalanmış, yalan yanlış
bilgilerle kamuoyuna yansıtılmaya çalışılmış ve direnişin etkisi yok edilmek
istenmiştir. Bu, Kızıldere’den, Denizlerin idamından, İbrahim Kaypakkaya’nın
parça parça kesilip katledilmesinden bugüne her direnişte yaşanmış
gerçeklerdir. O güne dair de, yani 7 Ağustos 1982’e dair de egemenlerin
kamuoyuna verdikleri mesajlar gazete manşetlerine böyle yansımıştı: ”Kahpece
Saldırı”, ” Ankara’da ASALA Katliamı, halka ateş açan Ermeni teröristler
katliam yaptı” ”Ve köpeğin sonu!”
Çatışmayı içlerinde TRT kamerasının da bulunduğu 5 kamera
çekti ancak görüntüler hiçbir şekilde ortaya çıkmadı -ki devletin o
görüntülerle oynayacağı da bilinmelidir- Zohrab Sarkisyan ve Levon
Ekmekçiyan’ın üzerine yıkılmak istenen ölümlerin hiçbirinde bu iki Ermeni
devrimcinin parmağı olduğu ispatlanamadı.
Faşist 12 Eylül cuntasının başbakanı Bülent Ulusu’ya
yönelik askeri bir eylemin yaşanan bir aksilik sonucu başarılamamasının
ardından, ASALA savaşçıları, hiç tanımadıkları havaalanında uçak pistine giden
yönü aramaya çalışırlarken, birinin havaalanı güvenlik görevlilerince,
omuzladığı içi silah dolu ağır çantasının şüphe uyandırması üzerine kontrole
tabi tutulmak istendiğini gören diğer arkadaşının silahını çekip havaya
ateşlemesiyle, yakınlarındaki yolcu salonuna doğru koşup kalabalığa karışırlar.
Bulundukları salonun iki girişine yakın durup olası saldırıya karşı
mevzilenebilmek için de birbirlerinden ayrılmak zorunda kalırlar.
İşte kahramanlık hikâyesi burada yaşanır Zohrab
SARKİSYAN’ın…
Orada yaralı olarak yakalanıp daha sonra 12 Eylül cuntası
tarafından idam edilecek olan Levon EKMEKÇİYAN’ın üyesi olduğu tugayın sorumlu
komutanı Zohrab SARKİSYAN (Türkçe ve Kürtçeyi çok iyi bilen bir Marksist’tir)
yolcu salonunda bulunan yüzlerce insana şöyle seslenir:
“Biz sizin ASALA olarak duyduğunuz Ermenistan’ın
Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu’nun neferleriyiz. Politik amaçlı askeri bir
eylemde bulunmak için Ankara’da bulunuyoruz ve az sonra burayı kuşatma altına
alarak, kan gölüne çevirmeye hazırlanan asker ve polis güçleriyle son
kurşunumuza kadar çarpışarak şehit olmaya adayız. Ancak, hükümetleriniz tarafından
size sunulduğu gibi gözü dönmüş caniler olmadığımızı bilmenizi istiyoruz. Biz,
memleketi işgal altında bulunan bir halkın çocuklarıyız ve hedefimiz sadece
Türk devletini temsil eden odaklara düzenlediğimiz saldırılarla, dünya ve
insanlığın çığlığımızı duymasını istiyoruz. Batı Ermenistan’ı işgal eden Türk
devleti düşmanımızdır, ama bu topraklarda yaşayan halklara karşı kesinlikle kin
gütmüyoruz. Şu an, yanımızda burayı patlatıp, yok etmeye yetecek kadar cephane
olduğu halde, masum halktan tek bir insana dahi zarar gelmesini istemediğimizin
şahidi olacaksınız. Sizleri rehin alarak buradan özgürce uzaklaşmak için
pazarlık malzemesi yapmayı bile düşünmediğimiz halde, canlarınızın vatandaşı
olduğunuz devlet tarafından hiçbir kıymete değer bulunmadığını birazdan
anlayacaksınız. O nedenle de burayı acilen terk edin ki kör kurşuna kurban
giderek, devletinizin ASALA hakkında anlattığı yalanlara alet edilmeyesiniz.
Biz askeriz ve sadece askere karşı dövüşmeyi biliriz”
Tam da Zohrab’ın dediği gibi olur her şey. O ve yoldaşı
masum insanları korumak için hem orada bulunan halktan insanlara hem devletin
katillerine uyarı yapmalarına rağmen, hedef gözetmeksizin kurşun yağdıran
cuntanın ölüm mangaları halktan 8 kişinin ölümüne 72’sinin yaralanmasına sebep
olup, bunu ASALA’nın yaptığını iddia edecektir. Zohrab ise teslim olmayı bir an
bile aklından geçirmeden direnerek ölümsüzleşecektir. Zohrab’ın silahlarından
çıkan kurşunlardan ölen iki kişi de özel eğitimli kontrgerilla elemanlarıdır.
Ne acıdır ki yaşanan bu direniş hiç bir sosyalist
kaynakta yer almamıştır…
Böylesi cüretli eylemlere ve direnişlere hiç de yabancı
olmayan bu toprakların sosyalistlerinin bu konudaki sessizliğinin mutlaka bir
yanıtı olmalıdır. Ve gecikmiş de olsak bu onurlu direniş selamlanmalıdır.
12 EYLÜL CUNTASININ İDAM ETTİĞİ ERMENİ DEVRİMCİ LEVON
EKMEKÇİYAN
“Şanlıbey, olur da yaşarsan ve bir gün sana beni soran
olursa, onlara benim yaşadıklarımı, bana verdiğin selamın insani değerini ve
anamı, bacımı ne kadar sevdim ve seviyorsam, halkımı, vatanımı ve tarihimi de o
kadar sevdiğimi söyle soranlara! Bunun için buradayım zaten ve İDAMI
bekliyorum!” LEVON EKMEKÇİYAN[1]
Ankara’da yaşanan direnişte yer alan ve yaralı yakalan
Levon Ekmekçiyan’ın idam edilene kadar Mamak hapishanesinde kaldığını
biliyoruz. 12 Eylül’ ün idam ettiği devrimciler için ‘’utanç müzesi’’ adlı bir
organizasyon düzenlendi bundan birkaç yıl önce. Ancak Levon bu devrimcilerin
arasında değildi. Önlerinde koca koca isimlerin olduğu sosyalist örgütler onu
devrimci saymıyordu. Hakkında spekülatif iddialarda bulunuyorlardı.
İddia , “Levon’un ağzından yazılmış” 10 sayfalık bir öğüt
ve pişmanlık dilekçesinin hapishaneki tutuklulara sunulmasıydı (!) Garip olan,
“kim tarafından yazıldığı belli olmayan” bu metnin Mamak’ta yatan tutuklulara
günde iki saat “Bir teröristin pişmanlığı” adı altında zorunlu bir ders olarak
okutulmasıydı. Ama herkesin bildiği gibi Levon 12 Eylül cuntası tarafından 29
Ocak 1983’te idam edilmişti. O, çocukluğundan itibaren ailesinin yaşadığı
soykırımı sürecindeki acı anılarla büyümüştü. 1982 Ağustos’unda 12 Eylül
Cuntasının başbakanını cezalandırmak üzere Ankara’daydı. Ve cuntacılar
tarafından idam edildi. Ama Paramazları ve 19 arkadaşını görmeyenler, O’nu ve
Zohrab’ı da görmediler, görmezden gelmeye devam ediyorlar.
Not:
[1] Şanlıbey Alabay, Levon Ekmekçiyan’ın son anlarına
tanıklık eden bir tutukludur. Anılarını yazdığı mektubunu Sarkis Hastpanian’a
yollamıştır. Mektubun tümünü buradan okuyabilirsiniz.
Kaynak: devrimcikaradeniz.com
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on
TumblrShare on Google+

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.