Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya / alakaya@yahoo.com
Suudi Arabistan – İran krizinin bir anda bölgesel felaket
senaryolarına dönüşmesinin arkasında derin jeopolitik gerçekler bulunmaktadır.
Bu gerçeklerin Şiilik, Vehhabilik yanında Osmanlı karşıtlığı boyutu da vardır… Azerbaycan-Ermenistan
savaşında İran, kendisi gibi Şii olan Azerbaycan’ı desteklememiştir. Çünkü
güçlenen Azerbaycan’ın Güney Azerbaycan (Kuzey İran) ile birleşme ideali (Vahit
Azerbaycan) vardı. İran’ın Suriye iç savaşında Şam yönetimini desteklemesi
Şiilik hassasiyetinden öteye tıpkı Azerbaycan-Ermenistan savaşında olduğu gibi
reel politik gerçeklerden kaynaklanmaktadır. Zaten İran Şiiliğinin Şam
yönetiminin inandığı Nusayrilik’e (Furat-ı Şia) mesafesi Sünni mezheplerden
daha fazladır.
***
Suudi Arabistan – İran krizinin bir anda bölgesel felaket
senaryolarına dönüşmesinin arkasında derin jeopolitik gerçekler bulunmaktadır.
Bu gerçeklerin Şiilik, Vehhabilik yanında Osmanlı karşıtlığı boyutu da vardır.
Bölge halkları arasındaki tarihi, kültürel veya mezhep farklılaşmalarına karşın
bugünkü krizin kaynağını içtihat ayrılığı oluşturmamaktadır. Israrla bu
ayrılığın dillendirilmesi İslamafobinin bir diğer şubesidir. İki ülke ile
yandaşlarının bir anda saflaşmasının temelinde, küresel frekansları da söz konusu
olan siyasi çıkarlar yatmaktadır.
Gruplaşmalara söylem bazında damgasını vuran mezhep
farklılığı, siyasi çıkar çatışmaları ile emperyalist hesapları kamufle etmeyi
amaçlamaktadır. Gelişmelerin seyrinin bu çerçevede belirginleşmesinin diğer
nedeni ise küresel güç odaklarının bu yöndeki gayretleridir. Tıpkı Suriye ve
Irak laboratuvarlarında görüldüğü gibi hedef bölgede kontrolü ele geçirmek
olunca, hiçbir fırsat kaçırılmamakta, amaca ulaşmak için her araç mübah
sayılmaktadır.
Hilafetin kimin hakkı olduğu tartışmasıyla ortaya çıkan
Şiilik ile Ehl-i Sünnet ilişkileri tarihinin her ayrıntısı adeta dipsiz
kuyudur. İngiltere’nin kışkırtmasıyla Osmanlı’ya karşı isyan eden Sünni Şerif
ailesine va’dedilen krallıklar verilme aşamasında ortaya çıkan Vehhabi
harekatının Hicaz’a hakim olması da uzun bir hikayedir. Suudi Arabistan
yönetiminin resmi ideolojisi durumundaki Vehhabilik, Şiilik karşısında Sünni,
dört Ehl-i Sünnet mezhebi karşısında Selefilik olarak isimlendirilmektedir.
İslamiyetin yayılması, Müslümanların çoğalması ile farklı
ortamlarda, bölgelerde, iklimlerde ortaya çıkan sorunlara çözümler aran-
mıştır. Kitapta ve sünnette yer alan hükümler ile yeni sorunların çözümlerinde
yöntem farklılıkları zuhur etmiştir. Tali konulardaki tartışmaların çözümünde
kullanılan farklı yöntemler, farklı içtihat gruplarının ortaya çıkmasına yol
açmıştır ki buna mezhep denmiştir. İçtihat imamları bir mezhep kurmak üzere
ortaya çıkmamış, fakat kendi medreselerinde sorunların çözümleri yolunda kafa
yormuşlardır. Öğrencileri ve diğer alimler bunları müzakere etmişlerdir. Bu
tartışmalar ve içtihatlarla mezhepler ortaya çıkmıştır. Zamanla mensuplar
çoğaldıkça, yeni sorunlar ortaya çıkmış, bidayetteki mezhepler içinde de farklı
içtihat gruplaşmaları görülmüştür. Bu gelişme insan doğasının kaçınılmaz
sonucudur. Örneğin Hanefi mezhebi mensupları en fazla olanlardan olduğu halde,
birçok tali konuda Hanefilerin farklı uygulamaları sözkonusudur. Şiilik de
kendi içinde birçok kollara ayrılmaktadır. Buna karşın imamların diğer görüşten
olanları katletmeye öncülük ettikleri bilinmemektedir.
İslam dünyasında birçok savaşlar, aynı mezhep mensupları,
hatta kardeşler arasında da yaşanmıştır. Avrupa’da Ortaçağda mesela otuz yıl
süren mezhep savaşlarının temelinde aslında siyasi çıkarlar bulunmaktadır.
Nitekim mezhep savaşlarından sonra da Batıda aynı mezhepten devletler arasında
nice savaşlar yaşanmıştır.
Azerbaycan-Ermenistan savaşında İran, kendisi gibi Şii olan
Azerbaycan’ı desteklememiştir. Çünkü güçlenen Azerbaycan’ın Güney Azerbaycan
(Kuzey İran) ile birleşme ideali (Vahit Azerbaycan) vardı. İran’ın Suriye iç
savaşında Şam yönetimini desteklemesi Şiilik hassasiyetinden öteye tıpkı
Azerbaycan-Ermenistan savaşında olduğu gibi reel politik gerçeklerden
kaynaklanmaktadır. Zaten İran Şiiliğinin Şam yönetiminin inandığı Nusayrilik’e
(Furat-ı Şia) mesafesi Sünni mezheplerden daha fazladır.
Sömürgecilik döneminden günümüze emperyalizmin temel ilkesi
böl-yönettir. Bu bağlamda din, mezhep, kabile, ırk, boy gibi farklılıklar
bulunmaz ganimettir. Bu alanda yeterli bir farklılaşma yoksa zaman içinde
kültürel-eğitsel zehirlemelerle farklılıklar oluşturulur, “yerli halklar”
birbirine kırdırılır, kontrol sağlanır. Afrika ve Asya’da asırlardır bunun
iğrenç örnekleri yaşanmıştır. Rusya’nın Türk boylarını milletleştirerek
birbirinden uzaklaştırma/birbirine düşürme stratejisi de bu örneklerdendir.
Medeniyetler İttifakı ile başlayıp Arap Baharı ile aşama
kaydeden Ortadoğu’daki siyasi düzenleri yerle bir etme politikaları, bugün
bölgeyi topyekün savaşın içine sokmuştur. Parçalanan Suriye ve Irak’ın devlet
ve toplum yapısı yanında bölgede sistemli bir insansızlaştırma politikası
uygulanmaktadır. Bu gelişmelerin İsrail boyutu son derece kapsamlıdır.
Suriye’deki savaşa gırtlağına kadar girmiş, önemli ölçüde çuvallamış olan
İran’ın karşısında bir dereceye kadar Suudi Arabistan bulunmaktadır. Yemen
cephesinde yine iki ülkeyi farklı boyutlarda karşı karşıya görmekteyiz. Aslında
İran-Suudi “soğuk savaşı” Müslümanların olduğu her yerde yaşanmaktadır. İran,
“Yeni Rus Jeopolitiği”nin güney vektörü olarak Moskova adına, Rusya ile
birlikte birçok bölgesel çatışmada boy göstermektedir. Suudi Arabistan ise
diğer körfez ülkeleriyle birlikte adeta ABD üsleri haline gelmiştir.
Yeni Suudi Kralı Selman’ın bazı temel konularda Washington’ı
dikkate almayan politikalara meyilli olması ABD canibinden hoş
karşılanmamaktadır. İran’ın ABD ile imzaladığı nükleer program da Suudi yöneticilerini
son derece rahatsız etmiştir. 2011’deki gösterilerden dolayı yargılanan Şii
liderin idamı siyaseten yanlış olabilir. Buna karşın bir anda Şiilerin her
yerde ayaklanması ile iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kopmasından
İran da rahatsız olmuştur. Nitekim İran yönetimi, ülkesinde yakılan Suudi
diplomatik binasıyla ilgili soruşturma başlattığını açıklama ihtiyacı duymuştur
ki durumu sahiplenmediği, bundan rahatsız olduğu anlamı çıkmaktadır.
Türkiye, Humeyni’nin hızlı günlerinde yaşanan İran-Irak
savaşında bile son derece başarılı tarafsızlık politikasıyla bu facianın daha
az zararla önlenmesine yardımcı olmuş, kendisi de siyaseten olduğu gibi
ekonomik olarak kazanmıştır. İran-Arabistan krizi soğumaya yüz tutmuşken kopan
ilişkilerin tamirinde de arabulucu rolü üstlenmelidir. Keşke olayların
başlangıcında yöneticilerimiz bir ülkeden yana tavrını ortaya koymama
basiretini gösterselerdi. Belirtelim ki Arabistan gezisi ertesinde yaşanan bu
kriz karşısında sıcağı sıcağına Riyad’dan yana görüş açıklamanın aslında
Arabistan’a da faydası yoktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.