Erdoğan Mert / http://blog.milliyet.com.tr/erdoganmert
Nasıl Müslüman olduk? Bu konuda pek fazla bir şey
bildiğimiz söylenemez. Çünkü Türklerin Müslüman oluşuyla ilgili olarak ne
okullarda, ne tarih kitaplarında ayrıntılı bilgi verilmez. Verilen bilgilerden
ise sanki İslam'ı duyan-dinleyen Türklerin akın akın Müslüman oldukları ima
edilir. Bu gerçek değildir. Gerçeğin bilinmesi istenmez.
Bakın Diyanet bu konuda ne diyor:
Türklerin İslâm dinine girmesi, Türk milletinin tarihinde
bir dönüm noktası olmuş, Müslümanlık için hayırlı sonuçlar doğurmuştur.
Türkler, İslâm dinini hiç bir zorlama olmadan kendi
istekleri ile kabul etmiştir. Bunun başlıca sebepleri şunlardır:
1) İslâm dini ve İslâm medeniyetinin üstünlüğü.
2) İslâm'a girmeden önce Türklerin eski dini inançlarının
İslâm inancına yakın olması ve İslâm'ın getirdiği üstün prensiplerin Türk
milletinin ruhuna ve manevi yapısına uygun düşmesi.
" Hiç bir zorlama olmadan " ifadesi büyük bir
yalandır. Bunu aşağıdaki dokümanı sabırla sonuna kadar okuyabildiğinizde
göreceksiniz.
Türkçü Turancı çizgide siyaset yapanların ise bu konuda
gerçeği gizlemeleri çok ilginçtir. Hem Türkçü geçinip hem de Türklerin
tarihinde uğradıkları en büyük vahşet ve katliamdan bahsetmemelerine anlam
vermek mümkün değildir.
Aşağıdaki bilgilerin tamamı İslami kaynaklardan, Taberi
ve Zekeriya Kitapçı gibi İslami tarihçi ve yazarlardan alınarak düzenlenmiştir.
Türklerin kılıç zoruyla Müslümanlaştırılmaları ile ilgili
670’li tarihlere dayanan bilgiler maalesef okullarda bizlere hiçbir zaman
verilmemiş, verilen bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi
istekleri ile olmuş gibi gösterilerek, 740’lara kadar ki tarih atlanarak
verilmiştir.
İslam'ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili
670’lerden başlayarak 740’lara kadar uzanan tarihin bize okullarda
anlatılmamasının nedenlerini, bu kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak
mümkün olabilecektir. Şimdi, bu atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım..
Arapların Türklere İlk Saldırıları
Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölge tarihi
ipek yolu üzerindedir.. Türk beylikleri, bu bölgedeki, Buhara, Semerkant,
Talkan, Baykent gibi şehirlerde yerleşmiş yaşıyorlar, deri imal ediyor ve
pamuktan kağıt üreterek bunları satıyor ve iyi de para kazanıyorlardı.. Bu
üretimlerinin yanı sıra altın madenleri çalıştırıyorlardı.. Özellikle adı
zengin şehir manasına gelen, Semerkant’ın zenginliğinin o devirde dillere
destan olduğu söylenir. Bu zenginlik öteden beri talancı Arapların iştahını
kabartıyorduysa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları
Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı.. Çünkü daha önce Halife Osman
zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar İslam’ı yayma bahanesiyle
oraları talan etmek için 2700 kişilik bir ordu ile Fergane’ye kadar girdiyse de
Türkler tarafından yok edilmişlerdi.. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından,
Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan’ın tamamıyla işgal edilmesi ile o bölgede
ilk Araplaştırma ve İslamlaştırma girişimleri başlamış oldu..
Buhara''nın Talan Edilmesi
Horasan’ın kendileri tarafından tamamen işgal
edilmesinden cesaret alan Araplar, Muaviye’nin ilk Horasan valisi olan,
Ubeydullah bin Ziyad 673 yılında bu sefer ilkinden çok daha kalabalık 24.000
kişilik bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara’yı
kuşatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım isterse de bu yardım
kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara’yı işgal
edemezlerse de tam anlamıyla talan ederler.. Daha sonra, Muaviye’nin ikinci
Horasan Valisi, Halife Osman’ın oğlu Said’de Buhara’ya saldırmaya hazırlanır.
Kendisine diğer Türk Beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun,
Said’le anlaşma yapmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, Kibac Hatun, Said’e
diğer Türk Beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence
ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara’daki Türk asilzadelerinden rehinler
verir. ( Bu sayı kimi tarihçilere göre 50 kimine göre de 80’dir. ) Bu
anlaşmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu
Semerkant’a saldırır.. Semerkant’ı baştan aşağı talan eder ve topladığı
binlerce Türk gencini, köle pazarlarında satmak için Horasan’a getirir.. Said
daha sonra Kibac Hatun’dan aldığı 80 kadar rehine tarafından bir punduna
getirilmiş ve hançerlenerek öldürülmüştü....( Said’i öldürdükten sonra dağa
kaçmayı başaran rehinlerin orada açlıktan öldüğü söylenir ) Said’den sonra,
Horasan Valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan’da Muaviye’nin oğlu Yezid’e
bağlıdır.. Ziyad’da ayni şekilde 680 yılında Türkleri İslamlaştırmak ve
şehirlerini talan etmek için saldırır fakat püskürtülerek geri çekilirler.. Bu
sefer, kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek silahları alınır.. Daha
sonra Araplar daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türkleri gene talan
ederler. Bu talandan her Arap 2400 dirhem alır.. ( Bir kölenin satış fiyatı 300
ile 500 dirhem arasında olduğu düşünülürse, bu durumda aldıkları ganimet adam
başına 7 veya 8 köleye eş değerdedir..)
Haccac ve Rutbil
İslam’da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik ile
başlar.. Abdülmelik, etrafını İslamlaştırmaya adı İslam tarihine kan dökücü
zalim olan Haccac’ı kendisine yardımcı seçerek başlar. Abdülmelik önce civar
halkların dillerini Arapçalaştırdı.. Haraç karşılığı önceden bazı hakları kabul
edilmiş olan gayri müslimlerin bütün haklarını geri aldı.. Bu arada Haccac’ı
Irak genel valiliğine atadı.. Haccac’ın Irak’a genel vali atanmasından sonra
Türklerin kaderinde ilk köklü değişikler başlamış oldu.. Haccac ilk olarak
Ubeydullah ibni Ebi Bekri’yi Sicistan’a, Muhalleb ibni Ebi Sufra’yi da
Horasan’a vali yapar.. O tarihte, Sicistan’ın Türk Hükümdarı Rutbil’dir ve
Araplara vergi vermektedir.. Haccac, bununla yetinmez ve Ubeydullah’ı Rutbil’in
üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister.. Rutbil önce bu
teklifi kabul etmek istemez.. Bunun üzerine Ubeydullah Rutbil’in üzerine yürür.
Rutbil 18 fersah geriye çekilerek Ubeydullah ve ordusunu kuşatma altına alır.
Ubeydullah, Rutbil’den kurtulmak için 700.000 dirhem teklif ederse de Rutbil
kabul etmeyerek Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır. Buna çok kızan Haccac
40.000 kişilik büyük bir ordu toparlayarak, Abdurrahman ibn Esas komutasında
Rutbil’in üzerine gönderir.. Rutbil’i yenemeyeceğini anlayan Esas, bu sefer
onunla anlaşır. Bu olay karşısında çılgına dönen Haccac, Esas’ı yakalatmak
üzere bir birlik gönderirse de, Esas’ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve
geri kalanları da Basra’ya kadar sürer. Ancak burada yenilen Esas’ın ordusu
dağılır ve Esas Rutbil’e sığınır.. Bunun üzerine Haccac, Esas’ı kendisine
vermesi için Rutbil’i tehdit eder.. Vermediği taktirde çok büyük bir ordu ile
üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk şehirlerini harap edeceğini, verirse de
kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını söyler.. Türk şehirlerinin tekrar bir
savaşa girmesini istemeyen Rutbil, 7 sene haraçtan muaf tutulacağını da
düşünerek Haccac’ın bu teklifini kabul eder ve Esas ve yakınlarını Haccac’a
teslim eder.. Ancak, Rutbil Haccac’a güvenmekle hata yaptığını daha sonra
anlayacaktır.. Haccac Rutbil’den Esas’ı teslim aldıktan sonra derhal yeni bir
ordu düzenleyerek 699 yılında Muhelleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk
şehirlerinin üzerine gönderir.. Hocente, Kes, Sogd ve Nesef’i ele geçirirsede
Türkler direnirler.. Horasan valiliğine Muhelleb’in oğlu Yezid gelir.. Yezid
ibni Muhelleb’de Türk şehirlerini talan eder.Yezid’in savaşçıları, Harzem’den
ele geçirdiği Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar..
Bu tarihlerde, Araplar Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip
şehirlerini talan ettilerse de kalıcı bir üstünlük sağlayamamışlar, elde
ettikleri yerleri sonunda tekrar Türlere geri vermek zorunda kalmışlardı..
Kuteybe ibni Müslim
705 yılında Abdülmelik öldüğünde yerine oğlu Velid geçer.
Ve Türk tarihini önemli şekilde etkileyecek olay, Kuteybe ibni Müslim’in
Horasan’a vali atanması olur. Bu zamana kadar kalıcı bir başarı elde edemeyen
Araplar onun zamanında Türk yurtlarında kalıcı başarılar elde etmişlerdir.
Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile
Müslümanlaştırılmaya başlamaları Kuteybe zamanında olmuştur. Vali olduğu andan
itibaren, Türk Beyliklerinin toptan işgal edilerek İslamlaştırılması için çok
güçlü bir ordu kurmaya başlar. Merv’de askerleri toplayarak,
" Allah kendi dininin aziz olması için size bu
toprakları helal kıldı " der. Kuteybe ilk olarak Baykent’i kuşatır. Diğer
Beyliklerden Türk Savaşçılar Baykent’in savunmasına yardıma gelirler. İki ay
süren bir savaş olur. Kuteybe tam bir zafer kazanamazsa da, Türkleri haraca
bağlayan bir anlaşma yapmaya zorlar. Şehir yıkımdan kurtulur ama, şehre giren
Araplar anlaşmaya rağmen şehrin bir kısmını yağmalarlar ve şehirden
ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar. Başlarına
gelecekleri anlayan Türkler ayaklanmaya başlarlar ve kendi aralarında
silahlanarak karşı bir mücahit birliği kurarlar, Baykent’de karışıklıklar
başlar. Bunun üzerine Kuteybe Baykent’e tekrar gelerek ne kadar silahlanan Türk
varsa hepsini öldürtür. Kadınları ve çocukları esir alır ve şehri tekrar baştan
aşağı yağmalar..
Taberi’nin anlatımlarına göre, Kuteybe’nin aldığı
ganimetlerin haddi hesabı yoktur. Taberi, bütün Horasan’ı işgal ettiklerinde
dahi bu kadar ganimet toplayamadıklarını söyler.
Şehrin yağmasından sonra, daha önce Horasan’da Merv’e
getirilmiş olan Arap aileleri, Merv’den getirilerek Baykent’e yerleştirilir.
Muhafız birlikleri oluşturulur. Valilik den vergi tahsildarlığına kadar bütün
denetim organları Araplar’dan oluşturulur. Türklerin Budist ve Zerdüşt
inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taş olanlar kırılır, altın
olanlar eritilerek ganimet olarak Araplar tarafından alınır. Bunlar, Enfal
suresinde yazdığı gibi, sanki Araplara Allah’ın verdiği ganimetlerdir. Daha
sonra esir edilen kadın ve çocuklar kocalarına ve babalarına geri satılır.
Müslümanlar, Baykentli Türklerin neleri var neleri yoksa almışlar, şehrin
onarımı da gene Türklere kalmıştır. Bundan sonra sıra gelir Buhara’nın tamamen
işgal edilip Müslümanlaştırılmasına..
Buhara'nın Tekrar Kuşatılması ve İlk Türk Katliamı
Kuteybe Merv’de büyük bir hazırlık yapar.. Bu arada
Vardana ve Buhara beylikleri arasında çatışmalar vardır.. Müslümanlara karşı
mücadele etmek için bu çatışmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat, Kuteybe’ye
karşı Türklerin başına geçer.. Kuteybe önce, Numiskent ve Ramitan’a saldırır ve
buraları kolayca istila eder.. Demirkapı önlerinde Vardan’la çarpışırlar..
Vardan savaşı kaybeder ve Buhara’ya doğru çekilir.. Ancak Kuteybe’de, savaştan
yorgun düştüğü için Buhara’yı alamadan Merv’e geri döner.. Haccac bunu
başarısızlık olarak kabul eder ve Buhara’yı mutlaka almasi için Kuteybe’ye
emir verir.. Kuteybe büyük bir hazırlık yaparak bir sene sonra tekrar Buhara’yı
kuşatır.. Türkler direnir ve Kuteybe başarılı olamaz, ordusu dağılmaya başlar..
Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk başı için askerlerine 100 dirhem vaad eder..
Para hırsı ile gayrete gelen Araplar, şehri istila ederler.. Bütün direnen
Türkler kılıçtan geçirilerek tam bir katliam yapılır, Araplar Türk kadınlarına
tecavüz ederler, beğendikleri kadınları ya cariye olarak kullanmak yada köle
pazarında satmak üzere alıkoyarlar.. Erkeklerden de binlerce kişiyi köle olarak
satmak üzere beraberlerinde götürürler.. Araplardan oluşan yeni bir idari
kurumlaşma yapılır.. Diğer beyliklerden tepkiler gelmeye başlayınca da, Buhara
Melikesi Hatun’un oğlu Tuğ Sad kukla hükümdar yapılır.. Tuğ Sad tarihe hain bir
işbirlikçi olarak geçer.. Daha sonrada Müslüman olarak oğluna da, efendisi
Kuteybe’nin ismini vererek bağlılığını kanıtlar.. Etkili bir kolonizasyon
yapmak isteyen Kuteybe bunun için öncelikle yerli halkı İslamlaştırmaya başlar..
Buhara halkı önceleri Müslüman olmuş gibi görünseler de bu dini kabul etmek
istemezler.. Kuteybe Türklerin aslında Müslüman olmadıklarını, evlerinde İslami
kuralları tatbik etmediklerini anlar ve yeni bir yöntem geliştirir.. Bu yönteme
göre Türkler evlerini Araplarla paylaşmak zorunda bırakılırlar ve bu şekilde
bire bir kontrol altına alınırlar.. İslami kurallara uymayanlar ise ağır
cezalara uğratılırlar..
( Bugün, bazı İslami yazarlar bu getirilen tedbirlerin
İslam'ın Türkler tarafından kabul edilmesinde çok yarar sağladığını açıkça
ifade ederler.. Bu yaklaşım da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.. )
Kuteybe’nin bu zorlamaları karşısında, halktan bazı
direnişçiler çıkar.. Gizlice silahlanırlar.. Bu durum karşısında Araplar camiye
dahi silahsız gidemez olurlar..Kuteybe baskıları arttırır, kendi aralarında
örgütleşen Türkleri yakalattırıp öldürtür.. Bu arada yeni vergi yasaları
getirir.. Yerli halk, halifeye senede 200000 dirhem, Horasan valisi Haccac’a da
10000 dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır.. Bunun dışında Arap askerlerinin
atlarına yem temin etmeye, oraya getirilip yerleştirilen Arap ailelerine odun
temin etmeye ve onlara tahsis edilen arazilerde çalışmaya mecbur bırakılırlar..
Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar.. Buhara Türkleri bu yıllarda
dünyadaki çok az milletin yaşadığı vahşeti ve ızdırabı yaşar.. Kuteybe’nin
getirip Türk evlerine yerleştirdiği Arap’lar, Türklerin o zamana kadar
yaptıkları bütün birikimlerinin üzerine konarlar, Türklerin tarlalarını alır ve
Türkleri o tarlalarda çalıştırırlar.. İşte Tek din İslam oluncaya kadar savaşın
diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak ortamı
yaratmıştır.. Allah dini dedikleri İslam, Ahzab Suresi / 50 de olduğu gibi,
savaşta gasp edilen Türk kızlarını da ganimet olarak görür, ve Araplara cariye
olmalarını helal kılar.. Cuma namazı zorunlu hale getirilir.. Gene de
Türklerden rağbet görmez. Bunun üzerine Kuteybe, namaza gelenlere 2 dirhem vaad
ederek önce fakirler üzerinde İslamın etkili olmasını temine çalışır.. Bu
uygulama nispeten başarılı olur.. Fakir halktan para için camiye gidenler
olur..
1. Büyük Katliam - TALKAN KATLİAMI
Buhara’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini
gösterir.. Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar.. Sogd
meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile anlaşmak
zorunda kalır.. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır..
Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin birleşememeleri Arapların işlerini
kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istedikleri gibi istila edip talan
etmişlerdir.. İlk olarak saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım
gelmeyince, o yardımı esirgeyenler aynı âkibete uğramışlardır.. Bu olaylarda
Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar tarafından
istila edilmelerini kolaylaştırmıştır.. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile
yaptiğı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir güvence
getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş olacağını anlar..
Tohoristan’a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazar ve onları ortak
bir direnişe girmeleri için uyarmaya çalışır.. İlk olumlu yanıt Talkan meliki
Sehrek’den gelir.. Tarhan’ın planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh
şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru
yürür.. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek,
Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terk eder.. Şehre hiç savaşmadan giren
Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen ne kadar erkek varsa hepsini
kılıçtan geçirirler.. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür..
Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe’nin
askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu
üzerindeki ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü
Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe,
Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir..
Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf
diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara
asmıştır.. bütün bunlar hep İslam adına yapılmıştır..
Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer..
erkeklerin pek çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak
alıkoyar.. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar.. Erkekler öldürülür,
Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar.. Daha
sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister.. Faryab halkı
başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar.. Erkekleri
dövüşerek ölürler.. Bütün şehir yakılır.. Araplar bu şehre yakılmış şehir
anlamında Muhtereka derler.. Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği
kale Bazgis’i kuşatır.. 2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir
sonuç elde edemez.. Bu arada kış yaklaşır..Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü
yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir.. Her iki
tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir
hileye baş vurur.. Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim adındaki adamını
gönderir.. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması durumunda kendisine hiç
bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir.. Kalenin açlık içinde
olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin teklifini kabul etmesinden başka
yapılacak bir şeyi yoktur.. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler..
Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar.. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz
yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe bu arada
Tarhan’ı hemen öldürmez.. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar..
Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der..
Kuteybe önce Tarhan’ın iki oğlunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde
öldürtür.. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve
halkın gözü önünde kestirir.. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür.. Bütün
kesilen başlar Haccac’a gönderilir.
Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün
altında bulunan Harzem bölgesine yürür.. Harzem’de Caygan ile Havarizat
arasında taht kavgası vardır.. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar.. Önce
Havarizat ile etrafındakileri öldürtür.. Arkasından Camhud melikini yenerek
4000 civarında esir alırlar.. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin emri üzerine
öldürülürler..
Bu olay, Ziya Kitapçı''nın, İslam Tarihi ve Türkler adlı
kitabında aynen şöyle anlatılır ;
Bu harplerden birinde, et-Taberi'nin bütün tafsilatı ile
anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe''ye, 4000 esirle
gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman''ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini
görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi.
Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin
tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesini de
önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu
Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap
komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan
gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harblerde
öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan
bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır,
”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış
zavallı Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.
Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek
yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük
gibiydiler.”
Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı
için Caygan’ı öldürür.. Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar,
halkı kılıçtan geçirir.. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem’deki
uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır.. “Kuteybe, her çareye baş vurarak
Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün
bilginleri öldürttü, böylece her şey karanlıklara gömüldü.. İslam Harzemlilerin
içinde girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı
bırakmadı..Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür..
Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk
Beyliklerinden yardım ister.. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, fakat
gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok
edilirler.. Semerkant, kuşatılır.. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar..
Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda
kalır..Bu anlaşmaya göre,
1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın
ödeyecektir..
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir
olarak verecektir..
3.Şehirde Cami yapılacaktır..
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır..
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim
edilecektir..
Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek
alır ve Merv’e geri döner.. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i
Semerkant’ın başına vali olarak bırakır..
Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi
aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar.. Zaman
zaman Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler..
Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi talimatını verir.. Kuteybe
Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz.. Bu arada Haccac ölür. Halife Velid,
Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler.. Kuteybe bu sefer
Kasgar’a doğru yola çıkar.. Tam Kasgar’ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine
Süleyman ibni Abdülmelik halife olur.. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan
Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi
komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde kafası kesilerek
öldürülür.. Çünkü Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek
istememişlerdir..
2. Büyük Katliam - CURCAN KATLİAMI
Kuteybe ve Haccac’ın ölümü, Arapların Türkleri
Müslümanlaştırmak ve Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir
değişiklik yapmamıştır.. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku
ortadan kalktığı için, Araplar, Kuteybe’den sonra da aynı şekilde Türk
yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir.. Kuteybe’nin öldüğü aynı
yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan’a vali atanır.. İlk iş olarak
Dağıstan’ı işgal eder.. Dağıstan meliki Saltekin, Yezit’e karşı uzun süre
dayanır.. Sonunda Dağıstan düşer.. Şehir yağmalanır ve 14000 kişi
öldürülür..Dağıstan’dan sonra Curcan’a yönelir.. Curcan 300.000 dirhem
karşısında savaşmadan teslim olur.. Yezid, Curcan’a bir bölük asker
yerleştirerek, Taberistan’ a doğru yola koyulur.. Taberistan Meliki, İsfehbed,
Deylem melikinden 10000 kişilik bir yardım alarak savaşa başlar.. İsfehbed
savaşırken, Curcan halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki
askerleri imha ederler.. Yezid öfkeye kapılır, Curcan’lı Türkleri yendiğinde
kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah’a yemin eder..
Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür.. Curcan beyi, şehirden çıkarak
Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra, kale düşer.. Curcan beyi
öldürülür.. Kaledeki askerler esir alınır.. Araplar, daha sonra Curcan şehrine
girerler.. Burada da aynı şekilde Kuteybe’nin yaptığı katliama benzer bir
katliam yapılır.. Türkleri öldürerek, 4 fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara
astırır.. Allah’a verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk’ü,
Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine korumasız
Türkleri öldürtür.. Öldürülen Türklerin kanlarını nehre akıtır.. Nehrin suyuyla
akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve ekmek yaptırarak yer ve Allah’a
verdiği sözü yerine getirir.. Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de
biri cariye olarak halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler
arasında ganimet olarak paylaştırılır..
Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu
gibi yaklaşık 40.000 Türk’ün öldürüldüğünü söylerler..
717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki
çatışmalarla geçer.. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları
başladığında Kibac hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği halde
istediği yardım kendisine verilmemişti.. Sonra o yardımı göndermeyenler,
yardıma muhtaç duruma düştüler.. Bu olaylardan Türklerin daha o zaman da
aralarında tam bir birlik ve beraberlik sağlayamamış olduklarını görüyoruz..
717 yılında Ömer ibni Abdulaziz halife olur..İki yıl sonra hastalanır yerine,
719’da, Yezid ibni Abdülmelik geçer.. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn
Mehleb’in arası iyi değildir.. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid
ibni Mehleb hapisten kaçarak, Basra’da örgütlenir ve Yezid ibni Abdülmelik’e
karşı ayaklanır.. 721’de Abbas ve Mesleme adında iki komutan önderliğinde
kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile savaşır.. Bu savaşta Abbas ve
Yezit ibni Mehleb olur.. Yezit’in kafası kesilerek halife Yezit ibn
Abdülmelik’e yollanır.. Mesleme, Mehleb’in yakını olan yaklaşık 300 kişinin
daha kafasını kestirerek öldürtür. Yezid ibni Mehleb’in oğlu olan, Muaviye ibni
Yezid’de elinde bulundurduğu 32 kadar Mesmele taraftarının kafasını kestirtir..
Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile biter…
Mesmele, Mehleb’den ele geçirdiği aralarında Türklerin de bulunduğu cariyeleri
Cerrah ibni Hakem’e satar.. Bu arada, Yezid ibni Mehleb’in yerine getirilen
yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah, Türkmenistan’ın iç kısımlarına bazı
saldırılar yaparsa da başarılı olamaz..
Kuteybe’nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan
akınlar eskisi kadar başarılı olamamışlardır.. Bu dönemde İslam yayılmacılığı
bir duraksama içine girer.. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında
bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha zorlaşır bir
hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin azaltılarak İslam’ın
kuvvetlendirilmesine çalışır.. Kendisine bağlı yöneticilere, “ Bundan böyle
Türk Beyliklerine saldırmayın, hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde
gücünüzü arttırarak İslamı yaymaya çalışın” demiştir.. Ayrıca, II. Ömer,
Müslüman olan halklardan cizye alınmamasını isterse de, Arapların gelirlerinde
önemli ölçüde düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin
Müslümanlıklarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir.. Bu arada
Horasan’da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni Nuaym atanmıştır..
Hakan Sulu'nun Göktürk Boylarının Başına Geçmesi
Türkler, Arapların istilasına karşı direnişlerini Çin’den
yardım isteyerek sürdürürler.. Daha önce Araplarla işbirliği içinde olan Tugsad
da, 718 yılında Çin imparatorundan yardım ister.. Çin, Türklere yardım
göndermez.. Turgis Kaani Sulu, Bati Göktürk Boylarının başına geçerek, 720
yılında Sogd’daki Türklerin Araplara karşı isyanını desteklemek için bir birlik
gönderir.. Sulu’nun, Kur-Sul adındaki komutanı, Seyhun nehrini geçerek, Sogd’a
gelir ve oradaki diğer Türklerle birleşerek, Semerkant’a doğru yürür.. Arap
Valisi, Said ibni Haris, Türkleri durduramaz ve Semerkant’a çekilir.. Ancak
Türkler Semerkant’ı kuşatamazlar.. Bu arada Said ibni Haris yerine 721 yılında
Horasan’a Said ibni Harasi atanır.. 722’de Hisam Halife olur, Said ibni
Harasi’yi görevden alarak yerine Müslim ibni Said’i atar.. Müslim ilk olarak
Afşin’i haraca bağlar.. Seyhun’u geçerek bütün ekinleri ve ağaçları yakarak
ilerler.. Bunun üzerine Turgis Hakanı Sulu, Müslim’in üzerine yürür.. Sulu’nun
üzerine geldiğini ögrenen Müslim geri çekilmeye başlar.. Seyhun nehri
yakınlarında, bir başka Türk birliği tarafından durdurulur.. Bir yandan
yukardan Sulu’nun birlikleri ilerlediği için acele eden Müslim, zayiat
vermesine rağmen, Seyhun nehrini geçerek Semerkant’a çekilir.. Bu yenilgi
üzerine, Müslim görevden alınır, yerine Esed ibni Abdullah atanır..Esed ilk
olarak Hoten şehrini ele geçirerek yağmalar.. Ancak, Turgis Hakanının Müslim’i
kovalamasından cesaret alan halk Araplara karşı ayaklanır.. 726 yılında Turgis
Hakanı Sulu kararlı bir şekilde Esed’in üzerine yürür.. Huttal’da çarpışırlar..
Esed, Sulu karşısında ağır bir mağlubiyet alır.. Bunun üzerine 727’de Esed’de
görevden alınarak yerine Esres ibni Abdullah atanır..
Esres halk üzerinde baskı uygulayarak denetim
kurabileceğini düşünürse de başarılı olamaz.. Bir kısım halk Müslüman
olduklarını söyleyerek vergi vermek istemezler ve Turgis’lerden yardım
isterler. Turgis Hakanı Sulu 728 yılında Buhara’yı zapteder.. Bu arada Esres’in
yerine Cüneyt ibn Abdurrahman geçer.. Araplar Semerkant’a çekilir.. Hakan Sulu
ve Kur-Sul idaresindeki Turgis kuvvetleri 729 yılında 58 gün süreyle Arapları
Kemerce kalesinde kuşatma altında tutarlar.. Açlıktan ölme noktasına gelen
Araplar Kemerce’den çıkarak teslim olurlar, yapılan anlaşma gereğince teslim
olanlar Debusia’ya gönderilirler.. Daha sonra Hakan Sulu, Semerkant’ı kuşatır..
Semerkant’ın işgal komutanı Savra ibni Hurr, Cüneyd ibni Abdurrahman’dan yardım
ister.. Cüneyd yardıma gelmeden Savra ve Hakan Sulu Semerkant yakınlarında
savaşırlar.. Araplar savaşı kaybeder, Semerkant’ın Arap Karargah komutanı Savra
bu savaşta ölür.. Halife Hisam, Kufe ve Basra’dan 20000 kişilik ek bir kuvveti
Cüneyd ibni Abdurrahman’a gönderir.. Hakan Sulu 732’de Buhara’yı terk ederek
çekilir.. 734’de Cüneyd ibni Abdurrahman ölür, yerine Asım ibni Abdullah geçer,
bir yıl sonra onun da yerine Halid ibni Abdullah geçer..
Hakan Sulu''nun Ölümü ve Cuzcan Beyinin ihaneti
Hakan Sulu, 737 yılında Halid’in üzerine yürür.. Araplar
zayiat vererek Ceyhun’un güneyine çekilir.. Türkler Ceyhun nehrini geçerek
Arapları Belh’e kadar çekilmeye zorlar, ancak Cuzcan önderi, Araplarla
birleşerek Hakan Sulu’nun ülkesine çekilmesine sebep olur.. Göründüğü kadarı
ile eğer Cuzcan önderi Araplarla işbirliği yapmamış olsaydı Hakan Sulu’nun
ordusu muhtemelen Arapları Türk topraklarından temizleyecekti.. Hakan Sulu
ülkesine döndükten sonra bir zamanlar Araplara karşı beraber savaştığı Kur-Sul
tarafından şahsi nedenlerden dolayı öldürülür..
Bu gelişmenin birazda Çin tarafından tezgahlandığı, ve
tarihte Çin’in Türk Beyliklerini birbirine düşürme siyaseti olarak görülür..
Hakan Sulu’nun ölmesi Araplar arasında sevinçle karşılanır.. Öyle ki Horasan
Valisi Araplara Hakan’ın öldürülmesinden dolayı şükür orucu tutulmasını ister..
Haberi Halife Hisam’a ulaştırırsa da, Halife bu haberin doğruluğunu anlamak
için güvendiği adamlarını yollayarak haberin doğruluğunu öğrenmelerini ister..
Hakan Sulu’nun öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar..
Arapların Türk yurtlarından temizlenmeleri ile ilgili umutları bir anda söner..
Öncelikle Dikhanlar denen yerel egemenlikler Araplara büyük tavizler verirler..
Müslümanlığı kabul eden kişilere büyük ekonomik çıkarlar sağlanır.. Cizye
olarak alınan vergilerin miktarları düşürülerek önceki zorlamalara göre çok
daha yumuşak bir sömürü politikası uygulanır.. Buraya kadar ki tarihte
Türklerin zorla Müslümanlaştırılmalarına hizmet etmiş olan en önemli 2 isim,
Arap Komutanı Kuteybe ve Hakan
Sulu’nun tam önemli bir darbe indirmek üzereyken
kendini Araplara satarak onlarla işbirliği içine giren hain Cuzcan Beyi’dir..
Kur-Sul’da, Turgis Hakanı Sulu’yu şahsi çıkarları uğruna öldürerek ister
istemez Arapların korkulu rüyasını ortadan kaldırmış, Müslümanlığın Türk
topraklarında daha rahat bir şekilde yayılmasına neden olmuştur..
Kur-Sul''un Ölümü ve Türk Ordularının Dağılması
Emevilerin son valisi, Nasır ibni Seyyar’ın valiliğe
gelmesi ile birlikte Güney Türkistan’da Arap güçlerinde bir toparlanma başlar.
Nasır, Arap hakimiyetinin yumuşak bir politika ile daha kolay bir şekilde
yayılabileceği bilinci ile güçlü bir ordu kurarak Türk topraklarına yayılır.
739 yılında Araplar Semerkant’a tamamen yerleşirler.. Ancak, Seyhun nehrini
geçmeye çalışırlarsa da, Kur-Sul komutasındaki Türk ordusu tarafından
durdurulurlar.. Sayı olarak Kur-Sul’un ordusundan daha kalabalık olmalarına
rağmen, nehrin öte tarafına geçmeye cesaret edemezler.. Ancak bu arada Araplar
için hiç beklemedikleri bir gelişme olur.. Araplara karşı saldırı düzenlemeyi
planlayan ve bu nedenle nehrin etrafında keşif yapan Kur-Sul, Arap askerlerine
yakalanır.. Nasır, Kur-Sul’u hemen öldürerek cesedini Türklerin görebileceği
şekilde Seyhun nehrinin kenarına astırır.. Bu manzara çok geçmeden Türkler
üzerinde beklenen etkiyi yapar ve Türk ordusu zaten sayıca üstün olan Araplar
karşısında dağılır.. Taşkent ve Fergana da teslim olur.. Nasır, bundan sonra Arap
hakimiyetini daha yumuşak politikalar uygulayarak sürdürür.. Yurtlarını terk
ederek giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçları affedilir.. Halk
içinden Müslüman olanlara bazı ekonomik ve sosyal çıkarlar sağlanarak, onların
kendiliğinden Müslümanlığı seçmeleri teşvik edilir.. İslam’ın taraftar
bulabilmesi için, gerek korkutarak, gerek teşvik ederek gereken her türlü
tedbiri alınır.. Bu alınan tedbirler yavaş da olsa sonuç verir.. Türk
topraklarındaki son Emevi Arap valisi Nasır ibni Seyyar Türklere İslam’ı kabul
ettirtmeyi başarmıştır..
Bizi ilgilendiren tarih buraya kadardır. Bundan bir süre
sonra Arap topraklarında, Emevi Hanedanının egemenliği son bulur ve Abbasilerin
devri kendini gösterir.
749’da Abbasiler Emevi Hanedanını zorlamaya başlar. Arap
topraklarında başlayan iç savaş, Emevilerin dışarı yayılmaları için gerekli
olan kuvvetin bölünmesine yol açar.. Abbasilerle birlikte, Müslümanlaştırılan
halklar üzerinde daha uyumlu, onların örf ve ananelerine uyan bir İslam
uygulanır.. Emevilerden sonra İslamiyetin evrensel bir din olduğu şeklinde
uygulamalar yapılarak İslam''ın daha geniş kitlelere yayılmasına özen
gösterilir.. Bu şekilde önceleri Arap dini olarak kurulan din, giderek daha bir
evrensel görünüm kazanır.
Bu arada Araplar arası çatışmalar da giderek şiddetlenir.
Araplar arası kavgada azat edilmiş köleler de belli bir önem kazanırlar..
Bu çatışmaların içinde olan Arap şefleri köleleri kendi
taraflarına çekmek isterler.. Ancak, bütün Müslümanları eşit gören İslam
karşısında kölelerin durumu belirsizdir.. Köleler eşitliği öngören İslam adına,
Arap üstünlüğüne karşı çıkar.. Ali tarafı ve Peygamberin amcası Abbas’ın soyu,
Emeviler tarafından kendilerinden hile ve zorbalıkla alınan iktidarlarının asıl
sahipleri olarak görünmeleri, beraberinde bir takım siyasal sorunları da
başlatır.. Bu arada, sınıfsal farklılıklar ve beraberinde yaşanan olumsuzlukların
nedeni olarak, ezilen sınıf tarafından İslamın kendisi değil, Emevi hanedanın
iktidarı sorumlu tutulur..
Müslüman Araplar Türklere Neden Saldırmıştır
Genelde, bu tarihi bilen İslami çevreler, Müslüman
Arapların Türklere saldırmasını, onları İslam dinine davet etmek, gerekirse bu
uğurda zor kullanarak, onları İslam'a boyun eğdirmeye zorlamak şeklinde
yorumlarlar.. Ancak tek neden bu değildir..
Bu konu da ayrıca Zekeriya Kitapçı'nın Yeni İslam Tarihi
ve Türkler adlı Kitabında anlatılmıştır.. Aşağıdaki pasaj, aynı kitaptan alınma
bir bölümdür.
Değişen Arap Toplumunun Yeni Hayat Anlayışı
a-) Harbeden Askerlerin Servete Kavuşma İsteği
Arapları, Orta Asya’yı fethe zorlayan bir diğer faktörde
harbeden askerlerin kısa zamanda büyük servet ve zenginliklere sahip olmaları
idi. Değil daha sonraki devirler, ilk devirlerdeki fetih hareketlerinde bile
sosyo-ekonomik nedenlerin çok önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır.
Genellikle Bedevi, çölde yaşayan, fakr-u zaruret içinde çok insafsız bir hayat
mücadelesi içinde yoğrulan Araplar, daha İslam’ın ilk devirlerinde harbeden
askerlerin verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla kısa zamanda büyük bir
servet ve zenginliğe kavuştuklarını görmüşlerdir. Mücahit gazilerin bundan
sonraki yaşantıları ve hayat seviyeleri bir anda değişmiş ve harbe iştirak
etmeyenlere nazaran çok daha iyi ve müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardır.
Bu kabil Arap bedevilerinin o zamanki durumu, bugün Anadolu''nun iç
kısımlarından kalkarak aynı sosyo-ekonomik nedenlerle çalışmak için Almanya'ya
giden Türk köylüsünü ve onun sosyal hayatında da meydana gelen baş döndürücü
değişiklikleri hatırlatmaktadır. Bunun içindir ki Arap kabileleri çeşitli
cephelerde savaşmak için hata Hz. Ömer devrinde Medine'ye çok büyük kafileler
halinde akın akın gelmeye başlamışlardır. Daha sonraları bunları Bedevi aileler
takip etmiş ve dolayısıyla Arap yarımadasının dışına daha o devirlerden
itibaren çok büyük bir Müslüman Arap göçü L. Caetani''nin ifadesiyle tarihte
ilk defa Sami ırkının göçü başlamış oluyordu.
Tarihte belki ilk defa vaki olan bu Sami Arap göçü,
Emeviler devrinde de bütün canlılığı ile devam etmiş, sadece İran'a değil,
Türkistan''ın Buhara, Baykent, Semerkant gibi daha birçok büyük şehirlerine
önemli ölçüde Arap aileleri yerleştirilmiştir. Özellikle Buhara'ya
yerleştirilen bu kabil muhacir Arap aileleri o kadar çoktu ki, Kuteybe b.
Müslim be yerleşik Arap nüfusu ve kesafetine dayanarak bu büyük Türk şehrini
nerede ise kolonize etmeye kalkışmış ve bunda önemli ölçüde de muvaffak da olmuştur.
Genellikle 25-50 bin arasında değişen ve aile efradıyla birlikte yapılan bu
göçler, bir taraftan İran ve Türkistan'ın büyük şehirlerinin Arap nüfusuyla
iskan edilmesine, diğer taraftan da siyasi Arap hakimiyetinin bölgede daha
kolay bir şekilde yerleşmesine ve hatta İslam dininin gelişme ve yayılmasına da
yardım etmiştir.
b-) Yaygın Geçim Sıkıntısı
Müslüman Arapları komşu ülkeleri ve bu arada Türkistan’ı
fethetmeye zorlayan önemli sebeplerden bir diğeri de çok yaygın hale gelen
geçim sıkıntısıdır.. Nitekim, el-Mesudi''nin en güzel kitap olarak tavsif
ettiği ve fetih hareketlerini çok daha objektif kriterler içinde ele alan ilk
tarihçilerimizden Belazuri''nin Fütuhu''l Büldan adındaki kıymetli eserinde,
Arapların geçim sıkıntısı yokluk ve mahrumiyetler içinde sürdürdükleri hayat
mücadelesi nedeniyle komşu ülkeleri fethetmeye zorlandıkları ve bu ülkelerde
çok büyük sayıda yerleştikleri hakkında sarih ifadeler vardır.
Taberi Anlatımları
Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberinin anlatımından
alınmıştır.
Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)
Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim.
İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve
Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine
dönüp Merv’e geldiler.
Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip
asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi.
Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a
girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse
kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.
Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl
ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu.
Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri
itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)
Kuteybe dedi: - Vallahi eğer benim ömrümden üç söz
söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü).
( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün )
Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri
Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini
öldürdüler. Hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccac’a
gönderdiler.(Syf-347)
Kuteybe deve palanı demek olur.(Syf-351)
Ganimet malının beşte birini Haccac’a gönderip
Semerkant’ın fethini de ilan etti. Haccac da bu haberi işitip sevindi. Kuteybe
tekrar Merv’e döndü. Kardeşi Abdullah’ı Semerkant’a emir yaptı. Askerlerinin
bir miktarını onun yanında bıraktı ve lüzumu kadar harp aleti verip, Abdullah’a
dedi: Kafirlerden hiç kimseyi Semerkant’a girmeye bırakma, ancak eline bir
parça balçık ver ve o balçığın üzerine mühür vur.(Syf-353)
Kuteybe’nin Havarizem Şehrine Gitmesi Haberi
Havarizem melikinin adı Çaygan idi. Ondan küçük Havarizad
adlı bir kardeşi vardı. Çaygan’ın üzerine galebe etmiş idi ve onun bütün işini
tutmuş idi. İşitse ki Çaygan’ın eline güzel bir cariye girmiş, yahut bir nefis
bir kumaş almış derhal adam gönderip aldırırdı. Yine işitse ki bir kişinin
güzel kızı var yahut güzel bir avreti var derhal mecal vermez, çekip alırdı.
Hiç kimse men edemezdi. Ve Çaygan’a ondan şikayet etseler ben ona bir şey
diyemem, derdi. Çaygan da onun elinden bunalmış idi. Bu işi bu şekilde uzatınca
Çaygan’ın tahammül etmeye takatı kalmadı. El altından Kuteybe’ye adam gönderdi.
Havarizem şehirlerinden üç şehrin kilitlerini bile gönderdi.
Ve Kuteybe’ye dedi: Havarizem’e gelip kardeşimi
öldürürsen her ne dilersen vereyim, dedi. Lakin bu haberi hiç kimseye
bildirmedi. Bu haber Kuteybe’ye ulaşınca gaza vaktı idi. Kuteybe kavmine Segat
gazasına varırız diye bildirdi. Çaygan’ın adamını geri gönderdi. Havarizad’e
haber verdiler ki Kuteybe Segad’a gazaya gider. O da gayet sevindi. Ve kavmine
bildirdi ki bu yıl cenkten eminsiniz,zira Kuteybe segad’a gidermiş. Ve bizde
iş’e meşkul olalım dedi. Bilmedi ki Kuteybe kendi üzerine gelir. Bu esnada
Kuteybe ansızın bin atlı ile Medinet-ül Fil ki Havarizem’in ulu ve muazzam
şehridir. Zira Havarizem ülkesi üç şehirdir. Ondan ulusu yoktur. Kuteybe çıkıp
geldi. Havarizem halkı Kuteybe’yi görüp korktular. Kuteybe doğru Çaygan’ın
yanına geldi. Ve Havarizad’a haber verdiler ki ne gafil durursun işte Kuteybe
erişip alemi fesada verdi. Havarizad anladı ki bu iş Çaygan’ın başı altındadır.
Diledi ki Çaygan’ı öldüre.Lakin fırsat ve mecal bulamadı. İmdi hazır bulunan
sipahi ile sürüp Medinetil Fil’e geldi. Çaygan o üç şehri Kuteybe’ye verip
kendisi de Kuteybe’nin yanına geldi. Ve Havarizad şaşkına döndü. Nihayet
Kuteybe’ye adam gönderip aman diledi.
Kuteybe dedi: Amanı kardeşinden dile eğer o aman verirse
benden emin ol.Havarizad dedi: -İmdi bildim ki benim ölmem lazım. Zira benim
kardeşime boyun eğmem ölmek demektir. Belki ölmek muti olmaktan iyidir, dedi.
Bunun üzerine cenge koyuldu. Bir saat cenk edip sonunda tutuldu. Kuteybe’ye
getirdiler. Kuteybe dedi: Kendini nasıl görürsün.
Havarizad dedi: -Ey emir, beni melamet etme ki ben kılıca
eli onun için vurdum ki seninle benim aramda bir hüküm zahir ola. İmdi fırsat
senin oldu,bana ne öğünmek gerek, ne dilersen et. Bunun üzerine Kuteybe
buyurdu. Dışarı çıkıp boynunu vurdular. Çaygan dedi: -Ey emir, henüz gönlüm
şifa bulmadı.
Kuteybe dedi: -Daha ne dilersin?
Çaygan Dedi: -Dilerim ki onunla bile olan kimselerin
hepsini öldüresin.
Kuteybe dedi: -İmdi sen benim yanıma topla, ben
öldüreyim. Çaygan da hepsini tutup getirdi. Kuteybe cümlesini öldürüp mallarını
aldı. Çaygan şöyle şart etmiş idi ki: Bin baş esir ve nice bin kumaş vere. İmdi
Kuteybe Medinetül File girip o malı Çaygan’dan aldı.
Çaygan Kuteybe’den yardım diledi. Zira Camhüd meliki
daima gelip Çaygan ile cenk ederdi. Ve Çaygan’ı gayet incitirdi. Kuteybe
Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi. Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o
meliki öldürdü. Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş esir aldılar. Kuteybe
buyurdu. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)
-Şaş askeri bize gece baskın etmek dilermiş, imdi varın
onların yolunda filan yerde pusuda durun. Ve onlar çıktığı vakit üzerlerine
sürünüz. Ola ki bir fetih edesiniz, dedi. Muslih b.Müslim’i bunlara kumandan
tayin etti. Muslih de gelip o 700 adamı üç bölük etti. Bir bölüğünü yolun sağ
yanına, bir bölüğünü sol yanına koydu ve kendisi bir bölükle yolun üzerine
durdu. Gece yarısı geçince Şaş askeri çıkıp geldiler. Muslih’i yol üzerinde
görünce cenge meşgul oldular.Ve o iki bölük gaziler de iki taraftan hamle edip
aç kurdun koyuna girdiği gibi kafirleri tarumar ettiler. Gazilerde Şübe adlı
bir bahadır yiğit vardı. Kendisini Şaş güruhuna ve kalabalığına vurdu. Onların
ortalarında bir melikzadeleri vardı. Yetişip Şübe onu kulağı tözünden kılıç ile
çaldı. Öyle bir çaldı ki başı top gibi havaya uçtu. Şaş askeri bu heybeti
gördüklerinde hepsi bozguna uğradılar. Müslümanlar ardına düşüp onları hesapsız
kırdılar. Onlardan kurtulan pek az oldu. Ve onların ekserisi Melikzadeler idi.
Ziynetli ve silahlı kimselerdi. Onların başlarını ve silahlarını ve
elbiselerini hepsini aldılar geri dönüp Sürür ile Kuteybe’nin yanına geldiler.
Ertesi gün Kuteybe hükmetti ki cenge atılalar.
Gavrek Kuteybe’ye adam gönderip dedi: -Bu ettiğin harbi
öyle zannetme ki Arapların kuvveti ile edersin belki acemden benim
kardeşlerimdir ki sana yardım edip cenk ederler. Yoksa harbe Arapları gönder.
Gör ki biz de neler ederiz, dedi. Kuteybe bu sözü işitip gazaba geldi ve
münadilere çağırttı. Müslüman mübarizleri toplanıp kafirlerin üzerine yürüyüş
ettiler ve buyurdu ki mancınık kurdular ve bir burcu döğe döğe yıktılar. Ve
Müslümanlar o yıkılan yerden hücum ettikçe kafirlerden bir bahadır er gelip o
gedikte durdu her kim ileri gelse mecal vermez öldürürdü. Müslümanlarda
silahşörler çok idi. Kuteybe onları çağırtıp dedi ki: Sizden kim ki o şahsı ok
ile vurursa ben ona on bin dirhem veririm. O silahşörlerden biri ileri yürüyüp
ok ile o şahsı atıp gözünden vurdu ve ensesinden çıktı. Derhal düştü. O kişi Kuteybe’nin
yanına gelip on bin dirhemi aldı.(Syf-351-352)
Bu 70 yıl süren Türk-Arap savaşlarının en önemli
noktaları ve sonuçları ;
1- 100.000'in üstünde Türk katledilmiştir.
2- 50.000'in üstünde Türk genci köle ve cariye
yapılmıştır.
3- Şehirler yağmalanmış, ganimet diye halkın her şeyi
talan edilmiştir.
4- Tüm zenginlikler, tarihi eserler yok edilmiş,
yakılmış, yıkılmıştır.
5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan
"Talkan Katliamında" 40.000 Türk kesilerek
24 km yol boyunca ağaçlarda sallandırılmıştır (Tarihte
örneği çok azdır).
6- Aynı şekilde "Curcan Katliamında da esir alınan
40.000 Türk'ün nehir kenarında kafaları
kesilmiş, nehrin suyu kıpkızıl olmuş, cesetler yine
ağaçlarda sallandırılmıştır.
7- "Teslim olursanız canınız bağışlanacak" sözü
hiç bir zaman yerine getirilmemiş,
"Şeriat söz tanımaz" denilerek kadın-erkek
kılıçtan geçirilmiştir.
8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve
talandan çok büyük servet elde etmişlerdir.
9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden dahi
görmemişlerdir.
10-Bu tarihi gerçekler "islam etkilenmesin"
düşüncesiyle gizlenmekte, bahsedilmemektedir.
Türkçü siyasetçiler dahi konuyu geçiştirmektedir. Bundan
da Araplar nasiplenmektedir.
-Derleme
http://blog.milliyet.com.tr/turk-tarihinin-kayip-70-yili--turklerin-musluman-oluslarinin-gercek-hikayesi/Blog/?BlogNo=424886
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.