Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz, Suriye'de PYD hedeflerine
yönelik askeri operasyona ilişkin olarak, “Türkiye anlamıyor. Yeni soğuk savaşta
Türkiye cephe ülkesi olmaya aday” değerlendirmesini yaptı. "YPG’yi IŞİD’e
karşı sürdürülen savaşta bir ortak olarak görenler, Türkiye’nin YPG’yi
vurmasını IŞİD’e alan açmak olarak yorumlayacaklardır" diyen Çeviköz,
"Türkiye ateşten gömlek giydi. Sonuçlarının ne olacağını kestirmenin
mümkün olmadığı bir adım atmış durumda" görüşünü dile getirdi.
"Türkiye'nin Suriye'ye girmesinden Rusya'nın çok memnun olacağını"
vurgulayan Çeviköz, "Rusya Türkiye’ye bir bedel ödetmek istiyor. Rusya’nın
dış politikası hamle yaparak karşısındakini belli hamleleri yapmaya mecbur
kılmak üzerine inşa edilir. Türkiye'nin bu oyuna gelmemesi lazım" dedi.
Rusya'yı, 90'lı yıllarda NATO-Rusya Kurucu Senedi'ni
hazırlayacak kadar iyi tanıyan, ABD'nin Irak işgali günlerinde Türkiye'nin
Bağdat Büyükelçiliği ve ardından ve Londra Büyükelçiliği yapan, Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı sırasında Türkiye ile Ermenistan arasında
imzalanan protokolleri imzalayan isim olan emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz'ün
Cumhuriyet'ten Selin Ongun'un sorularına verdiği cevaplar şöyle:
- Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, IŞİD'le mücadele kapsamında
Suudi Arabistan uçaklarının İncirlik'te konuşlanacağını açıkladı. Suudi
Arabistan'la Suriye konusunda aynı düşündüklerini belirten Çavuşoğlu,
"Böyle bir strateji olursa Türkiye ve Suudi Arabistan biz, hepimiz kara
operasyonuna girebiliriz" dedi. Bu açıklamadan yaklaşık yarım saat sonra
"TSK, Azez'de YPG'yi vuruyor" haberi geldi. Neredeyiz, neler oluyor?
Türkiye’ye Suudi Arabistan’ın İncirlik’ten yapılacak
harekâtlara katılmak maksadıyla uçak gönderdiği anlaşılıyor. Bu harekât hava
harekâtıdır ve normal koşullarda IŞİD’e karşı sürdürülen harekât olarak
anlaşılması gerekir. Ancak bunun bir kara harekâtına dönüşmesi için belli bir
uluslararası hukuk meşruiyeti gerekir. Ne Birleşmiş Milletler’in ne başka bir
kuruluşun böyle bir kararı var. Dolayısıyla bu konuda bir adım atılmasının
temeli de yok. Nitekim Sayın Dışişleri Bakanı da bir süre sonra bu konuda
alınmış bir karar olmadığını açıkladı. Kara operasyonuna uluslararası koalisyon
ve ABD de taraftar değil zaten.
- Ya YPG'yi vurmak?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin YPG’ye yönelik darbeleri
Türkiye’nin kendi savaşıdır. Daha önce defalarca dile getirilen ve YPG’ye
yönelik olarak mevcut olduğu ileri sürülen tehdit algılamasının bir sonucudur.
Yani Türkiye YPG’yi de aynı PKK gibi vurmaya karar vermiştir ve buna
başlamıştır. Tabii bu davranışın da uluslararası hukuk çerçevesinde meşru bir
zemini olması gerekir. Herhalde böyle bir zemin olduğu zannediliyor. Benim
endişem, bu davranışın ABD, Rusya ve uluslararası toplum tarafından nasıl
yorumlanacağı. YPG’yi IŞİD’e karşı sürdürülen savaşta bir ortak olarak
görenler, Türkiye’nin YPG’yi vurmasını IŞİD’e alan açmak olarak
yorumlayacaklardır. IŞİD’le mücadelenin bu nedenle zayıflayacağını
düşüneceklerdir. Öte yandan, Türkiye YPG’yi rejim yanlısı olarak da gördüğünü
defalarca söylemiştir. Şimdi YPG’ye bu şekilde bir darbe vurmak rejime karşı
eyleme geçildiği şeklinde de yorumlanabilecektir. O zaman Türkiye doğrudan
doğruya Esad rejimi ve onu destekleyen Rusya, İran gibi aktörleri de karşısına
almış ve adeta onlara darbe vurmuş gibi yorumlanabilecektir. Yani bir bakıma,
Türkiye tarafından Suriye konusunda yeni ve tırmandırıcı bir adım atılmış gibi
görünüyor. Bu da bizi Suriye bataklığına daha fazla çekecek bir sonuç doğuracak
diye endişeleniyorum.
- Türkiye YPG'yi vurarak, o ateşten gömleği giydi mi?
Sanırım böyle yorumlamak mümkün. Türkiye sonuçlarının ne
olacağını kestirmenin mümkün olmadığı bir adım atmış durumda.
“Türkiye, yeni soğuk savaşı anlamıyor”
- Haber şöyleydi: “ABD Dışişleri Bakanı John Kerry,
Suriyeli muhaliflerin ısrarı üzerine, ne yapmamı istiyorsunuz, Rusya ile savaşa
mı gireyim, dedi.” Kerry'nin bu sözleri Türkiye’ye ne düşündürmeli?
ABD'yi dünyanın yegâne süper gücü olarak algılıyoruz
halen. Rusya ve ABD'nin güç kat sayılarının 1990'lı yıllardaki gibi olmadığını,
güçlerinin birbirine yakın bir noktaya geldiğini anlayamadığımız gibi kabul de
edemiyoruz. Doğu Akdeniz’de dengeler oturduktan, Amerika ve Rusya karşılıklı
olarak birbirlerinden istediklerini, birbirlerine nereye kadar müsamaha
edeceklerini tarif ettikten sonra oluşacak denge, yeni soğuk savaşın tarifidir.
Ancak Türkiye o eski soğuk savaşın tortusuyla hareket ediyor ve bunu anlamıyor.
- Türkiye o eski soğuk savaşın tortusuyla ne yapıyor?
“Biz NATO üyesiyiz. NATO bir düşman arıyorsa bunu İslam
coğrafyasında değil, İslam coğrafyasına bile müdahale eden Rusya’da bulmalıdır.
Dolayısıyla dünya, NATO ve ABD, o eski kutuplaşmaya dönmelidir.” Bizim
anlayışımız bu. Oysa ortaya çıkan yeni bir dünya dengesidir. ABD’nin dünya
üzerindeki dengeleri, yeniden ABD ve Rusya'nın kurması gerektiğine inanması
sonucu ortaya çıkmış bir durumdur.
- “ABD’nin inanması sonucu ortaya çıkan durum” vurgunuzu
soralım hemen?
Çünkü bu işin Rusya'sız olmayacağını gördüler. Gürcistan,
Ukrayna ve Kırım'ın, hepsinin belki de Rusya’yı fazla sıkıştırmış olmaktan
kaynaklanabileceği dikkate alındı. Rusya’yı olabildiğince yapıcı ve sorunların
çözümüne birlikte katkı sağlayıcı bir aktör olarak kabul etmek ve ona
dönüştürmek isteği söz konusu. Ukrayna ve Gürcistan’daki duruma ABD’nin çok
fazla ses çıkarmamasının altında da belki bu yatıyor. “Rusya'yı kendi
mutfağında ve kırmızı çizgilerinde değil, başka yerlerde sınayalım. O başka
yerlerde Rusya'yı bir ortak ve işbirlikçi haline nasıl dönüştürürüz, bunu
aramaya başlayalım.” ABD, İran’da bu politikayı izledi. Bugün aynısı Suriye’de
gerçekleştirilmeye çalışılıyor.
- ABD ve Rusya'nın Suriye mutabakatı çok yeni değil, buna
mı işaret ediyorsunuz?
Elbette. Rusya-ABD ortaklığı Rusya'nın Suriye'de hava
harekâtına girişmesiyle başladı, diye bakmamak gerek. 2012’de kimyasal
silahların kullanılması olayı ortaya çıktığı andan itibaren Rusya devreye
girmiştir. Çok çabuk unutuyoruz.
- Ve bugün soruyoruz: Rusya’nın Suriye ile sınırı yok,
Rusya’nın Suriye’de ne işi var?
Soru yanlış. Çünkü Rusya 1970’lerden beri Suriye’nin
içinde. Primakov’un (Yevgeniy Primakov, SSCB Merkezi İstihbarat Teşkilatı
Başkanlığı, Rusya Dışişleri Bakanlığı, Rusya Başbakanlığı yaptı- S.O) kurduğu
bir düzen var orada. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin Ortadoğu'daki en
iyi müttefiki Suriye ve Irak'taki Baas partileri idi.
Bunun sebebi de Baas Partisi'nin aynı Sovyetler Birliği
Komünist Partisi gibi devlet ve parti özdeşleşmesi içindeki monolitik yapıya
dayanmasından kaynaklanıyordu. Böyle bir ilişkiye sahip olan Rusya’nın
Suriye’den çıkmasını beklemek çok zor. İç savaş başlamadan önce de Rus uzmanlar
oradaydı. Rusya zaten Tartus Üssü'nü kullanıyordu. Amerika da Suriye ve Rusya
arasındaki bu ilişkinin 40 yıllık geçmişini bilen bir ülke.
- Dolayısıyla Suriye, Amerika ve Rusya'nın arasının
bozulmasına neden olamaz mı?
Hayır, olamaz. ABD, Rusya’nın bugün Suriye’ye olan
ilgisini içine sindiremese de Rusya'nın oradaki varlığını meşru görüyor. Ancak
2016'da yeni bir başkanın seçilmesiyle birlikte ABD'nin dış politika
anlayışında değişiklik olması mümkün. Bunu zaman içinde hep birlikte göreceğiz.
- Obama'nın “kara harekâtı yok” anlayışı yerine “hadi
Suriye'ye” diyen Cumhuriyetçi söylem mi?
Oraya kadar varması gerekmez. Yeni başkan Demokrat olsa
bile bugün Kerry’nin “Rusya ile savaşa mı girelim” sorusunu soracak bir
dışişleri bakanı olmayabilir. Bunun yerine yumuşak güç ile sert güç arasında
konumlanan biraz daha sert bir söylem duyabiliriz.
- Bu da Türkiye için hiç iyi değil, öyle mi?
İyi değil, çünkü bu Türkiye’yi tam anlamıyla bir cephe
ülkesi haline getirir. Türkiye NATO’nun bir kanat ülkesi olmak yerine artık
doğrudan bir cephe ülkesi olmaya aday. Türkiye Karadeniz havzasında, Ermenistan
üzerinden Kafkasya'da ve Suriye üzerinden de Ortadoğu'da Rusya'nın coğrafi
kuşatması altında. Türkiye, bu yeni soğuk savaş ortamının şekillenmekte olduğu
Doğu Akdeniz coğrafyasında eski soğuk savaşa nazaran çok farklı bir konumda.
- Yeni soğuk savaşta kutuplarda kimler var, tarafların
isimlerini koyabilir miyiz?
Rusya ve Batı.
- Batı kısmında Avrupa Birliği ve Amerika nasıl
konumlanacak?
Avrupa Birliği, ABD ve Rusya arasında iki tarafın
dengesini bulmaya çalışan, bir pozisyonda konumlanabilir. Rusya ile olan enerji
bağı nedeniyle daha uzlaşmacı bir politika izleyerek bir katalizör rolüne
soyunabilir. Merkel’in de belki uğraştığı bu. Tabii AB içinde Fransa ve
İngiltere zaman zaman daha farklı çıkışlar yapabiliyor. Bu açıdan da 2016 yılı
önümüzdeki 10 yılın uluslararası bağlamda şekillenmesi açısından çok önemli.
2016'da saflar belli olurken, Türkiye’nin hangi safta olduğunu belirlemesi, o
safta nasıl konumlanacağını tespit etmesi lazım.
- Suudi Arabistan ve şurekâsını bu yeni safta Batı'nın
yanında mı göreceğiz?
İran’la Batı’nın, özellikle ABD’nin arası şu andaki gibi
devam eder ve ilişkileri daha da yumuşarsa, İran yeni ve güçlü bir bölgesel
aktör haline dönüşebilirse Suudi Arabistan, ABD ile ilişkilerinde çok ciddi
sorunlar yaşayacaktır. Suudi Arabistan ve destekçilerinde, “Acaba bu gidişat
Arap Baharı'yla başlayıp yatışan süreci geri mi getirecek? Yumuşak güç
uygulamasıyla bu ülkeler demokratikleşmeye mi zorlanacak” gibi soruların
endişesi de olacaktır.
“Türkiye'nin yumurtaları mezhepçi sepette”
- Biz Suriye konusunda bütün yumurtalarımızı Suudi
sepetine mi koyuyoruz?
Bunu ideolojik ve mezhepçi sepet olarak açıklamak daha
iyi. O sepeti temsil edenlerin arasında Suudi Arabistan ve Katar olduğu gibi
örneğin Hamas da var. O da aynı cephenin unsuru. Türkiye mezhepçi bir dış
politika uygulamamalıdır. Türkiye’nin bölgesinde ayırt edici yegane özelliği
laik devlet ve toplum yapısıdır. Bundan uzaklaşmamak lazım.
- Ufukta yeni bir soğuk savaş varken, dış politikada
laiklik şapkasını çıkaran bir Türkiye şıkkında başımıza ne gelir?
Türkiye karışır, Türkiye’yi karıştırmak için birçok odak
harekete geçer. Bunun işaretlerini görmüyor değiliz. PYD’nin Moskova’da büro
açması buna delalettir. Soğuk savaşın bir tarafında Rusya olacaksa ve siz de
cephe ülkesi olursanız bu, Rusya ile doğrudan doğruya karşı karşıya olmaktır.
Bu da Türkiye’nin her bakımdan istikrarını bozacak bir gelişmedir.
- “Rusya’nın istediği Türkiye’nin Suriye’ye girmesi. Rus
oyunu budur” yaklaşımını nasıl değerlendirirsiniz?
Rusya buna çok memnun olur. Türkiye’ye bir bedel ödetmek
istiyor. Rusya’nın dış politikası hamle yaparak karşısındakini belli hamleleri
yapmaya mecbur kılmak üzerine inşa edilir. Türkiye'nin bu oyuna gelmemesi
lazım. Türkiye bu oyunu Gürcistan ve Ukrayna'da gördü. Rusya, Suriye'de de aynı
stratejiyi güdüyor.
- Uçak düşürerek bu oyuna düşmedi mi Türkiye?
Düştü. Bu bir tuzaktı. Rusya “uçağımı düşürsün de ben
şunları elde edeyim” gibi bir hesap içinde olmasa dahi Türkiye'nin en azından o
uçağı düşürerek başına neler gelebileceğini, birkaç hamle ötesini görerek
belirlemesi ve oyuna gelmemesi gerekirdi. O oyuna geldi. Kara harekâtına girmek
gibi bir oyuna gelmenin ise çok daha büyük bedelleri olur.
- Suudi Arabistan’la birlikte Bahreyn, Katar, Ürdün gibi
ülkelerin martta Türkiye üzerinden Suriye’ye gireceği iddia edildi. İtibar
ettiniz mi?
Hayır hiç gerçekçi değil. Rusya bu saydığınız ülkeleri
hemen yer. Kaldı ki işin içine Suudi Arabistan bu şekilde girmeye niyetli ise o
zaman İran da işin içine girecektir. Dolayısıyla Suriye'ye yönelik böyle bir
harekât sadece rejim ve Rusya ile değil, İran'la da savaş anlamına gelir. Ve
Suriye çok büyük bir bölgesel savaş alanı olur.
- Suudi Arabistan neyin peşinde, neden Suriye’ye bu kadar
girmek istiyor?
1) Suudi Arabistan’ın en büyük sıkıntısı İran. İran’ın
nükleer dosya ile ilgili durumunun çözülmesihalinde İran’ın bölgede nasıl bir
güç olacağının farkında. İran uluslararası siyaset sahnesine geri dönüyor. Bu
ayın sonundaki seçimler Ruhani’nin kurmuş olduğu yeni vizyonun lehine
sonuçlanırsa İran, Batı tarafından tekrar işbirliği yapılabilir bir ortak
olarak kabul edilecek. İran’ın böyle bir konum kazanması İran'ın hem Suriye hem
Irak üzerindeki siyasi etkisini artırır.
Suudi Arabistan'ın birinci sıkıntısı budur. İran’ın
bölgedeki yalnızlığından kurtulup bölgesel siyaseti belirleyecek bir aktör
olarak uluslararası topluma dönmesini istemiyor. Bunun yolu da Suriye'deki
rejimin yıkılmasıdır. Rejim yıkıldığı takdirde İran'a bir darbe vuracaktır. 2)
Suudi Arabistan çok büyük bir ekonomik sıkıntı içinde. Yeni kral ve yeni
yöneticiler, Suudi Arabistan'da bir özelleştirme çabası içine girdiler.
Ekonomilerinin neredeyse tamamı petrole dayalı ve petrolün biteceğinin de
farkındalar. Ekonomiyi ayağa kaldırabilecek bir sistemi yerleştirmeye
çalışıyorlar. Ekonomik iç problemin çözülmediği takdirde ailenin ve onun kurmuş
olduğu oligarşik yapının etkilenme ihtimali var. ArapBaharı'nın Suudi
Arabistan'a yansıması gibi endişeleri de Suriye politikalarında belirleyici.
- Şu soruyu soranlar var: Suriye’nin akıbetini tayin
edecek aktörler Rusya ve ABD ise Suudi Arabistan’ın Ürdün, Pakistan, Sudan gibi
ülkelerle yapacağı tatbikat ve gözdağı neye yarar?
O tatbikatı İran’ı etkilemek ve Suriye’ye gözdağı vermek
için yapıyorlar. Bölgedeki Sünni-Şii fay hattında Sünni tarafın “buradayım”
demesi anlamına gelir o tatbikat.
- Türkiye o ittifakın içine katıldığını açıkladı ama
tatbikatta olacak mı; halen net değil. Olursa?
Tatbikatın içinde Türkiye'nin de olması bölgedeki
Şii-Sünni kutuplaşmasında somut biçimde tarafını belli etmesi sonucunu doğurur.
- Amerika, Kuzey Suriye'de Rusya'nın ilerlemesine karşı
bir tavır almayacağını açıkça ortaya koydu. Türkiye’nin elinde hangi kart
kaldı?
Türkiye’nin elinde halen kullanmadığı çok önemli bir kart
var. Türkiye kendi Kürt sorununda çözüm ve diyalog kartını yeniden masaya
koyduğu andan itibaren komşu ülkelerdeki Kürtlerle ilgili sorunları
düzelecektir. Türkiye'nin en kuvvetli kartı ve kozu budur. Bu düzelmediği
takdirde zaten o cephe ülkesi olma durumu Türkiye'yi çok daha büyük
sıkıntıların içine sokacaktır. 2016 dünya açısından olduğu kadar Türkiye için
de dönüm noktası olacaktır. Türkiye kendi içinde huzuru ve barışı sağlayabilir
ve Almanya'nın soğuk savaş döneminde izlediği gibi yapıcı ve olumlu bir politika
izlerse ki burada kastettiğim Doğu politikasıanlamına gelen “Ostpolitik”tir, o
zaman sıkıntılı cephe ülkesi olmaktan uzaklaşır. Bunun için de önce kendi
Kürtleri ile barışması lazım.
“Suriye politikası Dışişleri'nin değil
MİT'in bilgileri ile kuruldu”
- Ankara kulislerinde dillendirilen o söz: “Yeni
Dışişleri MİT oldu.” Bu yorum kulağınıza nasıl geliyor?
Bu söz abartı olur. Fakat şu oldu. Suriye’deki
politikanın belirlenmesinde oyun planı en çok MİT’ten gelen istihbari bilgiler
üzerine kuruldu. Eğer istihbarat üzerine oyun planı kuracaksanız bunun
istihbaratını MİT’ten alırsınız. Fakat o zaman da Dışişleri Bakanlığı'nı devre
dışı bırakmış olursunuz. Sadece istihbarat teşkilatının sağlayacağı bilgiler
üzerine dış politika kurulmaz. Dış politikayı yapan esas kuruluşun görüşlerini
de almak lazım.
Bu noktada peşin bir hükümle hareket edilmeye başlandı.
Suriye konusunda duyulmak istenen ve izlenmek istenen politikanın gerekçeleri
istihbarata dayandırılmaya çalışıldı. Bu, AKP iktidarının devlet yapılanmasında
ve bürokrasinin işleyişinde değiştirdiği unsurlardan biri. Devletin kendi
kurumlarının oluşturduğu politikalara ek olarak partinin faaliyetleri sonucunda
farklı bir politika arayışı başladı. Bununla dışarıdaki görevlerimiz esnasında
çok karşılaştık.
- Nasıl?
Bulunduğunuz şehirde birden bire milletvekillerinin ya da
parti temsilcilerinin olduğunu duyuyorsunuz. Ne size haber verilmiş, ne de
elçilikle temasa geçilmiş. Göreviniz sebebi ile normal koşullarda sizin
görüşmeniz gereken insanlara ulaşıp görüşüyorlar. Bu, mevcut yapıların yanı
sıra var olan bir yapı ve dış politika uygulamasına dönüştü. Bunun en bariz
örneği de Başbakanlık'ta Kamu DiplomasisiBirimi'nin kurulmasıdır.
Kamu Diplomasisi Dışişleri Bakanlığı varken
Başbakanlık'ta kurulması gereken bir birim midir? Ne ihtiyaç vardır? Bu durum
bir ikilik yaratmaktadır. Kurumlar arası eşgüdüm yapılmamaktadır. İşte bu,
Türkiye’yi eleştirdiğimiz Baas rejimine benzetir. Türkiye'de parti ile devleti
üst üste çakıştıran monolitik bir yapı hazırlanmak isteniyor. Başkanlık sistemi
de zaten bunun en son noktası. Ve çikolatalı pastanın üzerindeki çilek olarak
hesaplanıyor. Türkiye’nin, demokratik hukuk devleti yapısına zarar verecek
nitelikteki bu gelişmelere hiçbir şekilde gitmemesi lazım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.