Osep Tokat
Virane Kiğı adlı kitabım ile ilgili sayın
Haydar Yarkın’ın eleştirel yazısını Kürt Tarihi dergisinin 18. sayısında ve
sosyal medya sayfasında bir arkadaşımın uyarısı sonucu gördüm. Bir eserin
herkes tarafından beğenilmesinin beklenemeyeceği doğaldır. Ancak tarihi
belgelere dayanılarak anlatılmış olayların ve faillerinin kaydedilmiş olması
makul düşünen bir kimsede rahatsızlık yaratmamalıdır. Kitabımda faydalandığım kaynaklar küçümsenmiş ve ikincil
derecede kaynaklar olarak nitelendirilmiştir.
Büyük tarihçilerimizden
Çamiçyan’ın Ermeni Tarihi, Ermenistan ve Yakın Çevresi Yerleşke İsimleri
Sözlüğü (beş cilt-yaklaşık 3000 sayfa), büyük dilbilimci Hraçya Acaryan’ın
Biyografiler Sözlüğü (beş cilt- 3,420 sayfa), Kiğı/Khups Yıllığı ve değişik
hatıra belgeleri, anladığım kadarıyla tamamen küçümsenmiştir.
Neyseki sayın
Yarkın, Ermenistan Ulusal Arşivi ile İstanbul Patrikhanesi Arşivleri’ni kabul
etme lütfunda bulunmakla birlikte on bir adet yazılı kaynağı az bulmuş ve
onları da yetersiz ve ikincil belgeler olarak tanımlamıştır. Böyle bir yaklaşım
sergilediği eleştirisinde en az beş ayrı yerde yaşlı Bılecelilerin sözlü
anlatımlarını tarihi belge olarak göstermekten de geri kalmamıştır. İnanın ben
buna da saygı duyarım. Ancak buna karşılık, gösterdiğim belgelere de saygı
duyulmasını beklerim.
Sayın Harutyun Raymond Kevorkyan’ın son kitabından
yararlanmadığım bir kusur olarak görülmüş. Nedenini çok iyi biliyorum. Çünkü
Kevorkyan Bılecelilerin Ermeni Soykırımı’na katıldıklarını kaydetmemiştir.
Kevorkyan’ın, Paul Pabudjian ile birlikte yazdıkları Osmanlı Devletinde
Ermeniler kitabında Kiğı Ermeni köyleri listesinde Cermak/Zermek/Yeldeğirmeni (yeni
adı) köyü kaydedilmemiştir. Eğer Kevorkyan’m adını verdiğim kitabında Zermek
köyünden bahsetmemesiyle, Kiğı’da böyle bir köy yok derseniz, ben de
Bılecelilerin Ermeni katliamlarına katılmamış olduklarını kabul edeceğim.
Anlaşılmaz bir yaklaşımla İttihat ve Terakki ile onun
çetelerinden bahsetmediğimi vurgulayan eleştirmene bunun böyle olmadığını sayfa
numaralarıyla bir bir anlatmaya çalışacağım.
Kitabımın sadece “İTHAF” kısmı, dikkatli bir okuyucu için
yeterlidir. “Siyasi nedenlerle yurtlarından sürülen bütün milletlere” ithaf
etmiş olduğumu hatırlatmak isterim. Bu sürgünleri kim gerçekleştirebilir ?
Tabii ki yönetim. Osmanlı’da yönetim kimdeydi ? İttihat ve Terakki’de !
İspanya’da kral Fernando, Rusya’da Tsar Nicola II. vs. olduğu gibi !
Virane Kiğı kitabının, 55. ve 58. sayfalarındaki
Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları’nın içtima hâlindeki resimleri, gerçekleri
yeterince açıklamıyor mu ? Herhalde bu alaylar kendi kendilerine kurulmadılar
ya…
O kıyafetler, silahlar, tertip ve düzen içinde görünen o
başı bozukları devletten başka kim idare edebilirdi ? Ayrıca Hamidiye
Alayları’nı kimin kurduğu, teşkilatın adından belli değil mi ?
Belki de, arzu edilen, İttihat ve Terakki’den uzun
uzun bahsetmemdi. Ancak ben farklı düşündüm. Bin sayfalık bir kitap yerine,
Anadolu ve Batı Ermenistan’ın acılı günlerini ve onun sonucunda, asırlardan
beri yaratılmış olan çok zengin bir kültürün, cahil, insan kadri bilmeyen,
kültürsüz insanlar tarafından insafsızca yok edilişini, 1915’in Anadolu’dan
neler kopardığını ve insanlığın neler kaybettiğini bir tablo halinde sunmak
istedim. “Ermeni, Kürt, Türk, Rum, Asuri-Süryani, Kıptî, Türkmen, Zaza, Alevi,
Çerkez farketmezdi. Yaratılan uygarlık hepsinindi. Haksız servet elde etme
amacı yerine bu şekilde düşünülseydi, ne o insanlar katledilir, ne de onların
asırlardan beri yarattıkları kültür eşi görülmemiş bir vahşet ve acımasızca yok
edilirdi.
Bütün köy ağaları istisnasız yönetimin sağ koluydular.
Bunun böyle olduğunu kitabın birçok yerinde görebilirsiniz. Köy ağalan talimatları
yönetimden alırlardı. Yoksa, devletin müsamahası olmadan, bazı taşkınlıklar
haricinde, yaprak bile dalında kıprıdayamazdı. Yönetimin planı olmasaydı
Cermak, Aboğnak, Astğapert, Osnak, Seğank köyleri hep birlikle sürgüne nasıl
gönderileceklerdi ? (Bkz. Virane Kiğı, sayfa 29). Bıı ne hiçim bir düzen ve
örgütlenmeydi ki bu beş köyün sakinleri hep beraber sürgüne gönderilip, Kulkana
Deresi’nde imha edildiler. Köy ağaları kendi kendilerine mi bu müthiş planı
hazırladılar ? Yönetimin emri olmasaydı nasıl gerçekleşebilirdi bu plan ? Eğer
yönetimin emri olmasaydı Dede bey sayesinde Ağbinek’te kimse sürgüne gitmezdi.
Yazımdan nasıl olur da Türk ve Kürt köylerinin kendi başlarına hareket
ettikleri anlaşılmış ? Burada apaçık yönetimin emri nasıl görülmemiş ? Veya
görmek istenmemiş ? Bütün sürgünler toplu katliamlarla sonuçlanmıştır. Çünkü
yönetimin emir buydu.
Virane Kiğı sayfa 53: “Hamidiye Milisleri Karabey Ermeni
cemaatini tamamen yok etmişlerdir” diye yazmışım. Yönetimin planını ve emrini
başka nasıl anlatmam istenirdi ?
Sayfa 39, 1895 yılında kasabanın vicdanlı kaymakamı
Abdülhamit’in Ermenileri yok etme emrini gizli tuttuğundan Kasaba’da onun
zamanında katliam olmadı. Fakat onun gücü uzaklık nedeniyle köylere ulaşamadı.
Burada, bütün katliamları yönetimin planladığı belli. Kaymakam, sultanın emrini
gizlediği halde, haber köylere sızınca, onlar da işlerine geldiği gibi
davrandılar. Madem ki padişahın emriydi, Ermeni’nin malları da, canları da
onlara mübahtı. Aslında planlayan da, uygulayan da, seyreden de aynı derecede
suçludur.
Virane Kiğı sayfa 59: 1915 yılında devlet bütün Ermeni
köylerinin boşaltılmasını emretti. (Bu emir zaten devletin göz yumduğu
gerçeğini kanıtlamıştır. Khups (Yazgünü) köyü bu emre itaat etmedi. Burada
devlet kim ? İttihat ve Terakki. Yeterince açık değil mi ?
Kürt birlikleri direnişi kıramayınca yerel nüfuz
sahibi Türkler Erzurum valisinden askeri yardım istediler. Bundan Kürt
birliklerini Ermeni köylerine saldırtanın yönetim olduğu anlaşılmıyor mu?
(Kaynak: Khups Direnişi ve Varolma Mücadelesi). Kızılçan’dan Haydar Bey’in
aşireti birçok kanlı olaylara karışmış olabilir. Eğer Khups köylülerine bir
yardımda bulunmuş ise bunun kayda alınmasında ne kusur var ? İzninizle bir
örnek vereyim. Çok yakın bir Kürt arkadaşımın ailesinin bir kısmı Teşkilat-ı
Mahsusa’da aktif rol alırken, diğer kısmı Ermenileri evlerinde saklamışlar.
Aynı aileden olmaları nedeniyle hepsinin suçlu görülmesi mi gerekiyor ?
“Virane Kiğı” kitabında Sergevil köyünden 1080 kişinin
(dizgi hatası: 1088 olacak) Bıleceliler tarafından öldürüldüğü ve Herdif köyü
katliamlarına Bılecelilerin karıştığı yazılmıştır. Sadece iki köy… Arşiv belge
numarasını veriyorum. ERMENİSTAN ULUSAL ARŞİVİ F.57JS 5.K 140 TT 1-66 (ne yazık
ki aynı sayfanın altına dipnot olarak konmamış). Diğer kırksekiz Ermeni köyünde
gerçekleştirilen katliamlarda Bılecelilerin adı geçmez. Yukarıdaki cümleden
“Bütün katliamların sorumlusu Bılecelilerdir” anlamı çıkarılamaz.
“Virane Kiğı” sayfa 67: “Hogas köyü Ermeni cemaatinin
büyük bir kısmı komşuları ve devletin hazırladığı katiller tarafından kıyıma
uğratılmışlardır” diye yazmışım. Bu cümleden katliamları devletin planladığı
nasıl görülemez ?
“Virane Kiğı” sayfa 71: Cermag/Zermek köyü Ermeni
cemaatinden birçok masum insan, sürgünden evvel Şeyhi Zade Mustafa ve kardeşi
Necip bey ve oğlu tarafından öldürülmüşlerdir. Necip bey devletin sağ koluydu.
Ermenileri Kürtlere teslim eder, onlar da cinayetleri gerçekleştirirlerdi.
Hatta anneannemin amcası Melkon Ağa ve iki oğlu Topal Ahmet tarafından dedemin
yaptığı köprü üzerinde kesilerek öldürülmüşlerdir.
“Virane Kiğı” sayfa 94: “Baş Çiftlik köyü; Hamidiye
Çeteleri 460 kişiyi insafsızca katletmişlerdir.” Veya Teşkilatı Mahsusa. Farkı
ne ki ? Aynı devlet tarafından aynı amaç için kurulmuş, birbirinin devamı
değiller mi bu katiller birliği ? Burada kastedilen yönetim değil mi ?
“Virane Kiğı” sayfa 105: 1915 yılında Temran köyünün
sahibi ve yöneticisi Yazıcıoğullarıydı. Bunlar da katliamları uşakları olan
zalim Mehmet vasıtasıyla gerçekleştirirlerdi. Tabii ki devlet göz yumduğu için
bu katliamlar gerçekleşebiliyordu. Halbuki 1895’te Temran köyünün sahibi ve
yöneticisi İsmail Ağa, eşi ve oğulları, çevre köylerden gelen saldırganlara
karşı köy halkını korumuşlardır. Yönetimin emirlerini görmezden gelip
vicdanlarının sesiyle hareket etmişlerdir.
Kitapta yer yer katliam, sürgün, kıyım, göç, imha gibi
kelimeleri kullanıken vurgulamak istediğim şuydu aslında; Kelime ne olursa
olsun netice aynıdır. Kesintisiz olarak hep kendi toprakları üzerinde
yaşayagelmiş bir millet ve asırların eşsiz birikimi olan kültür yok edilmiştir.
Ne uğruna ? Aldatılmış olmak bahanesiyle sırf kendi kendini avutmayı yeğleyerek
çalışıp çabalamadan, hazır servete konmak. Ve sonra da pişkin pişkin “Hamallık
yaparak kazandım bu parayı” veya “Bakkallık yaparak yarattım bu serveti”
diyerek dünya zenginleri arasında yer almak. Oh ne âlâ… Tanrı’nın parmağı yok
ki göstersin. Lâkin çok insan var bu topraklarda Ermenilerin günahını boynunda
taşıyan…
Yukarıdaki açıklamaları kesinlikle dikkate almaksızın,
Bılecelilerin sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarını iki satıra sığdırmış
olduğumdan ötürü, yönetimin planını görmezden geldiğimi, İttihat ve Terakki’yi
akladığım yargısıyla bir fincan suda fırtına yaratılmak istenmiştir.
Sülalesinden 111 kişi (baba tarafından 71, anne
tarafından 40) kaybetmiş bir insana bu yük fazladır ve de büyük haksızlıktır.
Haksız suçlamalar karşısında şunu sormadan geçemeyeceğim:
İttihat ve Terakki’nin arkasına gizlenme ihtiyacı niye ? Hadi diyelim ki,
İttihat ve Terakki aklınızı çeldi, vicdanınıza ne oldu ? Onu kim çeldi ?
İttihat ve Terakki mi yoksa Tanrı mı sizi bu duygudan yoksun bıraktı ? Biri
veya diğeri. Netice aynıdır: Ermenilere uygulanan soykırıma katılanlar
vicdansızlardı.
Yönetimin emirlerini dinlemeyen Konya Valisi ve Kütahya
Kaymakamı herşeyi göze alarak Ermenilere dokunmadılar. Hatta onları korudukları
için görevlerinden alındılar. Bizim köyden Nusret Efendi, Ağbinek’te Dede
Efendi, annemi ölülerin altından kurtaran Kulikanlı Kürt aile, dedemi koruyan
Çarsancak beylerinden Hasan Ağa, bunlar da vicdan sahibi insanlardı ve sadece
vicdanlarıyla hareket ettiler.
Demek ki vicdan duygusunun tek sahibi kişinin kendisidir.
Devletin gücü dahi onu yok etmeye yetmez.
Osep TokatEleştirinizin bir yerinde, Osmanlı topraklarına
giren Rus ordusunda 200 bin Doğu Ermenistanlı asker olduğunu, Çelebyan’ın
kitabından alıntı olarak veriyorsunuz. Osmanlı topraklarına giren Rus ordusunun
tamamı 200 bindi (Y. Sarkisyan, 1914-1918 Türkiye’nin Kafkaslar’da İşgal
Politikası, Yerevan 1964, sayfa 185). Ermeni gönüllülerin sayısı ise 10 bin
kişiydi (M. A. Gadvalyan, B. H. Hovhannisyan, E. G. Minasyan, Editör H.
Simonyan, Yerevan 2012 sayfa 464-465.) 1914-1918 yıllarında Rus ordusunda
askere çağrılan Ermenilerin sayısı 200.000’dir. Ancak unutmamak gerekir ki
Rusya büyük bir ülke ve silah altına alman Ermeni askerler ülkenin her bir
yanına dağıtıldılar her ülkede olduğu gibi. Dört yıl zarfında toplanan 200.000
Ermeni askerin tamamı Osmanlı topraklarına gönderilmedi. Zaten yukarıda da
belirttiğim gibi Osmanlı topraklarına giren Rus ordusunun tamamı 200.000 idi.
Aslında bu rakamların hiç önemi yok. Sanırım belirtilmek istenen ana düşünce
Rus ordusunda büyük miktarda Ermeni askerlerinin bulunması, basma kalıp
ezberlenmiş bir ifade ile, Ermeniler Ruslara yardım ettiler diyerek Ermenileri
suçlu gösterip karalama isteği var gibi geliyor bana.
Milyonluk Rus ordusunda tabii ki Ruslar olduğu gibi,
tebaasından Ermeniler, Tatarlar, Çerkezler, Rumlar, Kürtler ve hatta Türklerin
bulunmasından daha doğal ne olabilir ? Babam ve amcam da o tarihlerde Osmanlı
ordusunda görevliydiler. Hosnak köyünden Mamigon Aşıkyan, Ağbinek köyünden
Setrak Krikoryan gibi, büyüklerimden duyduğum insanlar da o tarihlerde Osmanlı
ordusunda görev yapmışlar. Çünkü Osmanlı tebaasındandı bu insanlar.
Osmanlı ordusunda hizmet veren binlerce Ermeni vardı.
Yüzbaşı Sarkis Torosyan’ı duydunuz mu ? Hani İngiliz gemisini batıran topçu
yüzbaşı. Osmanlı ordusunda bulunan bütün Ermeni askerler vatana hizmet verirken
aileleri katlediliyordu.
Sarıkamış’ta yaşanmış çok önemli bir olay var. Orada
Ermeni Soykırımı’nın baş mimarlarından Enver Paşa’yı donarak ölmekten Sivaslı
Hovhannes Aginyan kurtarmıştır. Ne yazık ki bu kişi birkaç hafta sonra aynı
cephede şehit olmuştur.
Daha fazla uzatmak istemiyorum. Sayın Hasan Cemal’in
“1915 Ermeni Soykırımı” adlı eserini okuduktan sonra, sayın Selahattin
Demirtaş, sayın Ahmet Türk ve birçok Kürt ve Türk arkadaşlarımın Ermeni
Soykırımı hakkındaki duyarlı düşüncelerini öğrendikten sonra Ermeni
Soykırımı’na bakış açım değişti, fakat işlenmiş suçun inkârını asla kabul
edemem ve unutamam. Lâkin, gelecek nesilleri korumak için, özür dileyen dilin
uzattığı el tutulur.


1 yorum:
RH Kevorkian'in original eserinin toplam sayfa sayisinin beste birini Kaynakcalar teskil etmektedir. Bunlarin arasinda yerli tanik anlatilari buyuk yer tutar. Binlerce yer ve kisi isimleri yaninda bahsedilen koyun ismi Dzirmak olarak gecmektedir ve Haziran 1915'in ilk gunlerinde orada yapilan tutuklamalar isimleriyle belirtilmistir. Boyle genis ve "Ihtiyac-i Mubrem" bir calismada uc-bes ismin gecmemesi, yada yore halkinin telaffuz ettiginden farkli bicimde yazilmasi mumkundur. Bundan yola cikarak once "boyle bir koy yok" u denemek, sonra da "ya varsa"? diye dusunup " benim ecdadim boyle seyler yapmaz"i yedekte tutmak gercekleri degistirmez, kimsenin acilarini da hafifletmez.
Aksine biraz daha artirir.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.