Füsun Erdoğan
Ermeni olduklarını hiç gizlememişler. Çünkü köyde ve
civar köylerde herkes birbirini tanırmış. Ama bir Ermeni gibi yaşamamışlar.
Yaşatılan cehennem bilinçlerini öylesine esir almış ki! Zaman zaman anadan (Feride Çiçek) duyardım Arcoş’a dair
anlatımları... Ama bir türlü akıl edip de, anayla karşılıklı oturup, uzun uzun
konuşmayı, Arcoş’un öyküsüne dair tüm bilgileri almayı beceremedim.
Bu beceriksizliğimi geçen yıl Akocan’la telafi etmeyi ilk
akıl ettiğimde ise, onun acemiliği ve zaman sorunu engel olmuştu. Şubat’ta bir
kez daha Akocan İstanbul’a gidince, bu
defa mutlaka babaannenle konuşmalısın diyip, soruları eline tutuşturdum.
“Ben röportaj yapamam” diye itiraz etse de babaannesiyle
ilk röportajını yapmış oldu Aktaş. Bana da çözmek ve düzenlemek, bu dünyadan
geçip giden, 80’li yaşlarını yaşayan hayattaki çocuklarından sonra da izleri
silinecek Arcoş’u anlatmak düştü.
Soykırım Ermeni halkının kapısına dayandığında anneanne
Arcoş 10 yaşındaymış. Gerçek ismi Arzavat’mış. Bir Türkle evlendiği için, nikah
yaptıklarında adını Arzu olarak değiştirmişler. Ermenice de, Türkçe de okuma
yazma bilirmiş. Ama çocuklarıyla hiç Ermenice konuşmamış...
Sivas’ın Divriği ilçesinin Armutak köyündenmişler...
Annesine Anno hala derlermiş. Babasının adı Hambarsan’mış. Divriği’de mağazası
varmış. Soykırım öncesi varlıklı bir adammış...
Armutak’ı sadece fotoğraflardan biliyorum. Yeşillikler
içinde şirin bir köy. Soykırım başladığında Arcoş’un köyü Armutak’la birlikte 5
köye haber salmışlar... “Bütün erkekler toplansın onları Murat Paşa’ya
götüreceğiz” demişler. Köylüler de sanmışlar ki, onları padişahın yanına
götürecekler. İtiraz etmeden toplanmışlar. Arcoş’un babasının da içinde olduğu
köyün bütün gençlerini, erkeklerini Armutak’ın altındaki düzlükde toplamışlar.
Adına Derin bahçe derlermiş. O Derin bahçede bütün erkekleri öldürmüşler.
Sivas Divriği’ye bağlı beş köyün adını buraya kaydetmekte
yarar var... Bütün erkekleri öldürülen beş köy; Odur, Erşin, Hazerkek, Armutak,
Vartan...
Erkekleri öldürdükten sonra, 5 köyün kızlarını ve
kadınlarını da “Murat Paşa”ya götürmek üzere toplamışlar. Köyün karşısındaki
Almaağaç dedikleri “ziyaret”e giden yoldan Ağyol’a götürmüşler kadınları. 10
yaşındaki Arcoş da annesi Anno ile birlikte o topluluğun içindeymiş. Erkekleri de
ölüme götüren Topal Osman, Ağyol’daki yeşillik alanda mola vermiş. Sonra da
ortaya bir çarşaf sermiş. Kadınlara “üzerinizde vereceğiniz neyiniz varsa
buraya koyun.” demiş. 7-8 kaynağın bulunduğu yeşil bir alanmış burası. Ana
katliamın yaylaya çıkma zamanı Haziran’da yaşandığını söylüyor!
Kadınlar üstlerindeki kıymetli eşyaların, paranın bir
kısmını ortaya açtıkları çarşafın üzerine bıraksalar da, bir kısmını onları
bekleyen zor zamanlar için saklamışlar. Aslında saklamaya çalışmışlar demek
daha doğru olur.
Topal Osman ve yanındakiler bir çarşaf dolusu para ve
altını aldıktan sonra, kadınları yeniden yola koyuyorlar. Şimdilerde Kürtlerin
geldiği ve "Gavurun Yaylası” dedikleri yere doğru yürütüyorlar kadınları.
Orada yeniden bir çarşaf daha açıyor Topal Osman. “Haydi paralarınızı, neyiniz
varsa hepsini buraya koyun” diyor. Kadınlar, genç kızlar altınlarını,
bileziklerini, yüzüklerini, gerdanlıklarını, paralarını yani üstlerinde olan
neleri varsa hepsini bırakıyorlar çarşafın üzerine.
Bir Kürt ağası gelip kadınların içine giriyor. Bakıyor,
inceliyor ve Keşiş’in güzel kızını alıp gidiyor. Sonra yeniden “haydi Murat
Paşa”ya diyorlar. Ve soyup-soğana çevirdikleri kadınları yeniden yola
koyuyorlar. Kısa süre sonra da kadınlar “Murat Paşa”nın ne olduğunu
öğreniyorlar. Orada kadınları suya atıyorlar. Zarife hala dedikleri kadın önce
oğlunu atıyor, ardından da kendisi atlıyor Fırat’ın soğuk, azgın sularına...
Bir kaya ya da, Sudaya uzanmış bir ağaç dalına ya da bir kayaya tutunarak
hayatta kalmayı başarıyor.
Ana annesinin ve ebesinin yani anneannesinin nasıl
kurtulduklarını bilmiyor. Bir şekilde o cehennemden kurtulmayı başarmışlar.
Yakındaki Sarıçiçek köyüne sığınmışlar. Bir Kürt köyüymüş Sarıçiçek. Anno
sığındıkları evde hizmetçilik yapmış, 10 yaşındaki Arzavat’da evin danalarını,
hayvanlarını otlağa götürmüş. Bu yolla hayatlarını kurtarmışlar. Zaten beş
köyün her birinden geriye sadece üç-beş kadın kurtulabilmiş...
Zor hem de çok zor olan bu yaşama tutunmaya çalışmışlar.
Evleri, malları talan edilmiş, kendileriyle birlikte 5 köyün kadınlarını
gözlerini kırpmadan Fırat nehrine dökmüşler. Köyde bıraktıkları küçük
çocukların akibetini ise, bilen yok.
Arzavat ve annesi bir süre Sarıçiçek köyünde Kürtlerin
yanında çalışıyorlar. Daha sonra Göndüren köyünde baba dostu Kırkayaklılar
onları evlerine almış. Senelerce hizmetçilik etmişler, çift sürmüşler,
hayvanlarına bakmışlar. Ortam biraz düzelince Anno oralarda dolaşan kör
jandarmaya “Bizi köye götür, paralar var yerini de biliyorum. Onları çıkarırız,
seninle de evleniriz. Yeter ki bizi götür” demiş.
Arzavat küçük olduğu için onca yolu yürüyemez diye
buldukları bir eşeğe bindiriyorlar ve köye dönüyorlar. Köye vardıklarında her
hangi bir gömü, para vs. olmadığını, onunla da evlenmeyeceğini söyleyip, kör
jandarmayı kovuyor Anno. Sonra da evlerine yerleşiyor kızıyla. Giderken geride
kalan komşularına teslim etmişler mallarını. “Dönersek geri alırız, dönmezsek
de ananızın ak sütü gibi helal olsun” demişler. Döndüklerinde Divriği’deki
dükkanın talan edildiğini, geriye de hiç bir şeyin kalmadığını görüyorlar.
Annesiyle birlikte köylerinde yeni bir yaşam kurmaya
çalışan Arzavat, biraz büyüyüp serpildiğinde, bütün yaşamını birlikte
geçireceği eşi tarafından kaçırılmış. Anno ise, yaşadıkları cehennemin ardından
tutundukları yaşamlarının geri kalanında “bir sahibi olur, kızım yanlız kalmaz”
düşüncesiyle karşı çıkmamış evlenmelerine...
Yıllar sonra annesinin Amerika’ya yerleşmiş akrabaları,
dayıları ulaşmış Arzavat’a... Onu neden kaçırdıklarına, nereye götürdüklerine,
durumuna dair bir sürü soru sormuşlar... Yanlarına götürmek istediklerinde,
sekiz çocuk annesiymiş Arzavat. Çocuklarını ardında bırakıp, Amerika’ya gitmek
istememiş. Ama ölünceye kadar da dayılarıyla ve diğer akrabalarıyla
bağlantısını kesmemiş. Onlara yazdığı mektuplarda yaşadıklarına dair neler
yazdığını bilmese de ana... Zaman zaman annesine para gönderdiklerini,
Amerika’da kurulan dernekler aracılığıyla, geride kalanlara yardım ettiklerini
söylüyor.
Arzavat köyde tarla ve hayvanlarla uğraşırken, beş kız,
üç erkek, sekiz çocuğu annesi Hanno büyütmüş. Ana ebesinin ne zaman öldüğünü
hatırlamıyor. Annesi Arzavat’ın ise 70 yaşında hayatını kaybettiğini söylüyor.
Kaba bir hesapla 1975’lere denk geliyor Arzavat’ın ölümü...
O cehennemden kurtulup geri dönenler için yaşam hiç de
kolay olmamış...Köylerine yerleştirilenlerin saldırılarına uğramışlar. Evlerine
hırsız girip, paralarını, altınlarını çalmış. Tarlalarındaki sabanlarını
kırmışlar... Bir gecede evlerini terketmek zorunda kalan Ermenilerin giderken
altınlarını mezarlara gömdüklerini düşünen köylüler, sonraları dışarıdan gelen
hazine arayıcıları, mezarlarını talan etmiş...
Köydeki Sarıkız adlı tarlanın kenarındaki alıç ağacının
altındaki mezarı açan birinin bulduğu altınlarla zengin olduğunu söylüyor
ana... Sonra da “milletin malvarlığı, hayatı darmadağın olmuş, bir de soykırım
yapmadık diyorlar...Yalan! Bilen yok ki yaptıklarını bir bir söylesin” diye
sitemle sürdürüyor sözlerini...
Ermeni olduklarını hiç gizlememişler. Çünkü köyde ve
civar köylerde herkes birbirini tanırmış. Ama bir Ermeni gibi yaşamamışlar.
Yaşatılan cehennem bilinçlerini öylesine esir almış ki! Ermenice bilmelerine
rağmen, çocuklarla hiç Ermenice konuşmamışlar. Ana annesinin de ebesinin de
Ermenice türkü söylediğine hiç tanık olmamış. Bu durumu “Herkes canından
bıkmıştı. Mümkünü mü vardı konuşmanın?” diyerek izah ediyor. Sadece merak eden
torunlarına anlatırmış yaşadıklarını. Torunlardan da, o anıları bir yerlere not
eden çıkmış mıdır? Bilmiyorum...
Yıllar sonra anadan anlatmasını istediğimde de, yaşlanmış
hafızasını zorlayarak annesinin ve ebesinin yaşadıklarına dair hafızasının
zamana yenilmeyen kısmıyla, aklında kalanları anlatabildi... Ben de eksik de
olsa, Arzavat’a dair bilgileri paylaşmak istedim... (FE/HK)
Füsun Erdoğan
Gazeteci. 1995-2006 yıllarında Özgür Radyo Genel Yayın
Koordinatörüydü. Sekiz yıl cezaevinde
kaldı, 8 Mayıs 2014'te tahliye oldu. Cezaevinden bianet'e ''görülmüştür''
mektupları yazıyordu, şimdi ''Dışarıdan'' mektuplar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.