Etyen Mahçupyan / emahcupyan@karar.com
Türkiye bugünün dünyasında ne ‘biricik’ konumda, ne Batı
bize külliyen karşı, ne de Batı’da bizden hazzetmeyenler Türkiye’nin
zayıflamasının ima edeceği maliyeti ödemeye hazırlar. Bunun anlamı önümüzde
geniş bir manevra alanı, yani siyaset imkanının bulunduğudur. AK Parti’nin bu
alanı doğru kullanıp ülkeyi ‘sakin sulara’ yöneltmesi gerekiyor ve bu mümkün.
Yapılacak iş, özgürlüklere sahip çıkarak ve hukukun üstünlüğünü zedelemeden
ülkeyi yönetilebilir duruma getirmek ve istikrara taşımaktır. Bunun iç ve dış
iki yolu bulunuyor ve bu yolların birbirine koşut tutulması gerekiyor. İçerde
‘birlikte yaşamayı’ önemseyen bir tutumun yeni anayasa sürecine damgasını
vurması… Dışarıda ise dünya ile ‘birlikte yaşama’ tercihinin açık bir biçimde
politik dile, üsluba ve işbirliği süreçlerine yansıması.
***
Medyada bir grup AK Partili köşe yazarı tüm enerjileri
ile Erdoğan’a karşı uluslar arası bir komplo olduğunu söyleyip duruyorlar. Buna
göre güçlenen ve ‘kişiliğini’ bulan Türkiye’ye tahammül edemeyen, onu
yönlendiremeyeceğini anlayan küresel güçler işbirliği halinde bize saldırmakta,
bütün terör örgütlerini ve istihbarat sistemlerini aleyhimizde mobilize
etmekteler. Bu yaklaşıma göre Erdoğan ekarte olursa Türkiye’nin de diz çökmesi
kaçınılmaz olacak ve nitekim söz konusu ‘şer koalisyonu’ da bu gerçeğin
farkında… Dolayısıyla bugün tek ‘milli’ siyasetin Erdoğan’ın etrafında
toplanmak, ona destek vermek olduğu vurgulanıyor.
***
Bu bakış tamamen yanlış değil. Çünkü AK Parti iktidarının
Batı’nın üstlenmek istemediği işlevleri yüklenmekten imtina etmesi, edilgen bir
Türkiye modeline alışmış olan ülkeler için epeyce sıkıntı yarattı. Neo-con
eğilimli ABD’li bürokratların yurt dışındaki her toplantıda Türkiye’nin
Suriye’ye girmesini teşvik etmelerini, bazı kırılganlıklara işaret ederek aba
altından sopa göstermelerini bizzat yaşadık. Dolayısıyla Türkiye’nin Erdoğan ve
AK Parti üzerinden geliştirdiği yeni ‘kişiliğin’ rahatsızlık yaratması ve bazı
fırsatların Türkiye’nin ‘ehlileştirilmesi’ için kullanılmak istenmesi şaşırtıcı
değil. Bugün de Türkiye’nin çözemediği her meselenin, meşruiyet zaafı içerme
ihtimali olan her adımının ‘kullanılması’ beklenmedik bir durum olamaz. Bu
ülkeyi yönetenler zaten nasıl bir dünyada yaşadığımızı, güçler dengesinin nasıl
bir seyir izlediğini, Türkiye’nin kendine has avantaj ve dezavantajlarının ne
olduğunu gayet iyi bilmekteler.
***
Kısacası yaşanan hiçbir şey öngörülebilir basit siyasi
denklemlerin ötesinde yer almıyor. Türkiye bazı alanlarda küresel siyaseti
yöneten bazı aktörlerin istediği gibi davranmadı ama diğer birçok alanda da
onlarla aynı safta yer aldı ve tasvip edilen bir duruş sergiledi. Yani ABD
başta olmak üzere, Rusya dahil bugün hiçbir küresel güç tamamen Türkiye karşıtı
olmadığı gibi, bu ülkenin zayıflaması da son kertede işlerine gelmez. Diğer
taraftan Türkiye konumunda olan başka ülkeler de var… Diğer bir deyişle uluslar
arası konjonktürün doğal hali bu. Artık hiçbir ülke gözü kapalı bir ‘büyük
devletin’ uzantısı gibi davranmıyor. Küreselliğin getirdiği esneklik
imkanlarından yararlanıyor… Ayrıca Batı içinde Türkiye’nin ille de zarar
görmesini isteyenler olsa bile, bunların da oranı bütünün içinde az kalmaya
mahkum ve hiçbir zaman belirleyici olma ihtimalleri gözükmüyor.
***
Toparlarsak Türkiye bugünün dünyasında ne ‘biricik’
konumda, ne Batı bize külliyen karşı, ne de Batı’da bizden hazzetmeyenler
Türkiye’nin zayıflamasının ima edeceği maliyeti ödemeye hazırlar. Bunun anlamı
önümüzde geniş bir manevra alanı, yani siyaset imkanının bulunduğudur. AK
Parti’nin bu alanı doğru kullanıp ülkeyi ‘sakin sulara’ yöneltmesi gerekiyor ve
bu mümkün. Yapılacak iş, özgürlüklere sahip çıkarak ve hukukun üstünlüğünü
zedelemeden ülkeyi yönetilebilir duruma getirmek ve istikrara taşımaktır. Bunun
iç ve dış iki yolu bulunuyor ve bu yolların birbirine koşut tutulması
gerekiyor. İçerde ‘birlikte yaşamayı’ önemseyen bir tutumun yeni anayasa
sürecine damgasını vurması… Dışarıda ise dünya ile ‘birlikte yaşama’ tercihinin
açık bir biçimde politik dile, üsluba ve işbirliği süreçlerine yansıması.
Ortada bir komplo yok. Ama istersek komplo kıvamına
getirip sunmayı tercih edebileceğimiz bir dengeler yumağı var. Birilerinin bunu
şu veya bu siyasetçi, ya da siyasi parti lehine köpürtmesi belki anlaşılır bir
durumdur. Ama maalesef inandırıcı değil…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.