Orhan Bursalı / obursali@cumhuriyet.com.tr
Haluk Şahin, “Bu kitap, yazılması için beni seçti. Bu
kitap benim kuşağımın öyküsüdür” diyor. Evet, üç yıl aşağı beş yıl yukarı,
bizim kuşağın öyküsü! Bu öyküde neler yok ki, ne travmalar ne işkenceler ne
korkular ne kurbanlar ne gözyaşları ne kaygılar ve ne yiğitlikler... Şahin, çok katmanlı cinayeti araştıran bir
dedektif gibi, FBI’ın cinayet üzerindeki ve mahkemedeki yargılamaları içeren
iki bin sayfalık belgelerini inceleyerek, akademik tezlere dalarak, yazılıp
çizilenleri de okuyarak, olgulara ve belgelere dayanarak, ama roman olmayan bir
roman heyecanıyla bize ulaşıyor. Haluk Şahin’in benimsediğim çok önemli bir
yaklaşımı var: “Arkadaşım Bahadır öldürülmeseydi, arkadaşım Hrant Dink de
öldürülmeyecekti!”(!!!HYETERT)
***
1973 yılının 27 Ocak’ında silahlar patlayacak ve
Kaliforniya’nın Santa Barbara kentinde iki diplomatımız öldürülecekti. Mehmet
Baydar ve Bahadır Demir, sonraki suikast ve cinayet zincirinin ilk
halkalarıydı.
Bayram değil seyran değil demeyin. Yazar, şair,
gazetecilik hocası, akademisyen Haluk Şahin, bu ilk suikastın izlerini sürdü ve
müthiş heyecanlı bir araştırmacı gazetecilik örneği kitabını yayımladı:
Unutulmuş Bir Suikastın Anatomisi.
Haluk Şahin de o yıllarda oralarda doktorasını yapan genç
bir akademisyendi. Üstüne üstlük, ilk diplomatik görevine Los Angeles’te
başlayan ve bir yıl içinde de Santa Barbara’da hayatı sonlanan Bahattin
Demir’in arkadaşı.
Haluk, aynı zamanda Hrant Dink’in de arkadaşıydı, Hrant
da 2007 yılının 19 Ocak’ında bir suikasta kurban gidecekti.
‘Bu kitap beni seçti’
Haluk Şahin, “Bu kitap, yazılması için beni seçti. Bu
kitap benim kuşağımın öyküsüdür” diyor. Evet üç yıl aşağı beş yıl yukarı, bizim
kuşağın öyküsü! Bu öyküde neler yok ki, ne travmalar ne işkenceler ne korkular
ne kurbanlar ne gözyaşları ne kaygılar ve ne yiğitlikler...
Şahin, çok katmanlı cinayeti araştıran bir dedektif gibi,
FBI’ın cinayet üzerindeki ve mahkemedeki yargılamaları içeren iki bin sayfalık
belgelerini inceleyerek, akademik tezlere dalarak, yazılıp çizilenleri de
okuyarak, olgulara ve belgelere dayanarak, ama roman olmayan bir roman
heyecanıyla bize ulaşıyor. [Haber görseli]
Haluk Şahin’in benimsediğim çok önemli bir yaklaşımı var:
“Arkadaşım Bahadır öldürülmeseydi, arkadaşım Hrant Dink de öldürülmeyecekti!”
Bırakın, Bahadır Demir’i öldüren yaşlı Ermeni kökenli
Amerikalının, cinayet sırasında başında beyaz bere taşıması ile, Hrant’ı
öldüren genç katilin de beyaz bereli olması gibi adeta “ilahi rastlantı”yı.
Buna, nefret inşasının kurbanları diye bakın. Nefret ve ötekileştirmenin inşa
edilmesine kim katkıda bulunuyorsa, bu zincirde kişisel ve toplumsal bir
sorumlulukla yerini alıyor demektir.
Nefret inşasına katılmamak
Haluk: “Bu cinayet ve arkasından gelenler Türk ve Ermeni
halkları arasındaki yakınlaşmayı zorlaştıran ve geciktiren bir nefret söylemine
bol bol malzeme üretti. Sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz.”
Şahin, cinayetin örtüsünü kaldırarak altına bakıyor. O
zamanlar “Ermeni Sorunu” üzerine ne toplum ne de devlet güncel bilgi sahibi
değil, bu nedenle cinayet daha çok “bir manyağın işi” olarak görülüyordu.
Karşımızda “12 katmerli”, bir iddiası, bir derdi olan
kitap var. Zaten bizim kuşağımızın temel özelliğidir derdi ve iddiası olmak.
Başımıza ne geliyorsa da bundandır!
Ağrı Dağı’nın karşısında, eski bir Ermeni yerleşimi olan
Sürbahan köyü doğumlu Haluk, yaşadığımız derin siyasal ve toplumsal sorunların
içine, yine bir adeta yaratılmış rastlantı olarak, Ermeni meselesinin içine
sürükleniyor.
Can alıcı meselemiz, nefret söylemi inşasının dışında
kalabilmek.
Ne Ermeni Diyasporası ve buradaki eklentileri tarafından
inşa edilen “Türk-Türkiye nefreti”ne, ne de buna karşı inşa edilen Ermenilere
yönelik nefret söylemine katılmak.
‘Entelektüel zevat’
Hrant Dink, toplumsal kaygılarla da olsa, “Ermeni
soykırımı” inşasına katılmadı. Dahası, Ermeni toplumuna, kanınızda akan Türk
nefreti zehirini akıtın diye seslendi.
Ama “onun arkadaşları” kılığında, kendilerine siyaset
inşa edenler, Hrant’ın ardından, üstelik Hrant adına “soykırım nefreti”ni
katmerleştirdiler. Utanmazca ekranlarda ve köşelerinde, “evet soykırım
demiyordu ama bunun bir soykırım olduğunu aramızda söylüyordu” deme cesaretini
bile göstererek...
Bugün bu “entelektüel zevat” arasında “soykırım
demiyorsan, seninle tek kelime konuşmam” diyerek, aslında iki toplum arasında
duvar inşa ederek cinayet zincirini canlı tuttuklarının farkında olmayanlar
çok. Şahin’in kitabını okuyun, mükemmel bir öykü...

1 yorum:
Eger kronoloji denen sey (yazarin hafizasi ile birlikte) 1973-2007 arasinda donmus kalmis olsaydi arkadaslarinin kaybi arasinda boyle bir sebep-sonuc iliskisi kurmasi hatir icin belki mantiki gelebilirdi. Ama (simdiki moda deyimle) "argumani" bere-kaskol gibi konfeksiyon/hazir giyime cevirince mantik da kus olup uctu. Tipki Surp Ohan'in "Surbahan" olmasi gibi...
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.