Ayşe Hür / hurayse@hotmail.com
Bu konudaki kafa karışıklığının Batılı tarihçiler,
gazeteciler, uzmanlar, siyaset adamlarında da olduğunu biliyoruz. Örneğin 24
Mayıs 1915'te Osmanlı Devleti'ne bir nota veren Fransa, Rusya ve Britanya
hükümetleri "insanlık ve medeniyet aleyhine işlenen suçlar" terimini
kullanmışlardı.
Değerli Tarihçi ve yazar Ayşe Hür’ün 20 Nisan 2014 tarihli
yazısını tekrar yayımlıyoruz. HYETERT
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
Ermeniler 1894-1896’da başta Doğu Vilayetleri olmak üzere
pek çok yerde ya da 1909’da Adana’da başlarına gelenleri tanımlamak için
‘chart’ (katliam), ‘vojir’ (suç), ‘aksor’ (mülksüzleştirme), ‘voghperkutiun’
(trajedi),‘nakhjir’, ‘potorig’ (fırtına) gibi terimler kullanmışlardı. ‘1915’
için ise daha çok ‘yeghern’ ve ‘aghed’ terimlerini kullanmışlardı. Bu iki
terimin izini Ermeni sözlüklerinde sürersek: 1769 tarihli Haygazyan Sözlüğü’nde
‘yeghern’in Türkçesi olarak “fesad, bela” deniyor, aghed ise yine bela ve fesad
olarak tanımlanıyordu. Konunun uzmanları birincisinin daha çok insanlar eliyle
gelen belalar için, diğerinin ise doğadan gelen belalar için kullanıldığını
belirtiyor. İz sürmeye devam edersek, benzer tanımlamalar, 1836 tarihli Yeni
Haygazyan Sözlüğü’nde, 1843 tarihli Somalyan Sözlüğü’nde, 1844 tarihli
Peştamalciyan Sözlüğü’nde, 1846 tarihli Camcıyan Sözlüğü’nde de yapılıyor.
Ancak, 1908 tarihli Minasyan Sözlüğü’nde ‘aghed’de bir yenilik yok ama
‘yeghern’ kelimesinin karşısında eskiden olmayan bir açıklama okuyoruz:
“Kabahat, cinayet, cürüm”… 1974 tarihli Bohçalyan Sözlüğü’nde ise ‘yeghern’in
artık tek anlamı var: ‘Cinayet’
Bu terimlerden ‘aghed’ yukarıda da söylediğim gibi esas
olarak doğal afetleri, felaketleri anlatan bir terim olduğu halde, Setrag
Shahen’in 1917 tarihli The Suffering Ones adlı kitabı ile Teotig’in Hushartzan
Abril Dasnemegui (11 Nisan Anıtı) adlı kitaplarında 1915’te yaşananları
tanımlamak için kullanılmış. Aghed, başına Medz (Büyük) sıfatını alarak daha
sonra da defalarca kullanılmış. (Bazen Metz, bazen Meds olarak da yazılıyor.)
İlk kez 5. Yüzyılda kaleme alınmış Ermeni İncilinde geçen
‘Medz Yeghern’i 1915 için ilk kullanan muhtemelen Avetis Aharonian. Kısa ömürlü
Ermenistan Cumhuriyeti’nin temsilcisi olarak 15 Haziran 1918’de İstanbul’a
gitmek üzere Batum’dan yola çıktığında Ahoronian: “Konstantinopolis’e
gidiyorum. Bu bir mucize. Dünyanın ve Ermenilerin unuttuğu, Medz Yeghern’in
anavatanına gidiyorum” diye yazmıştı günlüğüne.
9 Aralık 1945’te (ki Nuremberg yargılamalarından önceki bir
tarih) Ermenice Haratch gazetesi Yahudi Soykırımı (Holacaust) ile 1915’i
ilintilendirerek, “jüri ve yargıçlar ne zaman geriye bakacaklar? Henüz
Tseghasbanutiun (‘ırk cinayeti’) terimini keşfedemediler mi yoksa kana susamış
canavar, cezalandırılamayacak kadar güçlü ve ulaşılamaz mı?” diye soruyordu.
Dolayısıyla, 1915 için yeni bir terim icat etmiş oluyordu. Bundan iki yıl
sonra, 30 Ocak 1947 tarihli Hairenik Weekly’de “Ermenilerin tarihi geçmişleri
çalındı, 1,5 milyon insan kurban edildi, bir milyon yurtsuz bırakıldı. Bu
devasa yanlışı düzeltmek için Birleşmiş Milletler ‘Soykırım’ (Genocide,
Jenosit) terimini önerdi. Bu terimin Ermeni yaralarına derman olması çok zor”
diye yazacaktı. Yazarın kastettiği, hikayesini yanda anlattığım Raphael Lemkin’in
icadı olan terimdi.
Nitekim 1915’te yaşananları adlandırmak için doğru terimi
bulmanın Ermeniler için kolay olmadığını Kersam Aharonian’ın 1915’in 50.
Yıldönümünde (1965) Beyrut’ta yayımlanan Zartonk’taki makalesinde görülüyordu.
Aharonian yazısında sekiz ayrı terim kullanmıştı: Yeghern, Medz Yeghern,
Abrillian Yeghern (Nisan Yeghern’i), Kemalist Yeghern, Aghed, Medz Aghed,
Tseghasbanutiun, Hayasbanutiun (Ermeni kırımı)…
Ermeni cephesindeki son (?) durum şöyle: 2011 Aralığında
Ermenistan Devlet Başkanı Serge Sarkisian Marsilya’da “Medz Yeghern’den sonra
hayatta kalacak kadar güçlüydük, şimdi de adalet isteyecek kadar güçlüyüz” dedi
ve bu konuşma ABD’de yaşayan radikal kanattan Harut Sassounian tarafından
Amerikalı okuyuculara, kullanılan Ermenice terime atıfta bulunulmadan
“Sarkisian konuşmasında altı kez ‘Soykırım’ (Genocide) dedi” şeklinde
aktarıldı.
BATILILARIN MANEVRALARI
Aynı kafa karışıklığının Batılı tarihçiler, gazeteciler,
uzmanlar, siyaset adamlarında da olduğunu biliyoruz. Örneğin 24 Nisan 1915
gününden itibaren, İstanbul’da yaşayan Ermeni aydınlarının, siyaset
adamlarının, kanaat önderlerinin kafileler halinde Çankırı ve Ayaş’a doğru ölüm
yolculuğuna çıkarılması üzerine, 24 Mayıs 1915’te Osmanlı Devleti’ne bir nota
veren Fransa, Rusya ve Britanya hükümetleri “insanlık ve medeniyet aleyhine
işlenen suçlar” terimini kullanmışlardı. 1918’de sabık ABD Başkanı Theodore
Roosevelt, “Ermeni katliamı savaş yıllarında işlenmiş en büyük suçtur” dedi.
Britanya’nın ünlü siyaset adamı Winston Churchill 1929 yılında 1915’i
“Administrative holocaust” (idari holocaust) olarak tanımladı. Yer sorunu
yüzünden son yıllara hızlıca gelirsek, ABD Başkanı Ronald Reagan, 22 Nisan
1981’de yayımladığı bildirgede ‘Armenian Genocide’ (Ermeni Soykırımı) terimini
kullandı. Temsilciler Meclisi, 1975 ve 1984’te ‘Genocide’ dediler. 2000 yılında
Papa John Paul II, Bütün Ermenilerin Katolikos’u unvanlı II. Karekin’in
kendisini ziyareti sırasında ‘Ermeni Soykırımı’ terimini kullandığında
Türkiye’deki gazeteler haberi “Papa’nın bunamaya başladığını” vurgulayarak
vermişlerdi. Belki de Türkiye’nin tepkisi üzerine 26 Eylül 2001’de Papa,
Erivan’ı ziyaretinde yaptğı kısa konuşmada ‘Metz Yeghern’ dedi. Böylece epeydir
gözden düşmün olan bu terimi yeniden meşhur etti.
Başkan George W. Bush, 24 Nisan 2003 konuşmasında Medz
Yeghern’i değil ‘Great Calamity’ (Büyük Bela/Afet) terimini kullanarak
Ermenileri bir kez daha hayal kırıklığına uğratırken, Türkleri ise sevindirdi.
Aslında Harout Sassounian’ın tespit ettiği gibi ‘Baba’ Bush o yıl boyunca,
‘horrible tragedy,’ (korkunç trajedi) ‘mass killings,’ (kitlesel öldürmeler)
‘forced exile,’ (zorunlu göç, tehcir) ‘appalling events,’ (dehşete düşürücü
olaylar) ‘the suffering that befell Armenians in 1915,’ (Ermenilerin 1915’te
yaşadıkları büyük ızdırap) ‘a tragedy for all humanity,’ (tüm insanlık için
büyük trajedi) ve ‘horrendous loss of life’ (korkunç can kayıpları) arasında
denemeler yapmış, sonunda 24 Nisan konuşması için ‘Great Calamity’de karar
kılmıştı. Bunlar olurken Ermenilerin ve Türkiye Dışişleri’nin ne heyecanlar
yaşadığını tahmin edebilirsiniz.
Barack Obama, 2008’de Başkanlık kampanyası sırasında “Başkan
olduğumda Ermeni Soykırımı’nı tanıyacağım” demişti, ama iktidara geldikten
sonra “reel politik’le tanıştı ve terimler arasında jonglörlüğe başladı ve 24
Nisan 2009 konuşmasında ‘Metz Yeghern’ dedi. Bu çarkedişin Ermeni toplumunun
sinirlerini nasıl gerdiğini tahmin edebilirsiniz. Bu yıl ne diyeceğini hep
birlikte göreceğiz.
TEHCİR, SÖZDE SOYKIRIM, SOYKIRIM
Türk tarafına gelince; Cumhuriyet tarihi boyunca 1915’i önce
hiç anmayan, dış ve iç zorlamalarla görmezden gelemeyince ‘tehcir’ (zorunlu
göç), ‘fazahat’ (kötülük), ‘kıt’al’ (katliam), ‘mukatele’ (karşılıklı katliam)
gibi terimlerle işi geçiştirmeye çalışan; biraz daha zorlanınca ‘sözde
soykırım’ terimini uyduran resmi, yarı-resmi çevrelerin ve buna karşılık
1915’i, ‘trajedi’, ‘kırım’, ‘katliam’, ‘insanlık suçu’ veya ‘soykırım’ diye
niteleyen dürüst insanların hikayesini Taraf’ta ve Radikal’de pek çok kez
anlattım, onları okumayanlar için ilerde tekrar anlatırım. Türkiyeli aktörlerin
‘Medz Yegern’ terimini dolaşıma sokmalarının tarihi ise oldukça yeni. İlk kez
2005’te İstanbul’daki Ermeni Patriği Mesrob Mutafian sırasıyla Ermenice,
İngilizce ve Türkçe olarak ‘Medz Yeghern’ ‘The Great Disaster’ ve ‘Büyük
Felaket’ demişti. Onu 2008’de 30 bin kişinin imzaladığı “Ermenilerden Özür
Diliyorum” bildirisinin mimarları izledi. O günden bu yana da kabul görmüş
görünüyor.
Aslında durum göründüğün de karışık. ‘Medz Yeghern’
denilince artık Ermeniler eski sözlüklerdeki karşılıklarını anlamıyor. Nasıl ki
soykırımın Yahudilere yönelik olanını tanımlamak için ‘Holocaust’, Çingenelere
yönelik olanını tanımlamak için ‘Porrajmos’, Ukraynalı kulaklara yönelik
olanını tanımlamak için ‘Holodomor’, Süryanilere yönelik olanını tanımlamak
için ‘Seyfo’ terimi kullanılıyorsa, Ermenilere yönelik olan soykırımı
tanımlamak için de ‘Medz Yeghern’ deniliyor. Ancak, Medz Yeghern’in, Ermeni
olmayan toplumlar için anlaşılmaz bir kelime olmasının veya telaffuzunun zor olmasının
yanısıra, aynen diğer özel terimler gibi, hukuki alanda bir karşılığı, bir
yaptırımı yok. Halbuki, 1915’te Ermenilere karşı işlenen korkunç, şeytani suçun
hesabının sorulabilmesi için hukuki bir terimle nitelenmesi gerekiyor. Bu
yüzden bazı Ermeniler ‘Genocide’ terimi yerine ‘Medz Yeghern’in geçmesini (ya
da geçirilmesini) Türkiye’nin resmi politikalarına verilen gizli destek olarak
görüyorlarlar. Ben, konuyla ilk ilgilenmeye başladığımda ‘1915 Tehciri’
demiştim. Konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğumda ‘1915 Ermeni Kırımı’
dedim, şimdi ‘1915-1916 Ermeni Soykırımı’ diyorum. Medz Yeghern terimini ise
hiç kullanmadım, muhtemelen kullanmayacağım da…
Zaten, bu tarihçeden de görüleceği gibi, 1915’te Ermenilerin
başına gelenin adının konması sadece bizim için değil Ermeniler ve Batılılar
için de kolay olmamış. İsim koymak kolay değil belki ama, Ermenilerin yaşadığı
acıları hissetmek; bu acıları Ermenilere yaşatanlarla aramıza duygusal ve
ideolojik mesafe koymak ve nihayet bu acılara doğrudan ya da dolaylı olarak
maruz kalanlara ‘onarıcı adalet’ kavramı çerçevesinde elimizi uzatmak pek ala
mümkün…
Lemkin ve Genocide teriminin icadı
Yunanca ‘genos=soy’ ile Latince ‘caedere’ kökünden gelen
‘cide=öldürme’ sözcüklerinden oluşan ‘genocide=soykırım’ terimini ve onun
uluslararası hukukun parçası olmasını Yahudi asıllı Polonyalı hukukçu Raphael
Lemkin’in (1900- 1959) ısrarlı çabalarına borçluyuz.
Almanların 1939’da Polonya’yı işgal etmesi üzerine Lemkin
orduya yazılmış, ancak Polonya’nın Nazilere teslim olması üzerine önce İsveç’e
oradan da ABD’ye göçmüştü. ABD’de önce Duke Üniversite’sinde hocalık yapan
Lemkin, Başkan Roosevelt döneminde Savaş Bakanlığı’nda görev aldı. Kafasındaki
suçu tanımlamak için pek çok kelime üreten Lemkin ‘genocide’ terimini ilk kez,
1943’te, “Axis Rule in Occupied Europe: Laws of Occupation - Analysis of
Government-Proposals for Redress” adlı ünlü makalesinde kullandı. (Makale
1944’te kitap olarak basıldı.) Terim, Lemkin’in yılmaz çabaları sonucu 9 Aralık
1948’de Soykırımı Önleme ve Ceza Sözleşmesi (kısaca 1948 Soykırım Sözleşmesi)
ile uluslararası hukukun parçası oldu.
Bugün pek çok kişi, terimin Ermeni Tehciri’ne uygulanmasının
saçma olduğunu, çünkü Ermeni Tehciri sırasında soykırım diye bir kavram
olmadığını, Lemkin’in terimi özel olarak Holocaust için ürettiğini ileri sürer.
Ancak, Lemkin’in New York Halk Kütüphanesi’nin Nadir Eserler Bölümü’nde
saklanan hatıratına göre bu iddialar doğru değil.
TALAT PAŞA CİNAYETİ
Lemkin’i bu alana yönlendiren Polonyalı yazar Henryk
Sienkiewicz’in Nobel ödülü kazanmış Quo Vadis? adlı romanıydı. Romanda, Roma
imparatoru Neron tarafından Hıristiyanlığı kabul edenlere yönelik katliamlar
anlatılmaktaydı. Daha ilk gençlik yıllarında kitlesel öldürmeler konusuyla
ilgili her türlü kitabı okuduğunu belirten Lemkin’i etkileyen en önemli olay
ise ailesini 1915’te kaybeden Soghomon Tehlirian adlı Ermeni gencin İttihat ve
Terakki’nin liderlerinden Talat Paşa’yı 15Mart 1921’de Berlin’de öldürmesi
olmuştu. Suikast Avrupa’da büyük yankı yaratmış fakat Tehlirian, jüri
tarafından cezai ehliyeti olmadığı gerekçesiyle beraat ettirilmişti. Lemkin
anılarında şöyle devam ediyordu: “Türkiye’de Hıristiyan olmaktan başka suçu
olmayan 1.200.000 Ermeni ölüme gönderilmişti. Savaştan sonra 150 kadar Türk
savaş suçlusu tutuklandı ve Britanya hükümeti tarafından Malta’ya gönderildi...
Bir gün (Ermeni) delegeler gazetelerde Türk savaş suçlularının serbest bırakıldığını
okudular (…) Bir millet toptan öldürmüştü ve suçlular serbest kalmıştı. Bu beni
şok etti. Neden bir adam bir adamı öldürünce cezalandırılır? Niye bir milyon
insanın öldürülmesi bir tek kişinin öldürülmesinden daha az suçtur? (…) Kendimi
sayıları giderek artan kurbanların yerine koydum. Anladım ki, hafızanın görevi
sadece geçmiş olayları kaydetmek değil aksine insan bilincini uyarmak (…)
Hukukçu olmaya ve milletlerin işbirliğini sağlayarak soykırımın suç haline
getirilmesi için çalışmaya karar verdim. (…) Kafamda cesur bir plan vardı (…)
Türkiye’nin de imzalamasını içeren bir plan. Bu Ermeni soykırımı için bir çeşit
kefaret olabilirdi. Fakat bu nasıl başarılabilirdi? Türkler Osmanlı
İmparatorluğu’nun yerine koydukları ilerlemeci kavramlardan ve cumhuriyetçi
hükümet biçiminden gayet gururluydular. Belki de Soykırım Sözleşmesi sosyal ve
uluslararası gelişme çerçevesine yerleştirilmeli...”
Bu düşünceler içinde Lvov Üniversitesi’ndeki dil eğitimini
bırakıp hukuk fakültesine geçen Lemkin’in 1933’den 1943’e kadarki dönemde,
bugünkü BM’nin öncülü olan Cemiyet-i Akvam’da, diplomatları “bir zamanlar
Doğu’da olan şeyin Avrupa’nın göbeğinde de olabileceği konusunda uyarmak için”
delice uğraştığı bilinmektedir. Nitekim tarih Lemkin’i haklı çıkardı ve milyonlarca
kişiyle birlikte Lemkin’in ailesinden 40 kişi, Nazilerin toplama kamplarında
hayatını kaybetti.
UZUN TARTIŞMALAR VE MUTLU SON
Soykırım suçunda ‘saik’ (gerekçe), kasıt ve plan önemli
midir, hangi gruplara karşı işlenen suçlar soykırım sayılır konularındaki uzun
ve ateşli tartışmalardan sonra 9 Aralık 1948’de, Hindistan’ın ilk kabul oyunu
takiben, yoğun alkışlar arasında oybirliğiyle kabul edilen Soykırım
Sözleşmesi’nin 2. maddesi, “Bu sözleşme bakımından ulusal, etnik, ırksal veya
dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen
aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur”, ifadesi ile
başlıyor ve suç teşkil eden fiilleri şöyle sıralıyordu: “a) Grup üyelerini
öldürmek, b) Grup üyelerine ciddi bedensel ve zihinsel zarar vermek, c) Grubu,
fiziksel varlığını kısmen veya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına
tabi tutmak, d) Grup içinde doğumları önlemek amacıyla önlemler almak, e)
Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmektir.” Sözleşmenin 3. maddesine
göre, soykırım suçuna teşebbüs etmek, bile cezalandırmayı gerektiriyor.
(Sözleşme metni için: http://www.unhchr.ch/html/menu3/b/p_genoci.htm)
SÖZLEŞME, GEÇMİŞE UYGULANABİLİR Mİ?
Roma hukukundan miras ‘nullum crimen sine lege, nulla púna
sine lege praevia=Yasa olmadan suç olmaz, daha önce kabul edilmiş yasa olmadan
ceza verilemez’ ilkesi uyarınca, bir yasanın geriye doğru işlemeyeceği genel
pozitif hukuk ilkesidir. Ancak uygulamada bu kuralın pek çok istisnası var. En
bilinen ex post facto (=olay olduktan sonra) suç, 8 Ağustos 1945 tarihli Londra
Anlaşması ile tanımlanan ‘barışa karşı suçlar’ (crimes against peace) tanımıdır
ki, Nazi suçluları için özel olarak kurulan Nurnberg ve Tokyo mahkemelerindeki
yargılama ve cezalandırmalar buna dayanarak yapılmıştır. Yani Naziler suç
işledikleri tarihte tanımı olmayan bir suç ve bunun için suçtan sonra kabul
edilmiş bir kanuna göre yargılanmış ve cezalandırılmışlardır. (Nazi kasapları
Klaus Barbie veya Adolf Eichmann davaları gibi örnekler de var ama bunlar çok
tartışmalı olduğu için üzerinde durmuyorum.) Yani bazı uzmanlar Soykırım
Sözleşmesi’nin 1915’e uygulanabileceğini düşünüyorlar. Son bir not: Bazı
devletler işi sağlama bağlamak için 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin imzalanması
sırasında sözleşmenin geriye dönük olarak uygulanmayacağına dair bir şerh
koylarken. Sözleşme’yi 1950’de imzalayan Türkiye bu ülkelerin arasında değil!
ÖZET KAYNAKÇA
Raphael Lemkin’s Thoughts on Genocide: Not Guilty,
Editörler: Steven L. Jacobs, Lewiston, N.Y.: Edwin Melen Pres, 1992; Samantha
Power, A Problem from Hell, America and the Age of Genocide, HarperCollins,
2003; Khatchig Mouradian, “From Yeghern to Genocide: Armenian Newspapers,
Raphael Lemkin, and the Road to the UN Genocide Convention,” Haigazian
Armenological Review, Vol. 29, 2009; Vartan Matiossian, “The Birth of ‘Great
Calamity’: How ‘Medz Yeghern’ Was Introduced onto the World Stage”, “The ‘Exact
Translation’: How ‘Medz Yeghern’ Means Genocide”, “The Turkish-Made ‘Great
Calamity’: How ‘Medz Yeghern’ Became ‘Büyük Felâket’”, üç makale de
http://www.armenianweekly.com sitesinde okunabilir; William A. Schabas,
Genocide in International Law: The Crime of Crimes, Cambridge University Press,
2000; Alfred Zayas, “The Genocide against the Armenians 1915-1923 and the relevance
of the 1948 Genocide Convention”,
www.alfreddezayas.com/Law_history/armlegopi.sh tml.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/1915e-ad-verememek-aghed-medz-yeghern-soykirim-1187604/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.