Pınar Kılavuz Ekerbiçer / Paris
‘Türkiye’nin Güncel Durumu Ve Azınlık Hakları
Konferansı’na konuşmacı olarak katılan HDP Milletvekili Garo Paylan ile
Türkiye’deki azınlıklardan ve gayrimüslim milletvekili olmak hakkında konuştuk.
"74 milyon insanın çoğu Yahudi’nin ne olduğunu bile bilmiyor. Onu sanki
bütün dünyayı yöneten bir güç olarak görüyor, bütün kötülüklerin altında
Yahudilerin olduğu öğretisi ile yaşıyor. ‘Uslu çocuk’ olursak hoş görülen
unsurlarız ama herhangi bir itirazımız olursa ‘hain’ olarak
yaftalanıyoruz."
***
Paris’te düzenlenen ‘Türkiye’nin Güncel Durumu Ve Azınlık
Hakları Konferansı’na konuşmacı olarak katılan HDP Milletvekili Garo Paylan ile
Türkiye’deki azınlıklardan ve gayrimüslim milletvekili olmak hakkında konuştuk.
Paris’te düzenlenen ‘Türkiye’nin Güncel Durumu Ve Azınlık Hakları Konferansı’na
konuşmacı olarak katılan HDP Milletvekili Garo Paylan ile Türkiye’deki
azınlıklardan ve gayrimüslim milletvekili olmak hakkında konuştuk.
"74 milyon insanın çoğu Yahudi’nin ne olduğunu bile
bilmiyor. Onu sanki bütün dünyayı yöneten bir güç olarak görüyor, bütün
kötülüklerin altında Yahudilerin olduğu öğretisi ile yaşıyor.
‘Uslu çocuk’ olursak hoş görülen unsurlarız ama herhangi
bir itirazımız olursa ‘hain’ olarak yaftalanıyoruz."
Türk siyasi tarihinde uzun zamandır görmediğimiz bir
tablo ile karşı karşıyayız. Mevcut meclis döneminde dört gayrimüslim
milletvekili seçildi. Bu tabloda Ermeni kimliğiniz ne derece ön plana çıkıyor?
Aslında üç Ermeni, bir de Süryani milletvekili var. Hatta
bir tane Ezidi milletvekili var. Ben elbette Ermeni’yim, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı bir Ermeni’yim ve bununla gurur duyuyorum. Bütün kimliklerimle gurur
duyuyorum. Ama Türkiye’de Ermeni olmak hâlâ normal bir şey değil. Bazen çok
yüceltilen, bazen de çok yerilen bir kimlik; bir küfür haline sokulabilen bir
kimlik ki bunu son günlerde tekrar yaşıyoruz. Ermeni kimliğini, normal, bütün
kimlikler gibi onurlu bir kimlik seviyesine sokmak amacındayım. Ermeni olmam
tabii ki önemli bir faktör, ama bunun normal bir şey haline dönüştürüp, benim
diğer kimliklerimle, diğer özelliklerimle öne çıkma hayalim var. Mesela ben
ekonomistim. Aslında keşke Ermeni olmam normal bir şey olsa ve toplumum,
kimliğim Ermeni olmaktan dolayı bir riskle karşı karşıya olmasa. Şu anda
mecliste Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Daha çok bir ekonomist kimliğim,
Türkiye’nin ekonomi politikaları ile olan uğraşım öne çıksa…
Mecliste hiç Yahudi milletvekili bulunmuyor. Çoğulculuğu savunan
bir partinin milletvekili olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ermenilerin haklarını savunmak için illa Ermeni olmaya
gerek yok. Ben partideki pek çok arkadaşıma kendi kimliğimi savunması için
vekalet verebilirim. Ama öyle bir Ermeni olabilir ki, sizin kimliğinizi
savunmayı bir kenara koyun sizi utandırabilir de.
Şahsen tüm bunlara ideolojik olarak bakıyorum. Siz
eşitliğe inanıyor musunuz? Kendi halkınızın kimliğini ve onurunu savunabilecek
misiniz? Ayrıca sadece kendi halkınız için değil, bütün kimlikler için aynı
eşitlik mücadelesini verebilecek misiniz? Biz buna inanan bütün kimlikler
olarak HDP’de bir araya geldik. Biz Yahudi bir milletvekilimizin olmasını
istedik ancak Türk Yahudi toplumu bence henüz Ermeniler kadar politize değil.
Jeffi Kamhi örneği var ama o da kendi toplumunu çok politize edemedi, kendi
toplumunun sorunlarını çok öne çıkartamadı. Tabii ki 1990’lı yıllar çok zor
yıllardı; onu da çok iyi anlayabiliyorum.
Ermeni toplumu olarak biz de Hrant Dink’ten sonra
politize olduk, onun kuşakları olarak öne çıkıyoruz. Mesela ben bir iş
adamıydım, Hrant Dink öldürüldüğü gün benim için iş insanlığı bitti. Onun için
adalet, Ermeni toplumu için mücadele etme fikri beni polize etti. Yahudi
toplumu da kendi içinden elbette siyasetçi namzetleri çıkartmalı, politik
taleplerini görünür kılmalı. Biz HDP olarak buna hazırız ama Yahudi toplumu ne
kadar hazır bilemiyorum. Ama Türkiye’de gerek Ermeniler, gerek Yahudiler ya da
başka azınlıklar için tekrar riskli günler yaşıyoruz ve Hrant Dink’in ‘güvercin
tedirginliği’ diye adlandırdığı şey bence tekrar devrede. Yeni kuşaklar için
geleceklerini Türkiye’de görmeme gibi bir durum maalesef tekrar sahneye kondu.
Zaten çok az sayıdayız, zaten büyük kalabalıklar içinde asimile olma riskleri
ile karşı karşıyayız.
Partinizde temsilcisi olmayan toplumların sorunları ile
de ilgileniyor musunuz? Bu konuda yaptığınız çalışmalar var mı?
Özellikle partimizin yükselişte olduğu dönemlerde Türk
Yahudi toplumumun farklı kesimlerinden temsilcilerle görüşmeler yaptık. O dönem
hepimiz gerçekten çok umutluyduk, yani bu çoğulcu söylemin hâkim olması
toplumun her alanını rahatlatıyordu aslında. Kürt meselesinin rahatlaması diğer
bütün meselelere de alan açıyordu. Bir barış iklimi vardı, çoğulcu bir söylem
vardı. Benim yalnızca Ermeni meselesini çözmem hiç bir şey ifade etmiyor,
önemli olan herkesin meselesini çözebilecek genel bir paradigmayı hayata
geçirebilmek. Biz HDP olarak bunun hayalini kurduk, biz bu hayale yürürken
tekrar düşman söylemleri, savaş söylemleri ile karşı karşıya kaldık. Ermeni
kelimesi tekrar küfür haline gelebiliyor. Bir gün bir Yahudi’ye aynı şey
olabiliyor. Bugün kendi kimliğimiz ile ilgili bir küfre maruz kalmıyor
olabiliriz, sistem sizi hedef almıyor olabilir ama mutlaka ve mutlaka biz buna
yol verdiğimiz sürece tekrar size dönecektir. Herkes geçici olarak kendini
iktidar zannetti, tabii ki Ermeniler ve diğer azınlıklar kendilerini hiç bir
zaman öyle hissetmediler.
Bugün Türkiye’de Müslüman olmayan insanlar dini
özgürlüklerini ne derece yaşayabiliyorlar? Hükümetin ve devlet kurumlarının
herkesin dinine ve inancına adil davrandığını düşünüyor musunuz?
Mesela geçtiğimiz günlerde Dinayet İşleri Başkanlığı’nın
bütçesini görüştük. Şunu söylüyorum, hâlâ bu devirde Diyanet İşleri Başkanlığı
diye bir kurumumuz var, devletten çok ciddi bir bütçe ayrılıyor, hepimizin
vergileri ile oluşuyor ve yalnızca Sünnilerin ibadet yerleri için harcanıyor.
Bu tabii ki adil değil. Bizim ruhban okulumuzun hâlâ kapalı olması, Yahudilerin
hâlâ bu güvercin tedirginliğini yaşamaları, bu durumun göstergesi. Onların
bakış açılarına göre esas olan kendileri, bizler ise hoş görülen insanlarız.
‘Uslu çocuk’ olursak hoş görülen unsurlarız ama herhangi bir itirazımız olursa
‘hain’ olarak yaftalanıyoruz. Eğitim Bakanı ile yaptığım bir görüşmede şunu
önerdim: Biz dört kuşak olarak gerçekten kayıp kuşaklarız, çünkü hep bir düşman
anlayışı üzerinden ve hep ötekileştirme üzerinden yetiştirildik. Yeni kuşağa
mutlaka ayrımcılık dersleri verilmeli, bütün kültürlerden, inançlardan ve
etnisitelerden bahsedilmeli. Çoğulcu kültür hakim olmalı. 74 milyon insanın
çoğu Yahudi’nin ne olduğunu bile bilmiyor. Onu sanki bütün dünyayı yöneten bir
güç olarak görüyor, bütün kötülüklerin altında Yahudilerin olduğu öğretisi ile
yaşıyor. Beş sene öncesine kadar, ‘One minute’e kadar her şey iyiyken daha
sonra ‘Düşman İsrail’ algısı yaratıldı. Şimdi tekrar bakıyorsunuz dönülmeye
çalışılıyor. Ancak bunlar samimi olmayan konjonktürel şeyler.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarına cuma namazı
için ara veriyor. Siz de “Sizin için mübarek cuma varsa benim için de mübarek
bir pazar var. 10.30-12.00 arası bütün komisyonunun çalışmasına, Cuma namazı
için olduğu gibi pazar günü de ara vermesini istiyorum” dediniz ve bu
istediğiniz kabul edildi. Daha sonra Dünya Anadili Günü’nde meclis matbaası
sizin kartvizitinizi hem Ermenice hem de Türkçe bastı. Bu gelişmeler size
kendinizi nasıl hissettirdi?
Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kırk kişiyiz ve ben bu
talebimi dile getirdiğim zaman birebir hiç kimse itiraz etmedi. Hâlbuki tribünlere
konuştuklarında başka davranıyorlar. Siz birebir onun karşısına geçtiğinizde
itiraz edemiyorlar. Ben Ermenice kartvizit bastırmak istediğimde şaşırdılar ama
oldu. Zaten bunun olmaması zaten normal olmayandı. “Senin ibadet hakkın varsa
benim de bu hakkım var” dediğim zaman itiraz edemiyorlar. Önemli olan bu aynayı
onlara tutmak. İnsana dokunduğunuz anda en katısını bile yumuşatabiliyorsunuz.
Hrant Dink’in de mesela öyle bir özelliği vardı, en milliyetçisini bile oturup
10 dakika konuştuğu zaman bütün kafasını, bütün dünyasını değiştirebiliyordu.
Ben de buna çabalıyorum ve çabalamaya devam edeceğim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.