Hakan Aksay / @AksayHakan / aksayhakan@gmail.com
Son yıllarda Türkiye’nin
başına gelenlerin önemli bölümü, onun yapabileceğinden çok daha fazla göreve
talip olmasındandı.Karabağ ve genel olarak Kafkasya konusunda da Türkiye’nin
gücü, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin sandığından çok daha az. Zaten diplomasi
alanına şimdiden Moskova ağırlığını koydu. Başbakan Medvedev ve Dışişleri
Bakanı Lavrov çatışan taraflarla hızlı bir mekik diplomasisi başlattı. Türk dış
politikasının entelektüel birikimi, deneyimi ve diplomatik ustalığı ABD’nin,
İran’ın, Rusya’nın yanında epeyce cılız ve bir de her şeyin en tepesindeki
öngörülmez keyfiyetin gelgitlerine bağımlı. Böyle bir ortamda Kafkasya
konusunda hamasi demeçlerden ve provokasyona açılan girişimlerde bulunmadan
önce iyice düşünmek gerek. Acaba Karabağ çatışmaları, Erdoğan için bir tuzak
mıydı? Ya da bir tuzağa dönüşebilir mi?
***
Ansızın Dağlık Karabağ'dan
Kafkasya'ya savaş kıvılcımları yayılıverdi.
Bütün dünyanın dikkati,
acaba Azerbaycan'la Ermenistan arasında yeni bir savaş mı çıkıyor diye bölgeye
yöneldi.
Çatışmalar durdu. Ya da
şimdilik durdu.
Ama Kafkasya'nın her ne
kadar son 22 yıldır dondurulduğu sanılsa da içten içe kaynayan askerî krizinin,
aniden sonuçları öngörülmez bir savaşa dönüşebilmesinin ne kadar kolay olduğu
anlaşıldı.
Peki, ne oldu da 1988'de
patlak veren savaşın 5 Mayıs 1994 Bişkek Barış Anlaşması ile durdurulmasından
onca yıl sonra birkaç gün içinde, resmî açıklamalara göre onlarca, söylentilere
bakılırsa yüzlerce insanın ölümüne yol açan bir kanlı gösteriye gerek duyuldu?
Bu çatışmayı kim, neden
başlattı?
Ermenistan ve/veya onun
koruması altındaki Karabağ mı?
Azerbaycan mı?
Sakın "dışardan
birileri" kışkırtmış olmasın?
Mesela, Rusya?
Ya da ABD?
Veya İran?
Yoksa Türkiye mi?
İlk kurşunu sıkan kim?
Karabağ ateşkes sürecinde
son 22 yılda çıkan en ciddi tehlike olarak nitelenen birkaç günlük çatışmaları
çıkaran Ermeni tarafı mı?
Eğer öyleyse amaçları ne
olabilir? Karabağ sorununa dikkat çekmek? Rusya’dan daha fazla ekonomik ve
askerî yardım almak? Yoksa Abhazya, Güney Osetya ve Kırım’dan sonra Karabağ’ın
da bağımsızlığını gündeme sürmek amacıyla bir adım atmak?
Bilemiyoruz.
Bir de madalyonun tersine
bakalım.
30 bini aşkın insanın
ölümüne, yaklaşık bir milyon kişinin yerinden yurdundan olmasına yol açan ilk
savaşın galibi Ermenistan'dı.
Ortaya çıkan statüko da
bugüne dek Ermenistan’ın işine geliyordu. Hâlâ da öyle.
Dağlık Karabağ ve
Azerbaycan'ın 7 bölgesi (rayonu), yani Azerbaycan topraklarının beşte biri
Ermenistan'ın işgali altında.
Ve on yıllardır süren
siyasi temaslar bu tabloyu değiştirmiyor.
Bakü’de “toprak
bütünlüğünü sağlama” amacına ancak savaşarak ulaşabileceği kanısı güçlenmiş
durumda.
Son yıllarda başta
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev olmak üzere birçok Azeri yetkili, “güce başvurmama
yükümlülüğü almadıklarını” vurguluyor. Yani fiilen Bişkek Anlaşması’na ve AGİT
sürecine uymayabileceklerinin sinyalini veriyor.
Dahası Bakü’de defalarca
“artık askerî bütçemiz, Ermenistan'ın tüm bütçesinden daha fazla” türü
açıklamalar yapıldığını hatırlıyoruz.
Kimilerine göre Aliyev
ABD’de iken Azerbaycan silahlı kuvvetleri ani bir atakla “kendi Kırım
operasyonlarını” yapmayı denedi.
Zafer kazanılması
durumunda Aliyev sahip çıkacak, fiyasko durumunda ise kendisi yokken böyle bir
hatayı yapan generalleri cezalandırarak işin içinden sıyrılabilecekti.
Çatışmaların Bakü
inisiyatifinde başlatıldığını savunanlar, bunun son dönemde petrol fiyatlarının
düşmesiyle birlikte ülkenin hissedilir ekonomik ve sosyal sıkıntılar yaşamaya
başlaması koşullarında dikkatlerin “dışarıya” ve özellikle de “düşman
Ermenilerle savaş tehlikesine” çekilmesi denemesi olabileceğini öne sürüyorlar.
Belki. Ama bu tür bir
“dikkat dağıtıcı hamle” Erivan açısından da geçerli olabilir.
Moskova’nın parmağı mı?
Gürcü savaşı, Kırım ve
Ukrayna, Suriye...
Acaba son dönemde siyasi
ve askerî olarak güçlenen Rusya, şimdi yeniden Kafkasya'da sahneye çıkma
hazırlığı yapıyor?
90’lı yıllarda bölgedeki
durumu kontrol etmekte zorluk çeken Moskova, şimdi çok daha etkili. Bu durumu
kullanarak Kafkasya’ya ağırlığını koyma planları mı yapıyor?
Bu arada enerji hatları
konusunda kendisine rakip olabilecek Bakü’ye yönelik bir senaryosu mu var?
Aliyev giderse yerine Rusya’ya daha yakın bir lider gelebilir mi?
Ama Aliyev’in Rusya, Batı
ve Türkiye arasında denge siyasetini ustalıkla izlediğini herkes biliyor.
Üstelik gerilim hattı
üzerinde bulunan Kafkasya’da Moskova'nın işi de hiç kolay değil.
Evet, Ermenistan’la çok
yakın ilişkileri var. Ancak Rusya, stratejik önemi ve ekonomik potansiyeli daha
fazla olan Azerbaycan’la da ilişkileri iyi tutmak zorunda.
Ermenistan’la ortak
savunma sistemi oluşturup oradaki üsleriyle ve Erivan’a sattığı silahlarla
Kafkasya’daki en güçlü askerî önlemlerini alıyor.
Aynı zamanda Azerbaycan’a
yıllardır milyarlarca dolarlık silah ihraç ediyor.
Moskova bir zamanlar
Batı’ya doğru hamle yapmaya çalışmış olan Erivan’ı yalnızca askerî ve siyasi
değil, ekonomik olarak da büyük ölçüde ele geçirmiş durumda.
Ne var ki Ermeniler
arasında Rusya karşıtı tepkiler az değil. Son çatışmalar sırasında Rusların
Azerilere silah satmasını eleştiren ve kendilerini korumadığını söyleyen
muhalif Ermenilerin sesleri duyuldu.
Örneğin, Ermenistan’daki
Lragir internet sitesinde, ülkenin Avrasya Ekonomik Topluluğu’ndan ve Kolektif
Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden çıkması, Batı ile güçlü ilişkiler kurması ve
Rusya ile Türkiye arasındaki 1921 Moskova Anlaşması’nın geçersiz sayılması talepleri
öne sürüldü.
Durmadan Karabağ’da savaş
istemediğini tekrarlayan Kremlin’in Kafkasya’daki dengeleri koruması gerçekten
de basit bir iş değil.
ABD de tıpkı Rusya gibi şu
anda Kafkasya’da yeni bir kriz ve savaş istemediğini dile getiriyor.
Acaba Washington bazı
nedenlerle, mesela, sonunda Moskova’yı Ermenileri tercih etmek zorunda
bırakacak gelişmelerin mimarlığını yaparak Bakü’yü kendisine yakınlaştırmak
ister mi?
Bu uğurda bizzat kendisi
sahaya çıkmasa da, başkaları aracılığıyla bir şeyler yapabilir mi?
Bölgenin önemli aktörleri
arasında İran da var.
Rusya’ya yakın gibi
görünse de birçok konuda rakip konumunda olan İran, Karabağ’daki gelişmeleri
sessizce izliyor.
Bakü ile ilişkileri inişli
çıkışlı olan Tahran’ın epeydir Erivan’la güçlü bir işbirliği içinde olduğunu
ekleyelim.
Ankara yangına körükle mi
gidiyor?
Karabağ çatışmasıyla
ilgili olarak dünyada kaygılı ve uzlaşma yanlısı çağrılar yapılırken tek bir
başkentten oldukça savaşkan ve tek yanlı demeçler yükseldi: Ankara’dan.
Cumhurbaşkanı Erdoğan,
Azerbaycan’a toprak bütünlüğünü sağlaması için “sonuna kadar” destek verdiğini
ilan ederken, Başbakan Davutoğlu da Azerilerin askerî başarılarını kutladı.
Hazır Rusya'yla da
ilişkiler bozulmuşken Türkiye adına dolu dizgin yapılan bu tür açıklamaların
gerisinde, Moskova’ya yönelik olarak sanki “sen bizimle diyalog kurmaktan
kaçtıkça biz sana yeni sorunlar çıkarabilecek güce sahibiz” iddiası ve bu arada
“Kremlin’in Kürtlere desteğine karşı intikam” vurgusu hissediliyordu.
Bu oldukça tartışmalı bir
yaklaşım tabii. Kim kime daha çok sorun çıkarabilir, bunu 24 Kasım sonrasında
gördük.
Ermenistan sınırlarını Rus
askerleri koruyor. Ayrıca Rusya geçtiğimiz Şubat ayında Ermenistan'daki
üslerinin askerî kapasitesini pekiştirdi (bunun 24 Kasım'ın devamıyla ilişkili
olabileceğinden herhalde kimse kuşku duymuyor).
Türkiye zaten birçok
cephede tehlikeli gerginlikler içinde yüzüyor. Bir de Kafkasya'da yeni risklere
girmek ne derece akıllı bir davranış olur!
Ama Türkiye’nin dış
politikasında akıl ve mantık aramak zorlaştı.
Belki de bu nedenle kulağa
ilk başta garip gelen kimi söylentiler bile insanda “acaba doğru olabilir mi?”
kuşkusu uyandırıyor.
Bunlardan biri,
Karabağ’daki çatışmalara bazı Türklerin de katılmış olabileceği iddiası. Bu
söylentiyi geçtiğimiz günlerde Eho Moskvı radyosunda Novoye Vremya Genel Yayın
Yönetmeni Yevgeniya Albats dillendirdi
Bir başka söylenti ise
“Türkiye yandaşı bazı Azeri generallerin” Ankara'nın etkisiyle Cumhurbaşkanı
Aliyev'den habersiz olarak Karabağ'a saldırdıkları yolundaydı (bu iddia da Rus
Argumenti.ru sitesinde yazıldı).
Gelişmeler oldukça kaygı
verici.
Rusya ile bir türlü
düzeltilmeyen ilişkilerde şimdi de Karabağ gerilimi yaşanması olumsuz sonuçlara
yol açabilir.
Son yıllarda Türkiye’nin
başına gelenlerin önemli bölümü, onun yapabileceğinden çok daha fazla göreve
talip olmasındandı.
Karabağ ve genel olarak
Kafkasya konusunda da Türkiye’nin gücü, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin
sandığından çok daha az.
Zaten diplomasi alanına
şimdiden Moskova ağırlığını koydu. Başbakan Medvedev ve Dışişleri Bakanı Lavrov
çatışan taraflarla hızlı bir mekik diplomasisi başlattı.
Türk dış politikasının
entelektüel birikimi, deneyimi ve diplomatik ustalığı ABD’nin, İran’ın,
Rusya’nın yanında epeyce cılız ve bir de her şeyin en tepesindeki öngörülmez
keyfiyetin gelgitlerine bağımlı.
Böyle bir ortamda Kafkasya
konusunda hamasi demeçlerden ve provokasyona açılan girişimlerde bulunmadan
önce iyice düşünmek gerek.
Acaba Karabağ çatışmaları,
Erdoğan için bir tuzak mıydı?
Ya da bir tuzağa
dönüşebilir mi?



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.