Nadire Mater
Osmanlı Ermenilerinin öncü kadınlarından Zabel Yesayan
Patrikhane’nin kıyımı izleyen günlerde Ermeni toplumunun gözetiminde yetimhane
kurmak üzere Gilikya’ya gönderdiği ikinci heyetteydi. Üç ay orada kaldı, görevini tamamlayamadan
İstanbul’a döndü… Yesayan İstanbul’a döndüğünde Gilikya Kıyımı ile ilgili ilk
izlenim ve tepkilerini Azadamard gazetesinde yayımladı. Marc Nichanian
Yıkıntılar Arasında’daki Önsöz’de kitabın 1910’da yazıldığını, ancak 1911’de
yayımlandığını söylüyor.
(2014 Mart ayında yayımlanan bu önemli yazıyı tekrar yayımlıyoruz. HYETERT)
(2014 Mart ayında yayımlanan bu önemli yazıyı tekrar yayımlıyoruz. HYETERT)
***
Zabel Yesayan ''Yıkıntılar Arasında'' kitabında Gilikya
Ermeni Kıyımı sonrası Patrikhane heyetiyle yetimhane kurmak üzere gittiği
Adana'daki tanıklıklarını paylaşıyor; kitap 103 yıl sonra Türkçede.
‘’Çocukları ve torunları toprakla uğraşırken gelinleriyle
kızları da ev işlerini paylaşmışlardı; kendi de evlerinin kapısı önünde, tahta
sekide bağdaş kurup oturur, dut ağacının gölgesinde eğirirdi. Gününü böyle
geçirirdi...
‘’Saatler geçer, oğullarının, torunlarının tarladan dönüşünü
bekleyerek eğirir, eğirirdi. Şimdi çocukları, torunları yoklar, ev harabe oldu,
dut ağacını alaşağı ettiler, sekisi yok, pamuğu yok, ama yaşlı kadın yine de
eğiriyor, öylece boşlukta eğiriyor. ‘’
Fotoğraf: Adana civarında Ermeni felaketzedelerin çadırları
Yaşlı kadının tüm sevdikleri 105 yıl önce, 1909’da 1-2-3
Nisan günleri Adana ve çevresinde yaşanan kıyımda katledilen 25 bin Ermeni
arasındaydı.
Osmanlı Ermenilerinin öncü kadınlarından Zabel Yesayan Patrikhane’nin kıyımı izleyen
günlerde Ermeni toplumunun gözetiminde yetimhane kurmak üzere Gilikya’ya
gönderdiği ikinci heyetteydi. Üç ay
orada kaldı, görevini tamamlayamadan
İstanbul’a döndü.
''Mektupları sakla...''
Fotoğraf: Fransız Cizvitlerinin yatılı okulu
Yesayan İstanbul’a döndüğünde Gilikya Kıyımı ile ilgili ilk izlenim ve tepkilerini Azadamard gazetesinde
yayımladı. Marc Nichanian Yıkıntılar Arasında’daki Önsöz’de kitabın 1910’da yazıldığını, ancak 1911’de
yayımlandığını söylüyor.
Nichanian, Yesayan’ın Mersin’e ayak bastığı andan itibaren
eşine mektuplar yolladığını, mektuplarda ‘’bu mektupları sakla! Günü gününe
izlenimleri aktarıyorum, lazım olabilir...’’ notunu düştüğünden söz
ediyor. Dolayısıyla, ‘’yazılacak kitap
baştan kestirilmişti’’.
''Utanç, karamsarlık ve tiksinti''
Yesayan, Yıkıntılar Arasında'daki kısa önsözünde kayıtlarını
nasıl düştüğünü şöyle anlatıyor:
‘’İnsani yüreğim alabildiğine sitem yüklü olarak çarptıysa,
katillerin görüntüsü bende utanç, karamsarlık ve tiksinti uyandırdıysa, yerle
bir olmuş Ermeni köylerinin yanı başında hiç zarar görmemiş Türk mahallelerinin
kibrini hissettiysem ve cezasız kalan katillerin bakışlarındaki arsızlığı fark
ettiysem, bunların hepsini üslup şartlanmışlıklarımıza itibar etmeden,
sadakatle kaydettim; çünkü gerçek duygularımızı daha uzun süre bu şekilde
gizlemeye devam edersek eminin diğer yurttaşlarla karşılıklı güvensizliği
ebedileştirmiş oluruz.’’
İttihat ve Terakki'ye...
Fotoğraf: Hıristiyanköy (Gavurköy) 200 kişiden kurtulanların
sayısı 36
Bu arada Gilikya
Ermeni Kıyımı'nın 1908 İkinci Meşrutiyetinin ilanından sekiz ay sonra
gerçekleştiği notunu düşmek gerekiyor. Yesayan'ın cümleleriyle ''bir kez daha
ırkımızın damarları yarılmış ve bir kez daha, ufukta yeni beliren hürriyetin
coşkusuyla kaynayan kanımız, alınterimizle bereketlenen topraklara
akıtılmıştı''.
Yesayan, Sonsöz'de de şöyle diyordu: Üyeleri arasında
bulunan katil zanlıları partinin böğründen sökülüp atılmadığı ve hak ettikleri
cezayı çekmedikleri sürece İttihat ve Terakki'ye yüklenen suçlar tekzip
edilemeyecektir.''
Cesaretle ve dosdoğru...
Fotoğraf: ''Boşaldı eyvah görkemli Adana, Küle döndü bütün
Giligya'' [Adana ağıtından]
Devamındaki paragrafla kitap bitiyor.
''Hükümetin, deyim yerindeyse, tamamıyla bizim partinin
elinde olduğu şu saatte, kurbanlara derhal yardım ulaştırabilir, istisnasız tüm
suçluları kanunların olanca katılığıyla cezalandırıp benzer felaketlerin
tekrarını engelleyen doğru tedbirlerle partinin ve hükümetin itibarını yeniden
inşa edebilir ve vatanı kurtarabiliriz.''
Yıkıntılar Arasında okura 105 yıl öncesinin Gilikya
yollarından Pazar ayinine, yetimler arasından bir yardım gününe, mahpus
görüşlerine idam sehpalarına ilerlemesi
çok zor bir yolculuk sunuyor. Zorlu,
utanç yaşatan, çok çok acı bir yolculuk
bu.
Ne var ki, tam da Yesayan’ın sözleriyle, "hepimiz kana bulanmış ülkemizin gerçek resmini
bilmeli, ona cesaretle ve dosdoğru bakabilmeliyiz".
Kadınlar, çocuklar, mahpuslar
Fotoğraf: Katolik Ermenilerin okulu
Kıyımdan geriye kalabilenler kadınlar ve çocuklardı;
erkeklerse öldürülmüşler, öldürmüşler ya
da hapisteler. "Binlerce
hikaye..."
Kalanlar...
Müslüman olursanız, kurtulursunuz, yoksa öldürüleceksiniz.
Müslümanlığı kabul ederseeniz...
Artık din kardeşi oldunuz...
Basit bir muamele; nikah... Kızları verin, mesela
onsekizinde ve mesela on ikisinde...
Sünnete götürüyorlar...
Kabul etmezseniz... "Allah'ın inayeti büyüktür, çok acı
çekmedi."
Kadınlar? ''Kadınları öldürmeye müsaade yok, sen öteye
kaybol!''
Zabel Yesayan
1878'de Üsküdar'da doğdu. Paris, Sorbonne'da edebiyat ve
felsefe okudu. 1900'da ressam Dikran Yesayan ile evlendi. 1908'de Meşrutiyet
ilan edilince İstanbul'a döndü. Öykü, deneme ve romanlarında kadınların
toplumsal yaşamdaki konumlarına geniş yer verdi. Yazıları ve çevirileri
Fransızca süreli yayınların yanı sıra önde gelen Ermenice dergi ve
gazetelerinde yayımlandı.
24 Nisan 1915'te Ermeni aydınlarının çıkarıldığı ölüm yolculuğundan
bir hastanede saklanarak kurtuldu. Bulgaristan ve 'de bir süre kaldıktan sonra
Paris'e döndü.
1933'te Yerevan'a göç etti. 1937'de Stalin kovuşturmaları
sırasında casuslukla suçlanıp tutuklandı ve Sibirya'ya sürüldü. Ölüm tarihi ve
yeri bilinmiyor.
Zabel Yesayan ve çalışmalarıyla ilgili ayrıntılar Aras
Yayınları'ndan çıkan Lerna Ekemekçioğlu
ve Melissa Bilal'in Bir Adalet Feryadı/
Osmanlı'dan Türkiye'ye Beş Ermeni Feminist Yazar (1862-1933) çalışmasında yer
alıyor.
*Zabel Yesayan'ın kısa hayat hikayesini Yıkıntılar
Arasında'da yer alan portresinden özetledik.
Seslerini İstanbul’a duyurmaya çalıştılar, şikayetnameler
yazdılar.
Tehdit edildiler; "Olan olmuş, hangi birini
cezalandıracağız? Yeterince kan döküldü zaten. Unutun geçmişi!".
Yesayan Adana’daki üç ayında en zorun hapishane ziyaretleri
olduğunu söylüyor; "Türk mahpuslar arasında da masumlar olduğunu
öğrenmiştik. Bu durum bizi onlarla da ilgilenmeye, maddi durumlarına çare
bulmaya mecbur kıldı. Ve onların serbest bırakılması için de aynı şekilde başvurularda bulunmaya başladık".
320 sayfalık kitabın son 80 sayfasında Yesayan’ın
"Giligya Yetimhaneleri: Kişisel İzlenimleri ve Hatıralar"
makalesi, Osmanlı Meclisi Edirne mebusu
Hagop Babigyan’ın "Kurbanların sayısı ve maddi zararın ciddiyeti",
"Karışıklığın sebepleri: Nasıl başladı ve gidişatı ne oldu’’, "Hükümetin olayların önce ve sonrasında
tavrı", "Divanıharp" başlıklı bölümleriyle Gilikya raporu, Sonsöz, "Geçmişe
Doğru..." başlıklı Giligya Felaketinin Kronolojik özeti, Fotoğrafların tanıklığında
ve dizin bölümleri yer alıyor.
Bu arada, kitabı Türkçeleştiren, Halkların Demokratik
Partisi'nden (HDP) İstanbul Adalar ilçesi belediye başkan adayı Kayuş Çalıkman
Gavrilof'a da Ermenice orijinalinden okuyormuş rahatlığı ve kolaylığı sağlayan özenli
çevirisi için teşekkür etmek gerekiyor, tabii Aras'a da.
2014'ün 8 Mart günlerinde bir özel feministin, bir ermeni
öncü kadının 103 yıl önce tarihe düştüğü halen güncel kayıtları okumanın çok
gecikerek de olsa ne yazık ki tam zamanı özetle! (NM)
* Zabel Yesayan, Yıkıntılar Arasında, çeviren: Kayuş
Çalıkman Gavrilof, Aras Yayıncılık, 2014, İstanbul, 320 sayfa.








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.