Çetin Çeko / cetin.ceko@gmail.com
HDP milletvekili Garo Paylan, Meclisin çoğulculuğu
açısından neden 1908 ve 1920 meclislerini değil de sadece 1908 meclisini örnek
vermektedir? Çünkü HDP’nin savunduğu 1920 Meclisi’nde Anadolu’nun Gayrimüslim
kadim halkları Rumlar, Ermeniler ve Süryaniler “iç düşman” kabul edildikleri
için, Birinci Meclis’te temsil edilmemişlerdir. Paylan, 1908-1914 Meclis-i
Mebusan’ında İttihat ve Terakki’nin jenosidiyle katledilen Ermeni
milletvekillerinin akıbetlerini sorarken, HDP’nin çoğulcu ve demokratik dediği
1920 Meclisi’nde neden Ermeni milletvekillerinin olmadığı, sadece Müslümanların
olduğu sorusunu da sorması gerekirdi. Birinci Meclis’e çağrılan Kürtler
yalnızca Mustafa Kemal yönetimine destek verenlerdir. Meclisin nasıl
‘demokratik’ bir meclis olduğunu anlamamız açısından, bu vekillerin de seçimle
değil, atamayla meclise seçildiğini belirtmek gerekir. Hatta bu vekillerin bir
kısmı, Kürdistan’da ikamet bile etmeyen şahıslardır.
***
21 Nisan günü HDP’nin Ermeni asıllı milletvekili Garo
Paylan 1915 yılında tutuklanıp katledilen Osmanlı Meclisi’nin Sivas mebusları
Garabet Paşayan ve Nazaret Dağavaryan ile İstanbul Mebusu Krikor Zohrab'ın
fotoğraflarını mecliste HDP sıralarına yerleştirdi.
Paylan, ertesi gün TBMM’de yaptığı konuşmada, 1908
sonrası oluşan Meclis-i Mebusan’ın Ermeni ve diğer halklardan oluştuğunu, 1914
seçimleri sonrası tamamen parlamentonun devre dışı bırakıldığını ve ülkenin
Talat, Enver ve Cemal Paşa cuntasının eline geçtiğini ifade etti. Darbecilerin
Anayasa'yı ve Meclisi devre dışı bıraktığını söyleyen Garo Paylan,
kararnamelerle ülkenin yönetilmeye başlandığını ve Birinci Dünya Savaşı'nın
patlak vermesiyle 24 Nisan 1915'te maalesef ilk olarak Ermeni aydınlar, kanaat
önderleri ve milletvekillerinin tutuklandığını belirtti. Dokunulmazlıkları olan
vekillerin güya yargılanacakları bahanesiyle tutuklanarak Ankara'ya, Ayaş'a
getirildiğini söyleyen Paylan, Ermeni vekilleri daha sonra Urfa'ya,
Diyarbakır'a ve oradan oraya sürerken yolda çeteciler tarafından katledildiğini
söyledi.
Garo Paylan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ermeni
mebusların hatırasına saygı gereği akıbetleriyle ilgili bir araştırma komisyonu
oluşturmalıdır önerisini gündeme getirdi.
Paylan’ın bu önerisi TC’nin resmi tarihi ile yüzleşmesi
açısından önemli ve yerinde bir öneridir. Ne var ki, Paylan’ın mensubu olduğu
HDP’nin tarih anlayışı, özellikle Büyük Millet Meclisi’nin 1920'deki kuruluşu,
bileşenleri ve 1921 Anayasasına yaklaşımı sorunludur.
Geçen yıl da olduğu gibi bu yıl da HDP , “23 Nisan Ulusal
Egemenlik ve Çocuk Bayramı” dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Merkez
Yürütme Kurulu adına yapılan yazılı açıklamada “96 yıl önce bu topraklarda
yaşayan bütün halklar 'eşit yurttaşlık temelinde ortak yaşam' için bir araya
geldi. Anadolu, Mezopotamya ve Trakya'nın insanları ortak bir gelecek, eşit ve
özgür bir yaşam için kader birliği yaptı. 23 Nisan 1920'de kurulan Büyük Millet
Meclisi'nde ve 1921 Anayasası'nda, ülkedeki farklılıkları zenginlik gören anlayış
hâkim oldu. Kapsayıcılık ve çoğulculuk, âdemi merkeziyetçilik ve temsilde
adalet prensipleri esas alındı” denmektedir.
Buna benzer bir konuşma 23 Nisan özel oturumu
münasebetiyle geçen yıl da Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda HDP
Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından yapılmıştı. Söz konusu konuşma
Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı anma törenlerinden bir gün önce idi.
Baluken konuşmasında; "Erzurum Kongresi, Sivas
Kongresi, Amasya Protokollerinde, 23 Nisan 1920’de kurulan Büyük Millet Meclisi’nde
ve 1921 Anayasası’nda farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışın hâkim
olduğunu, hiçbir etnisiteye vurgu yapılmadığını, bin bir çiçekli bir bahçe
gibi, Büyük Millet Meclisi’ni oluşturan temsilcilerin kendi kimlikleriyle bu
Meclis’te yer aldıklarını" ifade etmişti.
1920 Meclisi neden çoğulcu ve demokratik değildir?
HDP ve bazı çevrelerin dillendirdikleri gibi Birinci
Meclis çoğulculuk ve demokratiklik açısından bir içeriğe sahip değildir.
Birinci Meclis’te sadece Türk, Kürt, Çerkez, Arnavut, Boşnak ve Tatar
uluslarına mensup Müslüman ‘milletvekilleri’ bulunmaktaydılar. Mustafa Kemal,
Meclis’ten Türkler de dahil Kürtlerin, Çerkezlerin, Boşnakların ve Tatarların
“hudud-u milli” içinde tek ulus olmalarını istemiştir. 1920-24 periyodu,
Osmanlılıktan Müslümanlığa ve daha sonra da Türklüğe geçiş periyodudur.
HDP milletvekili Garo Paylan, Meclisin çoğulculuğu
açısından neden 1908 ve 1920 meclislerini değil de sadece 1908 meclisini örnek
vermektedir? Çünkü HDP’nin savunduğu 1920 Meclisi’nde Anadolu’nun Gayrimüslim
kadim halkları Rumlar, Ermeniler ve Süryaniler “iç düşman” kabul edildikleri
için, Birinci Meclis’te temsil edilmemişlerdir.
Paylan, 1908-1914 Meclis-i Mebusan’ında İttihat ve
Terakki’nin jenosidiyle katledilen Ermeni milletvekillerinin akıbetlerini
sorarken, HDP’nin çoğulcu ve demokratik dediği 1920 Meclisi’nde neden Ermeni
milletvekillerinin olmadığı, sadece Müslümanların olduğu sorusunu da sorması
gerekirdi.
Birinci Meclis’e çağrılan Kürtler yalnızca Mustafa Kemal
yönetimine destek verenlerdir. Meclisin nasıl ‘demokratik’ bir meclis olduğunu
anlamamız açısından, bu vekillerin de seçimle değil, atamayla meclise
seçildiğini belirtmek gerekir. Hatta bu vekillerin bir kısmı, Kürdistan’da
ikamet bile etmeyen şahıslardır.
Birinci Meclis “İslam Kardeşliği”, ”İslam’ın ve
Halifeliğin kurtarılması” kavramları üzerinden tek ulusa ve mezhebe dayalı
Sünni İslam Türk ulus devletinin inşasını önüne koymuştu. İttihat ve Terakki
Partisi, Mustafa Kemal’in “tek ulus, tek din, tek vatan” olma yolundaki bu
projesinin en önemli ve kanlı kısmını 1915 Ermeni Soykırımı ile zaten yerine getirmişti.
Süreç içinde ise diğer Müslüman uluslar cebirle veya
“gönüllü” olarak Türkleştirirlerken, Gayrimüslim halklar ise dinsel, etnik,
ekonomik ve siyasi pogrom eylemleriyle linç edilip, ülke dışına zorunlu göçe
zorlanmışlardır. HDP’nin belirttiği gibi 1920-24 arasında ortada çok kimlikli,
çok dinli ve çok mezhepli ademi merkeziyetçi demokratik bir idare şekli yoktur.
HDP, 1920’yi savunacağına 1920 ile yüzleşmelidir
Konuya ilişkin daha önceki yazılarımda da belirttiğim
üzere, çoğulcu ve demokratik meclis
denen bu dönemde, 1921 Koçgiri halk hareketi meydana gelmiştir. Koçgiri halk
hareketi, Kürtler açısından Wilson prensiplerinin 12. maddesi çerçevesinde
Ankara hükümetine karşı, ulusal demokratik özerklik taleplerinin hayata geçmesi
için yapılmıştır. 1921 Anayasası 20 Ocak’ta kabul edilmiştir. Koçgiri halk
hareketi ise iki ay sonra 6 Mart’ta başlamış ve resmi olarak Haziran’a kadar
devam etmiştir.
O zaman Koçgiri halk hareketi, belirtildiği gibi
‘farklılıkları zenginlik olarak gören, temsilde adalet prensibini esas alan’
bir meclise karşı mı yapılmıştır? HDP, Koçgiri halk hareketini ve daha sonra
Ankara Hükümeti'nin katliama dönüştürdüğü bastırma harekâtını hangi kategori
içerisinde değerlendirmektedir?
Bu bağlamda Birinci Meclis’te Kürtlerin kurucu unsur
oldukları tezi, Kürt ulusunun kendi geleceğini belirlemede İslam kardeşliği,
Türk devleti ve ulusu dışında geleceklerinin olmadığı algısını yaratmaya
yönelik resmi tarih anlayışı ve siyasettir. Bunun nedeni Kürtlerin kendi
geleceklerini belirlemede özellikle ayrılma hakkını devre dışı bırakarak, eşit
hak ve sorumluluklara sahip olmadan, statüsüz ve ortak vatan vurgusu içinde
TC’nin Misakı Milli sınırlarını korumaktır.
HDP, 1920-21 Meclisini ve bu bağlamda Kürtlerin kurucu
unsur olduğunu savunarak; Gayrimüslim halklara, Koçgiri'de milli taleplerle
isyan eden Kürtlere karşı işlenen suça bilerek veya bilmeyerek ortak olacağına,
tersine bu tarihsel süreçle hesaplaşmalıdır.
Tarihle oynamak tehlikelidir ve oynayana da hiç bir şey
kazandırmaz. Olsa olsa Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine hizmet eder.
Bugün de kabul edildiği gibi, Türk Devleti'nin kuruluş felsefesinde ne Kürtlere
ne de Müslüman olmayan halklara yer vardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.