Nami Temeltaş
Hagop Babigyan’ın engellemeler nedeniyle ancak 1912
yılında yayınlanan raporunda geçen bu ifadeler 13 Nisan 1909 yılında başlayıp
bir hafta süren Ermeni katliamını anlatıyordu… “Katliamlardan sonra Adana’da
neredeyse Ermeni kalmamış gibiydi. Bir kısmı öldürülmüş, bir kısmı kaçmayı
başarmış, kalanlar koyun sürüsü gibi birkaç jandarmanın nezaretine terk
edilmişlerdi. Araştırmalar başladığında, bir yanda sevdiklerinin bedenlerine
gözyaşı akıtmaktan tükenmiş zavallı insan enkazları, öte yanda kışkırtıcılar,
katliam tertipçileri, yağmacılar ve katiller duruyordu. Bu şartlar altında
mülki idare ne yaptı? Hükümete karşı isyan başlattıkları ve ateş açtıkları
suçlamasıyla, hayatta kalanlar arasında göze çarpan herkesi hapse tıktı ve
zincire vurdu. Bu tuhaf tutumla birlikte, katliamların yaratıcısı ve
tertipçisinin bizzat yerel mülki idare olduğunu bilmeyenler de öğrenmiş oldu…”
***
1909 yıllarında 550 bin olan Adana nüfusu içerisinde
yaklaşık 60 bin Ermeni yaşamaktaydı. O yıllarda Çukurova Kilikya olarak
anılıyordu. Bu nedenle de bu katliam “Kilikya katliamı” olarak raporlara
geçmişti.
“Katliamlardan sonra Adana’da neredeyse Ermeni kalmamış
gibiydi. Bir kısmı öldürülmüş, bir kısmı kaçmayı başarmış, kalanlar koyun
sürüsü gibi birkaç jandarmanın nezaretine terk edilmişlerdi. Araştırmalar
başladığında, bir yanda sevdiklerinin bedenlerine gözyaşı akıtmaktan tükenmiş
zavallı insan enkazları, öte yanda kışkırtıcılar, katliam tertipçileri,
yağmacılar ve katiller duruyordu. Bu şartlar altında mülki idare ne yaptı?
Hükümete karşı isyan başlattıkları ve ateş açtıkları suçlamasıyla, hayatta
kalanlar arasında göze çarpan herkesi hapse tıktı ve zincire vurdu. Bu tuhaf
tutumla birlikte, katliamların yaratıcısı ve tertipçisinin bizzat yerel mülki
idare olduğunu bilmeyenler de öğrenmiş oldu…”
Daha sonra evinde şüpheli şekilde ölü bulunan (resmi
rapora göre kalp krizi, Ermeni kaynaklarına göre zehirlenerek) Hagop
Babigyan’ın engellemeler nedeniyle ancak 1912 yılında yayınlanan raporunda
geçen bu ifadeler 13 Nisan 1909 yılında başlayıp bir hafta süren Ermeni
katliamını anlatıyordu.
Katliamda ölenlerin sayısı kaynaklara göre değişmesine
rağmen öldürülen Ermeni sayısı 20-30 bin arasındaydı.
Resmi kaynaklardan Adana Valisi Cemal Paşa’nın anılarında
17 bin Ermeni, 1850 Müslüman öldüğü yazılıydı.
Cemal Paşanın anıları, katliamı mezhep çatışması gibi
göstermeye çalışan ve her iki taraftan da eşit sayıda insan öldüğünü yazan
kaynakları yalanlıyordu.
1909 yıllarında 550 bin olan Adana nüfusu içerisinde
yaklaşık 60 bin Ermeni yaşamaktaydı. O yıllarda Çukurova Kilikya olarak
anılıyordu. Bu nedenle de bu katliam “Kilikya katliamı” olarak raporlara
geçmişti.
Adana, o dönemin en zengin Anadolu kenti olup en önemli
geliri de pamuktandı. Pamuk önemli bir üründü ve çiğiti (çekirdeği) barut hammaddesi olarak
kullanılıyordu. Avrupa’nın tamamının kaynağı Kilikya olup en büyük alıcı
İngilizlerdi.
Hammaddeyi kaybetmek istemeyen Avrupa bazı durumlara göz
yummayı göze alacak durumdaydı. Bu nedenle de Mersin açıklarında bekleyen
İngiliz askeri donanması olaylara asla müdahale etmedi.
12 Nisan Ermenilerin Paskalya yortusuydu. Ayrıca Arpa
hasadı için civar köylerden gelen Ermenilerle birlikte ermeni, nüfus ikiye
katlanmıştı. Pamuk çapası için gelen mevsimlik Kürt kökenli işçiler de şehrin
etrafında çadırlar kurmuştu.
Aylardır süren söylentilerle şehirde huzursuzluk
haddinden fazlaydı. Müslümanlar, “Ermeniler katliam yapacak, camileri yıkacak,
bütün Müslümanları kesecek, 1894 ün intikamını alacak” diyerek kışkırtılıp
silahlanmaları sağlanmıştı. Ermeniler de bu durumu fark edip silahlanıyordu.
Ancak Müslümanlar nüfus olarak Ermenilerin 1o katıydı.
13 Nisanda Adana’da Pazar kuruluyordu. Tüm halk
tedirgindi. Pazarın kurulduğu gün başlayan kargaşalar çatışmalara dönüştü.
Kıyamet koptu. Ermeniler kendilerini savunmaya çalışıyordu. Saldıranlar çok
kalabalıktı ve savunmaları neredeyse imkânsızdı. Saldırı kışkırtmalarla
birlikte tam bir katliama dönüştü.
Yaklaşık bir hafta süren saldırı ve katliam sonucu 20
binden fazla Ermeni katledildi. Çatışmalarda ölen Müslüman sayısı 2 bin bile
değildi. Sağ kalan Ermenilerin özellikle gençleri tutuklanıp çeşitli cezalara
çarptırıldı. Bir kısım Ermeni aileler kaçmayı başardı ve yurt dışına gitti.
Bu katliam sonrası Adana’da Ermeni nüfus birkaç bin
olarak kaldı. Özellikle genç nüfusları yok edildi. Bu katliam 1915 tehciri için
bir hazırlık anlamını taşıdığı, tehcir sırasında Ermeni nüfusu koruyup
kollayacak genç nüfusu yok etmeyi amaçladığı söylenir.
Mayıs ayında biri Adana’da diğeri Cebel-i Bereket’te
(Osmaniye) olmak üzere iki Divan-ı Harb-i Örfi kuruldu. Uzun bir yargılama
süreci sırasında mahkeme heyeti Ermenileri “1894-1896’da hadleri bildirilmediği
için uslanmamakla”, “yabancı devletlerin de kışkırtmasıyla ayaklanmaya
hazırlanmakla” suçladı.
Mahkemenin bu kararı aslında katliamın neden yapıldığını,
önceden hazırlandığını, kendiliğinden gelişen bir çatışma olmadığını da
gösteriyordu.
1894-1896 yılları arasında 2 yıl devam eden Ermeni
katliamında 300 bin civarında Ermeni nüfus katledilmişti. Bu katliamda da
Avrupa’nın sessiz kalmasının nedeni Pamuk çekirdeği alımıydı ve bu sessiz kalış
1915 Tehcirinde de devam etmişti.
1894-96 yıllarında İstanbul’dan gelen emir doğrulturunda
Ermenilerin yaşadığı Van, Bitlis, Diyarbakır, Sason ve Muş illerinde sistematik
baskı ve saldırılarla Ermeni kıyımı başlatılmış, yüzlerce Kilise ve tapınak
yakılıp yıkılmış ya da camiye çevrilmişti.
Yabancı elçilikler sadece protesto etmeyle yetinmiş,
herhangi bir faaliyette veya karşı eylemde bulunmamışlardı. Sason, Muş ve
Bitlis civarında ermeni gençlerin kendi aralarında örgütlenip silahlanmaları
sayesinde o bölgelerde katliam ve kırım fazla olamamış, savunmasız bölgelerdeki
katliam çok ağır olmuştu.
Gerek 1894-96 yılları arasında yapılan katliamlar gerekse
1909 Kilikya katliamı ileride (1915) yapılması düşünülen/planlanan tehcir için
ön hazırlıklardı. Özellikle genç nüfus katlediliyor, Ermeni nüfus savunmasız
bırakılmaya çalışılıyordu. Ayrıca bölgede bulunan Armenagan Partisi'nin ve
Hınçakların üst kadroları büyük ölçüde yok edildi. O dönemlerde Hınçakların
eylemlerine katılmayan Taşnaklar hayatta kalmayı başaran tek örgütlenmeydi.
26 Ağustos 1896'da yirmi altı Taşnak, genç Papken Suni
önderliğinde, patlayıcılarla donanarak İstanbul'daki Osmanlı Bankası'nı işgal
etti. Talepleri arasında genel af, el konulan mülklerin iadesi, altı vilayette
Avrupalı yetkililerin gözetiminde reformların hızla hayata geçirilmesi ve
kurulacak karma bir Müslüman-Ermeni zabıta gücü yer alıyordu.
Çatışmalarda 10'u öldürüldü. Kalanlar, taleplerinin
dikkate alınacağı hususunda Avrupalı diplomatlarca ikna edildikten sonra eyleme
son verdiler. Güvenliklerinin sağlanacağı konusunda güvence alarak gemiyle
Avrupa'ya gittiler.
Bu olaya tepki olarak hükümetin kışkırtmasıyla çıkan
İstanbul'daki ayaklanmalar yaklaşık 6 bin Ermeni'nin canına mal oldu.
Adana Ağıdı
Ağlasın Ermeniler bu acı kıyıma
Çöle döndü görkemli adana
Ateş ve kılıç vicdansız talan
Rupenin evi ah oldu talan
Verme artık ışığını ey yüce güneş,
etrafında sakla yüce yasını.
güney rüzgarı geçti ülkeden,
soldu, kurudu çiçek ve ağaç.
zavalli ermeniler bir dakikada,
düştüler vicdansız kılıc altına.
kilise ve okul alevler içinde,
binlerce ermeni öldü hunharca.
kanunsuz duygusuzlar, yetim bıraktı,
evladı anasından, gelini damadından,
alcak adil ile duygusuz cavit,
doydular içip ermeni kani.
görkemli adana boşaldı bitti,
küllere boğuldu bütün kilikya.
sevgili hacın yaşadı yalnız,
dondu kaldi zeytun, bir kaya gibi.
ateşler içinde üç gün üç gece,
içerden kılıç, dışardan topla,
sildiler ermeniyi dünya yüzünden,
kanlar akıyor berrak sulardan.
yetmez mi artık bu adilikler,
ağlayıp sızlayıp taşıdık sonsuz,
yabancının evinde güven kayboldu,
şerefimizle ölelim bu topraklarda!
(HT/HK)
Nami Temeltaş
1977 Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler
öğretmenliği mezunu. 6 yıl kadar Diyarbakır, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde
siyasi tutsak olarak yattı. Siyasal nedenlerle öğretmenlik yapamadı.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.