Hasan Cemal / hsncml@t24.com.tr
Evet öyle, işler Erdoğan’ın istediği gibi gidiyor. Ve
böyle gitmeye devam ederse, baskın bir erken seçim ile bayrağı zirveye
dikebilir. Ya da anayasayı tek başına değiştirecek mutlak çoğunluğu sandıktan
çıkarabilir. Erdoğan, MHP ile CHP’nin içini karıştırmış durumda. Devlet Bahçeli
kendisine çalışıyor. Bahçeli’yle seçime gidecek bir MHP’nin yüzde 10 barajına
takılması yakın ihtimaldir. Erdoğan, CHP’nin içini de dokunulmazlık meselesiyle
çalkalamaya başladı.
HDP’li milletvekili dokunulmazlıklarının Kılıçdaroğlu
desteği ile kaldırılması, öyle anlaşılıyor ki, CHP’yi daha beter çalkantıya
itebilecektir.
Devlet Bahçeli kendisine çalışıyor, Kemal Kılıçdaroğlu
dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyerek Erdoğan’ın kurt kapanına
giriyor, HDP’de sular fokurduyor. Böyle giderse, Erdoğan, baskın bir erken
seçim ile bayrağı zirveye dikebilir!
Devlet Bahçeli kendisine çalışıyor, Kemal Kılıçdaroğlu
dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyerek Erdoğan’ın kurt kapanına
giriyor, HDP’de sular fokurduyor. Böyle giderse, Erdoğan, baskın bir erken
seçim ile bayrağı zirveye dikebilir!
Bu memlekette insana gına geliyor; hep aynı fimi
seyretmek ve döne dolaşa aynı yazıları yazmak fazlasıyla sıkıcı
Paylaş
Paylaş
HDP’ye gelince...
Özellikle 1 Kasım’dan bu yana partide sular fokurduyor.
Değişik kanatlar arasında sürtüşmeler var gibi....
Bir başka deyişle:
HDP, elbette PKK’nın da ‘katkısı’yla bıçak sırtı konumda,
bir erken seçimde yüzde 10 barajına takılabilir.
Düşünebiliyor musunuz?
MHP baraja takılmış...
HDP baraja takılmış...
CHP de oy kaybetmiş...
Erdoğan açısından yeme de yanında yat!
Bugün Türkiye’nin yaşamakta olduğu muhalefet boşluğu,
lider boşluğu hiç kuşkusuz Tayyip Erdoğan’a çalışıyor.
Bu lider boşluğu MHP’de de var.
Bahçeli’yle MHP oyları Erdoğan’a gidiyor.
Lider boşluğu CHP’de de var.
Kılıçdaroğlu CHP’yi, inandırıcı ve güvenilir bir iktidar
alternatifi yapamıyor, partisini yükselen bir iktidar dalgasının üstüne
oturtamadı, oturtamıyor.
Klasik deyişle:
Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabiliyor Kılıçdaroğlu!
Bu açıdan, Kılıçdaroğlu’nun Bahçeli’yle birlikte
dokunulmazlıkların kaldırılmasındaki evet tavrı da hatadır.
Anayasaya aykırı olduğunu bile bile evet demek gerçekten
vahim bir hatadır.
Hem demokratik bir ilkeyi çiğnemektir.
Hem de Erdoğan’ın kurt kapanına girmektir.
Yazık.
Bu filmi 1994’te de görmüştük.
DEP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının
kaldırılması, Başbakan Çiller döneminde gündeme getirilmişti. Başbakan
Yardımcısı da Murat Karayalçın’dı.
İktidarda DYP-CHP koalisyonu vardı.
Muhalefette de Ecevit’in DSP’si.
İktidarla muhalefet el ele vermişler, DEP’li
milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmışlardı.
1994 yılı Mart ayıydı.
“Demokrasi adına kötü bir sınav verdi TBMM” diye
yazmıştım Sabah’taki köşemde.
Devam etmiştim:
“Milletvekili dokunulmazlıklarının siyasal nedenlerle
kaldırılması demokrasiye sığmaz.
Meclis’in içinde ve çevresinde güvenlik barikatları
kurmak ve dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerini apar topar gözaltına
almak bir talihsizliktir.
Adı parlamenter demokrasi olan bir rejimin
parlamentosunda böylesine görüntülere tanık olmak ve hele parlamento üyesi
olarak bunları onaylamak, geçiştirmek, görmezlikten gelebilmek ya da böylesi
olaylara tahammül edebilmek de bir başka talihsizliktir.
DEP ve Refah milletvekillerinin siyasal gerekçelerle
dokunulmazlıklarının kaldırılması, Türkiye’de siyasal istikrara fayda değil
zarar veriyor.
Ama bir Erdal İnönü örneği var. Baştan beri son derece
demokrat bir tutum sergilemiş ve dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı
çıkmıştır.”
Erdal İnönü şöyle demişti:
2 Mart 1994'te Leyla Zana, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırrı
Sakık ve Mahmut Alınak'la birlikte dokunulmazlığı kaldırılan Orhan Doğan'ın,
TBMM önünde yaka paça gözaltına alınmasının görüntüleri unutulmadı. 15 yıl ceza
alan, AİHM'de Türkiye'yi mahkûm ettirince 10 yıl cezaevinde tutulduktan sonra
serbest bırakılan Doğan, 24 Haziran 2007'de 52 yaşındayken kalp krizi geçirerek
hayatını kaybetti...
2 Mart 1994'te Leyla Zana, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırrı
Sakık ve Mahmut Alınak'la birlikte dokunulmazlığı kaldırılan Orhan Doğan'ın,
TBMM önünde yaka paça gözaltına alınmasının görüntüleri unutulmadı. 15 yıl ceza
alan, AİHM'de Türkiye'yi mahkûm ettirince 10 yıl cezaevinde tutulduktan sonra
serbest bırakılan Doğan, 24 Haziran 2007'de 52 yaşındayken kalp krizi geçirerek
hayatını kaybetti...
İlke ve pratik açılarından dokunulmazlıkların
kaldırılmasının yanlış olduğuna inanıyorum.
Her zaman savunageldiğim ilke, düşünce özgürlüğünün,
demokrasi ve daha genel olarak insan yaşamının temel bir niteliği olduğudur.
Bu bakımdan düşünce suçu diye bir şeyin demokrasilerde
olmaması gerektiğini, zararlı fikirlerin de söylenmesinden korkulmamasını,
zararlı fikirler söylenmeden, hangi fikirlerin doğru ve yararlı olduğunun
anlaşılamayacağını, bu yapılmadan sağlıklı fikirlerin toplumca içtenlikle
benimsenemeyeceğini her zaman ve her fırsatta öne sürdüm.
Dokunulmazlıkların kaldırılması önerilen
milletvekillerinin sözle ve yazıyla açıkladıkları fikirlerine hiçbir şekilde
katılmıyorum.
Ama milletvekillerinin bu yanlış fikirleri söyleme
olanağını zorla ortadan kaldırırsak, bu fikirlerin yanlışlığını
vatandaşlarımıza gönül rahatlığıyla kabul ettiremeyiz.
Aradan 22 yıl geçmiş.
1994’te o dokunulmazlıkları kaldırmak, Türkiye’de barışı
değil savaşı körüklemişti.
İstikrarı değil istikrarsızlığı beslemişti.
Kürt sorununu derinleştirmişti.
Akan gözyaşı ve kan, PKK’yı güçlendirmiş, şehirlere
taşımıştı.
Hiç mi ders almak yok geçmişten?..
Bu memlekette insana gına geliyor.
Hep aynı fimi seyretmek ve döne dolaşa aynı yazıları
yazmak...
Fazlasıyla sıkıcı.
Bu konudaki ilk yazım 1994’ün Mart ayında çıkmıştı.
Sonuncusu da, Erdoğan’ın dokunulmazlıklar için düğmeye
bastığında, 5 Ocak 2016’da.
Son söz:
Lider boşluğundan doğan muhalefet boşluğu, Saray’daki
Sultan’ın despotluk yoluna yeni taşlar döşemeye devam ediyor.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.