Ali Değermenci
Avrupa'nın tamamen Hıristiyan bir memleket
(“christendom”) haline gelmesi 10. yüzyıla kadar devam etmiş bir süreçtir. Ve
Kilise -Ortaçağ dahil- tarihin hiçbir döneminde Avrupa'daki yegane güç
olmamıştır. Papalık VIII. yüzyılda Pepin'in bağışladığı topraklarla (kabaca
orta İtalya) dünyevi bir hakimiyet alanı kazanmış; 9. ve 10. yüzyıllarda
otorite ve iç işleri açısından karanlık bir dönem yaşamış. Rönesans ve Reform
döneminde ciddi sarsıntılar geçirse de Kilise için en önemli travma Aydınlanma
ve sonrasıdır. Zaten 1870'te İtalya Cumhuriyeti'nin kurulması ile Papalık
Devletleri'nin varlığı sona ermiş, 1929'da Mussolini ile yapılan Lateran
Anlaşması ile şimdiki Vatikan Devleti kurulmuştur.
***
Dokuz Eylül Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Felsefe ve
Din Bilimleri Bölümü Dinler Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Dr.
Bekir Zakir Çoban, dinler tarihi konusunda önemli çalışmaları olan birisi. Bir
süre önce İnsan Yayınları'ndan “Papalık'' isimli bir kitabı da yayımlandı.
Çoban ile bugünün Avrupa'sında din-devlet ilişkilerine baktık.
Avrupa medeniyetinin ilk çağlardan itibaren din ile
oluştuğu biliniyor. Hıristiyanlıkla birlikte Kilise'nin tartışmasız üstünlüğü
vardı. Kilise üstünlüğünü nasıl kaybetmeye başladı?
Avrupa'nın tamamen Hıristiyan bir memleket
(“christendom”) haline gelmesi 10. yüzyıla kadar devam etmiş bir süreçtir. Ve
Kilise -Ortaçağ dahil- tarihin hiçbir döneminde Avrupa'daki yegane güç
olmamıştır. Papalık VIII. yüzyılda Pepin'in bağışladığı topraklarla (kabaca
orta İtalya) dünyevi bir hakimiyet alanı kazanmış; 9. ve 10. yüzyıllarda
otorite ve iç işleri açısından karanlık bir dönem yaşamış. Rönesans ve Reform
döneminde ciddi sarsıntılar geçirse de Kilise için en önemli travma Aydınlanma
ve sonrasıdır. Zaten 1870'te İtalya Cumhuriyeti'nin kurulması ile Papalık
Devletleri'nin varlığı sona ermiş, 1929'da Mussolini ile yapılan Lateran
Anlaşması ile şimdiki Vatikan Devleti kurulmuştur.
Aydınlanma döneminde nasıl bir değişim oldu? Değişimi
ekonomik güç mü belirledi?
Aydınlanma Kilise'yi o zamana kadar yaşamadığı bir
tehditle karşı karşıya getirdi. Önceki hücumlar Kilise'nin etkisi veya işleyişi
ile ilgiliydi, halbuki Aydınlanma dinin temellerine yönelik bir tehditti.
Değişimi ne belirledi? Süreç diyelim genel bir ifade ile. Ekonomi, siyaset,
felsefe, sanat, birçok gelişme bunda etkili oldu.
Fransız ihtilalinin bir açıdan Kilise'ye karşı olduğu
söylenir. Orada nasıl bir tartışma veya değişim oldu?
Bu iddia Fransız İhtilali'nin amacı değil ama sonuçları
itibarıyla doğrudur. Zira 19. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıl başlarına kadar
Kilise'nin en çok mücadele ettiği ülke Fransa'dır. O dönemde Kilise'nin
mallarına el konulmuş, din adamlarını atama yetkisi tanınmamış, dini bayramlar
yerine milli bayramlar ikame edilmiş, bir akıl ve bilim dini icat edilmeye
çalışılmıştır. Kilise bu gelişmelere ve özellikle de 1905'te kabul edilen
laiklik kanununa (tam karşılığı “kilise ve devletin ayrılması”dır) karşı
direniş gösterdi fakat sonuç alamadı.
Kitabınızda yazdığınız üzere Paris Başpiskoposu Lustiger,
devletin Hıristiyan esaslarına göre yeniden şekillenmesi gerektiğini
söylemişti. Bu tar tışma bugün nasıl yankı buluyor? Ulus-Devletler Çağı'na
geçildi. Avrupa'da din-devlet ilişkisi nasıl oluştu?
Katolik Kilisesi din ve devletin her ikisinin de hakimi
görür kendisini. Papalık sembollerinden biri de çapraz duran iki anahtar
figürüdür, dünyevi ve dini otoriteyi simgeler. Eskiden papalar dünyevi yetkinin
de Kilise'de olduğunu fakat Kilise'nin bunu “lütfederek” krallara veya
prenslere verdiğini iddia ediyorlardı. Modern dönemde ise bu kadar keskin
iddialarda bulunmak zor, şimdi “Hıristiyan Değerler”in önceliği üzerinde
duruluyor daha çok. Ama özel bir durum da var ki ondan bahsetmek lazım mutlaka,
o da Katolik Kilisesi'nin din adamı atama yetkisi. Bu yetki hâlâ Papalıktadır.
Bugün dünyada ve Avrupa'da din yeniden yükselmeye
başladı. Kilise ve Papalık nasıl bir tartışmanın içinde?
Din yeniden yükselişe mi geçti, değer mi kaybediyor,
yoksa dindarlık biçim mi değiştiriyor o konuda net şeyler söylemek zor. Ama
şurası kesin ki modern dönem her dini ve kültürel gelenek gibi Katolik Kilisesi
için de çok önemli sorunları beraberinde getirdi. 1965'teki II. Vatikan Konsili
bu yüzden yapıldı. Şimdi ise başka bir yerde dünya. Kilise'nin -rahiplerin
bekarlığı, kadınların konumu gibi- kronik sorunları yanında yeni sorunlar var.
İLKE İLE ÇIKAR ARASINDA KİLİSE
Yine kitabınızda Ratzinger'den söz ediyorsunuz. Bugün
Papalık ile bazı devletlerde Papalık-siyaset ilişkisi nasıl dönüşmekte?
Kilise tek tip değil. Muhafazakarlar, liberaller,
radikaller var. Ratzinger muhafazakar çizginin en önemli figürlerinden biriydi ve
80'li yıllardan itibaren Kilise'ye damgasını vurmuş biriydi. Sürpriz bir
şekilde görevinden ayrıldı. Tarihte bir ilkti bu. Onun çizgisi ne kadar
değişti, bunu söylemek için erken. Fakat Kilise ile diğer devletlerin
ilişkilerinde klasik soru şudur: Değerler mi, çıkarlar mı?
Kilisenin desteği ile Müslümanlara karşı Haçlı Seferleri
organize ediliyordu. Bugün özellikle Avrupa'da yaşayan Müslümanlara karşı ırkçı
tavırlar var. Hatta Suriye'den giden göçmenlere karşı dışlayıcı dini temalı
tartışmalara neler söyleyebilirsiniz?
Hıristiyan dini değerleri açısından bakıldığında bu
muamelenin izah edilebilir tarafı yoktur. Bu tavrın kaynağı devletlerdir daha
çok. Devlete/siyasete ait birçok suç dine yamanır. Oysa devletler, siyaset
-eski çağlardan günümüze- her daim dini kullanma eğilimindedir. Buna rağmen
kendini dini söylem içerisinde zannedip böyle ayrımcılıklar yapanlar yok mu
var. Ama bunların dinin özündeki değerler açısından konuşmadıklarını bilmek
lazım.
İslamofobi tartışmaları dinsel bir tartışma mıdır?
Tarihsel, kültürel, siyasal birçok motif var altında. Ama
din zaman zaman şiddetlendirici bir etkiye sahip olmuştur denebilir. Mesela
antisemitizm. Birçok Yahudi, Hıristiyan kutsal metinleri ve geleneğinin Yahudi
düşmanlığına kaynaklık ettiğini düşünür. Özetle dini yorumların etkisi var. Ama
İslamofobi dahil tüm dini ayrımcılıkların daha kuvvetli başka nedenleri var.
PAPALIK SİYASETE HEVESLİ
Papalık yeniden siyasetin belirleyicisi olabilir mi?
Şimdilik pek mümkün görünmüyor. Yorumdan öte pratik bir
vaka var karşımızda. Mesela Avrupa Birliği müktesebatında dini değerlere atıfta
bulunulması için Kilise çok çaba sarf etti. Bir işe yaramadı.
Avrupa'daki laiklik uygulamalarına Papalık-Kiliseler
nasıl bakıyor?
İngiltere, Danimarka, Yunanistan gibi ülkelerde zaten bir
devlet dini var resmi olarak. Hatta İngiltere'de Kilise'nin Avam Kamarası'nda
kontenjanı var. İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkelerde de Katolikliğin
avantajı var kamusal alanda. Yasalarda, ne yazdığı çok da önemli olmuyor bazen,
fiili durum onun önüne geçiyor.
Bugün Avrupa Birliği'ne Türkiye üye olmak istiyor. Fakat
bir taraftan güçlü bir taraf AB'yi Hıristiyan kültür ile yorumluyor ve
Türkiye'ye karşı çıkıyor. Diğer kesimler de Türkiye'nin eksiklerinden dem
vuruyor. Alt benlikte AB bir Hıristiyanların Birliği'dir algısı mı var?
Resmi olarak değil ama kültürel olarak böyle bir algı
var. Yüzyıllar boyunca oluşmuş bir kolektif bilinçaltının birden bırakılması ne
kadar mümkün? Ama ben Türkiye'nin AB üyeliğinden öte AB'nin kendi geleceği ile
ilgili de sorunlar olduğunu düşünüyorum.
Endülüs Emevi Devleti, Osmanlı'ya karşı savaşlar ve
Yahudilerin Avrupa topraklarından sürülmesi... Avrupa'da Hıristiyanlık dışında
bir dine, bir kültüre yaşam hakkı yok mu?
Maalesef böyle kötü tecrübeler yaşandı. Hatta bunlar
özellikle kuzey Afrika'da geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısına kadar yaşanmaya
devam etti. Din çoğunlukla bunlara alet edildi. Şimdi biri çıkıp Ortadoğu'daki
olayların İslam'dan kaynaklandığı söyleyebilir mi? Bir dinler tarihçisi olarak
söyleyeceğim şudur; dinler özü itibarıyla böyle bir acımasızlığı öngörmez,
insanlar onu kullanır.
Papalık gelecekte yeniden siyasetin iktidarı olabilir mi?
Papalık tarihin en eski kurumlarından biridir. Varlığını
sürdürebilmesinin en önemli sebebi istikrardır. Papalığın gideceği yönün de
dünyada dindarlığın, dinlerin gittiği yerden bağımsız olması beklenemez.
Bununla birlikte birçok şeyin değişeceğini düşünüyorum Kilise'de. Ama bu
değişimin şimdiki muhafazakar kanadın beklediği yönde olacağını sanmam. Katolik
çevrelerde uzun zamandır bir genel konsilin gerektiği konuşuluyor. Er geç
olacak bu. Bazılarının iddia ettiği gibi “III. Vatikan Konsili” mi olur, “I.
Şikago Konsili” mi bilemem. Ama siyaset Kilise için riskli bir alandır. Güçlü
olduğu alanda, yani dini ve ahlaki alanda kalırsa güvende olacaktır, siyasete
oynarsa yıpranacaktır diye düşünüyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.