Şebnem Şenyener / -@t24.com.tr
Long İsland City’de açık bir Japon bahçesi olarak
düzenlediği müzesinde İsamu Noguchi’nin
taşlarına kulak verdim yeniden. O taşlarda, Noguchi’nin çocukluğu, annesiyle
Japonya’da bir bahçeden bir bahçeye taşınıp durduğu zamanların yanısıra,
Village’de Macdougal Alley’de 33 numaradaki stüdyosunun kapısına sabaha karşı
bir saatte dikilip “İsamuuu! İsamuuu!” diye bağıran Van doğumlu Ermeni sanatçı
dostu Aşil Gorky’nin sesini duydum. Vostanik Manuk Adoyan, gerçeküstü resim
akımının babası Andre Breton’un deyimiyle “Amerikanın en önemli gerçeküstü
ressamı” Gorky. 1915’te sürgünü takiben Erivan’da anasının açlıktan ölümünden
sonra 16 yaşında babasının peşinden Amerika’ya gelerek kurtuldu Ermeni
katliamından. Ama iyi geçinemedi babasıyla. Noguchi’nin onu derinden etkileyen
Gorky ile dostluğu 1941 yılı baharında yeşerdi. Aynı kızı sevmeleri bir yana
aralarında koca bir okyanus insanlık paylaştıklarından.
***
“İsamu! İsamu!” diye bağırdı ressam Aşil Gorky. Asıl adı
Vostanik Manuk Adoyan, Manhattan’da, Village’de, Macdougal Alley’de o gece.
Heykeltraş İsamu Noguchi’nin kapısına dikildiğinde yıl 1948, aylardan haziran.
Sabaha karşı saatler. Ailesi, arkadaşları, ülkesi onu terkettiğinde. Kendini
öldürme kararını vermeden önce. Bir kere daha cesaretle en yakın dostu
İsamu’dan medet umarak stüdyosunun kapısına dikildiğinde. İsamu’nun Japonca’da
cesaret anlamına geldiğini bilircesine. “İsamu! İsamu!” diye bağırdı Vostanik
Manuk Adoyan.
İnsanlık insanlıktan çıktığından bu yana, sesi hala
çınlıyor ıssız, yıkıntı virane taş üstüne taş kalan her yerde. İsamu! Cesaret…
O “korkusuz dünya için” yürüyebilecek mi Obama şimdi
Hiroşima’da? Heykeltraş İsamu Noguchi’nin eseri “Barış Köprüsü”nün üstünde.
Olanlar olduktan sonra. 6 Agustos’da. Amerika’nın Hiroşima’ya atom bombasını
atmasının 64. Yıldönümünde, Evrensel Barış Gününde. Olanlar olduktan sonra onu
çağırıyor korkuların hükmettiği dünyada hayatta kalanlar. Onu çağırıyor yeni
hayatlar, genç fidanlar, onun için oy kullananlar. Onu çağırıyor, nükleer
silahlardan ve korkudan kurtulmuş bir dünya umudu ve 2009’da aldığı Nobel Barış
ödülü.
Long İsland City’de açık bir Japon bahçesi olarak
düzenlediği müzesinde İsamu Noguchi’nin
taşlarına kulak verdim yeniden. O taşlarda, Noguchi’nin çocukluğu, annesiyle
Japonya’da bir bahçeden bir bahçeye taşınıp durduğu zamanların yanısıra,
Village’de Macdougal Alley’de 33 numaradaki stüdyosunun kapısına sabaha karşı
bir saatte dikilip “İsamuuu! İsamuuu!” diye bağıran Van doğumlu Ermeni sanatçı
dostu Aşil Gorky’nin sesini duydum. Vostanik Manuk Adoyan, gerçeküstü resim
akımının babası Andre Breton’un deyimiyle “Amerikanın en önemli gerçeküstü
ressamı” Gorky. 1915’te sürgünü takiben Erivan’da anasının açlıktan ölümünden
sonra 16 yaşında babasının peşinden Amerika’ya gelerek kurtuldu Ermeni
katliamından. Ama iyi geçinemedi babasıyla.
Noguchi’nin onu derinden etkileyen Gorky ile dostluğu
1941 yılı baharında yeşerdi. Aynı kızı sevmeleri bir yana aralarında koca bir
okyanus insanlık paylaştıklarından.
Noguchi’nin babası, Pierre Loti’nin”Madam Kasımpatı”
romanına Japon “onuruyla” cevap vermek üzere Amerika’yı gezen, gezisini “Boru
Çiçeği” adlı romanıyla “batı ve Amerika’yla hesaplaşarak” nakleden ve bu arada
aynı Loti gibi, geçici olarak birlikte olduğu Amerikalı eşinden bir oğul
peydahlayan şair Yone Noguchi. Gayri meşru oğluna “cesaret” anlamına gelen
İsamu ismini verdiği halde onu asla sahiplenmez, Japonya’da barınmasını,
soyadını kullanmasını dahi istemez. Japonya’nın Pearl Harbor saldırısını
destekleyen savaş yanlısıdır o. 1947’de, Nagasaki ve Hiroşima’da atom
bombasından bir yıl önce Tokyo’da Müttefik bombardumanıyla yıkılır evi. O yıl
mide kanserine yenilir.
Noguchi ile Gorky arasındaki dostluk Conneticut’da davet
edildikleri öğlen yemeğiyle kuvvetlenir. İkisi de yemekten sıkılınca yakındaki
göle kadar gidip yüzmeye niyetlenirler. Yeni çiçeklenmiş meyve ağaçlarının
altına uzanıp baharı kokladıkları sırada “tüysüzlüğünü” vurgularcasına ya da Gorky’nin
“tüylü” tipine iltifat etme amacıyla Noguchi sazanlardan bir bıyık yapar
kendine dudağının üstüne yapıştırır. Gorky’nin keyfi yerindedir, Ermeni
şarkıları söyler. O da sazlardan bir kaval yapıp çalar. Sonra çocukluğunu
anlatır Noguchi’ye. Van gölü kıyılarını, bahçelerini, dağlarını anlatır.
Gorky’nin ruh halini beğenmeyen dostları, California’da sergi bahanesiyle bir
hava değişikliği önerirler ona. Hemen orada yolculuk planı çıkar ortaya.
Noguchi’nin station vagon Ford arabasında Gorky ve nişanlısı, kıymetlisi
“muguç” Agnes Magruder. Arka koltuk Noguchi’nin heykel malzemeleriyle dolu
olduğu için üçü de ön koltukta. Gorky araba kullanmasını bilmediğinden,
Agnes’in ehliyeti olmadığından şoförlüğü Noguchi üstlenir, koyulurlar yola. Haziran başında başlar yolculuk.
Pennslyvania, Ohio, İndiana üzerinden güneye Noguchi’nin “epik yol” olarak
nitelendirdiği güzargahta savaş, ve savaş, politika, arasıra makinanın insan
üzerindeki etkisi, ve sanat hakkında konuşa konuşa sürer. Gorky ateşlidir.
Noguchi soğuk ve duygusuz. Hiçbir konuda anlaşamazlar, sürekli bir tartışma
şeklinde devam eder kilometreler. İkisi de iddialı, ikisi de özgün fikirlerle
dolup taşarken, konuşmalar çoğu kez tiradlara kayar, bağıra çağıra sürer yolun
büyük kısmı. En büyük anlaşmazlık sebebi bulut olur. Gorky bulutları yaşlı
köylü kadınlarına benzetir. Bulutlarda bir yığın savaş sahnesi yakalar. St
George ejderhayı öldürür gökyüzünde. Noguchi, “amma da uyduruyorsun” diye
gerçekçilikten taviz vermez, “bulut buluttur işte o kadar!” Ama Gorky bu,
gördüğünü görmeye devam eder:”sahi sen şimdi o yaşlı teyzeyi görmüyor musun
orada? Hayret!” diye bastırır. Noguchi doğanın Gorky’e bambaşka göründüğünü
öyle anlar. O anları: Gördüğü herşeyi biçimlendirip çok güzel bir Ermeni oya
işine dönüştürürdü” diye hatırlar Noguchi sonradan. Arabanın camından gördüğü
her şeyi hatıralarıyla mukayese eder Gorky. Noguchi ya da Agnes manzarayı
överse Gorky bastırır: “ah ama bizim Ermenistan’daki ağaçlar, bir de onları
görün siz, bunlardan çok büyüktür, çimen çok daha yeşildir, tepeler çok daha
güzeldir, meyveler çok daha kırmızıdır, her şey çok daha iyidir…”
Konakladıkları her yerde bu iki birbirinin zıttı gibi duran erkeği gören yöre
halkını pek meraklandırdılar. Gorky’nin “dondurma dahil her şeyi kızartıyorlar”
türünden dehşet dolu çığlıkları garson kızları korkuyla tirtir titretir. Mevcut
önyargılar bazen açık hakarete dönüşür. Agnes bazen Noguchi’nin yanında yer
alır tartışmalarda. Bu durum nişanlısını iyice çileden çıkarır. Missisippi
nehrinin üzerinde bas bas bağırır Gorky, “durdur arabayı! Ben iniyorum, eve
yürüyerek gideceğim buradan!” Santa Fe’de işler biraz yumuşar. Gorky’nin hoşuna
gider ekmek fırınları, toprak evler, Kızılderili el işleri. Boyalı Çöl’de
kaybolurlar bir kum fırtınasında. Geceyi bir çadırda geçirirler. Grand Canyon’a
vardıklarında ikisi de sırtlarını çevirip oturur. İkisine de çok büyük görünür
kanyon. Tam bir posta kartı gibi mükemmeldir. Bu kanyonun nesi eksik diye
tartışmaya başlarlar, ilginç bir yer haline gelmesi için ne gerekiyor, mesela
bir uçtan bir uça asılı ip üzerinde bisikletiyle dolaşan bir ip cambazı mı?
Gorky bir ara Agnes ile Noguchi arasında romantik bir ilişkiden şüphelenip
kıskançlığa kapılır. Halbuki Noguchi böyle bir şeye asla kalkışmayacak kadar
sadıktır Gorky’e. Agnes’i hırpaladığını görünce dayanamaz, o kadar bağırıp
çağırışmayı kaldırıp kaldırmayacağından emin değildir. Bir gece Noguchi Agnes’e
dayanma gücü vermek niyetiyle iyi geceler dilerken Gorky sessizce arkadan
aniden dalar odaya ve basar onları. Agnes’in üzerine bir çuval çimen boşaltır.
Bir başka gece bir İspanyol klübünde Agnes Gorky’i dansa kaldırır. Gorky dans
partilerini elinde beyaz mendili ile Ermeni havasına çevirerek enerji ile
doldurmasına rağmen o gece fokstrot bilmediğinden dans pistini bırakır. Noguchi
devralır Agnes’i. Gorky’nin ateş püsküren bakışlarına rağmen Agnes’le doyasıya
dans eder.
Böyle derinleşen dostluktur Gorky’yi son anında,
ailesini, eşini dostunu kaybettiğinde, intihar kararını aldığında Noguchi’nin
kapısına getiren. Hiroşima ve Nagazaki’de Amerika’nın atom bombası
kullanmasından üç yıl sonra. Gorky cesaret istercesine bağırır “İsamu… İsamu!”
diye. Noguchi o çığlığı bir şarkı gibi hatırlar sonradan: “rüya görüyorum
sandım, sanki bir şarkı duydum rüyamda!” Cesaret! diye çınlıyor hala Noguchi’nin
taşlarında Gorky’nin sesi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.