Sözün özü: Türkiye bölgede, komşularına istikrarsızlık
ihraç eden, mezhepçilik yapan, ABD emperyalizminin sözcüsü olarak davranan bir
ülke olarak görülüyor. Türkiye’nin Ortadoğu’da etkisini artırdığını öne
sürenler, Ortadoğu açısından stratejik önemde olan Kıbrıs’ta Türkiye’nin
etkisinin azalmasının nedenlerini açıklayamıyorlar. KKTC’yle dahi sorun
yaşayan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne koyduğu vizeyi kaldırmaya, liman ve
havaalanlarını Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin deniz ve hava araçlarına açmaya
hazırlanan Türkiye’nin kime, nasıl, neyle rol modeli olabilir?
***
Türkiye bölgede, komşularına istikrarsızlık ihraç eden,
mezhepçilik yapan, ABD emperyalizminin sözcüsü olarak davranan bir ülke olarak
görülüyor...
Başvekilin istifasının ardından asıl konuşulması
gerekenleri konuşmak gerekiyor. Çünkü başdanışmanlığından başvekilliğine dek,
dış politikaya yön veren isimdi. Büyük bir medya rüzgârıyla geldi. Sadece kendi
cenahından değil, özde o cenahta olup değilmiş gibi görünenlerden de, Mensur
Akgün, Fuat Keyman, Hasan Bülent Kahraman gibi liberallerden de destek aldı.
Fakat yön verdiği diplomasi iflas etti. İran, Irak, Suriye, Rusya, Ortadoğu,
Ermenistan, Kıbrıs, İsrail gibi tüm başlıklarda stratejik derinlik değil, büyük
bir hezimet yaşandı. Son döneminde Obama’dan randevu almadaki gayreti ve AB ile
Türkiye arasında vize muafiyeti müzakereleri de bu başarısızlığı örtemedi.
Kendi ifadesiyle“yeni şekillenmekte olan Ortadoğu’nun sahibi, öncüsü ve
sözcüsü” olan Türkiye, “değerli yalnızlık” içinde şimdi.
Başvekil, Türkiye’nin siyasi, iktisadi, askeri, yumuşak
güç unsurlarını hesaplamadan, devlet kapasitesini dikkate almadan, Osmanlı’nın
sonunun acı deneyiminden ders çıkarmadan, Cumhuriyet’in birikimini tamamen
dışlayarak, hatta küçümseyerek, çok iddialı sözler ediyordu. Yeni Türkiye
diyordu. Yeni Osmanlıcılık yapıyordu. Sonuç ortada: Stratejik derinlik ile
başladı. Komşularla sıfır sorun ile devam etti. Değerli yalnızlık ile bitirdi.
“Ulus devletle hesaplaşma zamanı geldi” diyordu. Çok yönlü, çok boyutlu, pro
aktif, dinamik, çok merkezli bir dış politika izlediğimizi söylüyordu.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü, Cumhuriyet’in dış politika
ilkelerini korkak, pısırık, içe dönük, edilgen, statükocu buluyordu. Gerçekte
ise kendisinin hırslı, hınçlı ve hırçın bir politika izlediğinin farkında
değildi.
Madde madde açalım:
1) Cumhuriyet’e ve onun müttefik olarak gördüğü mazlum
milletlere karşıydı. Türk dünyasına, Avrasya’ya uzaktı. ABD’nin işbirlikçisi,
sözcüsü olmayı önemsiyordu. Bölgesel güç, küresel aktör olmanın ABD’nin
bölgedeki taşeronu olmaktan geçtiğine inanıyordu. ABD’nin küresel düzenine,
Türkiye’nin alt bölgesel sistemler kurarak katkı vereceğini söylüyordu.
Türkiye’yi bölgesel güç olmanın ötesinde, dünya politikasında merkez aktör
olarak görüyordu. Gerçekçi değildi. Çünkü dünya tarihinde, orta ölçekli,
ekonomisi kırılgan, çok önemli iç sorunları olan, bölgesinde dışlanmış bir
ülkenin, bu kadar kısa sürede bu kadar ölçek büyütüp, kapasite artırıp, merkez
aktör olduğu görülmemiştir.
TÜRKİYE KİME, NASIL, HANGİ ARAÇLARLA ROL MODELİ OLACAK?
2) Türkiye’nin model ülke olduğunu söylerken altını
doldurmuyordu. “Hangi Türkiye, kime, nasıl, hangi araçlarla rol modeli olur?”
sorusu yanıtsızdı. Anımsanacağı üzere; 1990’larda SSCB dağıldıktan sonra da
Türkiye, Türk Cumhuriyetlerine (Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan,
Özbekistan, Azerbaycan) model olmaya çalışmış, başaramamıştı. O dönemde ABD;
hem İran modelinin öne çıkmasını engellemek, hem de Orta Asya’da Rusya’nın yeniden
nüfuz sahibi olmasının önüne geçmek için Türkiye’nin rol model olacağını
söylerken, gerçekte Türkiye’yi Truva atı olarak cepheye sürüyordu.
“Adriyatik’ten Çin Seddi’ne büyük Türk dünyası” veya “21. yüzyıl Türk asrı
olacak” sloganını bizdeki siyasetçiler kadar ABD başkanları da kullanıyorlardı.
Gerçek kısa sürede görüldü: Türkiye’nin devlet kapasitesi yetmedi. Türkiye’nin
Orta Asya’da Rusya’yla rekabet edip edemediği görüldü.
3) 2002’de iktidar olan AKP, Orta Asya’yı tamamen sırtını
döndü. Ortadoğu’ya yöneldi. Dünya ve bölgedeki gelişmeler de bu yönelimle
örtüşüyordu. 11 Eylül 2001 saldırıları, devamında ABD’nin Afganistan ve Irak
işgalleri, Büyük Ortadoğu Projesi, bu proje kapsamında “ılımlı İslam” modeli,
emperyalizmin Kürt devleti projesi AKP’nin dış politika yönelimleriyle
uyumluydu. Gelinen noktada dış konjonktür değişti. ABD’nin gücü aşınıyor.
Ortadoğu’da Rusya’nın etkisi arttı. Suriye’de Esad kazandı. Nükleer anlaşmayı
imzalayan İran bölgesel bir aktör olarak daha da öne çıktı. Suriye ve Irak
üzerindeki etkisi daha da arttı. Türkiye’nin ise müttefikleri şunlar: Kuzey
Irak’ta Barzani, Mısır’da İhvan, Körfez’de ise Katar ve Suudi Arabistan.
HANGİ TÜRKİYE ROL MODELİ OLACAK?
4) Dış politika coğrafyadan, devlet kapasitesinden,
bölgesel ve küresel dinamiklerden bağımsız değildir. İkili ilişkiler, mutlaka
üçüncü taraflara yansır. Bir ülkenin tek taraflı adım atması yetmez.
Muhatabının da adım atması gerekir. Dahası konuyla ilgili üçüncü tarafların da
buna onay vermesi, en azından tepki vermemesi şarttır. Bunlar da yetmez;
bölgesel ve küresel dengelerin de uyumu zorunludur. Tüm bunları yönetmek çok
iyi strateji, jeopolitik, tarih, iktisat, siyaset bilgisi gerektirir.
Tarihimizden birkaç örnek verelim: Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcında Türk –
Sovyet dostluğu, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Hatay’ın anavatana katılması, 1974
Kıbrıs Barış Harekâtı başarılı örneklerdir. Davutoğlu’nun eseri olan Ermenistan
açılımı ise Azerbaycan’la ilişkileri bozmaktan başka işe yaramamıştır. Suriye
politikasında durum vahimdir. Rus uçağını düşürdükten sonra Türkiye’nin yaptığı
açıklamalar, ne kadar hesapsız davranıldığının kanıtıdır.
5) Tarihi iyi bilmek gerekir. Atatürk’ün “Yurtta sulh,
cihanda sulh” sözünü küçümsemek, O’nun dış politikasını edilgen, pasif, içe
dönük, korkak, pısırık bulmak, büyük hatadır. Bu dış politika, dünyanın önde
gelen dışişleri akademilerinde ders olarak okutulur. Cumhuriyet için
“parantez”, “travma yarattı”, “enkaz bıraktı”, “tarihimizle, kültürümüzle,
geçmişimizle, dinimizle, alfabemizle, komşularımızla, İslam dünyasıyla bağımızı
kopardı”, “80 yıllık zulüm rejimi”diyenler, Cumhuriyet’in dış politikasını çok
boyutlu değil tek boyutlu, iddialı değil statükocu bulanlar, gerçekte kendi
yaptıklarının hayalci, hesapsız, tutarsız olduğunu görememişlerdir. Kendilerini
dev aynasında görmüşlerdir, o kadar.
6) Büyük sözler söylemek, bir ülkeyi büyütmez. Diplomasi
hamaset üzerinden değil, akılcılık, gerçekçilik ve nesnellik üzerinden yapılır.
Türkiye’nin gücünün sınırları bellidir. Ne dün, Orta Asya’ya yönelik olarak
Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in sözleri, ne bugün Ortadoğu’ya yönelik olarak
AKP’nin sözleri, Türkiye açısından tutulabilir niteliktedir. Çünkü böyle bir
gücü yoktur. Bölgesel ve küresel dengeler lehimize değildir. Muhataplarımızın
bu yönde talebi bulunmamaktadır. Dahası, bu yönde iddiası olan, bunu uluorta
dillendirmez, gereğini yapar. Konuşmaz, icra eder.
OBAMA İSTEYİNCE, AÇILIM YAPMIŞLARDI
7) Şu soruların yanıtı, sadece dış politikayla değil, iç
politikayla, ekonomiyle, toplumla, kültürle de ilgilidir. Toplumun çok geniş
kesimlerinin uzlaşmasıyla yanıt verilmesi gerekir. Türkiye kime rol modeli
olacaktır? Orta Asya’daki Türk dünyasına mı? Suriye’yi mi? Suudi Arabistan mı?
Katar’a mı? Hangi Türkiye rol modeli olacaktır? Laik Cumhuriyet Türkiye’si mi?
AKP Türkiye’si mi? Batı ülkeleri ve kurumlarıyla ilişkileri güçlü, NATO üyesi,
AB adayı Türkiye mi? Bölgesinde yalnızlaşmış, dışlanmış Türkiye mi? Spor
takımları dünyada derece alan, televizyon dizileri Ortadoğu’da, Latin
Amerika’da, Azerbaycan’da izlenme rekorları kıran, sporcuları, bilim insanları,
müzisyenleri dünya çapında ödüller kazanan Türkiye mi? Yoksa Araplara öykünen,
hayranlık duyan, Arap olmadığı için üzülen, Arap alfabesi kullanmadığı için
utanan, Ortadoğu’nun otoriter yönetimlerine özenen Türkiye mi? Dünyayla
bütünleşmek isteyen, demokrasi, özgürlük, hukuk devleti, insan hakları, siyasal
katılım, örgütlü toplum, kadın – erkek eşitliği, gelir adaleti, ekonomik
kapasite, bilimsel nitelik, teknolojik altyapı çıtasını yükseltmek isteyen
Türkiye mi? Atlantik’e, ABD emperyalizmine bağımlı Türkiye mi? Avrasya’da
etkili, Türk dünyası, mazlum milletler, Ortadoğu, Arap alemiyle eşit,
karşılıklı güvene, saygıya, faydaya, çıkara dayalı ilişkiler yürütebilen
Türkiye mi?
"NE İŞİ VAR NATO'NUN LİBYA'DA"
8) Yıllardır izlenen dış politika, her durumda, her
gelişmede ABD emperyalizmine bağımlı, ona ayarlı, ona duyarlı, ona odaklanmış
bir dış politikadır. Libya’da önce Kaddafi’nin elinden ödül alan, Libya’ya NATO
saldırmadan önce “Ne işi var NATO’nun Libya’da” diyen, sonra da Libya’ya
saldıran ABD ve müttefiklerine destek veren politikadır. 1 Mart 2003’te tezkere
TBMM’den geçmediği halde, ABD ordusuna her türlü yardımı, kolaylığı sağlayan
politikadır. Irak’ın bölünmesi için ABD ve İsrail’le birlikte Kuzey Irak’ta
Barzani’ye her türlü desteği veren politikadır. ABD Başkanı Obama, TBMM
kürsüsünden “Ermenistan’la aranızı düzeltin, ilişkilerinizi normalleştirin”
deyince, Ermenistan açılımı başlatan politikadır. “Milletle beraber dış
politika yapıyoruz” derken, Ermenistan açılımını, Türk Milleti’nden, TBMM’den gizli
yürüten politikadır. Suriye’de ABD’yle birlikte, Suriye’yi bölmeye, rejimini
değiştirmeye çabalayan politikadır. Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın tüm uyarılarına
rağmen ABD ve AB istiyor diye Annan Planı’nı destekleyen politikadır. Kuzey
Irak’ta Başika’daki askeri üsse, Irak hükümetine bilgi vermeksizin, ek asker
yollayan, Irak, İran, Rusya ve ABD’den tepki gelince geri çeken politikadır.
Sözün özü: Türkiye bölgede, komşularına istikrarsızlık
ihraç eden, mezhepçilik yapan, ABD emperyalizminin sözcüsü olarak davranan bir
ülke olarak görülüyor. Türkiye’nin Ortadoğu’da etkisini artırdığını öne
sürenler, Ortadoğu açısından stratejik önemde olan Kıbrıs’ta Türkiye’nin
etkisinin azalmasının nedenlerini açıklayamıyorlar. KKTC’yle dahi sorun
yaşayan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne koyduğu vizeyi kaldırmaya, liman ve
havaalanlarını Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin deniz ve hava araçlarına açmaya
hazırlanan Türkiye’nin kime, nasıl, neyle rol modeli olabilir?
Barış Doster
Odatv.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.