Ragıp Zarakolu / 1@1.com
Sarkis Çerkesyan yaşasaydı, şimdi 100 yaşında olacaktı.Belge
Yayınlarının 40 kitabının yasaklandığı, yayınevinin bombalandığı zor günlerde,
kapımızı açıp ziyaretimize gelen ender insanlardan biriydi Sarkis Abi.
Kirkor/Kolukısa/ ve diğer Sarkis Abi / Seropyan/ gibi…Ve tabii geçen yıl
yitirdiğimiz Panayot Abi / Abacı/ gibi…
Ermeni ve Rum toplumu yayınevine gelmeye çekinirdi.
Kirkor Abi ve Sarkis Abi, gönüllü kitap ileticimizdi. Ve elbette Sireli Hrant!
Tezgah altı kitapçılığı derdik buna.
Kirli savaş yıllarıydı. Bombadan sonra Yerebatan
Sarnıcı’na komşu depomuzu yayınevi merkezine çevirmiştik. Ha bire su basardı.
Ama serin bir yerdi yaz sıcağında Belge, kışın ise
ılıman. Sarkis Abi öğleden sonra ziyaretimize gelip, sohbet etmeyi, Marenostrum
dizisinin yeni kitaplarına bakmayı ve de hafifinden bir siesta yapmayı severdi
Belge’nin yer altı dünyasında. Agos kurulduğunda, hemen onun gönüllülerinden
biri olmuştu. Gülizar’ın öyküsünü vermişti Hrant’a tercüme edip. Ve Hrant’ın
çökertilen bilgisayarında yitip gitmişti Gülizar, Huşartsan gibi. Sarkis Abi,
inanmış bir komünistti. TKP’nin en önemli siyasal düşünürlerinden Pehlivanyan
ile okuldaştı. Ama kahrolası yoksulluk, bırakmak zorunda kalmıştı
Getronogan’daki tahsilini. Kız kardeşi Beyrut’a gelin giderken onlar Karaman’a
geri dönmüşlerdi Suriye Çöllerinden, Baron Otelde Andonyan’dan aldıkları bir
kağıt ile… Ama artık orada yaşama olanağı kalmadığından İstanbul’a
yönelmişlerdi sonra. Babadan miras Avşarlar ile dostluğu yaşam boyu sürdürdü.
Ve cenazesinde Avşarlar da vardı. Kadim dostlukları bu coğrafyanın böyledir
işte. Yeğeni Garo Armenyan, Yerevan’daki Amerikan Üniversitesinin
kurucularından biri olacaktı.
Ondan dinledik Der Zor türkülerini, komünistti ama
annesinden “EDF” marşlarını da öğrenmişti. Onları da dinlerdik devrimci mirasa
saygı ile…Her nedense bana Dev-Genç’i hatırlatırdı EDF. Annesi ona,
“süpürdüğümün komünisti” diye takılırdı. Bir Ermeni yurtseveri idi,
komünistliği yanında… Devrimci Federasyondan Komitacı Dırtat gençliğinde abisi
ve can dostu idi. Dırtat kızardı yine de, Sovyet Ermenistan’ına saldıran kimi
“EDF” lilere: “Yahu, bu Dro ne yapmak istiyor? Bir elimizde Sovyet Ermenistanı
var! O da mı gitsin.” Oraya yerleşmek için izin de aldı Sarkis . Ama zordu
Bolis’ten ayrılmak…
’68’in devrimci, özgürlükçü ve de konseyci kabarması
sırasında tanıştım kendisiyle.
Kumkapıda’ki evi kısa zamanda bir uğrak yerine dönüştü. O ev kimlere
sığınak olup kapı açmadı ki, 15-16 Haziran, 12 Mart ve 12 Eylül fırtınasında…
Ermeniler Ermeniliğini, Kürtler Kürtlüğünü, sosyalistler,
yok edilen sosyalist ve komünist hareket tarihini ondan öğrenirlerdi.
Marangozluk, terzilik, insanlık tarihinde entelektüel buluşma merkezleri
olmuştur, antik İskenderiye, Antakya ve Babil’den bu yana.
Diyarbakır’ın ezbere Cigerxwîn ve Nâzım okuyan Niyazi
Usta’sı varsa, İstanbul’un da ezbere Çarents ve Nâzım okuyan Sarkis Usta’sı
vardı. Sarkis Abi marangozdu. Yoldaşları için kitaplık ve çalışma masası
yapmayı severdi. Ve bir de “hin-i hacette” gerekli olacak gizli bir çekmece
eklemeyi…
Öyle ya, bir de “rezistans” yanı vardı onun, hani şu
Kızıl Afiş’in Manukyan’ından gelme. Sahi onun şiirlerini de, Çarents’inkiler
gibi ezberden okurdu. Sahi, ustam, Çarents’in “İstanbul” şiirini de çevirmişti
değil mi? Hani şu bizlere Tevfik Fikret’in “Sis”ini hatırlatan.
“Combattant” Sarkis yıllarca, yer altı matbaasında bastı
“Atılım” dergisini, yoldaşlarına ulaştırdı. Az daha yakayı ele veriyordu genç
oğlu ile. O badireyi de atlatmayı başardılar.
Metz Yeghern’i ilk belgeleyen Aram Andonyan’ın, nasıl
aydınlığını örtüp deli taklidi yaparak Der Zor çöllerinde sağ kalmayı
başardığını, sonra babasının da yardımı ile Halep’e ulaşıp, soykırımı
belgelendirmek için Baron Otel’de çalışmaya başladığını onun ağzından
dinlemiştim.
Kürtler, ’92 yılında Özgür Gündem’i çıkarmaya başladığında
hemen ziyaret etmişti onları bir enternasyonalist olarak . Onun uğrak yeri
olmuştu gazetemiz. Birçok kimliğini yitirmiş Dersimli ilk ondan öğrenmişti,
“Kine Em?” sorusunun cevabını. Herkese açıktı iki odalı mütevazı vakıf evi.
Çalışmak için Bolis’e gelen Hayastanlılara da…
Genç komünistler burada ziyaret etti onu. Sevgili
Zakarya, onunla birlikte daldı, kazınarak silinmiş Ermeni basınının tarihine.
Sevgili Yasemin o evde kayda geçti, “Bu Dünya Hepimize Yeter” tanıklıklarını.
Sevgili Deniz, orada filme aldı yaşamını ve türkülerini. Belki bir gün bir
plaket konur duvarına: “Combattant Sarkis Çerkesyan bu evde yaşadı” diye.
Ayşe’nin sade bir haçkar tarzı mezar taşını siyah granite
kazıdığı portresi ile yapan, Karabağ mücahidi Paşa’yı da onun küçümen evinde
tanımıştım. Dedesi, “Berlin’i düşüren Sovyet Mareşallerinden biri” demişti bana
sevecenlikle.
Onun 90 küsuruncu yaş günü partilerinden birini Sevgili
Ahmet Mücek ve Kıymet Yıldırım, kurucusu oldukları Renkahenk Sanat Evinde
düzenlemişlerdi. Heyhat Renkahenk tarihe karıştı şimdi. Şimdi kurucuları ile
Kuzey’de birlikte sürgündeyiz. Gözümün önüne şimdi Nabi’nin Meserret’tinde
düzenlenen bir başka yaş gününde, sevgili Ayşe ve Hrant’ın sohbetleri geliyor.
Şimdi hepsi bize sevgiyle bakıyor. Onlar hep bizimle birlikte
olmaya ve yaşamaya devam edecekler. Biz var olduğumuz sürece… Ve bizden sonra
da kuşaktan kuşağa anlatılanlar ile.
Bir efsane gibi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.