Enes Bayraklı
“Ermeni soykırımı” iddialarının bugün artık kârlı bir
endüstri haline geldiği ve birçok devletin bu meseleyi uluslararası diplomaside
bir manivela olarak kullandığı görülmektedir. Uzun zamandır Türkiye'nin üstünde
Demokles'in kılıcı gibi sallanan bu iddiaların tarihte yaşanmış bir mesele ile
ilgili adaleti tesis etmek ya da Türkiye ile Ermenistan arasındaki zaten
sorunlu olan ilişkilerin tamir edilmesi gibi bir amacının olmadığı izahtan
varestedir. “Ermeni soykırımı” endüstrisinin son müşterisinin ise Almanya
olduğu görülmektedir. Almanya'nın bu meseleyi gündeme getiriş biçimi ve
zamanlaması ise meseleyi bir siyasi manivela olarak kullanmak istediğinin
kanıtıdır.
***
Almanya'da koalisyonu oluşturan partiler Hıristiyan
Birlik partileri (CDU&CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) tarafından
hazırlanan “101 yıl önce Ermeni ve diğer Hıristiyan azınlıklara yönelik
soykırımı anma ve hatırlama” adını taşıyan karar tasarısı 2 Haziran tarihinde
Alman Parlamentosu'nda oylanacak. Karar tasarısının Almanya'nın çok ihtiyacı
olan Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mülteci anlaşmasının AB'nin terörle
mücadele ile ilgili muğlak talepleri yüzünden tehlikeye girdiği bir zamanda
gündeme gelmesi ise bir hayli manidar.
“Ermeni soykırımı” iddialarının bugün artık kârlı bir
endüstri haline geldiği ve birçok devletin bu meseleyi uluslararası diplomaside
bir manivela olarak kullandığı görülmektedir. Uzun zamandır Türkiye'nin üstünde
Demokles'in kılıcı gibi sallanan bu iddiaların tarihte yaşanmış bir mesele ile
ilgili adaleti tesis etmek ya da Türkiye ile Ermenistan arasındaki zaten
sorunlu olan ilişkilerin tamir edilmesi gibi bir amacının olmadığı izahtan
varestedir. “Ermeni soykırımı” endüstrisinin son müşterisinin ise Almanya
olduğu görülmektedir. Almanya'nın bu meseleyi gündeme getiriş biçimi ve
zamanlaması ise meseleyi bir siyasi manivela olarak kullanmak istediğinin
kanıtıdır.
Diğer taraftan karar tasarısında geçen “diğer Hıristiyan
azınlıklara yönelik soykırımı anma” ifadesi ile Almanya'nın Birinci Dünya
Savaşı sonunda Osmanlı coğrafyasında Hıristiyanlara yönelen bütün şiddet
olaylarını soykırım olarak nitelendirmek istediğini göstermektedir. Peki,
Osmanlı coğrafyasında Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Anadolu'da Müslümanlara
yönelik yaşanan katliamlar ne olacak? Anlaşılıyor ki Müslümanların acılarının
ya da kanının Almanya nezdinde bir önemi yok.
Soykırım kavramının İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra
uluslararası hukuka girmiş bir kavram olduğu herkesçe bilinen bir olgudur.
İkinci Dünya Savaşı'ndan önce yaşanan meselelerde uygulanması hukuken zaten
mümkün değildir. Velev ki uluslararası camia bu konuda anlaştı. O zaman
insanlık tarihi boyunca yaşanan bütün katliamların soykırım olarak adlandırılması
ve gerekli adımların atılması gerekir. Neden Ermeni olayları ile
sınırlandıralım? Avrupalıların Amerika ve Afrika kıtası yerlilerine yönelik,
Rusların Kafkaslar'da ve Kırım'da gerçekleştirdikleri katliamların bir milleti
ortadan kaldırmaya yönelik sistematik soykırım olduğu tartışma götürmez
gerçekler olarak önümüzde durmaktadır. Hal böyleyken bütün bu olayların göz
ardı edilip Osmanlı Devleti'nin son döneminde dış güçlerin kışkırtmasıyla bir
savaş hali sırasında Osmanlı Devleti'ne ihanet eden bir kısım Ermeni'nin
tehcire tabi tutulmasını soykırım olarak nitelendirmek ikiyüzlülüğün
daniskasıdır.
Almanya'nın bu tavrını daha da komik hale getiren ise söz
konusu devletin 1904 ile 1907 tarihleri arasında Afrika kıtasındaki sömürgesi
Namibya halkına karşı işlediği katliamları o dönemde soykırım kavramının
uluslararası hukukta yer almadığı gerekçesiyle soykırım olarak tanımaması ve
Namibya'ya tazminat ödemeyi kabul etmemesidir.
Bu ikiyüzlü ve artık kabak tadı veren tavrın Almanya'ya
ya da Türk Alman ilişkilerine ne katkı sağlayacağı ise merak konusudur. Almanya
gerçekten adaleti tesis etmek istiyorsa ilk önce işlediği holokost suçundan
dolayı askeri ve mali olarak sorgusuz sualsiz desteklediği İsrail devletinin
Filistinlilere yönelik uyguladığı apartheid uygulamalarına, soykırım ve etnik
temizliğe dur diyerek başlamalıdır. Çünkü bu şekilde Holokost hatasından sonra
bugün Almanya Filistinlilerin maruz kaldığı haksızlıklarda da suç ortağı haline
gelmektedir. Alman Parlamentosu adaleti tesis etmek istiyorsa işe buradan
başlamalı ve devamında Namibya soykırımını tanımalıdır. Bütün bu meseleleri
hallettikten sonra sıra Osmanlı tarihine gelecek olursa hazırlayacağı yasa
tasarısına “Müslümanlara yönelik soykırımları anma” maddesini de eklemeyi
unutmamalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.