"Türkiye'nin uzun süredir devam eden AB'ye üye olma
süreci, 2010 yılında (İngiltere Başbakanı) David Cameron tarafından büyük bir
hevesle destekleniyordu... Artık bu giderek daha tehlikeli hale gelen pozisyonu
değiştirmenin zamanı geldi.6 yıl önce o dönemler Başbakan, şimdiyse
Cumhurbaşkanı olan Erdoğan iyi bir seçenek gibi gözüküyordu. Geleneksel olarak
istikrarsızlığa yol açan orduyu dizginlemişti. Kürtlerle konuşmaya hazırdı.
Sunduğu ılımlı gözüken siyasi İslam, Orta Doğu'daki reform yanlıları tarafından
çekici bulunuyordu. Ancak o yıllardan bugüne Erdoğan, Batı'nın güvenini
sistematik biçimde eritti… Türkiye'nin üyeliğe uygun olmayan bir ülke olarak
ilan edilmesi gerek. Ancak bu adım, Ankara'yla NATO çatısı altında önemli bir
müttefik olarak işbirliğine gidilmesinin önüne de geçmemeli. (AB havucunun ortadan kakması en çok bizim aleyhimizde olur. HYETERT)
***
İngiltere'de yayınlanan Times gazetesinin başyazısında
ele alınan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik süreci 'saçmalık' olarak
niteleniyor ve AB'nin bir an önce Türkiye'yle tam üyelik müzakerelerine son
vermesi gerektiği ifade ediliyor.
Times'ta yer alan yazı şöyle:
"Türkiye'nin uzun süredir devam eden AB'ye üye olma
süreci, 2010 yılında (İngiltere Başbakanı) David Cameron tarafından büyük bir
hevesle destekleniyordu.
Cameron o dönemlerde Recep Tayyip Erdoğan'a 'En güçlü
destekçiniz olacağım' demişti.
Artık bu giderek daha tehlikeli hale gelen pozisyonu
değiştirmenin zamanı geldi.
6 yıl önce o dönemler Başbakan, şimdiyse Cumhurbaşkanı
olan Erdoğan iyi bir seçenek gibi gözüküyordu.
Geleneksel olarak istikrarsızlığa yol açan orduyu
dizginlemişti. Kürtlerle konuşmaya hazırdı. Sunduğu ılımlı gözüken siyasi
İslam, Orta Doğu'daki reform yanlıları tarafından çekici bulunuyordu.
Ancak o yıllardan bugüne Erdoğan, Batı'nın güvenini
sistematik biçimde eritti.
Gücü kendi etrafında topladı; Meclis'i ve yargı sistemini
sekteye uğrattı; Giderek büyüyen kibri karşısında ülkeyi diz çökmeye zorladı.
Gazetelere el konuldu, Erdoğan'a hakaret edenler
gözaltına alındı. AB ilerleme raporları tekrar tekrar Türkiye'de giderek
otoriterleşen bir rejim olduğunu söyledi.
Her şeye rağmen resmi olarak 1999'da başlayan Türkiye'nin
AB'ye üyelik süreci devam etti.
"REFERANDUM TARTIŞMALARI ZEHİRLENDİ"
AB'nin bu saçmalığının bir amacı vardı: Her ne kadar çok
uzakta olsa da Türkiye'deki reform yanlılarına bir hedef sunuyordu.
Ancak Erdoğan artık reformculara alayla bakıyor ve AB'nin
Türkiye'ye, kendisinin AB'ye ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla muhtaç olduğunu
söyleyerek böbürleniyor.
Bu racon kesme tavırları İngiltere'deki AB referandumu
tartışmalarını da zehirlemiş durumda.
AB'den ayrılmadan yana olanlar Türkiye'nin üye olmasıyla
birlikte milyonlarca Türkün İngiltere'ye akın edebileceğini söylüyor.
AB yanlıları ise Türkiye'nin üyeliğinin ancak çok uzak
bir gelecekte gündeme gelebileceğini söylüyor ve o gün dahi İngiltere'nin bu
üyelik başvurusunu veto etme hakkının olacağını ifade ediyor.
"TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİK SÜRECİ BİTİRİLMELİ"
Bu meselenin acilen açıklığa kavuşturulması gerek. Gerçek
şu ki, 75 milyonluk nüfusuyla (2050'de bu nüfusun 91 milyona çıkacağı
öngörülüyor) Türkiye AB'nin sindirebilmesi için çok büyük.
Erdoğan üst üste hızlı büyüme yıllarını yakaladı. Ancak
Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir, hâlâ AB ortalamasının yarısından da
az ve ülkedeki gelir eşitsizliği devasa boyutlarda.
AB üyeliği Batı'ya doğru kitlesel bir göç akını anlamına
gelir. Türkiye'nin yüzde 97'sinin Asya'da olması da üyelik konusunu zora
sokuyor.
Göçmen krizi de gösterdi ki AB'nin Suriye, Irak veya İran
gibi ülkelerle komşu hale gelmesi çılgınlık olur.
"İNGİLTERE'NİN YAPTIĞI İKİYÜZLÜLÜK"
İngiltere'nin bir yandan Türkiye'nin AB üyelik sürecinin
en hararetli savunucularından biri olup, üyelik noktasına gelindiğinde gizlice
veto etmeyi planlamasıysa ikiyüzlülük.
İngiltere hükümeti uygulanan bu muğlak diplomasinin
Erdoğan üzerinde orta yolu teşvik edici bir etki yaratacağını düşünüyor
olabilir.
Ancak son yıllardan çıkarılan dersler, AB'nin Erdoğan
üzerindeki etkisinin ya yok denecek kadar az olduğunu ya da hiç olmadığını
gösteriyor. Gelişmeler kendisine sadece bizi tehdit edip istediğini
alabileceğini gösterdi.
Erdoğan'ın bir komedyenin okuduğu rencide edici bir şiir
yüzünden Angela Merkel'e yaptığı zorbalık gelecekte olabileceklerin sadece bir
habercisi.
"TÜRKİYE ÜYELİĞE UYGUN OLMAYAN ÜLKE İLAN
EDİLMELİ"
Türkiye'nin üyeliğe uygun olmayan bir ülke olarak ilan
edilmesi gerek. Ancak bu adım, Ankara'yla NATO çatısı altında önemli bir
müttefik olarak işbirliğine gidilmesinin önüne de geçmemeli.
Türkiye'yle göç sorunu konusundaki işbirliğinden de
sapılmamalı. Türkiye 2,7 milyon Suriyeliye kapılarını açtı ve çabaları
onurlandırılmalı. Varılan göçmen anlaşmasının ardından teknelerle Yunanistan'a
gelen göçmen sayısı da kayda değer biçimde azaldı.
"VİZE SERBESTİSİ VERİLMELİ"
Erdoğan terörle mücadele yasasını Kürtleri toplumun
dışına itmek için kullanmadığı sürece Türklere vize serbestisi de tanınmalı.
Ancak bahsedilen şart önemli. Türkiye'de 12 ila 18 milyon
Kürt yaşıyor. Eğer baskılara tahammül edemez hale gelirlerse, vize serbestisini
Avrupa'ya gelip iltica başvurusu yapmak için kullananlar olabilir.
İngiltere'nin Türkiye politikası ise Erdoğan'ın izlediği
yolun yarattığı umutsuzluğa odaklanmamalı. Türkiye'yi AB'ye almadan da
işbirliği içinde çalışabiliriz. "

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.