Mahmut Çebi / mcebi@eurozaman.de
Birbirine bu kadar benzeyen bu iki halk on yıllardır
birlikte oturup konuşup anlaşmak yerine batılı ülkelerin ahlaki bir zemine
oturmayan, çifte standart kokulu itme ve çekmeleriyle ortak bir zeminde
buluşmaya çalışıyor. Şu ana kadar dostluk adına alınmış bir mesafe olmadığı
gibi, bu gerginlikler ne yazık problemi daha da büyütüyor.
Hrant Dink 2007 yılında katledilmeden iki ay önce Pen
Awards ödülünü almak için geldiği Hollanda’da Zaman Avrupa’ya verdiği ve
manşetten yayınlanan demeci özetle şöyleydi:
“Ermeni sorununda tek çözüm görürüm. O da Türklerin ve
Ermenilerin birlikte konuşmalarını ve diyalogunu sağlamaktır. Uluslararası
arenada veya bağımsız hukukçular ve tarihçiler ile bu sorunun çözüleceğine
inanmıyorum. Birbirine benzeyen bu iki halk bence bu sorunları beraber çözme
başarısını gösterirler. Geçmişte bu iki halkın beraber yaşamının yok
edilmesinde, Avrupa çok büyük rol oynadı. Şimdi eğer bu Avrupalılar iyilik
yapmak istiyorlar ise, hatalarını telafi etmek istiyorlar ise bu iki halkı
yeniden birbiri ile kaynaştıracak çalışmalar için çaba göstermesi lazımdır. Gerginlik
oluşturmak için değil.”
Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir’in de, sebebi
anlaşılamayan özel gayretleriyle Almanya Federal Meclisi’nde 2 Haziran’da
‘Ermeni soykırımı oylaması’ yapılması bekleniyor. Türk-Ermeni dostluğunu istemeyenlerce öldürülen
Hrant Dink’in yukarıdaki sözlerini Alman hükümetinden ‘100 yıl önce Osmanlı
topraklarında Ermenilere soykırım yapıldığını’ tanımasını isteyen Cem
Özdemir’in takdirlerine havale ediyorum. Oylama öncesi Cumartesi günü
Almanya’daki Türk dernekleri protesto gösterisine hazırlanıyor. Anlayacağınız
hava yine gerilmiş vaziyette. Hayırlısı olsun diyelim…
Türk-Ermeni birlikteliğinin tarihine baktığımızda, söz
konusu ortak yaşamın bir örneğini bulmak imkansızdı. Dini ve dili farklı iki
halkın arasındaki bu karşılıklı güven duygusu o denli gelişmişti ki, yüz yılı
bulan ayrılığa rağmen Türk ve Ermeni kültürünü birbirinden ayırt etmek hala çok
zordur.
Bu kültür, siyasi ve idari alandan sanatın her koluna,
spora, mutfağa kadar birçok alanda Türklerin ve Ermenilerin ortak inşasıdır.
Ermenileri Osmanlı tarihinden çıkarsanız siyasetinden bürokrasisine, biliminden
sanatın her dalına kadar bir boşluk oluşur. Ortada ayırılamayacak bir
birliktelik sözkonusudur.
Türk mimarlarının Ermeni kiliselerini, Ermeni
mimarlarının Müslüman camilerini inşa ettiğini görmenin gayet normal olduğu
Osmanlı zamanında, kiliselerde yapılan düğün törenlerine katılarak evlenen
çiftler için Hıristiyanlarla birlikte ‘Amin’ diyen Müslümanları da, bayram
günleri camiye giderek Müslüman arkadaşlarını tebrik eden Ermenileri de görmek
mümkündü. Kazım Karabekir anılarında hacca giden bir Türkün evini-barkını bir
Ermeni’ye emanet ettiği gibi, yerinden uzaklaşan bir Ermeninin de varını yoğunu
bir Türk’e bıraktığını yazıyor.
Birbirine bu kadar benzeyen bu iki halk on yıllardır
birlikte oturup konuşup anlaşmak yerine batılı ülkelerin ahlaki bir zemine
oturmayan, çifte standart kokulu itme ve çekmeleriyle ortak bir zeminde
buluşmaya çalışıyor. Şu ana kadar dostluk adına alınmış bir mesafe olmadığı
gibi, bu gerginlikler ne yazık problemi daha da büyütüyor.
Türkiye’nin artık inisiyatif alıp elini taşın altına
koyması şart. Ermeni Tehciri bu toprakların yani bizim sorunumuzsa bu acıyla
yüzleşmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Geçen Nisan ayında Meclis’te bu konuya dair
Garo Paylan’ın başlattığı seviyeli bir tartışma yaşandı. Örnek alınabilir. En
sağlam belgeler Osmanlı arşivlerinde olduğuna göre kurulması istenen tarihçiler
komisyonunu Anadolu’da yaşayan Türkler ve Ermeniler birlikte kurabilirler. Bu kurulun anlaştığı hususlar metin haline
getirilip Almanya ile Polonya arasında yapıldığı gibi ders kitaplarına
aktarılıp gençlerin sorunu bilinçlice öğrenmesi sağlanabilir. Bu ortak bir
söylem ve bakış açısını geliştirecektir.
Bunu başarabilir miyiz? Bir Ermeni’nin kaleme aldığı
aşağıdaki metinde anlaşabilirsek bence rahat başarabiliriz:
“1915’te bu topraklarda Ermeniler, vatandaşı oldukları
devlet, onu yönetenler ve komşuları olan insanlar tarafından öldürüldü. Stop.
Tek suçları etnik ve dini kimlikleriydi. Stop. Bu büyük bir insanlık suçuydu.
Stop. Bu suçu mahkûm ediyoruz. Stop. Tekrarlanmaması ve gelecekte bir arada
barış içinde yaşayabilmek için üzerimize düşenleri yapma sözü veriyoruz. Stop.
Bundan böyle, cinayetlerin faillerini değil, kurbanları ve onları kurtarmaya
çalışan atalarımızın anısını yücelteceğiz. Full stop.”
26.05.2016 16:59
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.