Şenol Kaluç / skaluc@karar.com
… Bugün bu topraklarda her türlü farklılığı dostça bir
arada yaşatacak yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var… Osmanlıcılık, İslamcılık
derken son kertede korkunç Balkan yenilgisinin de etkisiyle İttihatçılığın sığ
milliyetçiliğine demir attık. Cumhuriyet’e de sirayet eden bu anlayış ‘sınıfsız
ve imtiyazsız bir toplum’ hedefiyle çıktığı yolda toplumu tek tipleştirebilmek
için her kesime bir suç atfetti: Ermeniler vb. topraklarımıza göz dikmiş,
Araplar hain, Kürtler vahşi, Aleviler yoldan çıkmış, dindarlar yobaz ve Türkler
dahi medenileştirilmesi gerekenler. Aslında paradigma çok basit; bölünmemek
için tüm farklılıkları yok et ve bir potada erit.İstenilen tam olarak
gerçekleştirilemese de sonuçta herkesin herkesten çekindiği, şüphe duyduğu;
anlayışsız, duygudaşlıktan aciz ve bir o kadar da bilgisizliği ile kendine
güvenen bir toplum üretildi.
***
Ülkemizdeki insanların çoğunun, çözüm süreci, akil
adamlar, Alevi açılımı vb. adımlara kadar Kürtlerin, Ermenilerin, Alevilerin,
dindarların vb.nin geçmişte neler yaşadığı hakkında en ufak bir fikri bile
yoktu.
Dün, dünyanın en eski kadim yasası gereği kendisine
sığınanlara ve birlikte yaşadıklarına kapısını ve kalbini hangi dinden ve
milletten olduğuna bakmaksızın açan ve –buhranlara rağmen- bir arada yaşatan
bir medeniyet havzasının çocukları olarak bugün bu topraklarda her türlü
farklılığı dostça bir arada yaşatacak yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var.
***
Bozgunlarla geçen son iki yüz yılımızda seçkinlerimiz
vatanı kurtarmak uğruna bizi biz yapan değerleri birer birer safra gibi
atarken; Batı’nın egemen paradigmalarına karşı yeni bir değerler dizisi inşa
etmek yerine Batı’yı taklit etmekten başka çare üretemedi. Kurtulmak isterken;
her geçen gün küçüldük, zayıfladık, kendimiz olmaktan çıktık ve son tahlilde
katillerimize benzedik.
Osmanlıcılık, İslamcılık derken son kertede korkunç
Balkan yenilgisinin de etkisiyle İttihatçılığın sığ milliyetçiliğine demir
attık. Cumhuriyet’e de sirayet eden bu anlayış ‘sınıfsız ve imtiyazsız bir
toplum’ hedefiyle çıktığı yolda toplumu tek tipleştirebilmek için her kesime
bir suç atfetti: Ermeniler vb. topraklarımıza göz dikmiş, Araplar hain, Kürtler
vahşi, Aleviler yoldan çıkmış, dindarlar yobaz ve Türkler dahi
medenileştirilmesi gerekenler.
Aslında paradigma çok basit; bölünmemek için tüm
farklılıkları yok et ve bir potada erit.
İstenilen tam olarak gerçekleştirilemese de sonuçta
herkesin herkesten çekindiği, şüphe duyduğu; anlayışsız, duygudaşlıktan aciz ve
bir o kadar da bilgisizliği ile kendine güvenen bir toplum üretildi.
***
Ülkede zenciler olmadığı ve zencileri çok sevdiğimiz(?)
ve ırkçılığın aslında ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz için gündelik
hayatımıza sinen ırkçılığımızı bir türlü fark edemiyoruz. Köle İzaura’yı
sevişimiz de kovboy filmlerinde Kızılderilileri tutuşumuz da bazılarımız için
beyaz efendiler gibi yeterince muktedir olamamaktan geliyor.
Çöküşü ve her türlü olumsuzluğu hala “hainler ve dış
güçler” üzerinden okuyor, sorumluluk kabul etmiyor ve başka yollar
olabileceğine inanmıyoruz. Geçmişin günahlarını o denli içselleştirmişiz ki
zorda kalırsak hataları İttihatçılara, padişahlara, dönmelere vb. yıkarak
kurtuluyoruz.
Balkanlar’da camiler meyhane yapılıyor diye öfkelenirken
kiliseler yıktığımızı; bir yerlerde Müslümanlara ve Türklere eziyet ediliyor
diye kızarken memlekette doğru düzgün bir gayrimüslim cemaat bırakmadığımızı
unutuyoruz; Alevilere, Kürtlere, dindarlara reva görülenleri çoğu kez duymak
bile istemiyoruz.
Ve bugün, İttihatçı zihniyetten büyük zarar gören Alevi
ve Kürtlerin bir kısmının Suriyeli muhacirlere bakışındaki İttihatçılık
izlerini görmek gerçekten çok ürkütücü ve yine pek çok konuda muhafazakâr
dindarların da benzer bir çizgiye sahip olmaları ümit kırıcı.
***
Kurtuluş, kurtulmak için içtiğimiz zehri damarlarımızdan
temizlemekten ve bu toprakların ruhunda var olan birlikteliği yeniden inşa
çabasından geçiyor. Batı’dan ve özellikle liberal gelenekten bu toprakların
fıtratına uyanları almak şartıyla öğrenecek çok şeyimiz var.
Ve Resulullah’ın buyurduğu gibi bir düzen inşa edebilmek
için özellikle muhafazakârların daha çok cehdetmesi gerekiyor; yeni anayasa
sürecine biraz da bu gözle bakmakta fayda var:
“Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır.
Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi;
kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü
yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.