Ümit
Kardaş
1913’te
Osmanlı İmparatorluğu ile Alman Askeri Yardım Heyeti arasında yapılan hizmet
sözleşmesi çerçevesinde, Osmanlı topraklarında yaklaşık 800 Alman subayı
bulunuyordu. Bunlar geçmiş dönemlerde olduğu gibi Türk subaylarını eğitmekle
kalmıyor, aynı zamanda ordunun da belli bir parçasını oluşturuyordu. Alman
subaylar her yerde kilit noktadaydılar. Tehcir sırasında meydana gelen insanlık
dışı eylemlere karşı açıkça tavır alan çok az Alman subayı söz konusuydu.
Erzurum’daki tehcire karşı çıkan üç Alman subayına ise tutumlarının diyeti
ödetildi. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslim unsurlar Almanya’nın
Doğu’daki ekonomik ve ideolojik hâkimiyetine engel oluşturuyordu. Böylece
Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslimlere uygulanacak insanlık dışı
fiiller bakımından Almanya militarizmi-İttihat Terakki suç ortaklığı başlamış
oluyordu.
***
Osmanlı
İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslim unsurlar Almanya’nın Doğu’daki ekonomik
ve ideolojik hâkimiyetine engel oluşturuyordu. Böylece onlara uygulanacak
insanlık dışı fiiller bakımından Almanya militarizmi-İttihat Terakki suç
ortaklığı başlamış oluyordu.
Almanlar
için, Bağdat demiryollarının sadece Bağdat’a kadar değil, İran Körfezi’ndeki
Basra’ya kadar uzatılması, bölgenin Alman sömürgesi olarak “çıkar sahası”
görülmesi, giderek ekonomik egemenliğin sağlanması hatta bölgenin ilhakı gibi
amaçlar söz konusuydu. Öngörülen bu çıkar alanının ana bölgesini Çukurova-Adana
(Kilikya) oluşturuyordu. 1913 Temmuz’unda Dışişleri Müsteşarı Gottlieb von
Jagow, Alman elçisi Wangenheim’e yazdığı mektupta bunu şöyle özetlemekte:
“Türkiye, Asya’daki varlığını, biz oradaki çalışma sınırlarımızı sağlamlaştırıp
ilhakı tamamlayıncaya kadar sürdürecektir.” Almanların Anadolu’nun
derinliklerinden Filistin’e ulaşma planları 1912’den itibaren süratle işlemeye
başlamıştı. Amaç Süveyş Kanalı’na ulaşmaktı. Bu politika, Almanya’yı Osmanlı
topraklarında yatırımları ve işletmeleri bulunan ve aynı yönde politikalar
izleyen İngilizlerle karşı karşıya getirmekteydi. İngiltere’nin yanı sıra Rusya
ve Fransa da Almanya-İttihat ve Terakki işbirliğinden rahatsızdı.
Almanlar,
Osmanlı toprakları üzerinde ekonomi, ticaret, ziraat, denizcilik ve eğitim
alanındaki çalışmalarında ilerlemeler kaydettiler. Bu gelişmelerle birlikte
orduyu yeniden düzenlemek üzere Almanlarla Enver Paşa’nın yaptığı gizli anlaşma
sonucu Berlin’den General Liman von Sanders ve 50 subay davet edildi.
Uygulamada bu subaylar İttihat ve Terakki’nin siyasi işlerine de karıştılar.
1913’te Osmanlı İmparatorluğu ile Alman Askeri Yardım Heyeti arasında yapılan
hizmet sözleşmesi çerçevesinde, Osmanlı topraklarında yaklaşık 800 Alman subayı
bulunuyordu. Bunlar geçmiş dönemlerde olduğu gibi Türk subaylarını eğitmekle
kalmıyor, aynı zamanda ordunun da belli bir parçasını oluşturuyordu. Alman
subaylar her yerde kilit noktadaydılar. Tehcir sırasında meydana gelen insanlık
dışı eylemlere karşı açıkça tavır alan çok az Alman subayı söz konusuydu.
Erzurum’daki tehcire karşı çıkan üç Alman subayına ise tutumlarının diyeti
ödetildi.
Osmanlı
İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslim unsurlar Almanya’nın Doğu’daki ekonomik
ve ideolojik hâkimiyetine engel oluşturuyordu. Böylece Osmanlı
İmparatorluğu’nda yaşayan gayrimüslimlere uygulanacak insanlık dışı fiiller
bakımından Almanya militarizmi-İttihat Terakki suç ortaklığı başlamış oluyordu.
Ermeniler
de tıpkı Balkan halkının taleplerinin benzerlerini Doğu Anadolu’da yaşayan
Ermeni halkı için de ileri sürmeye başlamışlardı. İttihatçıların bu talepleri
karşılamaması üzerine şiddeti yöntem olarak kullanan Ermeni örgütleri, bu
hakları elde etmenin karşılığı olarak Osmanlı topraklarına giren Ruslarla
işbirliğine girdiler. Gelişmeler sonunda, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 8
Şubat 1914’te Yeniköy’de imzalanan antlaşmada Ermenilerin bu talepleri
karşılandı. Bu antlaşmaya göre “Doğu Anadolu’da Ermenilerin yoğun yaşadığı altı
vilayet (Erzurum, Trabzon, Sivas ve Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır) iki
bölgeye ayrılacak ve her bölgenin başına birer yabancı genel müfettiş
getirilecek; bu müfettişler bölgelerinde idari ve adli denetim yapacak; bölgede
resmi dairelerde Ermenice ve diğer yerel diller kullanılacak; her cemaat kendi
okullarına sahip olacak; herkes askerlik görevini yaşadığı yerin bağlı olduğu
müfettişlik sınırları içinde yapacak; yerel meclislere Ermeniler de
nüfuslarıyla orantılı olarak katılacak; Van ve Bitlis’te bu oran, yapılacak
sayıma kadar, yarı yarıya olacak; Ermeni okullarında da Ermenilerin ödediği
vergi oranında eğitim için pay verilecek; Hamidiye Alayları ordu bünyesine
alınarak lağvedilecek; Ermenilerin ellerinden alındığı ileri sürülen topraklar
genel müfettişlerin gözetimi altında bir çözüme kavuşturulacaktı.” Devam
edeceğim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.