Murat Bardakçı
Federal Meclis’in önünde üç renkli Ermenistan bayrakları ile
şenlik yapan Ermeniler yalnız değildiler, eğlenceye başka gruplar da iştirak
ediyordu: Sol üst köşesinde haçın yeraldığı mavi-beyaz Yunan bayrakları açmış
Yunanlılar! Apostol ile Helen’in gönlü Agop ile Takuhi’yi bu mutlu günlerinde
yalnız bırakmak istememiş ve Alman Federal Meclisi’nin kararını kutlamak için
onlar da koşa koşa gelmişlerdi! Ekranda bu manzarayı görünce, “Kâfirler tek
millettir!” sözündeki hikmeti hatırladım... Bu ifade Kur’an’da geçer, yani
âyettir; Enfal Suresi’nin 73. âyetidir, aslı “Kâfir olanlar birbirlerinin
dostlarıdır” şeklindedir ama asırlar boyunca böyle kimbilir nelerle, nasıl
dertlerle ve kahredici işbirlikleriyle karşılaşmış olduğumuz için âyet
Türkçe’de böylesine kuvvetli bir deyim hâlini almıştır. Ama âyetteki ile
deyimdeki “kâfir” arasında anlam farkı vardır. “Kâfir”, âyette tabii ki dinî
bir kavram olarak ve dinî mânâda geçmektedir; ifadedeki “kâfir” ise hem âyet
ile aynı mânâdadır, hem de mesele çıkartmak maksadıyla biraraya gelip
başkalarının başına dertler açanlar hakkında kullanılır. Alman Meclisi’nin
önünde ellerinde bayrakla şenlik yapanlar gibi...(Doğru söze ne denir? Bakış
açısı ister dini ister din dışı olsun değişmez. Ancak buna Hıristiyan
düşmanlığı dersek kabul etmezler. HYETERT)
***
ALMAN Federal Meclisi’nin 1915 olaylarını “soykırım” olarak
niteleyen metni kabulünden hemen sonra Meclis binasının önünde yapılan
kutlamalar bilmem dikkatinizi çekti mi?
Ermenistan’ın kırmızı, mavi ve turuncu bayrağını açan
Ermeniler önce birbirlerine sarıldılar, sloganlar atıldı, şarkılar söylendi,
derken kadınlı-erkekli gruplar bizim Erzurum barını andıran folklorik danslara
başladı...
Tasarının kabulü için Almanya’da seneler boyunca sokaktaki
adamdan siyasetçilere, uluslararası örgütlerden lobi şirketlerine kadar hemen
herkesi ve her kuruluşu ikna etmeye uğraşmışlar, her yolu ve herşeyi
denemişlerdi ve neticede istedikleri olmuş, Alman Meclisi bizi “sokırımcı” ilân
etmişti...
Dolayısı ile tepine tepine eğlenmeleri gayet normaldi, zira
hayli uzun zamandır bu ânı bekliyorlardı!
Federal Meclis’in önünde üç renkli Ermenistan bayrakları ile
şenlik yapan Ermeniler yalnız değildiler, eğlenceye başka gruplar da iştirak
ediyordu: Sol üst köşesinde haçın yeraldığı mavi-beyaz Yunan bayrakları açmış
Yunanlılar! Apostol ile Helen’in gönlü Agop ile Takuhi’yi bu mutlu günlerinde
yalnız bırakmak istememiş ve Alman Federal Meclisi’nin kararını kutlamak için
onlar da koşa koşa gelmişlerdi!
Ekranda bu manzarayı görünce, “Kâfirler tek millettir!”
sözündeki hikmeti hatırladım...
HANGİ BİRİNİ SAYAYIM?
Bu ifade Kur’an’da geçer, yani âyettir; Enfal Suresi’nin 73.
âyetidir, aslı “Kâfir olanlar birbirlerinin dostlarıdır” şeklindedir ama
asırlar boyunca böyle kimbilir nelerle, nasıl dertlerle ve kahredici işbirlikleriyle
karşılaşmış olduğumuz için âyet Türkçe’de böylesine kuvvetli bir deyim hâlini
almıştır.
Ama âyetteki ile deyimdeki “kâfir” arasında anlam farkı
vardır. “Kâfir”, âyette tabii ki dinî bir kavram olarak ve dinî mânâda
geçmektedir; ifadedeki “kâfir” ise hem âyet ile aynı mânâdadır, hem de mesele
çıkartmak maksadıyla biraraya gelip başkalarının başına dertler açanlar
hakkında kullanılır.
Alman Meclisi’nin önünde ellerinde bayrakla şenlik yapanlar
gibi...
Başımızın dertleri sadece Berlin’de şarkılar söyleyen ve
tepine tepine zafer raksları edenler olsa âmenna ama sayıları o kadar fazla ki!
Tasarıyı hazırlayan ve oylamada “kabul” oyu veren “sâbık Türk” Alman
milletvekillerini mi, “Biz hakikaten eli kanlı milletiz... Ermeni’yi de, Rum’u
da, Arap’ı da, Türk’ü de, herkesi kesip biçmişiz!” diyen sağcısından solcusuna,
mukaddesatçısından ve dindarından lâikine kadar dünya kadar mesuliyet
fukarasını mı, yoksa “Canım, bir özürden ne çıkar ki?” havalarındaki entel
özentilerini mi sayayım?
TEK SORUMLU CEM ÖZDEMİR Mİ?
Politikacılarımız, basınımız ve halk, tasarıyı hazırlayan
Cem Özdemir’e günlerden buyana demediklerini bırakmıyor; “Bir Türk nasıl olur
da böyle bir iş eder?” diye hayrete düşüyorlar...
Neden hayret ediyoruz ki? Son dönem tarihimizin ayrıntıları,
özellikle de 1915 tehciri gibi üzücü hemen her hadise neredeyse yüz küsur sene
buyana gizlenir, ders kitaplarında bu konularda tek bir satıra bile yer
verilmez, çürük bir eğitim sistemi ile sadece robot yetiştirmeye çalışılırsa,
netice işte böyle olur! Ortaya değil memleketinin, kendinin bile farkında
olmayan, âidiyet hissinden nasibini almamış bir nesil çıkar ve bu nesil tasarı
da hazırlar, kendi geçmişine demediğini bırakmayıp beterini de yapar ve dünya
savaşı sırasında cephelerde can vermiş iki nesil önceki büyükbabasını böyle
“soykırım cellâdı”, yani “katil” ilân eder!
Senelerden buyana dünyanın 1915 olaylarını “soykırım” olarak
kabul etmesine aldırmamamız gerektiğini söylüyor, “Etseler ne olacak?” diyorum
ve Almanya meselesinde de aynı kanaatteyim!
Ama bugünlerde bir başka yanlış yapıyor, Alman Federal
Meclisi’nin kabul ettiği tasarının mimarı Cem Özdemir’i hedefe tek başına
yerleştirip sadece ona veryansın etmekle hataya düşüyoruz ...
Zira, Cem Özdemir’in marifeti ile “1915 olayları soykırım
idi” diyen, yazan, konuşan ve tweet, zweet, vesaire ile tatmin olmaya
çalışanlar arasında hiçbir fark yoktur!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.