Fulya Canşen /fulyac@aol.com
Anladım ki, o öfke kusanlar okumuyorlar, anlamıyorlar.
İşte şimdi tam zamanı. Ben değil ama Sema Moritz’in yeni çıkan albümü “Bir
Beyoğlu Bestekarı Karnik Garmiryan” belki Alman Parlamentosu’nda çıkan kararın
ne işe yarayacağını daha iyi anlatır. Boyut’tan çıkan CD kitapçık, Ermeni
bestekarın 135 eserinden sadece 12 ‘sini dinleyicileriyle buluşturuyor. Sema,
diğer albümlerinde olduğu gibi bunda da adeta bir arkeolog titizliği ile
çalışmış. Bir iki taş plaktan başka hiçbir eseri kayda alınmayan Garmiryan’ın
şarkılarının nasıl icra edileceği konusunda hiçbir fikri olmayan Sema, Dieter
Moritz ile birlikte her parçayı adeta oya gibi işlemiş. Aslında Sema’nın bu
eserlere ulaşması bile bir mucize. Bestecinin Kanada’da yaşayan oğlu, babasının
bir dosya dolusu bestesini ARAS yayınevine, ARAS yayınevi de Sema’ya iletmiş.
“Kitap rafımda tam on yıl sabırla bekledi ve sanırım Karnik Garmiryan benim
kendisine ulaşmamı, şarkılarına sesimi katmamı istedi…” diyor Sema.
***
Ben sosyal medyada fazlaca görüş bildirmem, hele hele
polemiklere hiç katılmam. Ancak Alman Parlamentosu’nun Ermeni soykırım
tasarısını oyladığı sırada Yeşiller Partisi milletvekillerinden Ekin Deligöz’e
bir twitinden dolayı Başbakan Angela Merkel’in oylamaya katılıp katılmadığını
sormam üzerine hakaret yağmuruna tutuldum. Ne fahişeliğim kaldı ne de yağlı
kazıklara oturtulmadığım. Oysa daha sonra yazdığım yazı, Almanya’nın soykırımı
tanımasından rahatsızlık duyanların daha çok tepkisini çekecek nitelikteydi.
Ama anladım ki, o öfke kusanlar okumuyorlar, anlamıyorlar. İşte şimdi tam
zamanı. Ben değil ama Sema Moritz’in yeni çıkan albümü “Bir Beyoğlu Bestekarı
Karnik Garmiryan” belki Alman Parlamentosu’nda çıkan kararın ne işe
yarayacağını daha iyi anlatır. Boyut’tan çıkan CD kitapçık, Ermeni bestekarın
135 eserinden sadece 12 ‘sini dinleyicileriyle buluşturuyor.
Garmiryan’ı anlayacak müzisyenlerin ürünü
Sema, diğer albümlerinde olduğu gibi bunda da adeta bir
arkeolog titizliği ile çalışmış. Bir iki taş plaktan başka hiçbir eseri kayda
alınmayan Garmiryan’ın şarkılarının nasıl icra edileceği konusunda hiçbir fikri
olmayan Sema, Dieter Moritz ile birlikte her parçayı adeta oya gibi işlemiş.
Aslında Sema’nın bu eserlere ulaşması bile bir mucize. Bestecinin Kanada’da
yaşayan oğlu, babasının bir dosya dolusu bestesini ARAS yayınevine, ARAS
yayınevi de Sema’ya iletmiş. “Kitap rafımda tam on yıl sabırla bekledi ve
sanırım Karnik Garmiryan benim kendisine ulaşmamı, şarkılarına sesimi katmamı
istedi…” diyor Sema.
Eminim O’ndan başkası da Garmiryan’ın şarkılarına bu
kadar güzel hayat veremezdi. Çünkü Sema, başta Dieter Morizt olmak üzere
Garmiryan’ı derinden anlayacak farklı kültürlerden gelen müzisyenler ile
birlikte çalışıyor. Bununla yetinmeyen Sema, Garmiryan’ı ve şarkılarını alıp
dünyanın en güzel ve en çok kültürlü kentlerinden biri olan Berlin’e
götürmüş. Stüdyoda canlı (hücum kayıt)
yapılan kayıt bir bahar günü “Ölsem de Seni Unutmam Kalbim Sevemezse, Ruhum
Sevecek Gözbebeğim Bin Sene Geçse” sözleriyle başlamış.
Bir duygudan diğerine
Hafif bir ritim ve saksafon ile giriş yapılan bu şarkı
hüzünlü bir şarkı, cismi bitse de insanın ruhunun sevmeye devam edeceği ölümsüz
bir aşkı anlatıyor. Tam gevşemiş, böyle bir aşkın özlemiyle yanarken ardından
gelen Miras Yedi Kantosu, sizi hayallerden çıkarıp gerçek dünyaya döndürüyor.
Ve aşk hakkındaki inancınızı oynak ritimlerle sarsıyor. Eeee aşk olur da hasret
olmaz mı ? O’nu da kürdili hicazkar usulünde bestelenmiş üçüncü şarkı
tamamlıyor. Saksafonun caz tadındaki uzun havası hasret duygunuzu en diplere
sürüklüyor. Rast makamından bir hayal kırıklığının tam zamanı.
Aksak ritimdeki “Dilimdeki yad iken Virdi Cemalin” adlı
şarkı, kaçan neşenizi yavaş yavaş yerine getiriyor. Bir sonraki hüzzam şarkı
bir vals. Karnik Garmiryan’ın 1930 yılında bestelediği parça aşk şikayetlerinin
bir asır önce de aynı olduğunu, sizi sahnede çiftinize yine de ayak uyduracak
kadar hayretle hatırlatıyor.
“Define Bulunur Viranelerde” adlı hüzzam şarkı bir yandan
kimin akil, kimin divane olduğu konusunda düşüncelere daldırıyor ama
canlandırıyor da. “Kara biberim, her yer gezerim, beni sevene durmam giderim”
sözleriyle başlayan bir sonraki rast şarkı neşenize neşe, canınıza can katıyor.
Biri saba diğeri rast iki kantodan sonra üç aşk şarkısı sizi yine hülyalara
sürüklüyor. “Tatlı bakışın aşk narına daldırdı beni. Sevda yolunda feda ettim
bu can ü teni. Tahammül kalır mı aşık da görünce seni? Can ü dil ile seviyorum
üzme bendeni” son şarkının sözleri.
Sema, besteciye dost elini uzatan ilk sanatçı belki
Sanırım 135 eserin hepsi, dinleyeni bir duygudan diğerine
koşturan ama çoğu neşelendiren aşk şarkıları. İnsan acaba Ermeni müziğinden
alıştığımız ağıtlar yok mu diye de merak ediyor. Gözlerini 1872’de
Beyoğlu’nda dünyaya açan Ermeni Karnik
Garmiryan kimbilir neler yaşadı ki, aşka saklandı. Kendisi de Ermeni olan
Siranuş Köleyan ile evlenen Garmiryan’ın Araksi ve Ara adında bir kız bir de
oğlu olmuş. Katiplik, muhasebecilik gibi işler yaparken müzik eğitimi de almayı
ihmal etmemiş.
Hem harpatzum hem de batı notalarını öğrenmiş. Müziğe
adadığı hayatı, 1947 yılında yine İstanbul’da sona ermiş. Başta çocukları olmak
üzere, yakınlarının çoğu başka ülkelerde yaşıyor. Sema, ruhu Şişli Ermeni mezarlığında dinlenen
Garmiryan’a 70 yıl sonra dostluk elini
uzatan ilk meslektaşı belki. Aranjmanları yapan Dieter Moritz, “Belli ki, bir
hazine sandığını açmıştık” derken bu dostluğun epey süreceğini de vurguluyor.
Albümün kitapçığına bir yazı yazarak Alin Taşçıyan ve
fotoğrafları ile Ara Güler ve Ali Serim de hem Sema’ya hem de Garmiryan’a
yarenlik etmiş. Aras yayınevinin 2004
yılında bestecinin hayatları ve eserlerini konu alan bir kitap yayınladığını da
hatırlatmak isterim.
En büyük acı yok saymaktır
Gelelim, bu güzel albümün Alman Parlamentosu’ndaki
soykırım kararı ile ilişkisine. Almanlar “evet biz Ermeni soykırımını
seyrettik” diyerek kendilerince günah çıkarıyorlar. Bunu yaparken Türkiye’yi
hiçbir şeye zorlamıyorlar. Biz onlara niye kızıyoruz? Ermenileri
hatırlattıkları için kızıyoruz. Oysa bakın Sema bulmuş çıkarmış.
İçi cıvıl cıvıl aşk şarkıları ile dolu olan koca bir
sandığı korkusuzca açmış. Ne Sema, ne Garmiryan, soykırımdan bahsediyor, sadece
günlük hayata, Türk’ün, Kürt’ün, Ermeni’nin aynı şiddette hissettiği, aşka,
hasrete, iç sızısına, neşeye, coşkuya tercüman oluyor. Kitapçığın bir köşesinde
gözüme ilişti, albümün çıkarılmasına az da olsa Berlin Senatosu katkıda
bulunmuş. Parlamentodaki bu kararla bu tür katkıların miktarı artacak belli ki.
Belli ki Sema gibi sanatçılar, müzik dünyasında daha geniş kazılar yapacak.
Neden korkuyoruz, çıkacak zenginlikten mi? Özür
dilememize, günah çıkarmamıza da gerek yok, kültürel mirasımızı görelim ve
sevelim yeter. Çünkü en büyük acı yok saymakla verilendir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.