Nokta Dergisi yazarı Gökhan Özgün, Alman
Parlamentosu'ndan geçen 'Ermeni Soykırımı' tasarısını "siyasi bir
karar" olarak niteleyen bir bildiri yayımlayan AKP, CHP, ve MHP için
"Milli Damar Koalisyonu" ifadesini kullandı. Nokta yazarı Özgün,
partilerden ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'dan Ermeni olaylarının
siyasileştirildiğine dair yapılan değerlendirmelere ilişkin olarak,
"Hayatta kalmayı başaran Ermenilerin, 100 yıldır yaptığı siyaset
olmasaydı, bugün Ermeni Soykırımı’ndan kimse söz ediyor olmazdı. Bu gerçek
tarihe gömülür, yaşayan bir hakikat olmaktan çıkardı. İnsanlık tarihine geçmez,
sosyolojik bir arkeoloji haline gelirdi" diye yazdı.
Gökhan Özgün'ün Nokta'da bugün (13 Haziran 2016)
yayımlanan yazısı şöyle:
Almanya Federal Meclisi’nin kabul ettiği Ermeni Soykırım
tasarısına karşı yükselen akıl almaz ırkçı tepkileri bir yana koyuyorum. Bunlar
hakkında yeterince yazıldı, ya da daha beteri, ne kadar yazılsa da yetmiyor,
yetmeyecek.
Fakat Tayyip Erdoğan Partisi’nden yükselen en dikkat
çekmeyen, en masum, en sıradan gibi görünen bir kaç kelime nedense benim çok
kafama takıldı.
Tayyip Erdoğan Partisi’nden yükselen ses/sesler (Kim olduklarının
tabii ki artık hiçbir önemi yok) ‘Almanya Federal Meclisi’nin almış olduğu bu
karar bütünüyle siyasi bir karardır’ dedi.
Evet, ben de tamamıyla aynı görüşteyim, bütünüyle siyasi
bir karardır. Hatta daha da ileri gideyim, Ermeni Soykırımı meselesi bütünüyle
siyasi bir meseledir.
Hayatta kalmayı başaran Ermenilerin, ağırlıklı olarak
Ermeni diasporasının 100 yıldır yaptığı siyaset olmasaydı, bugün Ermeni
Soykırımı’ndan kimse söz ediyor olmazdı. Bu gerçek tarihe gömülür, yaşayan bir
hakikat olmaktan çıkardı. İnsanlık tarihine geçmez, sosyolojik bir arkeoloji
haline gelirdi.
Dünya tarihinde böyle soykırımlar yok mu? Var. Mesela
bilir misiniz, Arjantin, Uruguay ve Brezilya ordularının 19. yüzyılda Paraguay’a girip 500.000 erkek nüfusun
450.000’ini tek vuruşta katlettiğini? Muhtemelen bilmezsiniz, benim bilmem de
bir tesadüf eseri. Arkasında güçlü bir siyaset olmadığı için de, büyük
ihtimalle unutulacak, tarihe gömülecek ve arkeoloji olacak.
150 yıl önce gerçekleşen bu soykırımın yaralarını hala
sarmaya çalışan Paraguay, bu konuda insanlık tarihine büyük bir not düşmek için
siyaset yapmaya belki şimdi başlayabilir.
Ama gelin görün ki, onlar bu konuda siyaset yapmaya
başlamadan Uruguay’ın sabık cumhurbaşkanı Jose Mujica, bir Paraguay ziyaretinde
bunun bir soykırım olduğunu ifade etti ve Paraguaylılardan özür diledi. O da
siyaset yapıyordu.
Gerçekler tek başlarına birer siyasi mesele değildir,
mesele edilebilme kabiliyetleri vardır. Gerçekleri mesele edebilme,
hakikileştirme kabiliyetine, ihtiyacına ve iradesine de ‘siyaset’ denir. Ayıp
değildir, günah değildir, silahla mücadele edilmeyecekse, siyaset tek çaredir.
Bir zamanlar, ‘demokrasi trenine’ binmişken, ‘siyaset’
ve ‘siyaset yapmak’ kelimelerine sımsıkı
sarılan, hatta kutsallaştıran Tayyip Erdoğan taifesi için birdenbire ‘siyaset
yapmak’ musibet bir şey haline geldi. Kendileri dışında yapılan bütün siyaset,
‘komplo’, ‘terör’, ‘vatan hainliği’ ve ‘emperyalizm’ hanesine yazılmaya
başladı.
Evet, Almanya siyaset yapıyor. İşin ilginç yanı, Ermeni
Soykırımı’yla ilgili gelmiş geçmiş uzlaşmaya en açık, en niyetli siyaseti
yapıyor. Neredeyse bütün Kuzey Yarımküre’nin ve Güney Amerika’nın şu veya bu
şekilde siyaseten tanıdığı Ermeni Soykırımı konusunda yüzyıldır taş gibi
endoktrine olmuş Türkiye’ye hakiki bir yumuşama şansı sunuyor.
Alman Soykırım tasarısının başlangıç cümlelerinde
incelikle düşünülmüş şu ifadeler yer alıyor.
“Bu insanların kaderi kitlesel imha, etnik temizlik,
tehcir ve evet soykırımlar tarihi açısından örnek teşkil eder ve 20. yüzyıl da
dehşet verici bir şekilde bütün bunlardan müteşekkildir. Bunun yanı sıra
Almanya’nın suçlu ve sorumlu olduğu Holokost’un biricikliğinin de
bilincindeyiz.”…
“Alman İmparatorluğu’nun da bu olaylarda suç ortaklığı
vardır.”
…. “yüzyıl önceki güç koşullar ve o dönemin yönetimlerine
karşı farklı yollarla Ermeni kadın, çocuk ve erkeklerin kurtarılması için
mücadele eden insanları da saygıyla anarız.”
Yani açıkçası, Türkiye’yi bu konuda yumuşatmak için soykırım
suçunu neredeyse sıradanlaştırıyorlar, insanlık tarihinin 20. yüzyıl
felaketlerinden yalnızca biri olarak sunuyorlar.
Bu da yetmiyor, Yahudi Soykırımı’nın (Holokost’un)
biricikliği ifadesiyle, kendi suçlarının büyüklüğünün hiçbir şeyle mukayese dahi
kaldırmadığını açıkça ifade ediyorlar. Bir de üzerine, Ermeni Soykırım’ına
Almanya’nın da suç ortağı olduğunu itiraf ediyorlar. Ve akabinde de,
Ermenilerin kurtarılması için mücadele eden Alman ve Osmanlı imparatorluğu
vatandaşlarını saygıyla anıyorlar.
Tayyip Erdoğan’ın yaptığı kan tahlillerinin tam aksine,
Türkiye’ye bu raddede empatiyle yaklaşmak için bu tasarının hazırlanışında Cem
Özdemir gibi ’bizim buralardan’ birilerinin dahli olması gerekiyor.
Bu metin, Türkiye bir gün Ermeni Soykırım’ını kabul
edecek olsa, Türkiye’nin akıl edemeyeceği kadar Türkiye’yi ve bu ülkede
yaşayanların hislerini ve dengelerini kollayarak yazılmış bir metin.
Bu soykırım tasarısı, tarihte Türkiye’nin karşısına çıkan
ilk soykırım tasarısı olsa, bütün bu infiali en azından ’normal’
karşılayabilirsiniz. Ama tam tersine, bu tasarı, karşımıza çıkacak son
tasarılardan biri.
Bunun karşısında sessiz kalınamıyorsa bile, en azından
sakin davranılabilir, tasarı metninin okunması, üzerinde konuşulması ve
tartışılması sağlanabilirdi. Ama bunun mümkün olması için, Türkiye’de en
azından Zarrab dışında mevzusu olan bir muhalefet gerekiyor. O yok, onun
yerine, ’Milli Damar Koalisyonu’ var.
‘Milli Damar’ her şeyi herkesten önce bilen Hanefi
Avcı’nın yeni derin devlete koyduğu isim. Ben nedense bu ismin Türkiye’deki hem
sığ hem de derin MHP CHP AKP milli mutabakatına da cuk oturduğunu düşünüyorum.
Almanya’nın tasarısı, medeniyet tarihine ortak olabilmesi
için Türkiye’ye yapılmış en nazik davetlerden biriydi. Ve Türkiye bu masayı da
yıktı.
Ve Tayyip Erdoğan’ın makul bir masayı bırakın yıkmayı,
nasıl rahatlıkla yakabildiğini de gözlerimizle görmüş olduk.
Bu yazı, yazdığım diğer yazılardan farklı, tek ve basit bir amacı var, Ermeni meselesi
konusunda görüşünüz ne olursa olsun, Alman Parlamentosu Ermeni Soykırımı
tasarısının tam metnini okumanızı sağlamak. Belagatim sizi buna sevk etmeye
yetmiyorsa, hiç gocunmadan şahsen rica da edebilirim. Bir de okuduktan sonra,
Wikipedia’da Ermeni Soykırımı’nı tanıyan ülkelerin renklendirildiği dünya haritasına
bir göz atın.
Çünkü inanıyorum ki, Türkiye’de demokrasi ihtimali, bu
tasarıyı takdir etse de etmese de baştan sona okuyacak ve üzerine bir iki
dakika olsun düşünecek insanların oranı kadar.
Artık iyice anladık ki, Tayyip Erdoğan Türkiyesi kendini
farklı bir kültür olarak değil, bambaşka bir ‘medeniyet’ olarak görüyor.
Bu iki uzlaşamaz apayrı medeniyetten hangisinin tek dişi
kaldığını, hangisinin daha canavar olduğunu ise pek çok itibar ettiğimiz
tarihçilere bırakalım. Gelecekteki tarihçilere bırakalım, geçmişteki şairlere
değil.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.