Ermeni soykırımı söz konusu olduğunda soykırımla beslenen
bütün keneler, soykırım yağmasından nasiplenen haydutlar, kurdukları zulüm
düzeninin bekası için inkârcılığı şiar edinenler, aralarındaki gündelik
kavgaları bir kenara bırakıp kayıtsız şartsız bir araya geliyorlar. Perinçek'in
Strasbourg'da görülen davasında Egemen Bağış, Süheyl Batum, Deniz Baykal,
Mustafa Mutlu, Bedri Baykam da devletin bekası adına hazır bulunuyordu. Evet,
soykırım duvarındaki çatlak giderek büyüyor, ancak asıl ihtiyacımız olan şeyi,
yani aşağıdan yukarıya, geniş kitlelerin soykırım gerçeğini kabul etmesi
temelinde bir yüzleşmeyi nasıl sağlayacağız?
***
2 Haziran Perşembe günü Almanya parlamentosunda, Ermeni
soykırımının kabul edilmesine dair bir yasa tasarısı oylanacak. Tasarı,
koalisyon ortakları Hıristiyan Birlik (CDU/CSU), Sosyal Demokrat Parti (SPD)
ile muhalefet partisi Yeşiller tarafından hazırlandı ve dört parti grubunun
onayından geçti.
Tasarıda “Alman Parlamentosu, Osmanlı İmparatorluğu’nda
Ermeni ve öteki Hıristiyan azınlıklara karşı 100 yılı aşkın bir süre önce
başlanan tehcir ve katliamın kurbanlarının anısı önünde saygıyla eğiliyor.
Dönemin Jön Türkler rejiminin talimatıyla 24 Nisan 1915’te Osmanlı
Konstantinopolis’inde 1 milyonu aşkın etnik Ermeni’nin sistematik tehcir ve
kıyımı başladı. Onların kaderi 20’nci yüzyılda yaşanan korkunç kitlesel
kıyımların, etnik temizliklerin, tehcirlerin ve hatta soykırımların bir
örneğini oluşturuyor" deniliyor, “Alman İmparatorluğu bu insanlık suçunu
durdurmayı denemedi. Alman İmparatorluğu bu olaylarda bir suç ortaklığı
taşıyor. Alman Parlamentosu Almanya’nın özel tarihi sorumluluğunu kabul
ediyor”" ifadesiyle Almanya'nın sorumluluğu da kabul ediliyor.
Artık Ermeni soykırımı konusundaki sessizlik ve görmezden
gelme, bütünüyle kırılmış durumda. Ermeni soykırımı dünyanın hatırı sayılır bir
kısmında tartışılıyor. Hâlen 30'dan fazla ülke ve ABD'nin birkaçı hariç
neredeyse tüm eyaletleri soykırımı resmen tanıyor. Avrupa Konseyi ve Avrupa
Parlamentosu da Ermeni soykırımını tanımış bulunuyor.
Ermeni soykırımı konusunda Türkiye'de de derin sessizlik
ve inkâr, son yıllarda bu konuda gösterilen çabalarla ciddi bir sarsıntıya
uğramış durumda. Hrant Dink'in cenazesine katılan ve "Hepimiz
Ermeniyiz" dövizleriyle yürüyen yüz binler, resmi inkâr görüşüne çok ağır
bir hasar verdi. Artık Ermeni soykırımı büyük şehirlerin merkezlerinde yapılan
açık hava toplantılarıyla anılıyor, soykırımla ilgili çok sayıda toplantı
düzenleniyor, sayısız kitap, dergi, makale, araştırma yayınlanıyor.
Soykırım duvarında oluşan bu büyük çatlak, soykırım
inkârcılarını hiç şüphesiz dehşete düşürüyor. Almanya gibi soykırımda dahli
bulunan, soykırımla ilgili kimi açıklanmış, kimi açıklanmamış sayısız bilgi ve
belgeye sahip, üstelik soykırımı henüz tanımamış ülkeler üzerinde de etki
edebilecek ağırlığa sahip bir ülkede soykırımın kabulü için siyasi partilerin
ittifak ederek verdikleri kanun tasarısı, inkârcıları son derece korkutuyor.
Geçtiğimiz günlerde Berlin'de düzenlenen inkâr yürüyüşü,
bu korkunun bir sonucu. Irkçı, faşist, nasyonal sosyalist ve mafya örgütlerinin
bir araya gelerek yaptıkları yürüyüş, kanun tasarısını veren partilerin temsil
ettiği milyonlar karşısında bir kez daha tarihi çarpıtmanın, yalancılığın,
inkârcılığın ifadesi olmaktan başka bir işe yaramadı. Bu yürüyüşü yapanlar
yalnız değildi elbette. "Bizim tarihimizde soykırım yoktur" diyen
Erdoğan da oradaydı. Almanya parlamentosuna soykırımı tanımama çağrısı yapan
Kılıçdaroğlu da oradaydı. "Türk milleti 1915'de dönemin şartlarının
gereğini yaptı" diyen Bahçeli de oradaydı. Türkiye devletinin irili ufaklı
bütün inkâr sözcüleri de oradaydı, yürüyüşte yerlerini almışlardı.
Zaten Ermeni soykırımı söz konusu olduğunda soykırımla
beslenen bütün keneler, soykırım yağmasından nasiplenen haydutlar, kurdukları
zulüm düzeninin bekası için inkârcılığı şiar edinenler, aralarındaki gündelik
kavgaları bir kenara bırakıp kayıtsız şartsız bir araya geliyorlar. Perinçek'in
Strasbourg'da görülen davasında Egemen Bağış, Süheyl Batum, Deniz Baykal,
Mustafa Mutlu, Bedri Baykam da devletin bekası adına hazır bulunuyordu.
Evet, soykırım duvarındaki çatlak giderek büyüyor, ancak
asıl ihtiyacımız olan şeyi, yani aşağıdan yukarıya, geniş kitlelerin soykırım
gerçeğini kabul etmesi temelinde bir yüzleşmeyi nasıl sağlayacağız? Daha dün
İstanbul'un fethi kutlamaları adı altında topluma ırkçılık ve milliyetçiliğin
pompalandığı, Kürt şehirlerinin ağır silahlarla yerle bir edildiği, Roboski'de
bir kez daha katliam yapıldığı, devletin sahiplerinin bir blok hâlinde yerli ve
milli ekseni etrafında birleştiği, bu eksende birleşmeyenlerin hain ilan
edildiği, barış sözünü telaffuz edenlerin bile ağır baskılarla karşılaştığı,
Kürt halkının temsilcilerinin parlamentodan atıldığı bir ortamda, yerli ve
milli bir dava olarak görülmediği kesin olan Ermeni soykırımı gerçeğini topluma
nasıl anlatacağız?
Yerli ve milli ekseninin hakim olduğu bir ortamda, Ermeni
soykırımının kabulü için güçlü adımların atılmasının çok zor olduğu ortadadır.
Kürt şehirleri yerle bir edilirken, yerli ve milli olmayan her şey ve herkes
ötekileştirilirken, Ermeni soykırımı gerçeği savunucularının tüm güçleriyle
demokrasi mücadelesi vermesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Bugün Kürt halkının yanında olmadan, barış için verilen
mücadelenin yanında olmadan, Suriyeli mültecilerin yanında olmadan, Alevilerin
yanında olmadan, direnen madencilerin, direnen işçilerin yanında olmadan, açlık
sınırının altında ücretlerle yaşamaya çalışanların, yoksulların, ötekilerin,
ezilenlerin, horlananların yanında olmadan, onların mücadelesini sahiplenmeden,
aktif olarak harekete geçmeden, devlet baskısına ve şiddetine karşı kitlesel
bir mücadele hattı örmeye çalışmadan, Ermeni soykırımının kabulü için yapılacak
çalışmalar eksik ve yetersiz kalacaktır.
Soykırım inkârcılığı, yerli ve milli ekseninden ayrı
düşünülecek bir konu değildir. Kırılması, bu hegemonyaya karşı verilecek
mücadeleye bağlıdır.
Atilla Dirim
atilla.dirim@gmail.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.