Murat Belge
“Çocuktan al haberi” diye bir söz vardır. Şu ortamda “Burhan Kuzu’dan al haberi” diyebiliriz. Çünkü Burhan Kuzu bir şeylerin profesörü filan ama yapı olarak sıradan bir AKP taraflarından ayrılan hiçbir yanı yok. Tam bir ortalamayı temsil ediyor. O, “Alman gavuru yapacağını yaptı” diyerek ortalama AKP tepkisini uygun kelimelere döktü (aynı zamanda Saray’a da temennada bulundu) Buna, o yasa sürecinde yer alan Türklerin buraya ayak basmaması tehdidini de eklemekten geri durmadı. Böylece, 1915’te ne olduğunu araştırmaya kalkışanları bekleyen “sınırsız özgürlük”ün AKP sınırının nereden de geçtiğini gösterdi.
****
Almanya’nın 1915 yasası sanırım burada birtakım tepkiler
tetiklemeye devam edecek. Normal zamanda böyle olmayabilirdi. Alıştık buna:
Elçiyi geri çağırıyoruz; onların elçisini çağırıp bilinen sözleri söylüyoruz.
Biraz surat ediyoruz. Sonra her şey normalleşiyor. Gene böyle olabilirdi. Ama
şimdi Türkiye’nin kendi işleri karışık ve bu yasayı böyle işleri yerine
oturtmak üzere kullanma imkânı da var.
Resmi tepki gösterildi, Alman Parlamentosu’nun ne kadar
yanlış bir iş yaptığı anlatıldı. “Soykırım” falan denecek en ufak bir olay
olmadığı söylendi. Tabii aynı zamanda ne olduğunu araştırmak isteyenlere
sınırsız özgürlük tanındığı da belirtildi.
“Çocuktan al haberi” diye bir söz vardır. Şu ortamda “Burhan
Kuzu’dan al haberi” diyebiliriz. Çünkü Burhan Kuzu bir şeylerin profesörü filan
ama yapı olarak sıradan bir AKP taraflarından ayrılan hiçbir yanı yok. Tam bir
ortalamayı temsil ediyor. O, “Alman gavuru yapacağını yaptı” diyerek ortalama
AKP tepkisini uygun kelimelere döktü (aynı zamanda Saray’a da temennada
bulundu) Buna, o yasa sürecinde yer alan Türklerin buraya ayak basmaması
tehdidini de eklemekten geri durmadı. Böylece, 1915’te ne olduğunu araştırmaya
kalkışanları bekleyen “sınırsız özgürlük”ün AKP sınırının nereden de geçtiğini
gösterdi.
Burhan Kuzu’nun ve onu izleyenlerin bu sözleri Humeyni
fetvasından farklı değil. Konumları Humeyni’nin konumu değil; ama aynı dünya
görüşü, aynı değerler.
AKP’nin Almanya’ya karşı gösterdiği tepkinin bildik
tarafları çok. Olgunluktan uzak tepkiler. Tabii en başa “Sen kendine bak!”
tepkisi.
Evet, soykırım, savaş suçu gibi konulara girilince
Almanya’nın sabıka dosyası kabarıktır. Namibya’dan başlayıp Holokost’la biten
bir tarih var. Birinci Dünya Savaşı’nda tarafsız Belçika’ya saldırmak ya da
yolcu gemisi batırmak gibi savaş suçları var. Onun için de özellikle
Almanya’nın bizim Ermeni ayıbımız üstüne söz söylemesinin özgül güçlükleri
vardı. Ama Almanya bunları göze alarak söyleyeceğini söylemiş, bu arada kendi
ayıplarını söylemek ve üstlenmekten kaçınmamış, geçen yazımda da söylediğim
gibi Almanya Holokost ile bu tür suçları işlemekte birinciliği elinde tuttuğunu
söylüyor bu metinde. Ayrıca, savaş müttefiki olarak, Ermeni Kıyımı’nda da payı
olduğunu kabul ediyor.
Bunları yapmış bir Almanya var. Ama bunların suç olduğunu
kabul etmiş, bunların kefaretini ödeyen bir yeni Almanya da var. Bu ikinci
Almanya’ya büyük saygı duyuyorum.
Metin ayrıca alışılmadık ölçüde uzun çünkü Almanya
Türkiye’nin kabullenmeden başlayarak Ermenistan’la ilişkilerini düzeltmeye
girişmesini salık veriyor ve kendisinin da bu yolda her türlü yardımı
yapacağını ima ediyor. Bunlar da Türkiye’nin hiç görmediği ve görmeyi reddettiği
konular.
Görmeyi reddetmekte AKP önde, ama yalnız değil. Olması
gerektiği gibi MHP çeşitli uzantılarıyla orada. MHP’nin bu konuda harbi tavrı,
“Yaptık, gene yaparız”dır. Ama başka çeşitli konular gibi kendi malı haline
getirdiği “dava”lardan biri.
Aynı Erdoğan, Ermenilerin acılarını “anlayan” (ama tabii o
acıların nedenini üstlenmeyen) bir mesaj yayımlamıştı. AKP’nin bu konuda da,
geleneksel tabularının dışına çıkma eğilimi gösteren davranışları olmuştu. O
mesaj anlamlıydı; Abdullah Gül’ün Erivan’a futbol maçına gitmesi daha da
anlamlıydı. Bunların yanı sıra da Akdamar ya da Ermeni vakıf malları gibi
konularda atılan medeni adımlar söz konusuydu. Bunlar, TC tarihinde benzeri
görülmemiş davranışlardı.
Ancak bir süredir böyle davranışların arkası geldi. Eskisinden
daha katı bir tutuma giriliyor. “Futbol maçına gitmek” Abdullah Gül’ün kendi
yanlışı. Tayyip Erdoğan öyle yanlış işler yapmadı. Hemen üstünden süpürebilir
“Ermeni dostluğu” izlerini.
Bu aslında iyi bence. Çünkü genel İslâmcı çizgiyi bilmem ama
o çizgi içinde Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği varyant, Türk - Ermeni sorununun
çözümüne olumlu katkıda bulunacak bir ideolojik donanıma sahip değildir.
Saldırgan ve savaşçı bir geleneğin bugünkü temsilcisi olmaya çalışmaktadır.
Arızî nedenlerle Ermeni sorununu çözmeye çalışır gibi bir görünüm sunmaktan
vazgeçmesi gerçekliğe katkı bakımından olması gerekene daha uygundur.
O çizgi öyledir de bir toplumda hangi çizgi bu sorunu medeni
bir biçimde çözmeye yatkındır, şu anda cevabı görünürde olmayan bir soru. Yasa
karşısında buradaki patilerin sıralanışı bunu gösteriyor: HDP’den başkası böyle
bir olaya medeni ölçüler içinde yaklaşmaya hazır değil. HDP de zaten onların
gözünde “vatan haini”, “düşman” vb. Ermeni Kıyımı konusunda da toplumda on, on
beş yıldır gelişen bir bilinçlilik, bir bilgilenme süreci vardı. Şimdi onu da
sıfıra indirgeme yolunda bir ittifak görüyoruz.
Almanya, “Ben de suç ortağıyım” diyerek bir önermede
bulunmuyor; ama her nasılsa onun ortağı olduğu suçun kendisi yok. Almanya,
olmayan bir suçun ortağı olduğunu itiraf ettiği bir yasa çıkardı.
Tayyip Erdoğan “Türkiye’nin tepkisi” başlığı altında bazı
eylemler düşünecektir, sanıyorum. Çünkü bu olayla onun hazırlamakta olduğu bir
şeylere denk düştü.
Burhan Kuzu “Alman gavuru” derken, Bekir Bozdağ süt ve kan
analizleri yaparken Reisleri “üst akıl” diye söze girdi. Buradan belli ki bu
konuyu yalnız “soykırım oldu, olmadı” sorunu olarak görmüyor. Tayyip Erdoğan
bir süredir kendini muktedir bir İslâmcı önder olarak görüyor ve yoluna devam
edebildiği ölçüde İslâm dünyasını Batı karşısında düştüğü ezik konumdan
kurtabileceğine inanıyor. Bunu Batılıların da gördüğü ve kendisini durdurmak
üzere harekete geçtiği karşısında.
Bunların nesnel gerçeklikte bir ilgisi yok ama söz konusu
“komplocu” zihniyet için bu en “rasyonel” durum analizi.
Dolayısıyla “üst akıl” (bu Amerika olsa gerek) şimdi
Almanlara bu yasayı çıkarmalarını telkin ederek Türkiye’yi kötü pozisyona
düşürdü. Buna ne 1453’te İstanbul’un fethinden beri Batı (Hristiyan) dünyasının
bizim aleyhimize çevirdiği bütün dolaplara karşı bir şey yapmalıyız. Bunun ne
olduğu belli: Tayyip Erdoğan’ın kayısız şartsız yetkilerle donatıldığı bir
anayasa ve beğenmediği her düşünceyi suç ilan etmesini sağlayacak adlî-hukukî
araçlar.
Örneğin, “Ermeni Kıyımı oldu” demenin yasaklanması sizce iyi
ve doğru bir şey değil mi? Örneğin CHP buna karşı çıkar mı? Söz özgürlüğün (bu
anlamda ne kadar bir şey varsa) böyle “millî” davalardan başlayarak yok etmek,
kolaylık sağlar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.