Karel Valansi / karelvalansi@yahoo.com
Mezarlıktaki manzara tek kelimeyle çok üzücü. Bu hırs, bu
kin, bu öfke, bu nefret bitsin artık!... Antakya, medeniyetlerin beşiği, barış
ve kardeşlik kenti, savaşın hemen yanı başında birlikte yaşama kucak açan bir
yer. Bu şehirle ilgili akla ilk bu tanımlamalar geliyor. Birçok farklı inancı
bir arada barındıran bir şehir. Suriye savaşı sonrası şehre akın eden 430 bin
mülteciye de kucak açmış. Yahudilerin tarihi ise 2300 yıl öncesine dayanıyor.
Milattan Önce 300 yılında Kral Seleucus babası Antiochus’un anısına Antakya
şehrini kurarken Yahudiler güneyden yani Suriye, Filistin, Irak, İran’dan
buraya göç etmişler. Yirminci yüzyılın başında 1500 civarındaki nüfus,
1940’larda Varlık Vergisi faciası ve ardından İsrail’in kurulması ile azalmaya
başlamış. Günümüzde gençlerin eğitim, iş ve evlenmek için İstanbul’a
taşınmasıyla bugün sadece 17 kişi yaşıyor Antakya’da. İstanbul’da ise 270 kişi
kalmışlar.
***
Geçtiğimiz günlerde Yahudi mezarlığına yapılan saldırının
ardından Hahambaşı Rav. İsak Haleva ve Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak
İbrahimzadeh liderliğinde bir grup olarak Antakya’ya bir dayanışma ziyaretine
gidiyoruz. Mezarlıktaki manzara tek kelimeyle çok üzücü. Bu hırs, bu kin, bu
öfke, bu nefret bitsin artık!
Adella hanım ve Valansi
Antakya, medeniyetlerin beşiği, barış ve kardeşlik kenti,
savaşın hemen yanı başında birlikte yaşama kucak açan bir yer. Bu şehirle
ilgili akla ilk bu tanımlamalar geliyor. Birçok farklı inancı bir arada
barındıran bir şehir. Suriye savaşı sonrası şehre akın eden 430 bin mülteciye
de kucak açmış. Yahudilerin tarihi ise 2300 yıl öncesine dayanıyor. Milattan Önce
300 yılında Kral Seleucus babası Antiochus’un anısına Antakya şehrini kurarken
Yahudiler güneyden yani Suriye, Filistin, Irak, İran’dan buraya göç etmişler.
Yirminci yüzyılın başında 1500 civarındaki nüfus, 1940’larda Varlık Vergisi
faciası ve ardından İsrail’in kurulması ile azalmaya başlamış. Günümüzde
gençlerin eğitim, iş ve evlenmek için İstanbul’a taşınmasıyla bugün sadece 17
kişi yaşıyor Antakya’da. İstanbul’da ise 270 kişi kalmışlar. Cemaatin başkanı
Şaul Cenudioğlu Yahudilerin karşılaştıkları sorunları çözmeye uğraşıyor. En
gençleri bile 50 yaşını devirmiş. Adella hanım ile konuşuyorum. Nur yüzlü,
pamuk gibi bir teyze. “Antakyalı gençler tatilde bile gelmiyorlar artık,” diye
yakınıyor. Torunu, küçük torunu hepsi İstanbul’da yaşıyor. “Burada gömülmek
istemiyorum,” diyor, “Benim için Kadiş okuyacak bile kimse yok,” diye ekliyor.
Geçen günlerde Yahudi mezarlığında eşini ziyarete gittiğinde mezarlığa yapılan
saldırıyı görüyor ve Şaul başkana haber veriyor.
Şaul bey de isyanda, “Bu bardağı taşıran son damla oldu,”
diyor. Antakya çok kültürlülüğü, toplumsal barışı ile tanınıyor. 2005’te üç din
ve altı mezhepten oluşan Antakya Medeniyetler Korosu da bu düşünce ile
kurulmuştu. Bugünlerde ise basına Hıristiyan ve Yahudi toplumlarına karşı
nefret söyleminin artmış olması yansıyor.
Yahudi mezarlığında neler yaşandığını yerine görmek ve
Yahudi cemaatinin kaygılarını dindirmek için Antakya’ya bir dayanışma ziyareti
düzenleniyor. Hahambaşı Rav. İsak Haleva ve Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak
İbrahimzadeh liderliğinde bir grup olarak Antakya’ya uçuyoruz. Hatay Valisi
Ercan Topaca, Hatay Büyük Şehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve Antakya
Belediye Başkanı İsmail Kimyeci’ye nezaket ziyaretinde bulunuyoruz, kendileri
bizi büyük bir misafirperverlikle karşılıyor.
İlk durağımız ise Yahudi mezarlığı. Şehrin mezarlıklar
bölgesine gittiğimde ilk dikkatimi çeken Müslüman mezarlığı ile Yahudi
mezarlığı yan yana, birbirinin devamı gibi olması. Müslüman mezarları
arasındaki yolu takip ederseniz hemen Yahudi mezarlığı karşınıza çıkıyor.
Karşınıza çıkıyor çıkmasına ama bu nispeten küçük alan ardı ardına çıkan
olaylar sonrasında kendini korumaya almış. Sonradan yapıldığı belli bir duvar
var çevresinde. Duvar daha sonra yükseltilmiş. O da yetmemiş çift sıra dikenli
tel ile çepeçevre çevrilmiş. İki kapısı varmış ilk başta. Kapılardan biri
geçtiğimiz günlerde iptal edilip betonla örülmüş. Artık tek ve yüksek metal bir
kapısı var. Yetkililer tüm mezarlığı kontrol etmek amacıyla kamera sistemi
yerleştirmeye hazırlanıyor. Eskiden iç içe olan iki toplum artık aralarında
duvarlarla, tellerle ayrılmış...
Mezarlığa girdiğimde ilk dikkatimi çeken güneş ve sıcak. Tek
bir ağaç var tüm mezarlıkta. Oysa geçtiğim yollarda uzun uzun ağaçlar bu
topraklarda dinlenenlerin üstüne uzun gölgeler veriyordu. Hemen girişte eski
bir çeşmenin izi var. Antakyalı Yahudiler anlatıyor, daha önceki saldırılarda
çeşme tahrip edilmiş, Hatay büyük şehir belediyesi yerine yenisini yaptırmış.
Mezarlık duvarının hemen bitişiğinde bir mahalle başlıyor. Keşke Yahudi mezarlığı
en dibe atılmamış olsaydı diye aklımdan geçiriyorum.
Mezarlığa saldıranlar muhtemelen ellerinde balyoz benzeri
aletlerle girmişler içeri kapı kilidini kırarak. Aksi taktirde mermerlerin bu
şekilde un ufak edilmesi mümkün değil. Bu hırs, bu kin, bu öfke niye diye
sormamak mümkün değil. Bırakın doğdukları topraklarda huzurla istirahat
etsinler... Bizler onlar için dua ediyoruz tek tek isimlerini sayarak, ruhları
huzura yeniden kavuşsun diye...
Kendi aralarında Arapça konuşan Antakya Yahudilerinin tek
bir sinagogu var. Anlatılanlara göre Antakya Sinagogu 200-250 yıl önce, Beyrut
ve Halep’ten gelen yardımlar sayesinde inşa edilmiş. Dini görevlerini yerine
getirmek için gereken minyan (yetişkin 10 erkek) ve hazan bulmak başlıca
sorunları. Bir avlu içinde bulunan sinagog çok güzel ve İstanbul’dakilerden bir
hayli farklı. Mozaikten bir Davut’un Yıldızı bizi karşılıyor hemen. Sinagogda
tavandan sarkan kandiller dikkatimi çekiyor. Maalesef birçok Anadolu
sinagogunda rastladığım sonradan eklendikleri belli çirkin floresan ışıkları
burada da var. 270 ile 500 yıllık Sefer Tora’ları ve nasıl korunduklarını
görüyoruz. Minha duamızı ediyoruz tüm cemaatle beraber. Çok kalabalık değiliz
ama eksik değiliz diyor Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.