İHD tarafından yayımlanan basın bildirisinde İHD’nin 30
yıldır darbelere karşı mücadele ettiğini ama geçmişle yüzleşilmediği,
hesaplaşılmadığı ve cezasızlığın devlet politikası olması nedeniyle hala darbe
tehdidi altında olduğumuz vurgulandı. İHD, insan hak ve özgürlükleri konusunda mücadele vermek
amacıyla 17 Temmuz 1986 yılında sol görüşlü mahpusların, özellikle anne ve
kadınların öncülüğünde ve kuruculuğunda bir araya gelen insan hakları
savunucusu, akademisyenler, yazar, aydın, gazeteci, öğretmen, doktor, mimar,
mühendis ve avukatlar tarafından kuruldu.(İHD'yi kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz. HYETERT)
İHD tarafından 30. yıl nedeniyle yayımlanan basın
bildirisinde 15 Temmuz Cuma gecesi gerçekleştirilen darbe girişimine vurgu yapılarak,
İHD’nin kurulduğu günden beri Türkiye’deki darbelerle ve darbe düzeniyle
mücadele ettiği, bu mücadelenin kesintisiz olarak devam ettirildiği vurgulandı.
Basın bildirisinde şu ifadelere yer verildi:
“Hala darbe tehdidinden kurtulamadık”
“İHD 30. yılına iki gün kala yine ciddi bir askeri darbe
girişimi ile karşılaştı.
“Türkiye ne yazık ki İHD’nin 30. kuruluş yılında da
demokrasinin en büyük düşmanı olan darbe tehdidinden kurtulamamıştır.
“Ortak tepki en önemli kazanım”
“Darbe girişimine karşı Türkiye’deki siyasal ve toplumsal
kesimlerin bir bütün olarak göstermiş olduğu tepki belki de en önemli
kazanımımız olmuştur.
“Ancak siyasal iktidarın anti demokratik uygulamaları ve
Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’yi fiili başkanlık modeli ile yönetme arzusu ve pratiği,
demokrasinin önündeki ciddi sorun olarak varlığını korumaktadır.
“Sorunların başında Kürt sorunu geliyor”
“İHD kurulduğu günden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan
hakları sorunları olduğunu sürekli söylemektedir.
“Bu sorunların en önemli halkasını ise Kürt sorunundaki
çözümsüzlük oluşturmaktadır.
“İdeolojik ulus devlet ısrarı”
“Türkiye’nin ideolojik ulus devletteki ısrarı
Cumhuriyet’in demokratikleşmesi önündeki en büyük engellerden biridir.
“Bu ulus devlet Türk etnisitesine ve Sünni Müslümanlığa
dayanmakta diğer etnik ve inanç kesimlerini dışlamaktadır.
“Türkiye toplumu tekçi özellikler taşımıyor”
“Halbuki, Türkiye toplumu tekçi değil, çoğulcu etnik,
dinsel, dilsel özellikler taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti farklı etnik, inanç
ve dil gruplarının varlığını resmen kabul edip anayasasını buna uygun olarak
yeniden yaptığında demokratikleşmesini sağlayabilecektir.
“Bunun için de Kürt sorununda izlediği şiddet ve savaş
politikasını terk ederek, barışa yönelmeli ve bu çerçevede diyalog ve müzakere
yoluyla sorunlarını demokratik zeminde çözmelidir.
“Yüzleşme ve hesaplaşma”
“Darbe tehdidinin devam ettiği bu günlerde tek çıkış yolu
demokrasi ve insan hakları değerlerine bağlı barışçıl politikalar
izlenmesindedir.
“Yukarıdaki belirlememiz, aynı zamanda Türkiye’nin
geçmişle yüzleşme sorunu olduğu saptamasını da içermektedir. Geçmişle yüzleşme
ve hesaplaşmanın en önemli boyutlarından birisi de darbelerle ve darbe
düzenleriyle yüzleşme ve hesaplaşmadır.
“Yüzleşmenin ve hesaplaşmanın gerçekleşmemesi genel
olarak bütün ihlal türlerinde ve o arada darbelerin de tekrarlanması sonucunu
doğuruyor.
“Temel sorun insan hakları demokrasi sorunu”
“Neredeyse bütün ihlal türlerinin tekrarlanması sorunun
sistemik oluşundan kaynaklanmaktadır. O nedenle tekrarlamak zorundayız:
Türkiye’nin temel sorunu insan halkları ve demokrasi sorunudur.
“Türkiye hızla demokrasi ve insan hakları standartlarını
evrensel değer ve ilkelerle uyumlu hale getirmelidir. Bütün sorunlarını
barışçıl metotlarla ve insan hakları standartlarına bağlı olarak çözmelidir.
“Yitirdiklerimize Tahir Elçi de eklendi”
“İnsan hakları mücadelesinde yitirdiğimiz arkadaşlarımıza
ne yazık ki son olarak sevgili Tahir Elçi arkadaşımızı da ekledik.
“Barışın elçisine gerçekleştirilen suikast Kürt sorununda
izlenen şiddet politikasından bağımsız değildir. Kendisini ve öldürülen diğer
insan hakları savunucularını sevgi ve minnet ile anıyoruz.
“Cezasızlık devlet politikası”
“Yukarıda değindiğimiz yüzleşme ile bağlantılı başka bir
konu da cezasızlık politikası ve kültürüdür.
“Türkiye’de insan haklarını savunmanın önündeki en büyük
engellerden birisi de cezasızlıktır. Türkiye geçmişi ile yüzleşememiş ve ağır
insan hakkı ihlallerini gerçekleştirenleri yargılayamamış bir ülkedir.
“Bu ülkede cezasızlık bir devlet politikası haline
gelmiştir. Öyle ki 12 Eylül darbesini gerçekleştiren darbecilerin mahkûmiyeti
Yargıtay tarafından onanmamış ve dava düşürülmüştür. Bu olay bile 15 Temmuz
günü darbe girişiminde bulunan askerlere cesaret vermiş olabilir.
“Hakikat ve adalet komisyonu kurulmalı”
“Türkiye’de insan haklarının güvence altına alınabilmesi
için gerçek bir geçmiş ile yüzleşme yaşanmalı, bunun için bir hakikat ve adalet
komisyonu kurulmalıdır.
“Bu kapsamda Ermeni Soykırımı, Dersim Soykırımı
tanınmalı, gözaltında kayıpların akıbeti araştırılmalı, faili meçhul
cinayetlerin tamamı aydınlatılmalı, yargısız infazları gerçekleştirenler başta
olmak üzere yaşam hakkı ihlallerinden sorumlu olanlar ve işkencecilerin yargı
önünde hesap vermesi sağlanmalıdır.
“Kazanımlar küçümsenmemeli”
“Söylenecek elbette çok şey var. Ancak 30 yıllık insan
hakları mücadelesinin kazanımları küçümsenmemelidir. Türkiye insan hakları
hareketi dünya insan hakları hareketi ile birlikte her türlü hak mücadelesini
yürütebilecek ciddi bir kapasiteye ulaşmıştır.
“İnsan Hakları mücadelesinin yanı sıra demokrasi
mücadelesini yürüten demokrasi güçleri ile birlikte daha güçlü olduğumuz
unutulmamalıdır.
“İHD, 30 yıl boyunca, siyasal iktidarların, demokrasi
dışı ve insan haklarına aykırı her türlü yönelimine ve baskısına karşı mücadele
etmiştir. Bugün de bu mücadele azim ve kararlılığını taşımaktayız.” (EKN)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.