Levon Panos Dabagyan
Türkiye’de, çoktan tarihin tozlu sahifelerine karışmış
Bizans ile takriben 1800’lerden itibaren, varlığı ile bilhassa Devlet
İdarecileri’nin uykularını kaçırtan Osmanlı-Ermeni’leri, menfi açıdan gündemden
hiç mi hiç düşürülmemiş ve de bilhassa düşürülmemektedir!... (Kahpe Bizans,
Bizans entrikacılığı vs.) her daim dillerdedir. Türkiye Ermeni’lerine gelince:
(Ermeni Gâvuru, Türk’ü sırtından hançerleyen kahpe, Komitacı vs.) Hâl böyle
iken, en doğrusu çekip gitmek değil midir!.. Tabii ki öyledir. Ancak, bizlerin
yani Türkiye Ermeni’lerinin bir başka vatanı yoktur ki!... Gerçi;
Aziz-Eçmiazin’i, Aziz-Antilyas’ı Ermeni Mezhebi’nin merkezi kiliseleri olarak
kabullenir ve her iki Büyük Patriği de kabulleniriz. Ancak, bu bizim dini
hayatımızın dışına çıkmaz. Dünyevi meselelerimizi; dünlerde Osmanlı, günümüzde
ise Cumhuriyet Devletimizin değerli ellerine teslim etmiş durumdayız.
***
Türkiye’de doğmuş ve o ülkede hayat kurmuş bir Hıristiyan
ve bir de Ermeni asıllı isen; Büyük iş sahibi dahi olsan, huzurlu, sakin bir
hayat sürebilmen hayli zordur diyebilirim!...
Hoş; ki nasıl isterse, öyle düşünsün diyerek, hayatını
sürdürmeye bakarak, hemen hiçbir şeyi umursamazsan, o zaman dört dörtlük bir
ülkede yaşıyorsun demektir. Ancak, Türk asıllı vatandaşlarla, senin aranda bir
görünmez engel var da ve sen onu aşamıyorsan, o zaman, benim gibi, asıl
mesleğini terk ile (Ressamlık) kalemi, fırçaya tercih eder ve kendine yeni bir
yol çizersin.
Türkiye’de, çoktan tarihin tozlu sahifelerine karışmış
Bizans ile takriben 1800’lerden itibaren, varlığı ile bilhassa Devlet
İdarecileri’nin uykularını kaçırtan Osmanlı-Ermeni’leri, menfi açıdan gündemden
hiç mi hiç düşürülmemiş ve de bilhassa düşürülmemektedir!...
(Kahpe Bizans, Bizans entrikacılığı vs.) her daim
dillerdedir. Türkiye Ermeni’lerine gelince: (Ermeni Gâvuru, Türk’ü sırtından
hançerleyen kahpe, Komitacı vs.) Hâl böyle iken, en doğrusu çekip gitmek değil
midir!.. Tabii ki öyledir. Ancak, bizlerin yani Türkiye Ermeni’lerinin bir
başka vatanı yoktur ki!...
Gerçi; Aziz-Eçmiazin’i, Aziz-Antilyas’ı Ermeni
Mezhebi’nin merkezi kiliseleri olarak kabullenir ve her iki Büyük Patriği de
kabulleniriz. Ancak, bu bizim dini hayatımızın dışına çıkmaz. Dünyevi
meselelerimizi; dünlerde Osmanlı, günümüzde ise Cumhuriyet Devletimizin değerli
ellerine teslim etmiş durumdayız.
Ne var ki, şu Azeri meselesinin zuhurundan sonra mezkûr
düzen bozulmuş durumdadır. Niçin böyle olmuştur? Böyle olmuştur çünkü,
Türkiye’nin, İslâm Dünyası’nın Liderliğine oynama siyasetine yönelmesi, böylesi
bir ortamın doğuşuna sebep olmuştur.
Diğer ülkeleri bilmem, bilsem de bana söz düşmez. Bu
hususta onların Gayr-ı İslâm vatandaşlarının cevaplaması daha münasip düşer.
Biz, Türkiyeliyiz, Türkiye’den söz edebilme hakkımız
vardır ve zaten doğru olanı da budur. Her ne ise, sözü fazla uzatmadan, ana
konuya geçeyim, zira beni güzelim san’atımdan eden bir garabetli konudur.
Bilhassa “Ermeni Kâfiri olmanın” akıl almaz ezikliği,
nice ırkdaşıma, yıllar yılı asla dinmez ıstıraplar çektirmiş ve hâlâ
çektirmekte berdevamdır...
Hayır, fiili olmak üzere herhangi bir durum söz konusu
değildir. Çok şükür, böylesi bir durum söz konusu değildir. Ancak, bizler
açısından daha vahim sayılabilecek bir durum söz konusudur ki, aynen şudur:
“Türkiye’ye karşı yapılacak herhangi bir terör saldırısı,
bizleri anında tedirgin etmekte ve acaba bizlerin adı da bu uğursuz harekete
karıştırılacak mı? Endişesi, hemen hepimizi yiyip bitirmektedir...”
Abartılı denebilecek düzeyde endişe duymamızın tek
sebebi: Günümüz Türkiye’sinde biz, Türk Ermeni’lerinin adeta tamamen kendi
hallerine terk edilmiş gibi bir durum arz etmiş olmasıdır. Şöyle ki; “İç ve dış
Ermeniler” aynı potada görülmesi durumu mevzubahistir. Dahası, Ermenilerle
alâkalı vak’alar, bilhassa köşe yazılarında çok rahat ve tek yönlü
değerlendirmelerle konuya eğilmekte olan güçlü kalemler de maalesef mevcuttur.
İşte bizleri hem üzen ve hem de son derece endişelendiren bu gibi durumlardır.
Dolayısıyla bir numune olarak, bizce, bu konuda önemli bulduğumuz, Sayın Murat
BARDAKÇI’nın, “Kâfirler tek millettir!” başlıklı makalelerini, naçiz yorumumla
birlikte, aynen geçiyorum:
(KÂFİRLER TEK MİLLET!
Alman Federal Meclisi’nin 1915 olaylarını, “Soy kırım”
olarak niteleyen metni kabulünden hemen sonra Meclis binasının önünde yapılan
kutlamalar bilmem dikkatinizi çekti mi?
Ermenistan’ın kırmızı, mavi ve turuncu bayrağını açan
Ermeniler, önce birbirlerine sarıldılar, sloganlar atıldı, şarkılar söylendi,
derken kadınlı-erkekli gruplar bizim Erzurum barını andıran folklorik danslara
başladı...
Tasarının kabulü için Almanya’da seneler boyunca
sokaktaki adamdan siyasetçilere, uluslar arası örgütlerden lobi şirketlerine
kadar hemen herkesi ve her kuruluşu ikna etmeye uğraşmışlar, her yolu ve her
şeyi denemişlerdi ve neticede istedikleri olmuş Alman Meclisi bizi “Soy
Kırımcı” ilân etmişti..
Dolayısı ile tepine, tepine eğlenmeleri gayet normaldi,
zira hayli uzun zamandır bu anı bekliyorlardı!
Federal Meclis’in önünde üç renkli Ermenistan bayrakları
ile şenlik yapan Ermeniler yalnız değildiler, eğlenceye başka gruplar da
iştirak ediyordu.
Sol üst köşesinde haçın yer aldığı mavi-beyaz Yunan
bayrakları açmış Yunanlılar! Apostol ile Helen’in gönlü Agop ile Takuhi’yi bu
mutlu günlerinde yalnız bırakmak istememiş ve Alman Federal Meclisi’nin
kararını kutlamak için onlar da koşa, koşa gelmişlerdi.
Ekranda bu manzarayı görünce, “Kâfirler tek millettir!”
sözündeki hikmeti hatırladım...
Bakınız: (HABER TÜRK GAZETESİ) Tarih: 6 Haziran 2016
Pazartesi. Makale: Murat BARDAKÇI.)
Sayın Bardakçı! Mezkûr Bayrakla Ermeni’lerin saflarına
katılanlar; Yunanlı değil, Bizanslı Rumlardı. Ne mi değişir? Çok şey değişir.
Zira, Yunan Devleti, henüz kazandığı Türkiye Devletini, bir çırpıda kaybetmeye
pek sokulmaz. Hele Türkiye’nin kendisini “Komşu” sözcüğü ile anmaya başladığı
bir dönem içinde!...
“Erzurum Barı” ne Ermeni’lerin ve ne de Türklerin
olmayıp, bütün çevre barı olarak asırlardır, varlığını sürdürmektedir. Yani,
Türk’ler Anadolu’ya gelmeden evvel de mevcuttu.
Sayın Bardakçı!
Sırf merakımdan soruyorum: (Ermeniler yıllarca tepinip
durduklarında, acaba bizler ne yapmaktaydık?...)
Bin yıllık bir beraberlikte, o da son dönem içinde, bir
sefer isyan etmiş bulunan Ermeniler ki, zararlı çıkan yine kendileri olmuştur.
Hemen hiçbir zaman unutturulmamaktadır da, koca bir İmparatorluğu tarihin tozlu
sahifelerine, nice yanlışlarıyla gönderen İttihat ve Terakki Fırkası nasıl oluyor
da bir kahramanlar fırkası olarak tanıtılmaya çalışılmış ve de hâlâ
çalışılmaktadır?!...
Hz.İsa (AS.) Cenapları Kur’ân-ı Hak’da şerefli mevkiini
alırken, nasıl oluyor da, ümmeti kâfirlikle damgalanabiliyor?!...
Görülüyor ki, söz konusu Ermeniler oldu mu, bir takım
çelişkiler bir diğerini izlemekte ve böylece kendi öz vatanında yabancılığa
tabi kılınmaktadır!...
Dileğim odur ki; Hemen hiçbir kimse ve hatta düşmanım
dahi, kendi öz vatanında, yabancı konumuna düşmesin! Böyle bir çapraşık konuma
düşmemiş kimseler için, hemen her anlaşmazlık “kendi lehine” olmak üzere hâl
yoluna bağlanabilir(!) yeter ki, azınlıkta olan, haddini bilsin...
Evet Sayın Bardakçı! Tepinmenin bir de bu çeşidi var ki,
sen daha doğmadan, benim gibi talihsizler defalarca tatmış ve hâlâ tatmakta
berdevamız!...
Cenabı Hak: (Birbirinizi sevin, beni sevmiş olursunuz!)
buyurmuş.
Şimdi soruyorum: Biz Adem Oğulları, birbirimizi,
gerçekten sevmek de değil, sevmeye olsun çalışıyor muyuz?..
Hiç sanmıyorum?...
Saygıdeğer okuyucularım!
Cümlemizin Ramazan Bayramı mübarek olsun!..
http://www.oncevatan.com.tr/kfir-olmanin-akil-almaz-ezikligi-makale,36182.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.