Pınar Öğünç/Cumhuriyet
Prof. Christoph Neumann,Prof. Zeynep Sayın’ın ilişiğinin kesilmesini protesto edip Bilgi Üniversitesi’yle olan bağını sitemkâr bir metinle noktalamıştı. Neumann’la hem akademiden, hem de günlük siyasette dolanan Osmanlı hayaletinden konuştuk...
- Şaşırdığınız, güldüğünüz hatalar yapılıyor mu? Tabii ki. Bu nasıl mümkün olur diyorsunuz. Mesela cinsellik ve cinsiyet üzerine çok şey Osmanlı tarihiyle gerekçelendiriliyor, insan gülüyor. Hem Kemalist kanatta diyelim, hem de muhafazakâr, siyasi İslama yakın kanatta Osmanlı’daki cinsellik rejimi tamamen sınırlandırıcı olarak algılanıyor. Tek fark muhafazakârlar bunu iyi buluyor, Kemalistlerse kötü. Ama iki taraf da yanılıyor. Yahudisi var, Ermenisi, Müslümanı, şehirlisi, eliti, mahallelisi... Tek bir gerçekten söz etmek zor. Osmanlı’yı hanedan olarak Türk görmek, mümkündür ama çaba ister. Osmanlı toplumunu Türk göstermekse saçmalıktır. Kesin olan iki husus var: İlki mazi çok önemseniyor, ikincisi de bundan dolayı çok saçmalanıyor.
***
Alman Türkolog, tarihçi Prof. Christoph Neumann, önce
öğrenci, sonra hoca olarak 1980’lerden beri Türkiye’de “akademinin” içinde. En
son derste gizlice yapılan ses kaydı vesile edilerek Prof. Zeynep Sayın’ın
ilişiğinin kesilmesini protesto edip Bilgi Üniversitesi’yle olan bağını
sitemkâr bir metinle noktalamıştı. Neumann’la hem akademiden, hem de günlük
siyasette dolanan Osmanlı hayaletinden konuştuk.
- İktidarın siyaseten yaşatmaya çalıştığı Osmanlı
hayaleti, Osmanlı hâkikatini ne kadar yansıtıyor sizce?
NEUMANN: Tek bir Osmanlı mazisi yok. Birkaç yüzyılda,
farklı yerlerde, farklı topluluklarda yaşananı tahrif ederek tek bir
Osmanlı’dan söz edilebilir ancak. Tarihçiler böyle bir şey yapmaz. Mazinin
siyasi kullanımı her zaman amaçlı, eksik ve yanlıştır. Türkiye toplumunda çok
dikkat çekici bir biçimde kamuda devam eden tartışmalarda haklılık tarihle
gerekçelendiriliyor. Bu her ülkede yok. Mesela Almanya’da hukuk ve ahlak öne
geçer. Amerika’da yapılabilirlik ve ekonomik kâr üzerinde tartışma döner.
Türkiye’deki durum bir tarihçi için heyecan verici olduğu kadar, tarih maksatlı
ve yanlış kullanıldığı için yeis verici de.
Mazi çok önemseniyor
- Şaşırdığınız, güldüğünüz hatalar yapılıyor mu?
Tabii ki. Bu nasıl mümkün olur diyorsunuz. Mesela cinsellik
ve cinsiyet üzerine çok şey Osmanlı tarihiyle gerekçelendiriliyor, insan
gülüyor. Hem Kemalist kanatta diyelim, hem de muhafazakâr, siyasi İslama yakın
kanatta Osmanlı’daki cinsellik rejimi tamamen sınırlandırıcı olarak
algılanıyor. Tek fark muhafazakârlar bunu iyi buluyor, Kemalistlerse kötü. Ama
iki taraf da yanılıyor. Yahudisi var, Ermenisi, Müslümanı, şehirlisi, eliti,
mahallelisi... Tek bir gerçekten söz etmek zor. Osmanlı’yı hanedan olarak Türk
görmek, mümkündür ama çaba ister. Osmanlı toplumunu Türk göstermekse
saçmalıktır. Kesin olan iki husus var: İlki mazi çok önemseniyor, ikincisi de
bundan dolayı çok saçmalanıyor. Hayal üzerine bir tarihle herhangi bir
anlaşmaya varmak mümkün değildir. Kamuda tartışmaların bu kadar tarih zemininde
yürümemesi lazım. Hafıza elbette önemli ama hafıza aynı zamanda başka şekilde
cereyan eder. Ermeni konusunu alırsak, olanlar o zaman bu kelime yoktu ama
bugünkü ifadeyle elbette ki soykırımdı. Tartışmayı nihayet buraya çekebildik
ama ortak hafıza için toplumda gerçekten lazım olan başka bir şey;
Müslümanların Ermeniler için matem tutması. Tutmadılar ve tutmadıkları sürece
de bu bir yara olarak kalacak. Hatta bir hayalet, bir korkuluk gibi...
- Demokrasiden ve hukuk devleti olmaktan uzaklaşılan
pratikler Erdoğan’ın mizacıyla birleşmiş siyasetine dair “Padişah gibi”
eleştirisini getiriyor. Erdoğan kendisini sultan gibi mi görüyor, öyle mi
davranıyor sizce?
Erdoğan’ın şahsi bir iktidarı hakikaten var. Bugün mesela
Merkel’i çıkarsanız, çok şey değişir ama Alman sistemi değişmez. Bugünkü
Türkiye’den Erdoğan’ı çıkarsanız sistem tamamıyla değişir. Ataletle unutuyoruz
ama 20. yüzyılın ortasına kadar şahsi iktidarlar çok genelgeçerdi. Stalinler,
Hitlerler, Mussoliniler, Enver Hocalar, bilmemneler... Bu artık dünyada sanki yok
gibi düşünüyoruz; doğru değil. Aralarında fark olsa da bugün Erdoğan var, Putin
var. Batı biraz oryantalist bir yaklaşımla da Erdoğan’ı sultan olarak
göstermeyi seviyor. Bu Batı’daki Türkiye tahayyülünün fakirliğine de işaret.
İşin ilginç yanı Erdoğan da bu hayal fakirliğine kurban gidiyor; kendisini
Osmanlı motifleriyle sunmaya başlayabiliyor. Ne demek Taksim’e selatin cami
yaptırmak...
Hayal gücünün aczi
- Selatin cami yapmak nasıl mümkündür?
Sultan olarak... Ne bileyim parayı Katar’dan ya da
Bahreyn’den alırsa, o zaman selatin cami olur; oradaki emirleri belki sultan
olarak görmek mümkündür. Cidden, tabii ki selatin cami inşa etmek mümkün değil.
Ne tarihi eser inşa etmek mümkün ne de sultan olmadan selatin cami yapmak.
Tabiri caizse Taksim’in içine etmek mümkün sadece. Sultan gibi, diktatör
kelimesi de hayal gücümüzün aczinin neticesi olabilir. Belki başka bir kelime
bulmamız lazım. AKP, başta benim yine taraftar olmayacağım ama başka bir şeydi.
Erdoğancılık ise son beş senenin mahsulü ve henüz pişmedi. Oturmuş bir
ideolojik söylem değil, sürekli motifler deneniyor.
Kendi tutarlılığıma bakmak zorundaydım
- Zeynep Sayın’ın dersinde bir öğrencisinin yaptığı kayıt
nedeniyle Bilgi Üniversitesi’yle ilişiğinin kesilmesi üzerine, üniversitenin
“akademik özgürlük” iddiasını sitesinden kaldırmasını salık veden bir mektupla
siz de bağınızı kopardınız. Neden?
Altı yıl kadrolu çalıştığım, 2009’dan beri her sene iki
aylık bir master dersi verdiğim Bilgi Üniversitesi’yle bağım bana hep manalı
gelmişti. Ama bir noktada kendi tutarlılığıma bakmak zorundaydım. Barış
deklarasyonuyla birlikte malum birçok üniversite, YÖK’ün diyelim telkiniyle
çalışanlarına soruşturma açtı. Bunu kabul edilemez bulmuştum. O dönem biz Münih
Üniversitesi’nin Yakındoğu Ortadoğu Araştırma Bölümü olarak Sakarya
Üniversitesi’yle büyükçe bir konferans tertipliyorduk. Üç asistana açtıkları
soruşturma nedeniyle, kendimi çok da iyi hissetmeyerek bunun bir müeyyidesi
olması gerektiğine karar verip bu işbirliğini noktaladım. Bunun üzerine Zeynep
Sayın’ın başına gelenleri görmezden gelmek bana tutarsız geldi.
- Türkiye’de 1990’lardan beridir uzun bir akademik
geçmişiniz var. Ermeni Konferansı vs gibi bazı köşebaşlarına da şahitsiniz.
Nasıl bir sürece şahit oldunuz?
Kallavi bir sual. Bu sadece Türkiye üniversitelerinin
sorunu değil. Türkiye’de de akademik hürriyetlere tahdit ve tecavüzler her
zaman oldu. Bazılarında daha çok, bazılarında daha az. Boğaziçi Üniversitesi
gibi azında hiç böyle bir sorun olmadı. Bir dönem için, bir üniversitenin
akademik hürriyetine dair fikir edinmek için başörtü meselesine bakmanız
yeterliydi. Akademik hürriyetle doğrudan ilgili olmasa da önemli bir
göstergeydi başörtüsü. Bu bir biçimde halledildikten sonra, öyle olduğunu o
zaman bilmediğimiz güzel bir ara dönem geldi. Güzellik, kimsenin tek başına
iktidar sahibi olmamasından ileri geliyordu. Ne hükümet, ne asker, ne Anayasa
Mahkemesi... Özellikle taşra ya da taşra mantıklı büyükşehir üniversitelerinde
sorun yaşanabiliyordu ama Bilgi hareket alanı geniş olanlardandı. 2011’den itibarense
Türkiye’nin her alanında tek merkezli bir iktidar oluştu ve gitgide bu iktidar
toplumun her alanına nüfuz etti. Kasım seçimlerinden sonra herhangi bir örgütlü
direniş de kalmadı.
- Sayın’ın söylediklerini müsamahakâr, eksik ve de
elitist bulmuşsunuz...
Aslında ben Zeynep Sayın’ın söylediklerini ne savunurum
ne de eleştiririm. Bağlamından koparılmış bir metin üzerine konuşmak abestir.
Herhangi bir okuma hayali ve saçma olur. Bundan dolayı cımbızlanan cümlelerine
herhangi bir tepki de yersiz ve ilişik kesmek türünden bir tepki özellikle
mesnetsiz. Benim için burada önemli olan, siyasî takibata uğrayan birinin
yanında görüşlerinden dolayı değil, uğradığı yaptırımdan dolayı olmamdır.
- Mezuniyet töreninde öğrenciler tarafından protesto
edilen Bilgi Üniversitesi rektörü Mehmet Durman’ın istifasına ne diyorsunuz?
İstifa unutulan bir mekanizma olduğu için takdir edenler var.
Bu konuda son günlerde çok tevatür de oldu, asıl habisler
rektör değil, mütevelli heyet üyeleriymiş, rektör aslında Zeynep Sayın’a karşı
müdahale etmemiş filan. Bunun doğruluğunu bilmem zor. Fazla önemli olduğunu da
düşünmüyorum; rektörün onayı olmadan böyle bir siyasi takibata girişilirse
zaten rektör değildir. Hemen itiraz edip yaptırımı tersine döndürmesi veya
istifa etmesi lazım. Susup günler sonra “son zamanlarda olup bitenlerle ilgisi
yok” diye istifa ederse Zeynep Sayın’a reva görülen muameleyi tasvip ve
mesuliyeti almış olur. Sonuçta onay o zaman mı vermiş, baştan mesul mi olmuş,
zımnen sonra mı vermiş farketmez.
Pınar Öğünç/Cumhuriyet


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.