Prof. Dr. Şinasi Gündüz
Türkiye’de halkın güçlü tepkisiyle karşılaşıp akamete
uğrayan darbe, bu nedenle Batı merkezlerinde suratları asmış, derin düşüncelere
dalmalarına yol açmış ve onları sessizliğe sevk etmiştir. Her fırsatta dünya
halklarına insan hak ve özgürlüklerinden, sivilleşmenin erdeminden, askeri
diktanın kötülüğünden bahseden Batılı güçler için mesele İslam dünyası ve
Türkiye karşıtlığı olduğunda gerisinin teferruat olduğu bir daha ortaya
çıkmıştır. Dolayısıyla derin sessizlik içinde olan Papa’nın bu tutumu da esas
itibarıyla bu zihniyetin bir dışa vurumu olarak değerlendirilmelidir.
(Tekrarlayalım bunu yazan bir profesör. Hakaret etmek amaçlı karikatür ise
sanırız gazetenin marifeti. Kimse demiyor ki Batı Müslüman ve Türk düşmanı ise o zaman neden Nato’dan çıkmayı, AB
ile ABD ile ilişkilerin kesilmesini ya da asgariye indirilmesini
önermiyorsunuz? HYETERT)
***
15 Temmuz darbe girişimine Batı’nın yaklaşımı
tartışılırken Vatikan’ın ‘sessizliği’ ne anlama geliyor? İstanbul Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şinasi Gündüz
kaleme aldı.
Papa Francis gazetecilere yaptığı konuşmada 15 Temmuz
darbe girişimine yönelik sessizliğini merak edip darbe girişimi sonrası
Türkiye’de yaşananlar hakkında neden hiç konuşmadığıyla ilgili soruya, “Bu
konuda konuşmadım, çünkü aldığım bilgilere göre henüz orada ne olduğundan emin
değilim” cevabını verdi; bu arada hakkında emin olduğu konularda konuşmaktan
çekinmediğini de sözlerine ekledi. Yani Papa’ya göre, 15 Temmuz darbe girişimi
ve sonrası yaşananlar henüz ne olduğu belirsiz bir durum; dolayısıyla da
hakkında konuşmak için erken.
Papa’nın şahsında Vatikan’ın bu yaklaşımı hayli dikkat
çekicidir. Zira uluslararası arenada hemen her meselede başta Katolik ve
genelde Hristiyan dünya olmak üzere Batı çıkar ve menfaatleri konusunda görüş
açıklayan Papalığın, Türk halkının canları pahasına karşı çıkarak engel olduğu
darbe girişimini ve bunun doğrudan ve dolaylı aktörlerini şu ya da bu bahaneyle
görmemesi ya da görmezden gelmesi oldukça düşündürücüdür. Türkiye’deki darbe
girişiminin “ne’liği” konusunda emin olmayan Papa’nın diğer taraftan birçok
tartışılır konu hakkında oldukça emin ve kesin kanaatlere sahip olduğu
bilinmektedir. Örneğin o, hayli tartışılır olan 1915 olaylarının “soykırım”
olduğundan emindir. Nitekim resmi konuşma metninde olmamasına ve Türkiye’nin
tepkisini çekeceğini bilmesine rağmen, Ermenistan Devlet Başkanı ile birlikte
yaptıkları basın açıklamasında 1915 olaylarını bir soykırım olarak
nitelemiştir. Yine Papa, Moskova Patriği ile yaptığı görüşmenin sonuç
bildirgesine yansıdığı gibi Orta Doğu ülkelerinde Hristiyan azınlığa yönelik
sistematik bir dışlama ve şiddet politikasının mevcudiyetinden de emindir.
Böylelikle Hristiyan dünyanın ve Batılı güç çevrelerinin çıkar ve menfaatleri
konusunda emin olan ve kararlı tavır ve tutumlar ortaya koyan Papalık, her
nedense Türkiye’de birilerinin FETÖ’ye ihale ettiği başarısız darbe girişimiyle
sonrasında yaşananlardan ise emin değildir; dolayısıyla da belirli bir görüş ve
tutum sergilemekten kaçınmaktadır.
Aslında kanaatimize göre Papa’nın bu tutumu anlaşılabilir
bir pozisyondur ve Papalık şahsında Vatikan, Batı yanlısı bir kanaati ve tutumu
yansıtmaktadır. Öncelikle Türkiye’deki darbe girişimi sürecinde henüz ilk
saatlerden itibaren çeşitli Batılı analizciler ve yorumcular, bunun Türkiye’de
İslamcılarla Batı yanlısı çevreler arasında bir mücadele olduğunu ilan etmiş;
hatta henüz darbe girişiminin ilk saatlerinde çeşitli Batılı siyasiler etliye
sütlüye dokunmayan ortada açıklamalar yapmışlardır. Darbenin bastırılması
sonrasında ise -bizzat ABD Merkez Kuvvetler Komutanı’nın belirttiği gibi-
kendileriyle ilişkili kimselerin gözaltına alınıp tutuklanmaları
eleştirilmiştir. Bu ve benzeri tüm yaklaşımlar dikkate alındığında Batı dünyası
açısından bastırılan bu darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar esasen
Türkiye’de Batı yanlısı çevrelerin mevzi kaybetmesi ve “İslamcıların” kazanması
anlamına gelmektedir. ABD’nin FETÖ lideri Fethullah Gülen’e yönelik Türkiye’nin
taleplerini ağırdan alıp onu himaye etmesi de bu bağlamda bir anlam
taşımaktadır. Bütün bunlar çerçevesinde anti-İslami zihniyete sahip Batı
dünyası Türkiye’de darbenin bastırılmış olmasından ve darbe ile şu ya da bu
şekilde irtibatlı olanlara yönelik yaptırımlardan rahatsızdır. Kilisenin darbe
ile ilgili yaklaşımını da bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
İkinci dikkate alınması gereken ve daha da önemli olan
husus ise bizzat Vatikan’ın Fethullah Gülen hareketiyle olan yakın ilişkisidir.
Fethullahçı örgütün Papalıkla her zaman çok yakın ilişki içinde olduğu
bilinmektedir. Nitekim Fethullah Gülen, zamanın Papası ile olan görüşmesinde
sunduğu ve Papa’ya hitaben yazdığı 9 Şubat 1998 tarihli mektubunda dinler arası
ilişkiler ve diyaloga yönelik faaliyetlerine yönelik olarak “Papa 6. Paul
cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin
Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.
Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta
biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı
yardımlarımızı sunmak için size geldik” demek suretiyle amaçlarının Papalığın
amaçlarıyla örtüştüğünü açıktan ilan etmiştir. Aynı mektubunda Hristiyan din
dilinde tanrı oğlu İsa Mesih için kullanılan “Rab” kavramını özellikle
kullanmaya da dikkat etmiş ve bu çerçevede mektubun sonunda kendisini “Rabbin
aciz kulu” şeklinde tanımlamıştır. Vatikan bu zihniyetteki bir yapıyı her zaman
kendisine müttefik olarak kabul etmiş ve bu nedenle bu örgüte ve başındaki
Gülen’e her tür desteği vermiştir. Nitekim ABD’de oturma izni için kendisine
referans arayan Fethullah Gülen’e çeşitli CIA mensupları ve diğer Hıristiyan
din adamlarıyla birlikte Katolik kilisesinin önde gelen figürlerinden Thomas
Michel’in de referans olduğu bilinmektedir.
Kendisini seküler-liberal Batı merkezli hegemonik yapının
kültürel ve manevi geleneğinin temsilcisi, dolayısıyla “Batı medeniyetinin”
dayanağını oluşturan kültürel arka plan olarak gören kilise, Batı medeniyet
algısına meydan okuyan Müslüman dünyadaki aktörleri Batı merkezli hegemonik
güce karşı en önde gelen tehdit unsuru olarak görmektedir. Bu nedenle de İslam
dünyasında özellikle de Türkiye’de Batı’nın tektipçiliğinden ve hegemonik
düzeninden özgürleşmeye çalışarak kendi değerlerine dayalı bir toplumsal yapı
arayışında olan aktörler ve akımlar “siyasal İslamcılıkla” itham edilip
ötekileştirilmektedir. Kilise ve Batılı güçler için Batı çıkar ve menfaatlerine
halel getirmeyen bir İslam anlayışı ve bu anlayıştan beslenen Müslüman profili
makbuldür. “Ilımlı İslam” olarak nitelenen böylesi bir anlayış ve profil ise
Fethullah Gülen örgütü tarafından en iyi şekilde temsil edilmektedir. Onlara
göre bu nedenle Fethullahçı yapı, Batı merkezli güç odaklarını tehdit edenlere
karşı desteklenmesi gereken önemli bir güçtür. Zaten darbe girişimi sonrası
iadesi istenen Fethullah Gülen de ABD yetkililerine iade edilmemesi için adeta
yalvarmakta ve kendisinin ve temsil ettiği din anlayışının özü itibarıyla
Batı’ya hizmet ettiğini belirtmektedir.
Bütün bunlar dikkate alındığında Papalığın darbe girişimi
ve sonrasında büründüğü derin sessizliğin altında, Fethullah Gülen örgütü gibi
bir işbirlikçi yapının öncülüğüne soyunduğu darbe girişiminin başarısızlığı
karşısında duyulan hayal kırıklığı olsa gerektir. Onlara göre bu darbe başarılı
olsaydı ABD’li askeri analizci Ralph Peters’in dediği gibi “İslamcılar
kaybedecek onlar kazanacaktı”. Zira Batılı güç odakları için darbeler kendi
çıkar ve menfaatlerine hizmet ettiği sürece makbul ve değerlidir. Türkiye’de
halkın güçlü tepkisiyle karşılaşıp akamete uğrayan darbe, bu nedenle Batı
merkezlerinde suratları asmış, derin düşüncelere dalmalarına yol açmış ve
onları sessizliğe sevk etmiştir. Her fırsatta dünya halklarına insan hak ve
özgürlüklerinden, sivilleşmenin erdeminden, askeri diktanın kötülüğünden
bahseden Batılı güçler için mesele İslam dünyası ve Türkiye karşıtlığı
olduğunda gerisinin teferruat olduğu bir daha ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla
derin sessizlik içinde olan Papa’nın bu tutumu da esas itibarıyla bu zihniyetin
bir dışa vurumu olarak değerlendirilmelidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.