M. Kemal Sallı / mksalli@yahoo.com.tr
OHAL ilan edildi. Devletin kurumlarına sızmış olan paralel
yapı elemanlarına karşı büyük bir temizlik uygulanıyor. Bütün bu kargaşa
arasında, Türkiye’nin Doğu Karadeniz sahillerinde sinsice gelişen tehlike
gözden kaçıyordu. Türkiye, güneyden bir ABD/İsrail Koridoru ile kuşatılırken,
kuzeyden de, Pontus Soykırımı hikayesine bağlı olarak hortlatılmak istenen bir
Pontus Devleti ile sarmalanmak isteniyordu. Yazarlarımızdan Oğuz Çetinoğlu, 6
Ağustos 2016 târihinde yayınlanmak üzere 31 Temmuz 2016 Pazar günü yaptığı
röportajda Kıbrıslı akademisyen Emete Gözügüzelli; PKK’nın Karadeniz
bölgesindeki terör eylemlerine dikkat çekmiş ve hedefin, ‘Pontuşçu gizli
militanları aktifleştirmek’ olduğunu söylemişti. (Buna paranoya demek bile az
gelir. Karadenizde ben Rumum, Pontusluyum diyen yok. Demek ki Karadenizlilerin
büyük bir bölümü yazara göre gizli militanmış. Allah akıl fikir versin ve de
aklımızı korusun. HYETERT)
***
15 Temmuz gecesi kendini tankların altına atarak darbe
girişimini önleyen millet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısına uyarak, o günden
beri meydanlarda demokrasi nöbeti tutuyor, ülkesinin birliğini ve bütünlüğünü
hedef alan darbe görünümlü postmodern işgal girişimine karşı bir şahlanış
sergiliyor.
OHAL ilan edildi. Devletin kurumlarına sızmış olan paralel
yapı elemanlarına karşı büyük bir temizlik uygulanıyor.
Bütün bu kargaşa arasında, Türkiye’nin Doğu Karadeniz
sahillerinde sinsice gelişen tehlike gözden kaçıyordu. Türkiye, güneyden bir
ABD/İsrail Koridoru ile kuşatılırken, kuzeyden de, Pontus Soykırımı hikayesine
bağlı olarak hortlatılmak istenen bir Pontus Devleti ile sarmalanmak
isteniyordu.
Yazarlarımızdan Oğuz Çetinoğlu, 6 Ağustos 2016 târihinde
yayınlanmak üzere 31 Temmuz 2016 Pazar günü yaptığı röportajda Kıbrıslı
akademisyen Emete Gözügüzelli; PKK’nın Karadeniz bölgesindeki terör eylemlerine
dikkat çekmiş ve hedefin, ‘Pontuşçu gizli militanları aktifleştirmek’ olduğunu
söylemişti.
Darbe girişimi bastırılmıştı, ama devamından da söz
ediliyor.
15 Temmuz gecesi kendini tankların altına atarak darbe
girişimini önleyen millet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısına uyarak, o günden
beri meydanlarda demokrasi nöbeti tutuyor, ülkesinin birliğini ve bütünlüğünü
hedef alan darbe görünümlü postmodern işgal girişimine karşı bir şahlanış
sergiliyor.
OHAL ilan edildi. Devletin kurumlarına sızmış olan
paralel yapı elemanlarına karşı büyük bir temizlik uygulanıyor.
Bütün bu kargaşa arasında, Türkiye’nin Doğu Karadeniz
sahillerinde sinsice gelişen tehlike gözden kaçıyordu. Türkiye, güneyden bir
ABD/İsrail Koridoru ile kuşatılırken, kuzeyden de, Pontus Soykırımı hikayesine
bağlı olarak hortlatılmak istenen bir Pontus Devleti ile sarmalanmak
isteniyordu.
Peki, nedir bu sözde Pontus Soykırımı hikayesi?
1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in almasıyla tarihe
karışan Rum Pontus Devleti’ni diriltmek Yunanistan’ın yüzlerce yıl canlı
tuttuğu özlemlerinden biridir.
Osmanlı döneminde sesleri çıkmayan Rumlar, 1840 yılından
itibaren, eğitim kisvesi altında Doğu Karadeniz üzerindeki emellerini hayata
geçirebilmek için sinsi, fakat kararlı bir çalışma başlatmışlardı.
I.Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan ve Mondros
Mütarekesi ile orduları dağıtılan Osmanlı’nın güvenlik zafiyetinden yararlanan
Rumlar, Karadeniz bölgesinde Türk köylerini basmaya başladılar. Bu arada, Erzurum
ve Trabzon ile çevresini işgal etmiş olan Rus ordusu üniforması giyerek
Trabzon’a saldıran Rum-Pontus çeteleri şehri bütünüyle yakıp yıkmışlar, masum
insanları katletmişlerdi. Bu vahşi saldırılar sırasında I. Selim’in annesi
Gülbahar Hatun’un türbesi yıkılmış, Müslüman mezarlığı üzerine bir tiyatro
binası yapılmıştı.
Trabzon katliamı sırasında kaç masum insanın hayatını
kaybettiği bilinmiyor. Resmi kayıtlarda, Doğu Karadeniz’de, Pontus çetecileri
tarafından 8 000 Müslüman’ın öldürüldüğü
yazılı.
Milli Mücadele’de Trabzon ve çevresindeki Türkler kendini
savunmak için silahlanmış, Pontusçu
Rumlarla çatışmıştı. Kurtuluş Savaşı sonrasında da, Yunanistan ile yapılan
mübadele anlaşması uyarınca Rumların büyük bir bölümü Yunanistan’a göç etmişti.
Rumlar, Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan çatışmada ölenleri Yunanistan’a göç
edenlerle birleştirmişler, Pontus
Soykırımı yalanını oluşturmuşlardı.
PONTUS SOYKIRIM YALANI
Rumlar 1981 yılında Pontus Soykırımı’nı yeniden dünya
gündemine taşıdılar. 35 yıl boyunca yaptıkları çalışmalarla, başta ABD, Kanada,
Almanya, Rusya olmak üzere, 150’si
Türkiye’den toprak talebinde bulunan 450 dernek kurdular.
Yunan Parlamentosu, Atatürk’ün Samsun’a çıktığı 19 Mayıs
gününü Pontus Soykırımını Anma Günü ilan etti. Selanik’e bir Pontus Soykırımı
Anıtı dikildi. 7 Mart 1994 günü kabul edilen bir yasayla da, 19 Mayıs günü
Yunanistan’da tatil ilan edildi.
1991 yılında Papa 2. John Paul’ün başlattığı Dinle Arası
Diyalog, söylendiğine göre dünya barışına katkı yapmayı amaçlıyordu. Fakat bu
kamuflaj altında sürdürülen çalışmalar giderek etnik ayrışmayı körükleyen
çalışmalara dönüştü. Dinler Arası Diyalog misyonerleri Doğu Karadeniz illerine
ve özellikle Trabzon’u hedef aldılar ve buralarda yaptıkları propaganda ile
gençleri aslen Rum olduklarına inandırmaya çalıştılar.
1990’lı yıllarda ABD’li Prof. Dr. Robert Mahley Trabzon
ve çevre köylerden kan örnekleri toplamıştı. Amaç, Trabzon ve halkın Rum
kökenli olduklarını “bilimsel olarak” ispat etmekti. Prof. Mahley’in bu konuda
yaptığı çalışmalar ABD’de etkili oldu ve Carolina Eyaleti Parlamentosu, 2002’de
kabul ettiği bir yasayla, Türklerin Rumlara soykırım yaptığını kabul etti!
1990’lı yıllarda Trabzon’da yalnızca 10 Hıristiyan
bulunduğu halde 2000’li yılların başında bu rakamın 10 bine ulaştığı
söyleniyordu. Bu gelişmede, bölge halkının aslen Rum olduğu, Osmanlı baskısıyla
Müslüman oldukları propagandası etkili olmuştu. Son yıllarda Dinler Arası
Diyalog, höşgörü ve Avrupa Birliği’ne uyum çalışmalarıyla Hıristiyanlık
propagandası giderek yoğunlaşırken, artık cemaati olmayan kiliseler bile
“kültürel mirasımız” gerekçesiyle, Vatikan’ın UNESCO üzerinden sağladığı maddi
destekle restore edilip ibadete açılıyordu.
Şaşırmamak gerekir. Karadeniz kökenli Başbakanlık eski
Müsteşarı Yaşar Yazıcıoğlu, 2013 yılı itibariyle, Türkiye genelinde 136 bin
Katolik misyonerin, 106 bin de AB misyonerinin bulunduğunu söylemişti.
Hatırlayacaksınız, 2010 yılı Ağustos ayında,
Yunanistan’dan gelen binlerce Rum Trabzon’daki Sümela Manastırı’nda ayin
yapmışlardı. Bu ayini, ABD tarafından “ekümenik” olduğu ısrarla savunulan Fener
Rum Patriği Bartholomeos yönetmişti.
Yunanistan ve arkasındaki dini ve siyasi güçler, insan ve
azınlık haklarına ilişkin uluslararası anlaşmalardan yararlanarak, sistemli ve
organize bir çalışmayla Pontus Soykırımı’nı gündeme taşımaya çalışmaktalar.
Trkiye yakın bir gelecekte, Ermeni Soykırımı’nın yanı sıra, bir de Rum Pontus
Soykırımı’yla boğuşmak zorunda kalacaktır.
PONTUS SOYKIRIMI YALANINI HEM VATİKAN HEM FENER
PATRİKHANESİ HEM DE ABD DESTEKLİYOR
Pontus Devleti’ni diriltme çalışmaları hem Vatikan hem
Fener Patrikliği hem de ABD tarafından desteklenmektedir. Vatikan’ın derdi
Hıristiyanlığı yaymak, ABD’nin derdi ise hem Ortodoks Fener Patriği üzerinden
Ortadoksları hem de Karadeniz’i denetim altına almaktır. Çünkü, Ortadoğu’dan
sonra en geniş enerji yatakları Kafkasya ve Orta Asya’dadır. Hazar bölgesi ve
Orta Asya’ya egemen olmak isteyen bir küresel gücün Karadeniz’i kontrolü altına
alması gerekir. ABD’nin Pontus Devleti’nin canlandırılmasına destek vermesinin
ve Pontus Soykırımı’nı tanımasının nedeni, Doğu Karadeniz bölgesine olan
ilgisiyle ilişkilidir. ABD Doğu Karadeniz’de canlandırılacak Pontus Devleti
üzerinden hem Kafkasya ve Orta Asya’ya uzanmayı hem de Doğu Avrupa ülkelerini
Rusya’ya bağımlı olmaktan kurtarmayı planlamaktadır.
Yunanistan, arkasına aldığı güçlerin desteği ile, son 35
yıldır dünya gündemine taşıdıkları ve sinsi planlarla hayata geçirmeye
çalıştıkları Pontus ideolojisini, şimdilerde PKK maşası eliyle canlandırma
çabasındalar.
Ramazan Bayramı’nda, Karadeniz sahillerine yerleşmek
isteyen PKK yuvalarının kökünü kazıyan generalimizin helikopterinin
düşmesi/düşürülmesi, 15 Temmuz darbecilerinin ABD’ye Rusya’ya ekonomik ambargo
uygulayacaklarına ilişkin söz vermeleri de büyük bir olasılıkla bu sinsi planla
ilişkilidir.
Geçtiğimiz gün Ordu Mesudiye’de üç askerimizin şehit
olduğu PKK saldırısı da Pontus bağlantılı bir gelişmedir.
PKK –PONTUSÇU İŞBİRLİĞİ Mİ?
Yazarlarımızdan Oğuz Çetinoğlu, 6 Ağustos 2016 târihinde
yayınlanmak üzere 31 Temmuz 2016 Pazar günü yaptığı röportajda Kıbrıslı
akademisyen Emete Gözügüzelli; PKK’nın Karadeniz bölgesindeki terör eylemlerine
dikkat çekmiş ve hedefin, ‘Pontuşçu gizli militanları aktifleştirmek’ olduğunu
söylemişti.
Aynı gün Ordu’nun Mesudiye ilçesinde Ormanlık alandan
çıkan PKK’lı teröristler, operasyon yürüten askerlerimize açtıkları ateş
neticesinde 3 askerimiz şehit olmuş, 2 askerimiz de yaralanmıştır.
Hatırlanacağı üzere 2011 yılında Giresun’da ormanlık
alandan saldıran PKK’lı teröristler, 3 polisimizi şehit etmişlerdi.
Bilindiği gibi PKK’nın Karadeniz bölgemizle ilgili hain
emellerinin bulunması zayıf bir ihtimaldir. Buna rağmen 5 yıl ara ile cereyan
eden aynı tarzdaki hain iki saldırı, bölge üzerindeki iddialarını sık sık dile
getiren Pontusçularla PKK’lıların işbirliği içerisinde olduğu endişesini akla
getiriyor.
Genç akademisyen Emete Gözügüzelli Hanımefendi, olayla
ilgili yorumunu şöyle dile getiriyor: ‘Terör örgütlerinin eylem yapmasının iki
yönü vardır: bir düşman gördüklerine karşı, yıpratma, zayiat verdirme hamlesi,
ikincisi de örgüt içine dönük hamledir. İç hamlede amaç, militan kazanmak
niyeti ve mevcut militanları elde tutmaktır.’ Ve Gözügüzelli’nin uyarısı:
‘Karadenizliler, Türk milletinin 15 Temmuz gecesi demokrasiye sâhip çıktığı
gibi siz de topraklarınıza sâhip çıkınız, sessiz kalmayınız!’
Yazarımız Oğuz Çetinoğlu’nun hâdiselerle alakalı yorumu
da şöyledir. ‘Güneydoğu Anadolu topraklarımız üzerinde hak iddia eden Ermeni
komitacıları da, PKK teröristleri de terör eylemleri ile harekete geçmişlerdi.
Bu benzerlik üzerinde mutlaka durulmalıdır. Türk atasözüdür: Yılanın başı
küçükken ezilir. ’
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.