Namık Kemal Dinç-İrfan Çelik / Fotoğraflar: Fatma Çelik
Ezidiler bu toprakların en kadim etnodinsel gruplarından
biri. Yüzyıllardır inançlarından dolayı türlü iftiralara, saldırı ve
katliamlara uğramış, azalmış ama bugünlere gelmeyi başarmış bir grup. Bir
zamanlar bugünkü Türkiye sınırları içerisinde yüzbinlerce Ezidi yaşarken bugün
sayıları 200’ü bulmuyor. Üzerlerine atılan iftiralar nedeniyle yüz yıllardır
damgalanmış ve dışlanmış olan Ezidiler her dönem yeniden üretilen nefret
söylemleri nedeniyle sürekli saldırıya açık bir konumda olmuşlar.
İslam ulemasının ve Osmanlı şeyhülislamlarının Ezidiler
aleyhine yazdıkları fetvalar hala geniş Müslüman kamuoyunun önyargılarının ve
toplumsal bilinçaltının temel kaynaklarını oluşturmaktadır.
Bu fetvalarda kimi
zaman kafir, kimi zamanda mürted (dinden çıkmış) olarak tanımlanan Ezidiler
için öngörülen yaptırımlar, maalesef bugün IŞİD canilerinin yaptıklarıyla
oldukça benzerlik gösteriyor. Din değiştirmeye zorlamak, kabul etmezse
öldürmek, kadınlarına ve çocuklarına ganimet olarak el koymak dile getirilen
gelenek içerisinde öngörülen uygulamalardır.
IŞİD canilerinin Ezidi toplumda yarattığı tahribatı
kelimelerle anlatmak oldukça zor. İnsanlığın en kutsal değerlerini gözünü
kırpmadan ayaklar altına alan bu caniler topluluğu geçmişin yukarıda
belirttiğimiz olumsuz geleneğini de arkasına alarak çok şiddetli bir saldırı
düzenlemiştir. Öyle ki can havliyle kendini dağa atan, bir şekilde kurtulan
Ezidiler ne yaşadıklarını ilk anda anlayamamış, üzerinden birkaç gün geçtikten
sonra başlarına gelenin muhasebesini yapmaya girişmişlerdir.
Fermanın ilk günlerinde her dakika yeni bir kötü haber
duymakla sarsılmışlar. Herkes ilk bir haftada akrabalarını, tanıdıklarını, aile
bireylerinin başına neler geldiğini ve nerede olabileceklerini öğrenmeye
çalışmış. Saldırın boyutlarını ve vahametini öğrendikçe daha bir sarsılmışlar.
Duyulan her kötü haber dağda hayata tutunma dirençlerini biraz daha kırmış.
“Kimisini tutukladılar,
kimisinin başını kestiler”
Şengal Dağı’na sığınmaya çalışırken çok büyük bedeller
ödemişler. Kaçma esnasında IŞİD çetelerinin eline düşmemek için insanlar her
şeylerinden vazgeçmişler. İlk anda yaşanan panik ağır bedellere neden olmuş ve
birçok insan hayatını kaybetmiş. 33 yaşında dört çocuk annesi Neam bu süreci
şöyle anlatıyor:
Bilesin bazıları kollarındaki çocuklarını ayakların
altına attı ve koşarak kaçtı. Can havliyle dağa koştular. Bazıları böyle
çocuklarını alanlara atmış ve kaçmıştı. Bu kez onlar artık geldiler. Kimisini
tutukladılar, kimisinin başını kestiler ve bazılarını yakaladılar. Böyle gidip
bazılarını yolda yakaladılar. Bu caddeydi her kim geliyorduysa DAİŞ’in kontrol
noktalarına takılıyordu. Kadın, kız ve çocukları bir yere koyuyorlardı ve
erkekleri bir yere koyuyorlardı ve üzerlerine yağdırıyorlardı bir silahla.
Hepsini öldürüp atıyorlardı.
Bugün her Ezidinin bir akrabası, yakını, kardeşi mutlaka
IŞİD çetelerince ya öldürülmüş ya da esir alınmış durumda. Her Ezidinin buna
dair bir hikayesi, bir anlatısı var ve tüm Ezidiler 73. Ferman’ı bu hikayeler
ve anlatılar üzerine kuruyorlar, anlatıyorlar ve hafızalara işliyorlar. Dağa
yönelirken kayınbiraderinin arabasının yolda kaldığını ve ilerleyemediğini
gören Neam’ın erkek kardeşi ailesini dağa bırakıp kayınbiraderinin yardımına
gidiyor ve giderken IŞİD çetelerine esir düşüyor. Neam erkek kardeşinin nasıl
çetelerinin eline düştüğünü şöyle anlatıyor:
Erkek kardeşim bu sefer dağdan kendisine yardıma
gidiyor... Yardımına gidiyorlar bakıyorlar DAİŞ o yana geliyor. Buradan
geliyor, artık geliyor bunlar arabayla ona yetişemiyorlar ve arabayı döndürüp
geri de gelemiyorlar. Arabayı durduruyorlar. Bir ev bu taraftaydı, Salihê Mirad
amcamınki ve başka bir ev bu taraftaydı. Kardeşim Xeyrî o eve ve amcam oğlu
diğer eve kaçıyorlar. Her biri bir taraftan. Arabanın kapısını açıyorlar ve her
biri bir tarafa gidiyor. Valla nihayet erkek kardeşim gidip o eve girdi.
Gidiyor görüyor ev dolu kadın, kız, çocuk ve erkektir. 400 insan o evdeydi.
Hepsini, hepsini tutuklamışlar, yakalamışlar. 400 insandan da fazla, 400
insandan fazla içindeydi, biz 400 diyoruz. Bütün kadın, erkek ve çocukları
burada hapsetmişler. Hepsi susuzluktan ve açlıktan çocuklar nefes almakta
zorlanıyordu.
Soykırım süreçlerinde katliamlara katılan kişilerin
motivasyonunu sağlayan en önemli unsurlardan birinin ganimet elde etme isteği
olduğu bilinir. Bu ganimet bazen para, altın, değerli eşyalar olabileceği gibi
bazen kadın ve çocuklar da olabilmiştir. Zengin olan amcasının oğlunun başına
gelenleri Neam şu sözlerle anlatıyor:
Gelip diyorlar hani senin paraların. Salih gidip
cebindeki paraları veriyor. Diyor yok, hani senin evdeki paraların. Bizim
kirvelerimiz, Salih’i tanıyanlar Salih’in üzerine gelmişler. Dedi arabadan
indiler, onlar Suudi ve Afganistanlı Araplar değillerdi. Onlar çevremizdeki
Araplardı. Kocamın amcası çok zengindi. Şeyh gibi, aşiret şeyhi gibiydi.
Zengindi, kocamın amcasıydı. Onun kirvesi onun evine geliyor. Gelip bakıyor,
hepsi kaçmış kimse evde yok. Benim öz amcamın oğlunun evine, onlar gidip
kaçmışlar. Arabalarını falan her şeylerini dağa götürmüşler ve kaçmışlar.
Onları da yakalamamışlar. Yalnız diğerlerini evde yakalamışlar, Salih onları.
Gidip diyor git altınları getir. Çoluk çocuğun içine giriyor. Her biri
altınlarını ve paralarını yanlarında kurtarmışlar. Yani evlerinden altınları ve
paralarından başka bir şey getirmemişler. Alıp kaçmışlar. O kız ve kadınların
bütün altınlarını, kulaklarındaki küpeleri DAİŞ alıyor, mesela Arap idiler DAİŞ
değildi. Zaten DAİŞ ile beraberler. Gidiyorlar, o kadın ve kızların bütün
altınlarını kendilerinden alıyorlar. Kendisiyle olan bütün paraları alıyorlar.
Çoluk çocuğu bindirip Tilafer’e getirip bırakıyorlar. Şimdi nasıldır. 73
kişimiz tutukludurlar, benim ailemden. Mesela benim ailem, amcaoğlumuz ve erkek
kardeşim dahil 73 kişimiz tutukludurlar. Mesela şimdi bir kadın ve altı çocuk
ile iki yaşlı kadın gelmişler, diğerlerinin tamamı tutuklular. Biz bir şeyde
bilmiyoruz, sadece biliyoruz ki bazı kadınlar Til Efer’dedirler ve bazıları
onları kendilerine götürmüşler. Zaten kızları kendilerine götürmüşler, Araplar
ilk günden kızları kendine götürmüşler.
“Çocukları satıyorlar ve halk gidip kendine satın alıyor,
Suriye’dekiler”
Ezidi halkı başlarına gelen son fermanla çok acılar
çekti, çok bedeller ödedi ve hala farklı yerlerde farklı şekilde bedel ödemeye
devam ediyor. Yerlerinden, evlerinden, mallarından ve canlarından olan Ezidiler
hala bedel ödemeye, acı çekmeye devam ediyor. Kendilerinin ifadelerine göre bu
fermanda onları en çok zorlayan ve acıtan şey esir edilmiş kadın ve çocuklar
meselesidir. Bugün Ezidilerin gündemini oluşturan en önemli başlık IŞİD
çetelerinin elinde bulunan kadın ve çocukların nasıl kurtaracağıdır. Neam bu
konuda şunları anlatıyor:
Evet, kocamın dayısının kızıdır. Üç aileydiler. Dediler
şimdi Rakka’dalar. Sonunda o ve altı çocuğu oradaydı bir Arap onları kendine
çarşıda satın almıştı. Hepsini Rakka’nın çarşısına götürmüşler, Rakka’ya
götürmüşler. Bazıları kurtulup Tilafer’den kaçtılar, kendilerine kurtuldular.
Bu sefer satmaya yarayanları, mesela genç iseler, yeni gelen kızlar, genç
kadınlar ve o çocuklar. Çocukları satıyorlar ve halk gidip kendine satın
alıyor, Suriye’dekiler. Sonunda dedi adam çarşıda görüyor, onu ve altı çocuğunu
1200 Dolara satın alıyor. 1200 Dolara onu ve çocukları kendine satın alıp
götürüyor. Sonunda oradan buradan soruyorlar. Diyor gel sen benim kızım
gibisin, sen sağ olana kadar kızım gibi evimde ol. Senin çocukların ile benim
çocuklarımın farkı yok. Ben onları da besleyeceğim, ta ki ailen seni sorana
kadar, o zaman seni onlara vereceğim. Mesela bizim ile onların eli birbirine
yetişene kadar. Rakka’daki söylüyor, Arap olan. Evet. İçinde iyi olan bazıları
var. Mesela içlerinde bazıları iyidirler. Sonunda kendi yanına götürüyor. Diyor
sen ezbere bir rakam biliyor musun (telefon numarası). Erkek kardeşinin
numarasını ezbere biliyordu. Onun numarasını çeviriyor. Çeviriyor diyor odur,
yanımdadır. Kızın erkek kardeşi diyor sana 7000 dolar vereceğiz falan yerde
sınırda bize ver. Böyle kendisini sınıra getirin. Suriye ve Irak sınırı.
Öğreniyorlar, diğer Araplar öğreniyorlar buraya getireceğini. Artık telefonla
mı, birisi şikayet mi etmişti. Her nasıl öğrendilerse kadını ve altı çocuğu
yine adamdan alıyorlar. Kendisinden alıyorlar. Bizimkilerin diğerlerinden
mesela erkeklerden bir haber gelmiyor. Kızları götürmüşler, kadınları
götürmüşler. Genç kadınlar, güzel olanları. Bizim ailenin kızları çok
güzellerdi, kız ve kadınlar çok güzellerdi. Hepsini kendilerine götürdüler.
“80 erkeği sıraya dizdiler ve öldürdüler”
Ezidi halkı DAİŞ çetelerinin eline düşen esirlerini
kurtarmak adına bugün bir dayanışma içerisinde, yalnız çoğu zaman esirlerini
kurtarmak için ilişkilendikleri kimseler tarafından kandırılıyorlar ve zar zor
topladıkları paraları kaptırıyorlar. Bazen sadece paralarını kaptırmakla
kalmıyor canlarından da olabiliyorlar.
Neam yaşanmış bir örnek anlatıyor:
Tilafer’in içinde başıboş bırakılan üç kız hakkında ona
bilgi geldi. Dediler Xeyro’nun üç kızı ordalar. Aileleri dışarıdadır (başka
devletlerdeler) ve bütün paraları yanlarında götürmüşler. Fermandan dolayı
dışarıya gitmişler. Kızları almaya gittikleri zaman yanındaki bütün paraları
topladılar ve Irak’taki akrabalarından topladılar ve bir Êzidi gönderdiler,
aslında onun ile o Arap’ın birbirlerinde telefonu var, kendisinden alacağı
kişinin. İki buçuk deftere( 25000 Dolar), bilmem üç deftere o çocukları almaya
gitti, o üç kızı. Gitti, o Arap ile o birbirlerine yetiştiler ve her üç kızı
getirdiler. Her üç kızı getirip yetiştiriyorlar. Yani parasını toplamışlar ve
bırakmaları için göndermişler. Gidiyor o Êzidiyi öldürüyor ve yanındaki bütün
parayı götürüyor ve yine o üç kızı Til Efer’e götürüyor o Arap. Bırakmıyor,
bırakmıyor ve adamı öldürüyor, paraları kendisinden alıyor ve gidiyor. Hani biz
ne yapalım.
Ezidi soykırımının ikinci yılı bitmekte iken hala
Ezidilerin gündemlerinde soykırımda yaşadıkları var. Her gün yaşadıkları
hikayeleri anlatarak günlerini geçiriyorlar. Onlar yaşadıklarını unutmaya
çalışsalar da bu çok mümkün olmuyor. Çünkü korkunç şeylere şahitlik etmişler.
Bu şahitliklerini yaşamları boyunca unutamayacaklarının farkındalar ve aynı
zamanda unutmak da istemiyorlar. Soykırım süreçlerinde toplu infazlara sürekli
rastlanır ve bu toplu kıyımlar her zaman anlatılmaya devam eder. Neam’ın şahit
olduğu bu toplu kıyımlardan birini anlatıyor:
Biz gördük, mesela biz evlere bakıyorduk evler
görünüyordu... Biz evlerine, arabalarına ve yola bakıyorduk. Vallahi sonunda
bizim olduğumuz yerde gördük kurşun sesleri gelmeye başladı, böyle kaç sefer
silahlar patladı. O erkeklerin hepsini orada öldürdüler. 80 erkeği sıraya
dizdiler ve öldürdüler. Geceleyin arabalar geldiler yaklaşık 100 erkek daha
getirdiler... Onları tararken bazıları daha kendisine kurşun değmeden kendisini
yere atmıştı ve üzerlerine ceset düşmüştü. O aralarından kurtulmuştu. Geldiler
orda olanların hepsini bize anlattılar, dediler hal mesele böyledir.
Canını kurtarmak adına bir şekilde dağdan çıkma yollarını
arayan Ezidiler en yakın akrabalarıyla bile hareket etmek istemiyorlar. Herkes
kendi ailesini ve canını kurtarma derdine düşüyor. Başlarına gelenleri ve dağa
yaşananların hikayesini düşününce bunun yadırganacak bir yanının olmadığını
anlamak zor olmamalı.
Gerisini Neam’dan dinleyelim:
O yeğenlerimiz beş-altı kişiydiler. Dediler valla bir
yerde bir araba var gidip arabaya bineceğiz ve rahatlıkla gideceğiz. Dediler
biz gidip o köy arasından gideceğiz ve Suriye’ye ulaşıp kurtulacağız. Aslında
kaçak yoldan gidip Suriye’ye ve Dêrik’ten kuzey mıntıkasına gidecekler. Kocam
gibi hepimiz kendimizi gölgeye vermiştik, biz yorulmuştuk. Her nereden bir yol
açılsaydı derdimiz oydu ki kendimizi dağdan kurtaralım. Kocam dedi valla ben,
dört çocuğum ve karımda geliyoruz. Dedi vallahi olmaz, eğer bize
saldırsalar(DAİŞ) biz erkeğiz ve kaçıp kendimizi bir yere atarız. Dedi kadın ve
çocukların onların elinde kalır. Dedi siz gelirseniz karın ve çocuklarının
sorumluluğunu almayız ve sizi kendimizle götürmeyiz. Götür getir derken mesela
kovdular, dedi bizimle gelmeyin.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.